Haber kapak görseli
Genel
3 dk okunma süresi
İstanbul Life

İstanbul'un suskun taşları

Sanatçı Esma Dereboy yeni koleksiyonu Origins İstanbul’da, şehrin yedi önemli yapısını porselen ile buluşturarak yaşam alanlarına taşıyor.

Sanat ile porselen sofra koleksiyonlarını buluşturma serüveniniz ne zaman ve nasıl başladı?

Yolculuğum 2008 yılında başladı. Malzemenin hem heykelsi bir özgürlüğe hem de gündelik yaşama nüfuz edebilen bir işlevselliğe sahip olması beni büyüledi. Kendi atölyemi kurduğumda “sofra”yı bir tür sahne olarak görmeye başladım: insanların günün en samimi anlarını paylaştığı bir alan. Heykelsi formları tabağa, kaseye ya da fincana taşıyarak bu sahnenin parçası hâline getirmek, sanatla gündelik ritüelleri buluşturmanın en doğal yoluydu. Böylece serüven, sanat-tasarım çift kanallı bir yolculuğa dönüştü; bugün de hâlâ o keşif heyecanıyla devam ediyor.

Sanatsal sofra koleksiyonları oluşturarak sanatı gündelik yaşamla buluşturuyorsunuz. Bu konudaki düşünceleriniz neler?

Sanatı bir duvarın arkasına veya vitrinin içine hapsetmek yerine insanların dokunabileceği, kullanabileceği nesnelere dönüştürmek benim için çok kıymetli. Sofra, tüm duyulara hitap eden bir ritüel; renk, doku, ses ve koku bir arada. Bir kahve fincanını elinize aldığınızda parmağınızın ucundaki girinti, müzede dokunamadığınız bir heykele temas hissi veriyor. Bu yakınlık, sanatla kurduğumuz mesafeyi kısaltıyor; gündelik hayatı küçük ama anlamlı anlarla zenginleştiriyor.

Yeni koleksiyonunuz Origins İstanbul’da ilham kaynağınız neler oldu ve koleksiyon nasıl şekillendi?

İstanbul’un suskun taşları… Yani şehrin bazen gözden kaçan, bazen kalabalığın içinde kaybolan mimari hafızası. Origins İstanbul’u tasarlarken amacım bu taşları çağdaş bir dille “konuşturmak” ve kullanıcıyı geçmişle gelecek arasında bir diyaloğa davet etmekti. Önce, kentin katmanlı tarihini dinlemek için günlerce sokak sokak dolaştım; eskizler, fotoğraflar ve sözlü tarih notları topladım. Ardından bu veriyi atölyede el yapımı çamur teknikleriyle soyut, organik yüzeylere aktardım. Parçalarda pürüzlü bir dokuyla parlak sırın buluşması, tıpkı İstanbul’un dingin Boğaz’ı ile hareketli sokaklarının yan yana var olması gibi, zıtlıkların uyumunu yansıtıyor.

Koleksiyon yedi yapı ve yedi kavramdan oluşuyor. Bu yapıları nasıl seçtiniz? Ve onları bu kavramlarla nasıl bir araya getirdiniz?

Seçtiğim yapılar İstanbul’un hem siluetinde hem de hafızasında iz bırakan, kültürler arası geçişi simgeleyen eserler. Alman Çeşmesi, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Dikilitaş, Topkapı Sarayı, Dolmabahçe Sarayı ve Yerebatan’daki Medusa; İstanbul’a aidiyet duyan ya da bu şehirle duygusal bir bağı olan herkese hitap ediyor.

Aynı zamanda mimariyle, tarihsel katmanlarla ilgilenenler için de özel bir anlam taşıyor. Yapıların her biri için birer kavram belirledim; her formun yalnızca bir mimari referans değil, aynı zamanda kavramsal bir “hal” taşımasını istedim. Yapılardan aldığım izlenimleri, hafızamda bıraktıkları duyguları ve estetik öğeleri, soyut ve organik formlarla yorumladım. Şehrin yüzyıllardır süregelen çok katmanlı yapısını ve kültürel mirasını çağdaş bir bakış açısıyla yorumladım. Organik hatların modern dokular ve geleneksel izlerle buluştuğu koleksiyonun her detayında; Boğaz’ın zarafetini, Tarihi Yarımada’nın hafızasını ve İstanbul’un geçmişle geleceği aynı potada eritmek önceliğim oldu.

Origins İstanbul’u tasarlarken amacım bu taşları çağdaş bir dille “konuşturmak” ve kullanıcıyı geçmişle gelecek arasında bir diyaloğa davet etmekti.


© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo