Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

İyi İletişim kurmanın yolları: Empati, dinleme ve paylaşım

İçeriği Paylaş

Paylaşım, insan hayatının yıkılmaz bir unsurudur. Bunu anlamak için sadece çevrenize bakın. Gün içinde sizinle ne kadar bilgi, fikir, duygu, anı hatta beğeni paylaşılıyor? Sabah gözümüzü açtığımız andan tutun, gece kafa lambasını kapatana dek...

Yazı: Uzm. Klnk. Psk. Ecem Şenel

Paylaşmak, insan psikolojisi ve etkileşiminin temel bir parçasıdır. İster yaşadıklarımızı, ister duygu ve düşüncelerimizi paylaşalım; bu eylem ilişki kurmada, empati geliştirmede ve başkalarıyla bağ kurma hissiyatı yaratmada çok önemli bir rol oynar. Bunun farkında olan bir psikoterapist olarak terapi odasında danışanlarımın tüm içsel ve dışsal deneyimlerini rahatça paylaşabildiği ve kendilerini açabildiği güvenli bir ortam sağlarım. Paylaşmanın özünü ve ardındaki psikolojiyi anlamak, paylaşılan deneyimlerin kalitesini artırmak ve anlamlı bağlantıları teşvik etmek için çok önemlidir.

Paylaşımın ardındaki psikolojiyi daha derinlemesine incelemek için psikoloji araştırmalarındaki bulgulara baktığımızda, değerli ve anlamlı paylaşımların beraberinde başkaları tarafından anlaşılmak, onaylanmak ve desteklendiğimizi hissetmek gibi duygusal ödüller getirdiğini görüyoruz. Bu sosyal ve duygusal ödüllerin yanı sıra evrimsel bir perspektiften baktığımızda da paylaşımın insan evrimindeki hayati etkisini göz ardı edemeyiz. Aslında insanlar arası her türlü paylaşım, bireylerin ve grupların hayatta kalma ve üreme başarısını artıran iş birliği ve sosyal bağlanma mekanizmalarını geliştiriyor.

Fark etmemiz gereken şey şu: Paylaşım, insan hayatının yıkılmaz bir unsurudur. Bunu anlamak için sadece çevrenize bakın. Gün içinde sizinle ne kadar bilgi, fikir, duygu, anı hatta beğeni paylaşılıyor? Sabah gözümüzü açtığımız andan tutun, gece kafa lambasını kapatana dek... Ve hatta ışıklar kapandıktan sonra paylaşımı devam ettiren kişiler ve çiftler var; onlar için paylaşım gün boyu sürmekte. Ve hatta zihin bile rüya/kabus yoluyla gün içerisinde işlemleyemediği duyguyu ve durumu kişiyle paylaşır. Bu da bir tür içsel paylaşım değil midir?

Terapilerde de buna benzer bir içsel paylaşım yaşanır. Kişi kendini açar ve psikoterapistiyle paylaşım yaparken bu sefer gerçekten kendine açılır, kendisiyle de bir şeyler paylaşmayı başarır. Yeri geliyor obsesif kompülsif bozukluğa sahip biri sevdiklerini eve davet edemediğinden ve paylaşım yapamadığından bahsederken, depresyonla baş etmeye çalışan bir başkası dış dünyadan koptuğundan ve hayatı diğerleriyle paylaşamadığından hayıflanır. Travması olan biri ise bu konuyu dikkatlice derinlemesine açabilir ve paylaşması çok zor bir deneyimi ilk defa bir başkasıyla yani terapistiyle paylaşabilir. Aslında bu terapötik alanda aktarılan her cümle, bir paylaşımdır: İç dünyanın paylaşımı... Danışanlarım ve ben, tüm bu paylaşımlarla birlikte çok önemli bir şey anladık. O da hem etrafımızla hem de kendimizle yaptığımız paylaşımlarda sahip olduğumuz iletişim becerilerinin ne kadar önemli olduğu...

İletişim ve paylaşım iç içedir

Doğduğumuz günden beri bağlantı ve iletişim kurma içgüdüsüyle yaşarız. Bebekler dikkat çekmek için içgüdüsel olarak ağlar ve büyüdükçe duygularını ifade etmek amacıyla daha sofistike yöntemler geliştirir. Diğerleriyle bağlantı kurma arzusu, hem biyolojik hem de psikolojik olarak açıklanabilir. Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde sosyal aidiyet ve sevgi, yiyecek ile barınma gibi temel ihtiyaçların sonrasında gelir. Bu da aslında iletişim ve paylaşımın yaşamlarımızdaki önemini vurgular. Ancak paylaştığımız iletişim yalnızca sözcüklerin değiş-tokuşuyla sınırlı değildir. Etrafımızla kurduğumuz diyaloglar, sesli ifadelerin yanı sıra sessiz kanallar aracılığıyla da gerçekleşir. Beden dili, yüz ifadeleri, ses tonu ve mimiklerle iletişim kurarız. Bu sözsüz iletişim, bazen duyguları ve mesajları sözcüklerden daha güçlü bir şekilde iletebilir.

İletişim ve paylaşım ayrı düşünülemez. Çünkü her iletişim kurduğumuzda aslında kendimizden bir şey paylaşıyoruz. Örneğin birine yeni fikirlerimizden bahsedebiliriz, bir konu hakkındaki duygu ve düşüncelerimizi paylaşabiliriz ya da birine “Nasılsın?” diye sorabiliriz. Böylesi bir soru sorduğumuzda, aslında o kişinin iç dünyasına dair bir meraka sahip olduğumuzu paylaşıyoruz. Aynı şekilde gün içerisinde kendimizle de bir iletişim halindeyiz. Bedenimiz hissiyatlarla, zihnimiz düşüncelerle, yüreğimiz ise duygularla bize mesaj göndermeye çalışıyor.

Örneğin, kendimizle sık sık konuşuruz değil mi? Bu içsel diyaloğu fark etmek için birkaç saniye okumayı durdurun ve zihninizden geçen diğer düşüncelere bakın. “Şunu yaptın mı?”, “Ya olmazsa?”, “Ayşe’yi arayacaktım, bir saate arayayım”, “Acaba akşam nasıl geçecek?” gibi düşünceler, aslında zihninizin sizinle kurduğu diyaloğun bir parçasıdır. Ve bu diyaloğun negatif olma ihtimali, genelde pozitif olma ihtimalinden daha fazladır. O halde paylaşım kalitemizi ve beraberinde gelen olumlu deneyimleri artırmak istiyorsak, iletişim becerilerimizi güçlendirebiliriz. Bu şekilde hem etrafımızla hem de kendimizle daha iyi iletişim halinde olabilir, beraberinde daha kaliteli ve gerçekten istediğimiz gibi paylaşımlar yapabiliriz. Tabii ki bunun için kendimize şu soruları sormamız lazım: “İletişim becerilerine ne derece sahibiz? İletişim şeklimizde hangi alanlarda gelişme göstermeye ihtiyacımız var? En basiti, gün içinde hissettiğim duyguları ne denli ve nasıl paylaşmış oluyorum?” Genelde bu tür sorulara verilen cevaplar gelişmemiz gerektiği yönündedir. Olmak istediğiniz kişi veya en iyi haliniz bu soruları nasıl cevaplardı?

  • İletişim becerileri 1: Aktif dinleme

Dinleme, iletişimin temel bir parçası olmasına rağmen genellikle önemsiz görülür. Ancak aktif dinleme, sadece işitsel algılamayla alakalı değildir. Aynı zamanda duyguları, niyetleri, mimikleri ve gizli mesajları anlamayı içerir. Bu, pür dikkat ve empati gerektirir. Karşımızdaki kişi kendini anlaşılmış hissederse, akabinde de daha çok paylaşırsa gerçekten dinlemiş oluruz ve bu derin bağlantı kurmamızı sağlar. Bu bizi artık sadece konuşma sırasını bekleyen biri yapmaz, aksine karşımızdakini anlama ve empati kurma sürecinde olan biri yapar. Bu da bizim o an ki paylaşımın içine girebilmemizi ve orada var olabilmemizi sağlar. Örneğin, bir arkadaşınızın yakın zamandaki başarısıyla ilgili heyecanını paylaştığı bir senaryo düşünelim. Aktif dinlediğinizde; başarısının ve alakalı duygularının tüm detaylarını anlayabilir, tebrik edebilir, sevinçlerine ortak olarak olumlu duygular pekiştirebilir, günün sonunda arkadaşlık bağınızı güçlendirebilirsiniz. Bu örnek üzerinde düşündüğümüzde, paylaşım aktif dinleme ile buluştuğunda, paylaşan ve alıcı arasındaki ilişkinin de zenginleştiğini görebiliriz.

Aktif dinleme, anlayış ve empati göstermek için karşımızdakiyle hem sözlü hem de sözsüz olarak tam etkileşim kurmayı içerir. Bu, göz temasını korumayı, onaylamak için baş sallamayı ve anladığını doğrulamak için paylaşımcının sözlerini başka sözcüklerle ifade etmeyi veya özetlemeyi içerir. Siz de kendinizden bir şeyler paylaştığınızda aktif olarak dinlenmeye ihtiyaç duyabilir, bunu dile getirebilirsiniz. Böylece paylaşım için güvenli ve destekleyici bir alan yaratır, kişileri kendilerini daha açık bir şekilde ifade etmeye teşvik edersiniz.

  • İletişim becerileri 2: Empati

Empati, başkalarının duygularını anlama ve paylaşma becerisidir. Empatik iletişim; konuşmacının duygularını görmeyi, deneyimlerini paylaşmayı, şefkat ve desteği ifade etmeyi içerir. Psikolog Carl Rogers’ın belirttiği gibi, “Birisinin sizi yargılamadan, sizin adınıza sorumluluk almaya çalışmadan, sizi şekillendirmeden gerçekten duyması çok iyi hissettiriyor”.

Bu alıntı, paylaşım yaptığımız her ilişkide güveni ve bağlantıyı güçlendirmede empatik iletişimin derin etkisinin altını çiziyor. Örneğin, yakın zamanda kayıp yaşamış bir yakınınızın sizinle yas sürecini paylaştığını düşünelim. Empatik iletişimde, onu anladığınızı ve acısını gördüğünüzü paylaşabilirsiniz. Kendinizi onun yerine koyduğunuzda zorlayıcı duygulara sahip olduğunuzu ve her türlü desteğe hazır bulunduğunuzu belirtebilirsiniz. Böylelikle aranızda yine güçlü bir paylaşım ve bağlantı hissi oluşur. Bu paylaşımda birbirinizin yanında olduğunu bilerek yalnız hissetmez, sosyal anlamda bir iyileşme görürsünüz.

  • İletişim becerileri 3: Otantik paylaşım

Otantik iletişim; başkalarıyla olan etkileşimlerinizde samimi, içten ve şeffaf olmayı içerir. Düşüncelerinizi, duygularınızı ve deneyimlerinizi sahtekarlık olmadan dürüstçe ifade etmeyi gerektirir. Böylesi bir tutumda olduğunuzda, diğerlerinin sizinle bir şey paylaşma arzusu daha fazla olacaktır.

Paylaşımcı sizseniz, paylaştığınız şey sadece sizin deneyimlerinize dair özgün bir parçanızdır. Otantik bir şekilde, sadece size aittir. Bu yaşamış olduğunuz bir macera deneyimi, bir keşif veya size özgü bir perspektif olabilir. Hem sizinle paylaşılan şeye özgün bir tutum ile yaklaşabilir, hem de paylaştığınız şeyin size özgü olduğundan emin olabilirsiniz. Örneğin, çocuğunuzun okulda başına gelen bir şeyi sizinle paylaştığını düşünelim. Burada çocuğunuzu dinlerken sizde uyanan duygu ve düşünceleri, onun yaptığı paylaşımı takdir edecek şekilde aktarabilir, kendi yaşantılarınızdan bu duruma benzer örnekler vererek, çocuğunuzu anladığınızı iletebilirsiniz.

  • İletişim becerileri 4: Sözsüz iletişim

Yüz ifadeleri, beden dili ve ses tonu gibi sessiz kanallardan bahsetmiştim. Ünlü iletişim araştırmacısı Albert Mehrabian’ın bulguları, sözsüz iletişimin önemini vurgular. Mehrabian’a göre, bir mesajın yalnızca yüzde 7’si sözcüklerle iletilirken, yüzde 93’ü sözsüz ipuçları ve ses tonuna bağlıdır. Yani sözsüz ipuçları, iletişimde zengin miktarda bilgi iletir. Bu ipuçlarına dikkat etmek, konuşmacının duygularını, niyetini ve altında yatan mesajları daha iyi anlamanıza yardımcı olabilir. Örneğin; rahatlatıcı bir dokunuş veya sempatik bir gülümseme (önemli bir paylaşım türüdür), tek kelime etmeden bile empati ve destek iletebilir. Paylaşım için daha destekleyici ve empatik bir ortam yaratmak amacıyla sözsüz iletişim becerilerinizi (beden dilinizi, yüz ifadelerinizi, jestlerinizi ve mimiklerinizi) nasıl geliştirebileceğinizi düşünün.

  • İletişim becerileri 5: Saygılı iletişim

Saygılı iletişim; paylaşımlarınızda başkalarına onurlu, nezaketli ve düşünceli davranmayı içerir. Yargılamadan dinlemeyi, sözünü kesmekten kaçınmayı ve sizinkinden farklı olsa bile konuşmacının bakış açısına değer vermeyi gerektirir. Saygılı iletişim uygulamak, başkalarını daha açık ve özgün bir şekilde paylaşmaya teşvik ederken, karşılıklı saygı ve anlayış duygusunu geliştirdiğiniz bir paylaşım stilini doğurur. Örneğin, partnerinizle fikir ayrılığına düştüğünüz bir durum düşünelim. Karşı tarafı dinlediğinizde “Hayır, yanlış düşünüyorsun” demek gelse de içinizden, “ben” dili kullanarak karşı tarafın düşüncelerine bir müdahale yapmadan, sadece sizde uyanan şeyleri (duygu, düşünce, his gibi) ifade edebilirsiniz. Kurduğunuz her cümle “ben” ile başlayıp, “-m” eki ile biten bir yüklemle sonlandığında, kendimizden bir parça paylaşmış oluruz.

  • İletişim becerileri 6: İncinebilirlik

Kendi düşüncelerinizi, duygularınızı ve deneyimlerinizi, başkalarıyla açık ve dürüst bir şekilde paylaşmaya istekli olmak, etkili iletişim ve paylaşımın önemli bir unsurudur. Kişinin kendinden bile gizlediği parçalarını açığa çıkarmaya gönüllü olmasıdır. Normalde paylaşmaktan rahatsız olabileceğiniz deneyimleri açık gönüllülükle, kendinizi ve gerçek benliğinizi paylaşabilirsiniz. Tabii ki bu cesaret gerektirir. Sizinle paylaşılan durumlarda da kucaklayıcı bir tutumla kapılarınızı açabilirsiniz. Bu da cesaret gerektirir. İncinebilirlik ya da kırılganlık her ne kadar zayıflık gibi düşünülse de aslında gerçek paylaşım için bir o kadar cesaretli bir durum olarak güçlülük kazanır. Zıtlıkların bir olduğu psikolojik bir gerçek. Yazar Brené Brown’un söylediği gibi “Kırılganlık, bağlantının doğum yeridir ve değerlilik hissine giden yoldur. Eğer incinebilirlik hissi vermiyorsa, paylaşım muhtemelen yapıcı değildir”. Bu alıntı, bağlantıları derinleştirmede ve anlamlı ilişkileri teşvik etmede kırılganlığın dönüştürücü gücünü vurgular. Örneğin; geçmişinizde sizin bile hatırlamak istemediğiniz acılarınızın olduğunu (kimimizin yok ki?), son zamanlarda acıyı anımsatacak tetikleyici bir olay yaşadığınızı ve psikoterapistinizle acınızı paylaştığınızı düşünelim. Böylesi durumlarda, acı verici konuları konuşmanın iyi hissettirmeyeceğini biliriz. Sonrasında derin ve güçlü bir nefes ile toparladığımız cesaretimizle, bize acı veren konuları gün yüzüne çıkartırız. Bunu güvenli ortamlarda yaptığımızda, paylaşım yaptığımız kişiler ile derin bir bağlantı hissiyatı deneyimleriz. İşte bu deneyimler, paylaşımın ve paylaşmanın kalitesini artıracaktır.

Düşünmeye değer sorular

  1. İletişim alışkanlıklarım ve davranışlarım, başkalarıyla ilişkilerimi nasıl etkiliyor?
  2. Düşüncelerimi, duygularımı veya deneyimlerimi başkalarıyla paylaşma konusunda ne tür engellerle karşılaşıyorum?
  3. Daha iyi paylaşımlar yapabilmek için bu becerileri hayatıma entegre etmeye gönüllü müyüm?

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo