Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
İstanbul Life

İstanbul'da cazın kısa tarihi: Mekânlar, festivaller ve dönüm noktaları

İçeriği Paylaş

İstanbul’da cazın kökleri 1920’lere uzanıyor; Bebek’te açılan ilk kulüplerden büyük festivallere, 2000’lerin caz mekânlarından günümüzün popüler sahnelerine uzanan bu yolculuk, şehrin kültürel hafızasında önemli bir yer tutuyor. Konuk yazarımız Alper Bahçekapılı, caz müziğinin şehirdeki izini sürerek hem İstanbul’un caz tarihine ışık tutuyor hem de “İstanbul güncel caz ortamını yakalamak için nerelere bakmalı, nerelere gitmeli, hangi etkinlikleri takip etmeli?” gibi soruların yanıtlarını arıyor.

Yazı: Alper Bahçekapılı

Sene 2001, üniversitedeyim. Müzikle bağımın gittikçe güçlendiği, hayatımın merkezine konserleri koyduğum yıllar. O zamanlar sekiz yaşındaki İstanbul Caz Festivali’ne (bu sene 29 oldu) ilk defa izleyici olarak katılacağım. Hayatımın yönünün tek bir konserle değişeceğinin de henüz farkında değilim. PJ Harvey’nin 2001 yılında Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda, İstanbul Caz Festivali kapsamında verdiği konseri izlediğim gece, müzik üzerine yazmaya ve bir dergi yayımlamaya karar vermiştim. Sonrası benim için malum, 21 yıldır yazı yazıyorum. Bu sayıda 25’inci yılını kutlayan İstanbul Life dergisi, İstanbul’daki caz hayatı üzerine bir yazı yazmamı istediğinde aklıma ilk bu anım geldi. Bir caz festivalinde izlediğim ilk konserin bir rock’n roll yıldızına ait olduğu düşünülürse; caz bilgime temkinli yaklaşılması gerektiği aşikâr. Fakat bu festivaldeki deneyimim bana müziğin, özellikle de canlı izlenen müziğin insanı nasıl bir güçle şekillendirip yönlendirebileceğini düşündürmüştür. Tek bir mekân, tek bir konser size bambaşka kapılar açabiliyor. Girmesi size kalmış. Benim şahit olduğum, deneyimlediğim 2000’ler sonrası İstanbul’u da sadece müzik değil, kültür sanatın her formu açısından oldukça parlak ve zengindi. Caz da bu zenginliğin elbette parçasıydı. Hâlâ da öyle. Fakat buraya nasıl geldiğimizi anlamak için önce biraz geçmişe bakmak gerekiyor.

Paris'ten İstanbul'a gelen caz

Türkiye’de, özellikle de İstanbul’daki caz müzik tarihini anlamaya çalıştığınızda fark ettiğiniz ilk şey, bu alandaki kaynakların sınırlılığı oluyor. Ağırlıkla (ne yazık ki) niş bir yerde duran caz müzik üzerine söz söyleyen elbette çok değerli insanlar, kurumlar var. Ama söz konusu olan geçmişse, biraz kazı yapmanız gerekiyor. Genel bir manzara isterseniz Batu Akyol’un ‘Türkiye’de Caz’ belgeseli iyi bir giriş olabilir. Bu tarih kazısına başladığınızda İstanbul’un caz hayatının zamanında aslında şehrin nasıl dört bir yanına yayıldığını hemen kavrıyorsunuz. Önce en başa gidelim. İlhan Mimaroğlu’nun da işaret ettiği üzere; şehrin ilk caz toplulukları 1920’lerde, İstanbul’un çok uluslu demografik yapısı sayesinde üretim ve icralarına hızlıca başlıyorlar. Cazın dünyadaki mevcut eğiliminden, Amerikan ekolünden bağımsız olarak, bizde Fransa’dan gelen bir altyapı var. Paris’ten o yıllarda İstanbul’a dönen iki isim, Türkiye’de cazın doğuşu konuşulduğunda sıklıkla anılıyor. Keman eğitimi alan Leon Avigdor, o yıllarda İstanbul’da bir dörtlüyle, caz temasını da barındıran dönemin önemli eserlerini çalıyor. Bir başka isim, Gregor Kelekyan da Paris’ten İstanbul’a dönüşünde cazın ön planda olduğu icralarıyla beğeni topluyor. Hatta kendisi Louis Armstrong’un da yakın dostuymuş. 1930’larda ise Gido Kornfilt’in orkestrası ön plana çıkıyor.

İlk caz kulübü Bebek'te

1940’larda caz müziğin İstanbul’daki birçok mekâna nüfuz etmeye başladığı gözlemleniyor. Kadıköy Halkevi başta olmak üzere Moda Deniz Kulübü, Anadolu Kulübü ve Caddebostan Plaj Kulübü cazla ilgilenenlerin uğrak noktası haline geliyor. 1950’lere gelindiğinde ise Türkiye ve elbette İstanbul, kendi caz müzisyenlerini de yetiştirmeye başlıyor.

Kayda geçenlere göre İstanbul’da caz kulübü olarak nitelendirilebilecek ilk mekânlar da bu yıllarda açılmaya başlıyor. Hatta bunlardan ilki de armonika ustası Hasan Kocamaz’ın Bebek’te açtığı 306. Taksim Belediye Gazinosu, Kervansaray, Caddebostan Mehtap ve Şan Tiyatrosu dönemin cazla da ilişkili önemli mekânlarından. 1960’lara gelindiğinde değişen müzik algısının da etkisiyle dünyada olduğu gibi İstanbul’da da caz düşüşe geçiyor. Bu düşüşe rağmen canlı cazı ayakta tutan bir dizi mekân varlık göstermeyi sürdürüyor. Bunların başında Sıraselviler’deki Kulüp 12, Ataköy Plaj Gazinosu, Playboy, Suadiye S Kulüp geliyor. 1970’lerde ise İstanbul’da sadece birkaç caz kulübü ayakta kalıyor; Taksim’deki Fuaye ve Elmadağ’daki The Ryhthm Section belki bu dönemde sayılabilecek yegâne mekânlar.

Festivallerin dönemi başlıyor

Aynı dönemde, 1973’te İKSV’nin düzenlemeye başladığı ilk İstanbul Festivali’nin ardından, seyirciler zaman zaman caz müzisyenlerini festival kapsamında da dinleme fırsatını buluyorlar. 1980’lerde ise önemli bir an yaşanıyor; BİLSAK Caz Festivali sahneye çıkıyor. Yeniköy’de BİLSAK Caz Merkezi adıyla bir mekânı da bulunan Bilim Sanat Kültür Kurumu, o yıllarda cazın yeşermesine katkı sağlıyor. Dönem, İstanbul’da caz müziğin farklı muhitlere de yayılmaya başlamasına vesile oluyor. Levent’te Ece Bar, Arnavutköy’de Naima ve Korukent Jazz Bar o yılların uğrak noktaları arasında sayılıyor. 1990’lar ise iki büyük festivalin doğmasına alan sağlıyor. Varlıklarını halen sürdüren Akbank Caz Festivali (1991) ve İstanbul Caz Festivali (1994) şehrin kültürel hayatına bu dönemde giriyor. İstanbul’un sayısız muhitine yayılan, yerli ve uluslararası caz dünyasının en seçkin isimlerini dinleyicilerle buluşturan her iki festival de bu şehrin caz müzikle ilişkisi açısından dönüm noktaları olarak sayılabilir.

2000’lerin caz kulüpleri

2000’ler caz tarihinde özel bir yerde duruyor. Müziğe dair kayıt ve dağıtım teknolojilerindeki yenilikler, Türkiye’den genç caz müzisyenlerinin seslerinin daha da duyulmasını sağladı. İstanbul’un özellikle 2000’lerin başında yakaladığı kültürel ivmenin de etkisiyle birçok caz kulübü kapılarını müzikseverlere açtı. Galata Kulesi’nin dibindeki Önder ve Zuhal Focan’ın mekânı Nardis Jazz Club bu mekânların başında geliyor. İlhan Erşahin’den Nublu, Kerem Görsev’den Ortaköy’deki İstanbul Jazz Center ve Taksim’deki Mitanni diğer yıldızlardı. Babylon gibi farklı müzik türlerini kapsayan mekânlar da sıklıkla caza dokunan programlarıyla, caz ortamına katkıda bulundular. 1990’ların sonunda İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde açılan Müzik Bölümü caz müzisyenlerinin yeşermesine eğitim anlamında olanak sağladı. 2016 yılına kadar basılı olarak yayımlanan (varlığını dijital olarak sürdüren) Jazz Dergisi’nin yanı sıra caz portalı Cazkolik de Türkiye’de ve İstanbul’da müziğin gelişimine ciddi anlamda destek oldu. İstanbul’un caz ortamı günümüzde de halen, hatırı sayılır bir ölçekte varlığını sürdürmeye devam ediyor.

Günümüzde caz nerede?

Peki günümüzde İstanbul’da caz açısından hangi mekânlar, oluşumlar revaçta? 20 yıldır varlığını süreden Nardis Jazz Club önemini koruyor. Taksim’deki Bova Sahne son zamanların popüler adreslerinden biri. Zorlu PSM içindeki Touché haftanın neredeyse her günü, Türkiye caz sahnesinin önemli isimlerini ağırlıyor. Akasya’daki The Badau, Anadolu Yakası’nın kıymetli caz kulüplerinden biri. Yine Kadıköy’deki Noasis bu zorlu alanda varlığını sürdüren mekânlardan. Moda’daki Outro Music Store da zaman zaman caz etkinliklerine ev sahipliği yapıyor. Borusan Müzik Evi çağdaş cazı da kapsayan geniş programıyla önemli bir rol üstleniyor.

İstanbul caz kültürünün vazgeçilmezlerinden olan İstanbul Caz Festivali bu yıl 29’uncu kez dinleyicilerle buluşacak. 25 Haziran-7 Temmuz tarihlerinde gerçekleşecek festivalde Melody Gardot, Enrico Pieranunzi Trio, John McLaughin & The 4th Dimension ve Dianne Reeves dahil birçok isim sahne alacak. PSM’nin bu sene gerçekleştireceği London X İstanbul: Zorlu PSM Meets EFG London Jazz Festival de öne çıkıyor. 14-29 Mayıs tarihlerindeki festivalin programında Sons of Kemet, Nubya Garcia, Kokoroko, Jordan Rakei ve Binker & Moses gibi isimler yer alıyor. Sözün kısası İstanbul’da caz kültürü günümüzde de varlığını sürdürmeye devam ediyor. Umarız gelecekte daha da renkli bir kıvama gelir. Herkes de hayatını değiştirecek o konsere ama ufak bir caz kulübünde, ama büyük bir festivalin ortasında denk gelir. Kim bilir…

(Harun İzer ve Şevket Akıncı’ya sohbetleri için teşekkürler.)

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo