Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
İstanbul Life

Gözlerinizi kapatın, kendinizi bırakın konser başlıyor

İçeriği Paylaş

Uykuyla hayal gücü arasında gezinecek, ruhunuz ve bedeniniz hafifleyecek, gece yarısından sabahın ilk ışıklarına dek sıra dışı bir deneyimin parçası olacaksınız. Müzisyen Emirhan Çelikbilek ile müzik tutkusunu ve zaman algısını değiştiren uyku konseri “Sleepover Experience”ı konuştuk.

Yazı: Begüm Nalbantlı

Prodüktör ve müzisyen kimliğinizin yanı sıra Akustikhane’nin de yapımcılarındansınız. Müzik sizin için bir tutku. Çocukluk yıllarınızda piyano çalarak başlıyorsunuz…

Evet, hikâye biraz klasik aslında. Evde bir piyano vardı ve ben onun başında vakit geçirmeyi seviyordum. Profesyonel bir hedefle başlamadım, daha çok bol bol denemeyi seven bir çocuktum. Piyano benim için hem oyun alanıydı hem de her gün aklımda yeni yeni meraklar uyandıran bir oyuncaktı. O yaşlarda fark etmeden kurduğum ilişki, bugün yaptığım her işin temelini oluşturuyor diyebilirim. Sonrasında, çeşitli gruplar, projeler, besteler derken bir enstrümanist olmaktan ziyade, daha çok farklı fikirleri hayata geçirmemi sağlayacak bir prodüktör olma yoluna doğru ilerledim.

Hayatınızın ileriki yıllarındaysa reklam sektöründe çalışırken bu merakınızı profesyonelliğe taşımaya karar veriyor, içinizdeki sesin peşine düşüyorsunuz. Kolay bir geçiş oldu mu sizin için?

Kolay demek doğru olmaz ama dramatik bir kırılma da değildi. Daha çok içten içe biriken bir his vardı. Geç kalmış olma korkusu bence bu gibi dönemeçlerde hem insanın içini kemiren bir düşman hem de adım atmayı sağlayan bir motivasyon kaynağı. Benim için de durum biraz bu duygunun verdiği panikle başladı. 30 yaşında bireysel bir müzik kariyeri başlatmaya karar verdim. Ama zaman geçtikçe şunu daha iyi anlıyorum: Bir su damlası düşmeye başlamadan önce birikiyor, toplanıyor. Reklam sektöründeki yıllarım da aslında o birikimin bir parçasıydı. O dönem öğrendiğim disiplin, üretim alışkanlığı ve hikâye kurma becerisi bugün müziğime çok katkı sağlıyor. Başlangıçtaki o “acaba geç mi kaldım?” hissiyse zamanla yerini akışa bırakmaya bıraktı. Su kendi yolunu buldukça ben de hem ürettiklerimi paylaşmaktan hem de sahnede olmaktan daha fazla keyif almaya başladım.

Elektronik, house, deneysel… Siz kendi yaptığınız müziği nasıl tanımlarsınız?

Bir janraya sıkıştırmakta zorlanıyorum açıkçası. Bazen dans pistine dönük, enerjik ve hareketli bazen tam tersine yavaş, içe dönük ve neredeyse meditasyon gibi. Bu aralar sahnede daha çok dans müziği çalıyor olsam da stüdyoda ambient ve deneysel alanlara daha fazla giriyorum. Geniş bir spektrumda çalışmak bana özgürlük hissi veriyor. Aynı insanın hem gece dans etmek isteyip hem de sabah sessizliğe ihtiyaç duyması gibi… Müziğim de biraz o ruh hâllerinin toplamı. Ama hadi yine de toparlayacak olursak bugün ürettiğim müzikleri techno, house, ambient ve deneysel elektronik müzikleri arasında saymak mümkün.

Bahsettiğiniz bu geniş spektrumun içindeki en ilgi çekici konserlerinizden biri de uyku ve hayal gücü arasında sıra dışı bir deneyim yaşatan, “Sleepover Experience” ismiyle düzenlediğiniz uyku konseri. Çıkış noktası nedir bu konserin?

Sleepover fikri, Berlin’de benzer bir deneyime katıldığımdan beri, uzun zamandır zihnimde dolaşıyordu. Uykuya dalarken yaşadığımız o ara bilinç hâli beni çok etkiliyor. Ne tam uyanıksın ne tam uykuda… Zaman algısı değişiyor, duyular keskinleşiyor ya da tamamen silikleşiyor. Özellikle uyaranlardan kaçmanın neredeyse imkânsız hale geldiği günümüzde bu bireysel zaman aralığı, bence hayatımızdaki önemli bir zaman aralığı. Yaklaşık iki yıllık bir çalışmanın sonucunda, uykuya dalarkenki bilinç durumunu sabaha kadar tekrar ve tekrar yaşatan bir müzikal kompozisyon besteledim. Yapısal olarak da klasik bir konser akışından çok farklı, anlık değişimlere ve doğaçlamalara alan açan bir müzikal performans alanı kurgulamaya çalıştım.

Gece yarısı başlayıp sabahın ilk ışıklarına kadar süren, herkesin yatarak deneyimlediği bir konser bu. Dünyada birçok benzer örneği var ama her sanatçı bunu kendi diliyle yorumluyor. Benim için bu proje, ses üzerinden bir “alan” kurma denemesi. Müzik, ışık, alanın mimarisi, diğer izleyicilerin varlığı, sürenin uzunluğu, hepsi aslında alışılmışın dışında bir deneyim tasarımının birer parçası. Amacı ise, herkesin uyku gibi bireysel bir zaman dilimini bambaşka bir ortamda deneyimlerken yalnızca müziğe odaklanacağı bir dinleme atmosferi yaratmak.

“Bu evrene yalnızca kulak vermiyorsun, zamanın içinde yavaşça sürükleniyorsun” cümlesiyle anlatıyorsunuz “Sleepover Experience”ı. Bu sizin kendi tanımınız. Peki konser sonrası katılımcılardan duyduğunuz en hoşunuza giden, en sık duyduklarınız nedir? Onlar nasıl ifade ediyorlar duygularını?

En çok duyduğum şey şu: “Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.” Bu benim için çok kıymetli. Çünkü tam olarak amaçladığım şey zaman algısının kırılması. Bazıları “Rüya gördüm ama müzikle iç içeydi” diyor, bazıları “Hiç uyumadım ama sabah çok dinlenmiş hissettim” diyor. Kimisi de hayatında ilk kez bir konseri gözleri kapalı deneyimlediğini söylüyor. En çok gelen geri dönüş ise şu olmuştu: “Bu bir konser değil, bir deneyim.” Bu deneyimi de herkes kendine göre yaşıyor. Gece boyu uyuyan da, gözünü bile kırpmayan da var. Resim çizen de, yazı yazan da var. Dans eden de, meditasyon yapan da. Bence bu projeyi bir bakıma ayırt edici kılan nokta da oluşturduğum bu alanın içini birlikte yaratarak doldurmamız. Bu sebeple herkesin anlatacak farklı bir deneyim yaşadığına çok eminim.

Bu geri dönüşlerin bir sonraki performanslarınıza katkıları oluyor mu?

Kesinlikle oluyor. Sleepover yaşayan bir format olduğu için her edisyon bir öncekinden besleniyor. Katılımcıların deneyimlerini dinlemek, akışta nerelerin daha fazla açıldığını ya da nerelerin sadeleşmesi gerektiğini anlamamı sağlıyor. Ama temel kompozisyonun ruhunu korumaya özen gösteriyorum. Çünkü o yapı bilinçli olarak kurulmuş bir hikâye anlatısına dayanıyor.

Burning Man, Sonar gibi global festivallerde de ilgi çeken performanslar sergilediniz. Yaptığınız müzikten sizi dinleyenler hep övgüyle bahsediyor. Peki müzik kariyerinizde şu an hayal ettiğiniz noktada mısınız? Başka ne gibi planlarınız var?

Hayal ettiğim noktada mıyım? Sanırım hiçbir müzisyen tam olarak buna “evet” cevabını veremez. Ben de veremiyorum. Ama en azından bana iyi hissettiren ve iyi gelen bir yolda olduğumu hissediyorum. Günün sonunda ortaya koyduğumuz her eser son derece bireysel bir şey. Oldukça da kırılgan. Bu yüzden hayal ettiğin noktada olmaktansa süreç boyunca iyi hissetmeye devam edebilmek bence daha kıymetli. Önümüzdeki dönemde farklı isimlerle yaptığım iş birlikleri yayınlanacak. &Friends, Nathan Nicholson ve Emre Arısev ile uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir single geliyor. Mayıs ayındaysa daha büyük bir solo projenin başlangıcını yapacağım. Bir yandan konserler devam ediyor, bir yandan da uluslararası sahnelere daha fazla ağırlık vereceğim bir dönem beni bekliyor.

En yakın tarihli “Sleepover experIence” ne zaman olacak?

2026 yılı içinde İstanbul’da iki özel mekânda yeni Sleepover Experience edisyonları planlıyoruz. Tarihler çok yakında netleşecek. Güncellemeler ve başvuru formu için @sleepover_experience Instagram hesabı üzerinden duyuruları takip etmek mümkün.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo