
Mezopotamya ovasını seyreden zarif şehir: Mardin
Yazı: Nükhet Everi
Kadim uygarlıkların beşiği, her şeyin başladığı toprakların, ilklerin bölgesi Mezopotamya’nın kuzeydeki giriş kapısı. Mardin bu konumuyla, insanlık tarihinin başlangıcında rol oynamış birçok kavimin, etnik grubun ve dini cemaatin yurdu, geçiş ve kavuşma noktası olmuş. Güzelliğiyle çağlar boyunca bütün gezginleri kendine hayran bırakan bu şehre nereden girerseniz girin, o sizi bir şekilde kucaklar. Şehrin güneyden görünüşü ise tek kelimeyle büyüleyicidir. Yaklaştıkça gördüğünüz manzara karşısında kalbiniz duracak gibi olur. Çok uzaktan bile heybetini belli eden kalenin eteklerinden birbiri üzerine yükselen teraslar halinde tepenin güney yamacına yerleşmiş olan Mardin evleri, sanki önlerinde uzayıp giden ve bir denizi andıran görüntüsüyle uçsuz bucaksız uzayıp giden Mezopotamya Ovası’nı seyreder. Yokuştan yavaş yavaş şehre çıkarken, şehrin tam ortasında yer alan Ulu Cami’nin görkemli minaresi, şehrin surları dışında kalan ve ilk göze çarpan Kasımiye Medresesi gelenleri selamlar. Mardin’e ilk gelişinizse, yokuşun sonunda Diyarbakırkapı’ya götüren yoldan şehrin içine girmeyin. Sağdaki Yeniyol’dan devam edip Mardin’e uzaktan bir bakın. Mardin Kalesi ve çevresindeki surlar, medreseler, külliyeler, camiler, kiliseler ve Mardin’in güzel taş evleri tüm güzelliğiyle karşınızda durur.

Kaybolmaya değer sokaklar
Yeniyolda 1200 metre yükseklikteki Mardin Kalesi yol boyunca size eşlik eder. Kalenin eteklerinde, Mardin taş işçiliğinin güzel örnekleri Mardin evlerini görürsünüz. Ulu Cami ile Şehidiye Camii minareleri ve sur dışında kalan Mort (azize) Şmuni Kilisesi görüntüleri eşliğinde Nusaybin’e giden yola, yani İpekyolu’na doğru devam ederken, sağ tarafta Mardin’in dizi filmlerden aşina olduğunuz genel görüntüsüyle karşılaşırsınız. Yolun sağında kale duvarı gibi yükselen duvarların ardındaki ev, Mardin hakimleri tarafından kullanılmış olan Firdevs Köşkü’dür.
Aslında Mardin yürüyerek gezilebilecek bir şehir. Zaten bir şehri tanımak için yapılacak en güzel şey yürümek, hatta mümkünse sokaklarında kaybolmaktır. Fakat Deyrulzafaran Manastırı ve Kasımiye Medresesi gibi şehrin en önemli iki anıtsal yapısı şehrin biraz dışında kaldıkları için, buralara yürüyerek ulaşmak zor. Bu yüzden şehir gezisine, bu panoramik turun ardından Deyrulzafaran Manastırı ile başlamanız, ardından Kasımiye Medresesi’ne gitmeniz size zaman kazandırır.
Yola devam edince Kıllıtmara / Eskikale köyü üzerinden Mardin’in beş kilometre doğusunda yer alan Deyrulzafaran Manastırı’na ulaşılır. 1293-1932 yılları arasında Süryani Kadim Ortodoks Kilisesi Patriklik Merkezi olan yapı, günümüzde de aktif bir manastır. Mardin ve Diyarbakır Metropolitinin ikamet ettiği Deyrulzafaran Manastırı’nı ziyaret ettikten sonra Yeniyol’dan geri dönerek şehrin diğer ucunda yer alan Kasımiye Medresesi’ne gelirsiniz. Plan özellikleri, taş işçiliği, süsleme motifleri göz önüne alınarak bu anıtsal yapının Artuklu hakimiyeti sonlarında, belki de Zinciriye Medresesi’nin yapımından sonra ve aynı mimar tarafından başlatıldığı, önemli bir kısmının da bitirildiği söylenebilir.

Çarşıları büyük keyif
Bu ziyaretlerin ardından artık Diyarbakırkapı’dan şehre girebilir ve bundan sonrasını tamamen yürüyerek gezebilirsiniz. Diyarbakırkapı’da yolun solunda Süryani Katolik cemaatine ait ve yakın zamanda yeniden aktif hale getirilen Mor Afrem Manastırı bulunur.
1914’te Almanlar tarafından Basra’ya ulaşmak için açılmış olan “Birinci Cadde” üzerinde yürürken, solunuzda Mardin Kalesi ve sağınızda Mezopotamya Ovası manzarasını görürsünüz. Biraz ileride yolun sağında 15’inci yüzyıla tarihlenen ve çeşitli onarımlar görmüş Şeyh Çabuk Camii bulunur. Yolun solunda şehrin ana kilisesi olan Kırklar Kilisesi’nin sokağını göreceksiniz. Asıl adı Mor (aziz) Behnam ve (kız kardeşi) Saro Kilisesi’dir ve 12’nci yüzyıldan bu yana Kırklar Kilisesi olarak anılır. Yolun ilerisinde Cumhuriyet Meydanı’na gelmeden, Mardin’deki pek çok sivil mimari eserde imzası bulunan Ermeni Mimarbaşı Sarkis Bin Lole’nin elinden çıkmış ve şehrin en güzel konaklarından olan, günümüzde ünü Türkiye sınırlarını aşmış şef Ebru Baybara Demir tarafından işletilen Cercis Murat Konağı yer alır. Biraz daha yürüyünce artık Cumhuriyet Meydanı’ndasınız. Sağdaki yoldan aşağı indiğinizde, “İnekler Çarşısı” denilen (suk el bakar), günümüzde meyve sebze satılan çarşıya, oradan da Mardin çarşılarına ulaşırsınız. O yolu takip ederseniz Artuklu’nun Mardin’deki son eseri olan Latifiye Camii ile biraz ileride yine Sarkis Bin Lole eseri olan Gazipaşa İlkokulu binası karşınıza çıkar. Yapının önünden geçip, cumbalı evin yanındaki merdivenlerden çıkınca Mardin’in rengârenk çarşılarına ulaşırsınız. Bundan sonra yolunuzun üzerinde semerciler, Kayseriyye Bedesteni, bakırcılar, kumaşçılar, sabuncular, baharatçılar, marangozlar, eski eşya dükkânları, cam altı boyama ve şahmaran yapan ustalar ve daha pek çok esnaf, sanatkâr ve zanaatkâr sizi bekliyor olacak.
Çarşının ortalarında, Artuklu dönemi önemli mimari örneklerinden, dilimli kubbesi ve minaresiyle Mardin’in sembollerinden olan Ulu Cami bulunur. Ulu Cami’nin biraz ilerisinde yer alan ve 17’nci yüzyıla tarihlenen Revaklı Çarşı’ya vardığınızda merdivenleri çıkıp Marangozlar Kahvesi’nde çay ya da mırra içip soluklanabilir, Mezopotamya Ovası’nın eşsiz güzelliğini izleyebilirsiniz. Sipahiler ya da Tellallar Çarşısı olarak da bilinen Revaklı Çarşı, adından da anlaşılabileceği gibi revaklı bir düzene sahip. Buradan Mardin’in sembolü sayılan ve eve bolluk getirdiğine inanılan Şahmaranlardan mutlaka alın. Şahmaranların cam altı boyama tekniği ile yapılanları daha kıymetli, aklınızda bulunsun.
Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayarak bu sefer de Birinci Cadde üzerinden yürüyerek gezelim Mardin’i. Cumhuriyet Meydanı’nda kalenin altında 19’uncu yüzyılda Süryani Katolik Patrikhanesi olarak hizmet veren ve günümüzde Mardin Müzesi olan yapı ile hemen yanında Meryemana Süryani Katolik kilisesi yer alır. Caddede yürümeye devam ederseniz yolun hemen devamında solda Sarkis bin Lole eseri, Floransa mimari tarzında yapılmış Thomas Çerme Evi, (Şahkulubey Konağı) bulunur. Hemen yanında Mardin Bienali için de kullanılan Alman Karargâhı binası ve onun yanında da Keldani Katolik Mar Hürmüzd Kilisesi yer alır. Artık, dükkânlardan da anlaşılacağı gibi şehrin üst çarşısında yol alıyorsunuz. Yolun sağ tarafında 1960 yılına tarihlenen, güzel taş işçiliğiyle Kasım Tuğmaner Camii’ni görürsünüz. Biraz ileride şehrin cıvıl cıvıl bir başka noktası, Birinci Cadde üzerindeki Kuyumcular Çarşısı başlar. Her dükkân birbirinden güzel takılarla çok çekicidir ve altın işçiliği öne çıkar. Kuyumculuğun yanı sıra, adı Mardin ve Midyat’la anılan gümüş işçiliği telkâri (eritilerek farklı kalınlıkta çekilmiş teller haline getirilen madenin işlenmesi) yöreye özgü en önemli el sanatlarından.

Sivil mimarinin en güzel örnekleri
Kuyumcular Çarşısı’nın başladığı noktada, sol taraftaki büyük merdivenler eski Rüşdiye Mektebi’ne çıkartır sizi. Değişik evrelerden geçen okul Kız Meslek Lisesi olarak bilinir ve kapısı Mardin’in sembollerindendir. Tekrar caddeye inip biraz ileride soldaki dik merdivenlerden çıkarak Zinciriye (Sultan İsa) Medresesi’ne varırsınız. Ana caddeye geri dönerseniz, yolun solunda zaman içerisinde planı üzerinde çok değişiklik yapılmış olan bir kervansaray göreceksiniz: Surur Hanı...
Yolun sağında çeşitli restorasyonlarla günümüze kadar gelmiş tarihi Emir Hamamı; ileride yolun sağında 13’üncü yüzyılda yapıldığı düşünülen ve onarımlar nedeniyle orijinal halinden günümüze çok şeyin ulaşmadığı Şehidiye Medresesi; yolun solunda ise Mardin Artuklu Üniversitesi Otelcilik Yüksek Okulu tarafından Uygulama Oteli olarak kullanılan, Sarkis Bin Lole’nin yaptığı Mardin sivil mimarisinin en güzel örneklerinden Eski PTT binası yer alır.
Burada yol çatal yapar, düz devam ederseniz artık şehrin abbaraları karşınıza çıkmaya başlar. Abbaralar, Akdeniz sivil mimarisinin en güzel örneklerinden olup, genelde binaların altından sokaklar arası geçişi mümkün kılan geçitlerdir.
Biraz ileride yolun solunda bugün Mardin Valiliği tarafından kullanılan geç Osmanlı dönemi yapısını ve tam karşısında da günümüzde Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi olan Hamidiye Alayları Kışlası’nı göreceksiniz. Biraz daha giderseniz Mardin’de 12’nci yüzyıla tarihlenen ve eyvanlı medreselerin öncüsü olan Sıttı Radviyye (Hatuniye Medresesi) karşınıza çıkar. Hemen yakınında Bab-es Sur (Radviyye / Savurkapı) Hamamı bulunur. İsterseniz buradaki ara sokaklardan inerek, isterseniz yolun çatal yaptığı yere geri dönüp aşağıya doğru devam ederek ana cadde üzerinde Bab-es Sur (Melik Mahmud) Camii ve hemen yanında 13’üncü yüzyıla tarihlenen Artuklu Kervansarayı’nı görürsünüz. Biraz daha ileride Savurkapı Mahallesi’nde Ortaçağ şato mimarisini andıran, günümüzde Munganlar olarak anılan Hacı Kermo ailesine ait bir grup ev var.
Ayn Cevze ya da Bab-es Sur Çeşmesi olarak anılan çeşmenin önünden geçince yolun sonunda yer alan Hamza-i Kebir Zaviyesine gelirsiniz. Burada tekrar Yeniyol’a çıkmış olursunuz, bu yoldan ilerlerseniz kale sağınızda, Mezopotamya manzarası solunuzda kalır. 6’ncı yüzyıla tarihlenen Mort (azize) Şmuni Kilisesi’ni gördüğünüzde artık buralardan Abdülkadir Paşa Konağı, Surp Kevork Kilisesi ve Mimarbaşı Lole Evi gibi önemli yapılara da ulaşabilirsiniz.

Baharda göklerde süzülen uçurtmalar
Mardin’i ziyaret etmek için en iyi dönemler ilkbahar ve sonbahar ayları. Her yıl cami minarelerine, kiliselerin çan kulelerine mutlaka birkaç uçurtmanın takılıp kaldığı Mardin’de göklerde güvercinlerin şovuna nazlı nazlı salınan uçurtmalar da eklenince baharın geldiği anlaşılır. Aslında bir Uzakdoğu buluşu olan uçurtmaya Ortadoğu coğrafyasında çok sık rastlanır. Özellikle de Mardin’de uçurtma kültürü oldukça yaygın ve hayatın önemli bir parçası. Damlarında uçurtma uçurulan kaç şehir bilirsiniz?
Mardin’e baharda gelecekseniz, seyahatinizi her iki yılda bir yapılan Mardin Bienali’ne denk getirmeye çalışın. Yine Mayıs ayına denk gelen Mardin’de özellikle Süryani ve Araplar tarafından kutlanan ve bir hafta süren bahar bayramı, Hassıt Merene zamanını da notlarınıza ekleyin. Yağmur sonrası nemli toprak ve mis gibi nergis kokuyorsa, bilin ki bahar gelmiştir Mardin’e. Bu kokular burnunuza geldiğinde etrafınıza bakın, Mardin sokaklarında küçük çocukların başlarının üstündeki naylon leğenlerde nergisler göreceksiniz.

Dara, Midyat, Nusaybin ve Ezidi köyleri
Böylesine zengin bir coğrafyanın öyküsünü dinlemek, görkemine şahit olmak için yalnızca Mardin’i görmek yetmez. Dara, Midyat ve Nusaybin’i ve bu bölgelerde yer alan Süryani ve Ezidi köylerini de gezmek gerekir. Eski çağlarda Mezopotamya’nın önemli yerleşimlerinden biri ve İpek yolu üzerinde Doğu Roma döneminde askeri bir garnizon olan Dara Antik Kentinde, kaya mezarları, sarnıçları, zindanı ve Dara köyünü vakit ayırıp gezin.
Varlığı Asur dönemlerinden bu yana bilinen, Turabdin yöresinin tam ortasında yer alan, tarihin her döneminde hem Süryaniler hem de bölge için önemli bir konuma sahip olan Midyat’ı, merkeze 22 kilometre uzaklıkta bulunan ve Turabdin Metropolitliği merkezi olan Mor Gabriel (Deyrulumur) Manastırı’nı, Midyat’ın tarihi sokaklarını, çarşısını, Midyat Devlet Konukevi adıyla bilinen İsak Şabo evini, Mor Barsavmo kilisesini, şayet vaktiniz varsa Midyat’ın Estel bölgesini de ziyaret etmenizi öneririm.
Hıristiyanlık öncesi kurulmuş bir ticaret kenti olan, “İpek Yolu” diye adlandırılan ve Güney Mezopotamya ile İran üzerinden Akdeniz’e ulaşan ticaret yolları güzergahındaki en önemli noktada bulunan ve bir zamanlar “Mezopotamya’nın Payitahtı” olarak anılan Nusaybin’de Mor Yakup Kilisesi, Zeynel Abidin Camii, Son Tren İstasyonu, Kaçakçılar Çarşısı, Nusaybin (eski ve yeni) Suriye sınır kapılarını da ziyaret edilecekler listenize ekleyin.
Süryani köylerinin tümünü, tek gidişte görmeniz mümkün değil ama mutlaka görülmesi gerekenler: Birleşmiş Milletler Dünya Turizm Örgütü tarafından “En İyi Turizm Köyleri 2025” listesine giren Hah / Anıtlı köyü ve Meryem Ana kilisesi; Salah / Barıştepe köyü ve Mor Yakup Manastırı; geçtiğimiz günlerde Bethkustan köyünden sonra Süryanice orijinal adını resmi olarak geri alan ve kullanan ikinci köy olan Arbo ve eşsiz kiliseleri; Marbobo / Günyurdu köyü ve Morbobi kaya kilisesi; Kıllıth /Dereiçi köyü ve Mor Yuhannon kilisesi... Bölgenin kadim halklarından olan Ezidilerin Kiwax / Mağara köyü de görülecekler listenizde olmalı.
Akşam Mezopotamya Ovası’nın üzerine ağır ağır inerken bir kez daha şehre dönün. Güneş kızıla boyadığı taş evlerin üzerinden veda ederken, Suriye yönünden dalga dalga gelen ve her geçen dakika koyulaşan renk Mezopotamya Ovası’nı biraz sonra bir denize çevirecek. Mardin’in evleri karanlıkta kalacak ve kalenin aydınlatılmasıyla şehir usta bir kuyumcunun elinden çıkmış bir tek taş pırlanta yüzüğe benzeyecek. Bu toprakları dolaşmak Mezopotamya’nın hafızasında yürümek gibidir. Mardin’in taşı, sesi ve gölgesi sizinle kalır. Çoğu yolcu, farkında olmadan, ikinci gelişinin tarihini de içinde taşır.

Gittiğinizde mutlaka yapın
Dünyaca ünlü ve ödüllü Mardinli uçurtma ustası Zahit Mungan’ın atölyesine gidin, kendisinden hayat hikâyesini dinleyin, hatta kendisi ve hava durumu müsaitse birlikte uçurtma uçurun ve mutlaka bir cep uçurtması satın alın.
Yüzlerce yıllık tarifiyle Süryani çörekleri için Üst Çarşı’daki Kana Shop’a uğrayın. İşletmecisi Seyhan Hanım’ın el emeği çöreklerini tadın.
Üst Çarşı’da aile geleneğini sürdüren ve bugün 100 yıllık markalar arasında yer alan kuruyemişçi Davut Selim’in dükkânından, büyükbaba Davut Selim’in buluşu olan meşhur mavi badem şekerlerinden alın. Davut Selim’in torunu ve markanın işletmecisi Davut Ayla işin başında...
Revaklı Çarşı’da el işi cam altı boyama şah maran tablolarını görmeden, almadan dönmeyin. Mardin’de Ebu Burak olarak tanınan Tacettin Toparlı, babasından öğrendiği bakırcılık mesleğini 40 yıldır Revaklı Çarşı’da sürdürüyor. Ebu Burak aynı zamanda iyi bir masal anlatıcısı ve şahmaran ustası.
Üst Çarşı’da yol üzerinde yer alan Topraktan Tabağa Tarımsal Kalkınma Kooperatifinin yürüttüğü üretim ve istihdam projesi olan Hayatım Yenibahar dükkânına gidin, hediyelik alın. Sorgül unu, her türlü çiftçi emeği bölgeye ait doğal ürünler, zeytin ve zeytinyağı, salça ve özellikle de katkısız olarak üretilen Halep sabunu alabilirsiniz.
Bahar aylarında özellikle gün batımında Mezopotamya Ovası’nı gören bir yere çıkarak günün akşama dönüşünü fotoğraflayın. Sabahın erken saatlerinde şehir uyanmaya çalışırken de ışık güzeldir.
Zahmetli bir hazırlama süreci olan mırra Mardin’e özgü bir kahvedir, içmeden dönmeyin.
Eğer vaktiniz olursa; Kızıltepe’nin kuzeyinde yer alan dere kenarındaki yürüyüş yolları ve şelalesiyle ünlü Ğurs Vadisi’ne ve şehrin en eski sabunhanelerinden birinin restore edilmesiyle oluşturulan Mardin Sabun Müzesi’ne de uğrayın.

Mardin’den Küçük Bir Seçki
Mardin benim için sadece bir şehir değil; genlerimin, hafızamın ve kan bağımın uzandığı topraklar... Her dönüşümde, taşın, ışığın ve kokuların çocukluğumdan kalmış bir duyguyu yeniden uyandırdığı bir yer. Mezopotamya’ya bakan bu kadim şehir, zamanı yavaşlatan atmosferiyle her ziyaretçisine başka bir hikâye anlatıyor. Benim Mardin’e her gidişimde uğramayı sevdiğim birkaç adres:
Arura Mardin: Gün batımında burada olmak Mardin’i anlamanın en güzel yollarından biri. Kırlangıç saatinde bir kadeh şarap eşliğinde Mezopotamya Ovası’nı izlemek… Güneş çekilirken yeryüzünün en tılsımlı manzaralarından biri ortaya çıkıyor. Gece olduğunda ise Mardin’in o derin gece mavisi şehrin taşlarına başka bir büyü katıyor.
Mirsoum Han Butik Otel: Eski bir kervansarayın içinde, taş duvarların arasında konaklamak adeta zamanda yolculuk gibi. Mardin’in çok katmanlı tarihini hissetmek için en etkileyici adreslerden biri.
Artuklu Halil Amca: 1965’ten beri kuruyemiş işi yapan Halil Amca’nın dükkânı Mardin’de güvenle alışveriş yapabileceğiniz adreslerden. Kuruyemişten sabuna, baharattan yerel ürünlere kadar pek çok şeyi burada bulabilirsiniz.
Telkâri Ustası Metin Ezilmez: Mardin’in en zarif zanaatlarından telkârinin yaşayan ustalarından biri. Atölyesinde yalnızca üretim değil, aynı zamanda Süryani ustalardan kalan yaklaşık 200 yıllık aletleri görmek de mümkün. Küçük ama çok kıymetli bir zanaat hafızası.
Kebapçı Rido: Mardin’de yiyebileceğiniz iyi ve özgün kebaplardan biri için doğru adres. Gösterişten uzak, ama lezzetiyle hafızaya yerleşen bir durak.
Hamdani: Akşam için güzel bir seçenek. Mardin mutfağının zengin yemekleri eşliğinde geleneksel bir sıra gecesi deneyimi yaşamak mümkün.
Leyli Muse Mutfak: Geleneksel Mardin yemeklerini tatmak için şehirdeki keyifli adreslerden biri. Yerel tariflerin özenle sunulduğu, sakin ve karakterli bir atmosferi var.
Gümüşçü Varlık: Mardin’in ünlü telkâri geleneğini görmek ve güzel örneklerini bulmak için uğranması gereken yerlerden biri.

Nerede yemeli?
- Şef Ebru Baybara Demir’in Cercis Murat Konağı.
- Leyli Muse Mutfak.
- Gönül Mutfağı Mardin Restoran: Tüm geliri İskenderun’daki Gönül Mutfağı Aşevi’ne aktarılıyor.
- Zamarot 1890: Özel ve fine dining deneyimler için gidilebilecek bir mekân. Belli bir sayının üstünde ve özel randevu ile açılıyor. İçinde sabun atölyesi de var.
- Ezgi Tek’in sahibi olduğu Kebikeç Sahaf Cafe.
- Yusuf Usta: İyi kebap denince ilk akla gelenlerden...
- Yahya Usta: Nusaybin’de gidilmesi gereken yerler arasında.
- Pizza da çok meşhur, deneyin: Marbobo Pizza (Marbobo köyü), İzla Pizzeria (Arkah köyü), Deyrulzafaran yolunda Gabriel Pizza da iyidir.
- Marangozlar Kahvesi: Çarşıda manzaraya karşı mırra, çay, kahve içmek için mutlaka bir mola verin.
- Harire Mardin: Reyhan şerbeti, mırra içmek için uğrayabilirsiniz.

Bu yöresel lezzetleri mutlaka tadın
Reyhan şerbeti, basra demlemesi, sumak şerbeti, soğan dolması, kaburga dolması (içi pilavla doldurulmuş kuzu kaburgası), alluciye (ekşili erik yahnisi), lebeniye (yoğurtlu köfteli buğday çorbası), sembusek (kapalı lahmacun), dobo (Süryanilere özge bir et yemeği, kuzu kaburganın badem ve sarımsakla süslenerek fırınlanmasıyla oluşuyor ve bulgur, soğan ve patlıcanla servis ediliyor), kibe (işkembe dolması), kiliçe (çörek), zingil (bir tür şerbetli hamur tatlısı), kahiye (Künefe peyniriyle doldurulan hamurun kare şeklinde katlanıp kızartılmasıyla elde edilen, katmer benzeri şerbetli bir tatlı), yuvarlak yapıda kızarmış bir içli köfte olan ırok ile haşlanma sonrası yoğurt ve pul biber eşliğinde servis edilen ikbebet, Mardin usulü içli köfteler…












