Haber kapak görseli
Genel
11 dk okunma süresi
İstanbul Life

İstanbul'da, İstanbul'dan arınmak için: Kuzguncuk

“Ah nerede o eski İstanbul?” diyenler için soluk alınacak en güzel semtlerden biri Kuzguncuk… Burada hâlâ zincir market de, zincir kahveciler de, koca koca binalar da yok. Mahalleli olmanın kitabını yazan Perihan Abla ve Meraklı Melahat her an karşınıza çıkıp “Hadi gel çay koyalım, iki lafın belini kıralım” diyecekmiş gibi…

Ayşegül Savur Özgen

İstanbul’un her zaman gözde bir semtiydi Kuzguncuk. Buna kuşku yok. Boğaz’ın Anadolu yakasında, Üsküdar ile Beylerbeyi arasında yer alan bu küçük ve sevimli mahalle, Osmanlı döneminin izlerini taşıyan eski evleri, kahveleri ve fırınlarıyla burada yaşayanlar ve ziyaretçileri için de huzur dolu bir Boğaz adresi oldu hep. Ama onu, diğer Boğaz semtlerinden ayıran farklı bir enerjisi olduğu da tartışılmaz. Bunda Perihan Abla, Süper Baba, Ekmek Teknesi gibi bugünün entrika dolu Türk dizilerinin aksine, mahalle kültürünün güzelliğine, ailenin bütünlüğüne, aşkın gücüne, dostluğun mucizelerine odaklanan yapımların çekildiği yer olmasının da etkisi büyük. Ama Kuzguncuk zaten bu temalara en uygun yer olduğu için yapımcıların gözdesi değil mi?

Yıllar içinde dizilerin yanına bir de sosyal medya eklenince Kuzguncuk tam bir rüya mahalle olarak İstanbul’un içinde bir başka İstanbul hayalini besler oldu. Hani “Boğaz kıyısında yaşasam ama mahallenin tam ortasında olsam, herkes birbirini tanısa, selamlaşsa, iki adımda istediğim her şeye ulaşsam, apartmanda değil de bahçeli bir evde yaşasam ama bu ev öyle lüks rezidans villası olmasa” dedirten bir hayal… Kuzguncuk tüm bunların birleştiği bir masal semt. İlgi her geçen gün arttığı için, bu karakteristik özellikleri bozulur mu korkusu da besleniyor. Ama şükür! Şu ana kadarki gelişme burada yarattığı ziyaretçi kalabalığının dışında doku anlamında bir bozulmaya yol açmış görünmüyor.

Üç dinin buluştuğu semt

Önce biraz tarihi bilgi… Kuzguncuk’un eski adının, ‘Altın Kiremit’ anlamına gelen ‘Hrisokeramos’ olduğuna dair bilgiler var. Bu adın da Bizans döneminde, II. İustinos (565-578) tarafından yaptırılan çatısı altın yaldızlı kiremitlerle kaplı bir kiliseden geldiği düşünülüyor. Semtin eski adının Kosinitza olduğu ve zamanla bozularak Kuzguncuk’a dönüştüğü de bir başka hikâye… Hatta semtin müdavimleri hatırlar, İbrahim Özyürük’ün açtığı Kosinitza adlı restoran 2000’lerin başında fırtına gibi esiyordu. İbrahim Bey’in tüm misafirleriyle tek tek ilgilendiği, yemeklerini anlattığı bu küçücük mekânda bir anda İtalya’nın, Fransa’nın yıllarca bir aile tarafından işletilen ve kalitesi asla bozulmayan şık ve mütevazı lokantalarına ışınlanmış gibi olurdunuz. Ne yazık ki Kosinitza 2014’te kapandı. Şimdi İcadiye Caddesi’nin girişinde yine Kosinitza adıyla küçük bir kafe var ama sanırım buranın İbrahim Bey ile ilgisi yok.

Bu küçük parantezden sonra tarihe geri dönelim. Evliya Çelebi’ye göre Kuzguncuk adı Fatih Sultan Mehmet zamanında buraya yerleşmiş “Kuzgun Baba” adlı bir dervişten geliyor.

Kuzguncuk’u kent tarihinde farklı bir yere koyan en önemli özelliği, İstanbul’un Anadolu yakasındaki ilk Musevi yerleşimi olması. 17’nci yüzyıl kaynaklarına bakıldığında burası bir Musevi köyü olarak görünüyor. Semt, Osmanlılara sığınan Yahudilerin yerleştiği ilk yerlerden biri olarak biliniyor. Daha sonra Ermeni nüfus da belirlemeye başlıyor. Kuzguncuk bugün de üç dinin birleştiği adeta Antakya gibi bir ruha sahip. Kuzguncuk Bet Yaakov Sinagogu, Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi ve 1950’lerde Müslümanların sayısının artması üzerine açılan Kuzguncuk Camii birbirleriyle adım mesafesinde konumlanıyor.

Özellikle havadan çekilen fotoğraflarda dinlerin bu birlikteliğini açıkça görmek mümkün. Kuzguncuk bu haliyle de ziyaretçilerin ilgi odağı…

İsmet Baba’sız olmaz

Kuzguncuk’un bir yanı Boğaz, diğer tarafı ise İcadiye Caddesi üzerinde ‘çarşı’ diye anılan bölgeye uzanıyor. Bugün popüler olan mekânlar da ağırlıklı olarak İcadiye Caddesi üzerinde.

Uzun yıllardır İcadiye Caddesi’nin girişinde bulunan iki mihenk taşı var. Biri Boğaz kıyısındaki İsmet Baba restoranı, diğeri de Dilim Pastanesi… Karşılıklı konumlanan bu iki Kuzguncuk emektarı bugün de popülaritelerinden hiçbir şey yitirmemiş olarak dimdik ayakta. İsmet Baba yaz-kış, günün her saati dolu. Bina hayli eski. İnsan içeri girdiğinde, denizin üzerindeki bölüm çöker de suya dökülür müyüz diye düşünmeden edemiyor. Fakat buranın insana çok iyi gelen bir yanı var. Baba evine gelmişsiniz gibi bir his… Mekân da, çalışanlar da sıcacık. Girişte İsmet Baba’nın yıllara yayılan müdavimlerinin fotoğrafları ve isimleri sergileniyor. Çoğu gayrımüslim, ne isimler, ne lakaplar… Müze gibi inceleyebilirsiniz.

İsmet Baba’lık bir gününüzde değilseniz, Dilim Pastanesi’nden ya da İcadiye üzerindeki tarihi fırınlardan kapın nevalenizi, restoranın yanında Boğaz’a bakan küçücük meydana oturun. Simidinizi, poğaçanızı yerken martıları, Boğaz’ı izleyin. Ya da hiçbir şey almayın; Orhan Veli’nin “Hava bedava, su bedava” dizesinin izinde beş kuruş harcamadan günün tadını çıkarın. Az ileride, yine Boğaz’a sıfır konumlanan ve daha geniş alana sahip olan park da bunun için ideal. Dilerseniz yol üstündeki Çınaraltı veya Vapur Kafe’ye oturup çay kahve sohbeti de yapabilirsiniz.

Sürekli eklenen yeni mekânlar

Eskiden geceleri Taksim ve İstiklal Caddesi’ne çıktığımızda ‘bar hopping’ yapardık. O bardan bu bara girer çıkar dururduk. Kuzguncuk da kafeleri açısından biraz o dönemi andırıyor. O kafeden bu restorana, birbirine çok yakın mesafeler içinde akıp durabilirsiniz. Şimdi asıl canlılığın yaşandığı İcadiye Caddesi’nden içeri girip, çarşıya uzanalım. Hemen sağda, vitrinindeki kruvasanlar ve bademli Datça gazozlarıyla, küçücük Masal Cafe karşılıyor semtin ziyaretçilerini. Kuzguncuk eskiden daha çok fırınlarıyla ünlüydü, kafelerin açılmaya başladığı dönem çikolata-kahve furyası oldu. Bugün de bu akımın devam ettiğini söylemek mümkün.

Hoş görüntüsüyle dikkat çeken Cream&-Puff yüzde 100 bademden yapılmış çeşit çeşit makaronları ve ekler çeşitleriyle şekeri hayatından çıkarmaya çalışanları baştan çıkarmaya kararlı. Onun karşısında yer alan Tarihi Kuzguncuk ve Güz Fırınları da gerek ekmekleri, gerekse çeşit çeşit pastane ürünleriyle “Diyet yapan buralara uğramasın” dedirtiyor. Kuzguncuk Ada Cafe özellikle kahvaltı meraklılarının bildiği adreslerden. Girişteki duvarında konuklarını Il Postino illüstrasyonuyla karşılayan ve adı da buna uygun şekilde Neruda olan kafenin içi de sahibinin edebiyata, sinemaya, sanata olan merakını ortaya koyuyor. Salvador Dali, Gibi dizisi karakterleri, Behzat Ç., Sadri Alışık, Charlie Chaplin, Turgut Uyar, Barış Manço kafenin duvarlarında ziyaretçilerini selamlıyor.

Neruda Coffee’nin karşı tarafında lezzet geçidi, vitrini pastalarla dolu Kuzguncuk Kahvesi, Aliki Cafe ve semtin eskilerinden Piruze ile devam ediyor. Piruze’de kahve ve tatlı çeşitlerinin yanı sıra, kuru fasulye, mercimek çorbası, kısır gibi geleneksel tatları bulmak mümkün. İster kahvaltıya gidin, ister çay kahveye, isterseniz ev usülü yemek yemeye… Her zevke uygun.

Semt sakinlerinin ve müdavimlerinin bir başka gözdesi de ev tadında yemeklerin bulunabileceği Pita… Galette, Kuzguncuk Çikolata Cafe ve Lâl Mekan da, yemeğin ardından mekân değiştirmek için alternatifler.

Kuzguncuk’ta kurulan ve şöhreti burada yakaladıktan sonra Suadiye ve Çiftehavuzlar şubeleri de açılan közde dönerci Metet, “Kuzguncuk” denince ilk akla gelenlerden. Çok değil bundan birkaç yıl önce, İcadiye’nin Metet’ten sonraki kısmındaki mekânların sayısı yok denecek kadar azdı. Artık öyle değil.

Kuzguncuk Bostanı’na bakan Habitat Kitchen ve Bostan Cafe’den ilerleyince sağlı sollu mekân alternatifleri devam ediyor. Kuzguncuk Burger, Bastet Coffee, Mayadan, Cafe Bleu, Vanilin Chocalate, Çikolatacı Aziz Bey, Angie Bookstore&Cafe bu hatta izini sürebileceğiniz yerler.

Yok böyle bir cheesecake

İcadiye’ye açılan sokaklarda da hazineler var. Örneğin Perihan Abla Sokak’ta el yapımı makarnalarıyla ünlü Pastafarian… Ve Kuzguncuk’a gidip de “Uğramadan asla dönmeyin” diye ısrarcı olacağım San Sebastian Mutfağı. Burada tatlı olarak sadece San Sebastian cheesecake yapılıyor. Ferah ve zevkli dekoruyla sizi hemen içine alan kafeye girer girmez, karşınızdaki camekanlı dolapta kelepçeli kalıplarının içinden henüz çıkmamış tazecik cheesecake’leri görüp kendinizden geçiyorsunuz. Öylesine tazeler ki, yedikten saatler sonra bile onların hayalini kuruyorsunuz. Sırf bunun için bile Kuzguncuk’a gitmeye değer!

Belki herkesin önünden geçmeyeceği ama Kuzguncukluların iyi bildiği bir yer de sırada. Semtin hareketliliğinden biraz sıyrılmak isterseniz, gerek sohbet, gerekse çalışmak için Glow Cafe ideal.

Özgün işlerin merkezi

Kuzguncuk özellikle kültür-sanat çevrelerinin radarında. Semt, her şeyin aynı olmasından bunalan, özgün işler yaratmak ve görmek isteyen insanlar için ilham kaynağı. Durum böyle olunca, pek çok sanat galerisi ve tasarım atölyesi için de doğal bir adres olmuş.

Nilgün Berber’in İcadiye Caddesi üzerindeki küçücük, ahşap çerçeveli dükkânındaki takılara uzun uzun baka kalabilirsiniz. Nilgün hanım her zaman dükkânda olmuyor ama kapısında telefonu asılı. Bulamazsınız arayın.

Yıllardır caddenin girişindeki yerini koruyan Kuzguncuk simgelerinden Harmoni Mobilya da mekân tasarımıyla ilgilenenlerin uğrak noktası. Yanındaki Ma’Lune Design’da özel tasarım takılar ve objeler bulabilirsiniz.

Semtin adıyla bütünleşen, hatta belki de buraya adımını hiç atmamış olanların bile bildiği bir başka marka da Homemade Aromaterapi. Sahibi Aslı San Bilgin, aromaterapi ürünlerinden oluşan bu eşsiz markayı ilk kurduğunda Kuzguncuk’taki ilk yeri Üryanizade Sokak’taki küçücük bir dükkândı (şimdi burada el işi tasarımlar olan No5 Design var). Aslı hanım, dükkâna girenlerle bizzat ilgilenir, çakra renk testleri yapar, aromaterapinin faydalarıyla ilgili bilgiler verirdi. Tabii Homemade Aromaterapi’nin adı hızla duyuldu ve marka gelişti. Birkaç yıl önce o küçük dükkândan çıkıp İcadiye üzerinde daha büyük bir mağazaya geçtiler. Ürünler gerçek uçucu yağlarla yapıldığı için bir miktar pahalı gelebilir ama kaliteli, saf ürünlerle buluştuğunuzu unutmayın. Üstelik bir şey almayacaksanız bile içeri girip, doğanın mis gibi kokularını içinize çekebilirsiniz. Gerçekten büyülü bir yolculuk.

Konsept mağaza Olive and Beyond ise adından anlaşılacağı gibi zeytin ve ürünlerine odaklanıyor. Daha doğrusu bu fikirle doğmuş ama artık seramikler de var, tığ işleri de… Her biri birbirinden zevkli.

Ara sokaklarda karşıma çıkan Atölye Bizz’de Tuba Atman imzalı, orijinal gümüş işi takılar var. Tuba hanım, Ethem Efendi’deki atölyesinde ders de veriyormuş, ilgilenenlere duyurulur. Üryanizade Sokak’taki YirmiYedi Konsept Store’a ve özellikle antikaya meraklısıysanız Antico Pavone’a da uğramanızı tavsiye ederim. İcadiye’deki Kiwa Leather’da ise el yapımı deri çantalar yapılıyor. Dilerseniz kafanızdaki tasarımı tarif edin, özel sipariş de alıyorlar.

Antikayı günümüzün modern yaşantısıyla buluşturan fikirlerle dolu Dada Kuzguncuk da mutlaka takibe almanız gereken yerlerden. Perihan Abla’daki mekânda satılan ürünleri dadakuzguncuk.com adresinde de bulabilirsiniz.

Refika’nın Mutfağı burada

Yemek programları, kitapları ve yazılarıyla mutfak meraklılarının iyi bildiği bir isim olan Refika Birgül ve ekibi Kuzguncuk’un en tanınan simalarından. Birgül, uzun yıllar âtıl halde duran, ailesine ait tarihi Simotas binasını restore ettirdikten sonra buranın teras katını ofis ve stüdyo olarak kullanmaya başladı. Binanın karşısında kendi markası ‘Refika’dan’ın satış mağazası var. Burada bıçaktan tabağa, sunum tahtalarından çay bardaklarına Refika Birgül tasarımı mutfak ürünlerini bulabilirsiniz. Dileyenler ürünlere online da ulaşabilir.

Kitap, müzik, sanat ve kedi dolu bir gezi

Kuzguncuk’u kitaplardan, müzikten, sanattan ve kedilerden ayrı düşünmek mümkün değil. Semtin meşhur mekânı Nail Kitabevi de zincir kitabevlerinin hakimiyetine özgün bir direniş simgesi sayılabilir. Alt katta özenle sunulan kitap seçkilerine göz atabilir, kafe olarak tasarlanan üst katta ise adeta bir Kuzguncuk evine girmiş gibi sedirlere oturup, cumbalı camdan dışarı izleyerek kitap okuyabilir ya da çalışabilirsiniz.

Müzik tutkunları için tavsiyem ise Off the Record’a uğramaları. Özellikle de plaklara meraklıysanız. Plakların yanı sıra plak çalar ve amfi de bulabilirsiniz. Pek çok Kuzguncuk mekânı gibi burası da aynı zamanda kafe olarak hizmet veriyor. Ben girdiğimde harika bir müzik çalıyordu, Glass Beams adlı bir grup olduğunu öğrendim. Yani uğramışken müzik kültürünüzü geliştirmeniz de cabası. Mona Art, Harmoni Sanat Galerisi de sanat severlerin ziyaret edebileceği sanat galerileri… Huginvemunin de sanat etkinliklerini takip edebileceğiniz bir oluşum.

Esnaf ve çarşı ruhu ayakta

Esnafı, Kuzguncuk’u güzelleştiren bir başka unsur. Mevsimine göre her yerde bulamayacağınız yöresel sebzeleri ve otları yakalayabileceğiniz Kastamonu Köy Pazarı, iyi et ve el yapımı sucuk almak istiyorsanız mutlaka uğramanız gereken Kardeşler Kasap, kapısının önünde kuru lavantalar, sapsarı altın otları satılan Kuzguncuk Aktarı gibi geleneksel dükkânlara Pulat Çiftliği gibi organik ürünlerin satıldığı yeni nesil yerler de ekleniyor.

Gezmek güzel, peki yaşamak?

Bu notlardan anlaşılacağı üzere Kuzguncuk’a her gittiğinizde farklı bir köşesini, mekânını keşfedebilirsiniz. Yenilendikçe renklenen, canlanan binaların arasında gezmek bile bir ömre bedel.

Bu geziler semtin ziyaretçileri için eşsiz bir fırsat fakat yıllar içinde burada yaşayanlar için ciddi sıkıntıya yol açtığı da biliniyor. Bir zamanlar eski İstanbul mahallelerinin ruhunu yaşamak için burada müstakil binalar alıp eve dönüştürenlerin bazıları, kalabalıktan ve evlerinin önünde sürekli fotoğraf çektirilmesinden bunalıp başka yerlere geçti. O yüzden göz önündeki çoğu bina artık kafe ya da ofis olarak kullanılıyor.

Hukuk bürolarından, organizasyon şirketlerine pek çok iş dalını bu binalarda görmek mümkün. Mesela Perihan Abla sokakta, farklı seramiklerle döşenmiş merdivenleriyle sosyal medyada da ünlü bina, benim gezdiğim sırada kiralıktı. Bir de dikkatimi çeken bir satılık yapı oldu. Burası İcadiye’nin girişinde, zamanında Tribeca Ajans olarak hizmet veren ve benim de sevgili dostum Ali Boratav orada çalıştığı için zaman zaman ziyaret ettiğim üç katlı binaydı. Binaya baktığımı gören esnaf hemen lafa girdi, “Almayı düşünüyorsanız sahibi 4 milyon dolar istiyor.” “Yok” dedim, “Bende o kadar para ne gezer?” Bir teselli sunmak için bana mal sahibinin tok gözlü olduğunu ve 3 milyon dolara kadar inebileceğini söylediler. Sevinmeli miyim?

Kuzguncuk böyle bir yer… Yenilenen yüzünün yanında, hâlâ küçük lokantaların, klasik kahvehanelerin, çay ocaklarının olduğu, esnafın kaldırımda tavla oynadığı, az ileride bir sanat galerisinin sizi karşıladığı, adım başı kedi sevebileceğiniz eklektik bir İstanbul harikası… İcadiye Caddesi’nde uzun bir yürüyüşün ardından, beni aniden bir zincir marketin küçük şubesi karşılayınca tadım kaçıyor. Kuzguncuk burada bitiyor diyebilir miyiz?

Nasıl gidilir?

Üsküdar ile Beylerbeyi arasında yer alan semte ulaşım çok kolay. Üsküdar’ı ana bir transfer noktası gibi düşünün. Otomobilsiz gelecekseniz Marmaray, vapur ya da diğer ulaşım araçlarıyla Üsküdar’a geldikten sonra, durakları iskelelerin hemen karşısında olan, 15 numaralı otobüslere binebilirsiniz. Zaten beş dakika sonra Kuzguncuk durağında inmiş olacaksınız. Beylerbeyi yönünden gelecekler de yine 15 numaralı otobüsleri değerlendirebilir. Otomobiliyle geleceklere tavsiyem ise hiç zaman kaybetmeden Üryanizade Sokak’taki otoparka girmeleri.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo