Haber kapak görseli
Genel
13 dk okunma süresi
Pozitif

Kader, yaşam, karar vs...

Derin nefesinle geleni akışa bırak. Çek içine o ilahi nefesi kalpten şükrederek. “Allah her an şen’dedir.” Her anda yaratımdadır, harekettedir. Veremediğin kararlar, yolunun önündeki en büyük engellerdir. Bırak sırtında taşıdığın o ağır yükleri artık. Zaman, ahir zaman. Ve bu dik yokuşu o ağır yükle çıkamazsın. Neleri yanına alıp, neleri bırakacağının kararı da sana ait. Tıpkı, kader kontratında yaptığın seçimler gibi.

Pia Pınar Ercan

Şu hayat yolculuğunuza baktığınızda, karar veremediğiniz ya da karar vermekten kaçtığınız neleri görüyorsunuz? Uzaktan objektif bir gözle büyük resminize bakmaya çalıştığınızda? Adeta bir kamerayla dışarıdan kendinizi bir yabancı gibi izlerken? Eleştiri yok; kendinizi kesip, biçmek, acımasızca yargılayıp, kendi kendinin celladı olmak yok. Sadece sorgulamak ve gözlemci olmak var.

Soralım o zaman... Kararsızlık mezarlığına gömülmüş duran, arada sırada hortlayıp seni rahatsız eden ne kadar kapatılmamış dosyan var? Seni engelleyen, seni kısıtlayan, senin gerçek potansiyeline ulaşmanı engelleyen ne kadar inanışın, ön yargın, kararsızlığın var? Seni arafta tutan nedir? Hayatında karar veremediğin veya vermek istemediğin neler var? Karar verseydin ve sonuç istediğin gibi olmasa ne kaybederdin? Konfor alanından çıkmak seni korkutuyor mu? Eğer karar verirsen bunun getireceği değişimlere ve yeni yoluna hazır mısın? Kişiler, olaylar ya da olacaklarla ilgili ön yargıların olmasaydı, şu anki kararlarını nasıl verirdin? Üzerindeki bu atıl enerji gerçekten de sana mı ait? Kararlarını ruhsal plandan mı, zihinsel alandan mı alıyorsun? Kararlarını kendi yaşam planına göre mi, yoksa başkalarının yaşam planına göre mi alıyorsun?

Gelin beraberce üzerinde tefekkür edelim. Karar verme mekanizması ve hayat yolumuza sahip çıkmak üzerine beraberce düşünelim. Bu soruları beraberce soralım.

Hayatın anlamını “soru sormak” olarak ifade edersek, hakikat arayışımız da ölüme dek sürecektir. Çünkü ruh sonsuz, yolculuk sonsuz.

“Bir karara vardığımda, tutmaya karar verdiğim yolun efendisi olmalıyım...” Emily Wilson-Sokrates’in Ölümü

Eğer bu yola çıktıysanız, sorgulamaya başlamışsınız demektir. Ne zamanki kişi “Dışarıda hiçbir şey var” felsefesini özümser, zihninden kalbine indirir, kendinden kendine doğru hicret yoluna çıkar, işte o zaman bu ve diğer ontolojik sorularına cevaplar aramaya başlar. Eskisi gibi cevapları dışarıda değil içeride, özünde arar. Tıpkı astrolojideki 8. ev gibi yeraltının giriş kapısına varır. O kapıdan girmek cesaret ister. Can simitsiz okyanusa atlamaya benzer.

Peki bunca zahmete değer mi? Evet, hem de sonuna kadar! Tıpkı, “Ölmeden önce ölünüz” hadis-i şerifinde belirtildiği gibi ölmeden önce şuurunla ölebilmeyi göze almaktır.

Nedir ölmeden önce ölebilmek? Burada bahsedilen, fiziksel bir ölüm değildir. Şuurunla ölüp, ölüp dirilmektir. Her yeni aldığımız kararla, o aldığımız kararlarla yaşadığımız insanlık deneyimlerimizle, öğrendiklerimizle ölüp diriliriz. İnsanlar uykudadır, ölünce uyanacaklardır. Şu an içinde olduğun rüyaya (Bu noktada, izlemeyenler için rüya içinde rüyayı anlatan “Inception” filmini yani belgeselini öneririm), illüzyona, simülasyona uyanmak. Allah’ın bilgisayar oyununda birer avatarlar olduğunu anlamak. Matriksin şifrelerini kırmak. Ölmeden önce şu oyunun farkına varmak. Netflix’te “1899” dizisini izlediyseniz, orada gemiden çıkamayan, sürekli aynı olayları tekrar tekrar yaşayan kahramanları görürsünüz. Gemi, tasavvufta insan bedenini temsil eder. Bedeninden çıkamayan yani bu simülasyondan çıkamayıp (ölmeden önce ölemeyip) kısır döngüye giren, geçişi yapamayan araftaki ruhları anlatıyor. Hatta son bölümde, çocuk babasına “Annem bu sefer de uyanamayacak” der.

İşte bizim buradaki amacımız, bu illüzyona uyanmak ve artık yolumuza sahip çıkarak bilinçli seçimler yapmaktır. Ölümün bir son değil, başlangıç olduğunun farkına varıp, buradaki deneyimin bir devamı olduğunu idrak edip; burada temiz, ilkeli ve dürüst yaşamak. Dünyadaki bu kadar vahşete, kıyama, kötülüğe rağmen seçimimizi iyilikten, dürüstlükten, paylaşmaktan, sevgiden yana yapmak. İlahi planda baktığımız zaman vereceğimiz en büyük karar da bu değil midir zaten?

Kendi bireysel alanımıza gelirsek; sorularla alan açarız, sorularla ufkumuzu ve idrakımızı genişletiriz. Sorularınızın cevabını hemen bulmanıza gerek yok. Önemli olan, bu soruları sorabilmek ve alana bırakabilmek. Nefs ve akıl mertebelerinde böyle böyle adımlar atmaya başlarız. Nefs-i emmâreden (gündelik hayvani nefsimiz) nefs-i levvâmeye (kişinin kendisinin farkına vardığı yaptığı iyi ya da kötü işlerin muhasebesini sorguladığı mertebedir), akl-ı meâş’tan (gündelik aklımız, dünya aklı, maaş almaktan aklımızda kalsın) akl-ı meâd’a (kişi artık rotasını dünyadan varoluşsal sorgulamalara, görünmeyenin arkasındakini aramaya, ahirete yöneltmiştir), diğer akıl ve nefs mertebelerine yükselmeye başlamıştır. Yani seyr-i sülüğünde artık gemisinin kaptanı kendisi olmuş, rotasını kendi çizmeye başlamıştır. İşte o anda öyle bir huzur, öyle bir içten biliş vardır ki artık yolun sonu değildir önemli olan. Varacağı limanlar da! Yolun kendisi, yolculuk deneyimidir onun kalbini mutmain eden.

Bizler, bu dünya tekamül okulunda, ins’ten an’a doğru yolculuk eden öğrencileriz. Varlığımızın adı “ins”tir. İns’ten an’a gelebilen, artık “insan” olarak bu değerli öğrencilik deneyimine hak kazanmıştır. Nisyan kökünden gelen yani unutan varlık olan insan gelmeden önce ona yüklenmiş olan, kendi levh-i mahfûz’una kaydedilmiş olan bilgileri, verdiği sözleri, yaptığı kontratları unutur. Normaldir. Unutan insanın burada özüne doğru yola çıkıp, aslında ona kaydedilmiş bütün bu ilahi bilgileri hatırlamasıdır amaç. Yeniden öğrenmeyiz aslında. Sadece hatırlarız. Bu manevi hatırlama yolculuğuna “seyr-i sülük” denir. Bu manevi yolculukta, insana Allah tarafından verilen gizli kabiliyetlerini yani ona yüklenen esmalarını (yeteneklerini) ortaya çıkarmasına yardım eden bir sistemdir. Bu süreç sonucunda insan hakkın halifesi yani bu dünyadaki görevlisi, temsilcisi olduğunun farkına varır. Yaşam yoluna sahip çıkmaya, ona bahşedilmiş yeteneklerini ortaya çıkartmaya, yaşam kontratında yer alan tekamül derslerindeki deneyimlerinden derslerini almaya, özümsemeye yani kendini tanımaya başlar. Benliğiyle maskesiz bir buluşmadır bu. İşte bu yolda artık kararsızlık yoktur. Sadece yol ve yolcu vardır. Yolcu, “Kendini bilen Rabbini bilir” sözünü kalbine koyar, kendinden kendine hicretine doğru yola çıkar. Yoluna odaklanır. Artık araftan çıkmıştır. Çünkü bilir ki hayat, sürekli akan bir enerjidir. Karar vermez ve seçim yapmazsa o akan dinamiği durduracaktır.

Yolda önüne engeller çıkar

Birinci engel; Eckhart Tolle’un bizlere tanıştırdığı “acı beden” kavramıdır. Geçmişten gelen acı, zor ve korkutucu deneyimlerin toplandığı alan... Bilinçli olmadığımız, mekanik yaşadığımız anlarda acı beden kolayca önce zihni, sonra kalbi ele geçirir. Olaylara ve kişilere gereken tepkileri değil; geçmişte verdiğimiz, acı bedenimizde tutulan “otomatik” tepkilerle cevap veririz. Çoğumuz hayatımızda en az bir kere şu soruyu sormuşuzdur: “Ben bu tepkiyi neden verdim?” Verdiğimiz tepki, yaşadığımız olayla orantılı olmadığı gibi sonrasında bizi şaşırtabilir de! Çünkü tepkiyi benim şu andaki bilincim değil, acı bedenim verdi. Bu alanda toplanan endişe, korku ve kaygılar bizleri yeni seçimler yapmaktan, karar vermekten alıkoyabilir. Ben buna “geleceğin hatırasını anda hatırlamak ve yaratmak” diyorum. Hem zam-an yok hatırla. Her şey anda olup, bitiyor. Zam-an dediğimiz; anın zamlanmış, illüzyondaki hali. İlahi katmanda zaman yok. Hatırla... Bu bağlamda bütün bu korkuların da gerçek değil. Zihninin ve acı bedeninin sana oynadığı oyunlar. Sınavlarından biri de bu eşiği geçmektir. Acı bedeninin her seferinde sazı eline almasına izin vermek yerine, ona müdahale edip, anda gereken seçimi yapabilmektir. Öğrenciliğinin tatlı sınavlarından birine hoş geldin.

İkinci büyük engelin, çağımızın hastalığı diyorum ben buna: “Mükemmeliyetçilik.” Her şeyin en iyisi, en kusursuzu olması arzusu. Tasavvufta “şeytan kapısı” olarak da adlandırılır. Burada hemen bir parantez açmak istiyorum... Şeytan deyince, hemen insanların aklına boynuzlu bir yaratık geliyor. Şeytan; şa-ta-na kökünden gelen, bizim Haktan uzaklaşmış tarafımızdır. Bir frekanstır. Nefsimizin karanlık yönü de diyebiliriz. Uykudadır. Uyandığı zaman da seyreyle gümbürtüyü diyebiliriz. Peki, karar vermemizin önündeki engellerden biri olan mükemmeliyetçilik neden şeytan kapısı olarak tanımlanıyor? Çünkü ya sizi her şeyi mükemmel yapıyorum algısında tutarak, egonuzu gereksiz yere şişirir ya da ben zaten mükemmel yapamıyorum, en iyisi hiç başlamamak diyerek, şu öğrencilik hayatınızdaki en tatlı deneyimlerden yani yolunuzdan alıkoyabilir. Sizi atıl durumda bırakabilir. Bu kararsızlık içinde, hayatı kaçırıyoruz. Bu öyle bir döngüdür ki sonu gelmez. Alacağım karar; mükemmel olmalı illüzyonundan çıkarak, riskleri göze almak, kendimize yapacağımız en büyük iyiliktir. En iyi ihtimalde bile risk vardır. Ehven-i şer’in yani iyinin kötüsüne razı olarak yola çıkmak gerekir bazen. Sakın pişman olmaktan korkma. Hataların, yanlış gibi görünen kararların senin bu ins’ten an’a öğrencilik yolculuğundaki en değerli yapı taşların. Sen hatalarınla güzelsin... Bu klişe bir söz gibi gelebilir ancak hikmeti büyük, çok değerli bir tespittir. Öğrencilik yıllarını hatırla. Her dersten en yüksek notu alamadın, kimi zaman kaytardın, kimi zaman çok çalışmana rağmen beklediğin sonucu elde edemedin, bir sürü hata yaptın. Hayatına bak. O hataların olmasaydı, bugünkü sen olamazdın. Hataların seni öyle güzel pişirdi, öyle güzel yoğurdu ki... Sen o deneyimlerinle bir bütün, hatalarından aldığın derslerinle ilerleyen bir varlıksın. Kirleneceğiz ki arınacağız, hatalar yapacağız ki öğreneceğiz.

Şu hadis-i şerifi hatırlayalım o zaman...

“Siz günah işlemeseydiniz, Allah günah işleyen bir toplum yaratırdı...”

Allah, bizim bu öğrencilik yolculuğumuzda hata yapacağımızı biliyor ve hatta bekliyor da. Bizden beklediği mükemmel olmamız, illa başarmamız değil çabalamamız, yolumuza sahip çıkmamız. Tövbe etmek; ayağa kalkmak, yaşamının kontrolünü, yaptıklarının sorumluluğunu ele almaktır. Peygamber Efendimizin (SAV), “İki günü eşit olan zarardadır” hadis-i şerifini koy kalbine. Çık yola. Yeni deneyimlere kucak aç. Hep güvenli limanlara demir atma. Mükemmel olmak, başarmak zorunda değilsin. O anlamlı çaban, o güzel kalbin yeter. Denedim, çabaladım diyenin pişmanlığı olmaz hatırla.

Yolunu engelleriyle, yokuşlarıyla, tökezlediğin, durakladığın anlarla sevmek, yoluna sahip çıkmaktır esas olan. Hepsi bir bütünün parçaları. Yolun önce sana, senden Hakka çıkıyor. Dikey tekamülündeki en değerli yapı taşındır bu. Bazen kervanı yolda düzmek gerekebilir. Bu; tedbirsiz olmak, artı ve eksi faktörleri hesaplamadan yola çıkmak değildir. Bazı kararlar o kadar geniş zamanlara sahip değildir. Gelen ilham ve enerjisini arkana alıp, akışta dalgalarla sörf yapmaktır. Alacağın her karar seni bir yola iletecektir; orada bile bir hayır, öğreneceğin bir ders vardır. Hatırla...

“Yanlış karar versem de doğruyu bulacağımdan eminim.”

Bunu dediğin andan itibaren istikrarlı bir şekilde arkasında durabilmek, bu yepyeni deneyimi iyisi ve kötüsüyle karşılamak o kadar değerli bir ders ve tefekkürdür ki... Burası dualite gezegeni. Bu tekamül okulu bunun üzerine kuruldu. İyinin karşısında kötü, olumlunun karşısında olumsuz, karanlığın karşısında aydınlık var.

“Geceyi seviyorum, karanlık olmasaydı, yıldızları asla göremezdik.” Stephenie Meyer

Karar vermemek de bir seçenektir. Bu konuya şu an karar vermemeyi seçiyorum demek. İleride (benim böyle bir defterim var, kararsız kaldığım konulara şu tarihte, şu konuyu tekrar gözden geçir diye notlar düşmüşüm) bu konuya tekrar döneceğim diyerek, açık olan dosyaları bir bir kapatmak, karar vermenin önündeki o kalabalığı elemek. Zihninin o çöp kutusunu boşaltıp, ferahlayıp, yeniye yer açabilmek. Arafta olanın, karar vermeyenin yerine ilahi sistem karar veriyor. Yol devingendir, akıştadır. İlerlemek ister.

Şuradan pay biç. Yolunda karşına çıkan hangi deneyim, başladığının aynı ile sonlandı? Tıpkı helezonik bir döngü gibidir yol. Sen yerinde saydığını zannederken bile ilerlersin aslında. Aynı yolları yürüdüğünü zannederken bile deneyimin aynı olmaz. Çünkü sen değiştin. Attığın her adımla, uyandığın her rüyanla, değişen bilincinle. Sana şu anda yanlış gibi görünen kararın belki de seni ummadığın bir yola, yepyeni insanlara ve deneyimlere çıkartacak. Bu illüzyon sahnesine bir de bu yönden bak. Bir oyunun içindesin. Evet, sana bir tekamül kontratı verildi. Bu kontratın bazı maddeleri yani deneyimlerin değişemez. Kalem kırıldı, mürekkep kurudu. Ancak yapacağın seçimlerle, vereceğin kararlarla yolunun gidişatını yani seyr-i sülüğünü değiştirebilirsin. Yani bu kader/tekamül kontratı dediğimiz şey öyle Sirius-Güneş kavuşumuyla değişmiyor. Seçimlerimizle, aldığımız kararlarımızla değişiyor. Bunun en güzel hatırlatması da pusulamız Kurân-ı Kerim’de yapılmıştır:

“Şüphesiz O, Şi’râ’nın Rabbidir.” Necm suresi-49. ayet/53:49

Pirimiz Muhyiddin İbnü’l Arabi’nin de söylediği gibi:

“Uyanana kadar insan gezegenlerin tesirindedir. Uyanmış kişi, gezegenlere tesir eder.”

Gezegenlerin etkisi yok mudur? Vardır elbette. Hz. İdris’in ilmi olan astroloji ilmine saygım çok büyük. Buradaki ince ayrıma, seçimlerimizin önemine, gücümüze dikkat çekmek istedim. O meşhur, korkulan retrolarda öyle bir anlaşma imzalarsın ki hayatın değişir, öyle güzel şeyler yaşarsın ki yolun akar gider. Sen ve seçimlerin. Sen ve korkup, korkmamayı seçtiklerin. Şu bilinç ekranında hangi kanalı oynatmayı seçiyorsun? Korku filmini mi, romantik komediyi mi? Burada cenneti mi deneyimlemek istiyorsun, cehennemi mi? Karar senin, yol senin. Ancak senin illüzyonunla benimki aynı değil. Çünkü ben farklı kararlar almayı seçiyorum. Yani kontratımız sabit ancak kontratımızdaki olaylara vereceğimiz tepkilerimizle, bambaşka kader kontratlarına açılmak serbest. Çok değişkenli bir yoldayız. Bu bize Allahü Teâlâ’nın verdiği en değerli ve en güzel hediyedir. Seçim yapma şansı!

Bunun en güzel örneğini iki ayrı danışanımla yaşadım. Bereketinin kesilmesi ve sağlık şikayetleriyle gelen danışanımın hikayesini dinlediğimde, bana gelmeden beş sene önce eşi tarafından aldatıldığını, olaylı bir boşanma yaşadığını öğrendim. Boşanma sonrasındaki süreçte, beyefendi hayatına giren her hanımefendiyi ilişkinin belirli bir noktasında bilerek ve isteyerek aldatıyor. Kendi yakılan canının acısını konuyla hiçbir alakası olmayan masum ruhlardan alıyor bir nevi. Tabii ki sistem de önce bereketini keserek, sonra da sağlığından almaya başlayarak ona uyarılar gönderiyor. Hak yasası ya da karma, göze göz, dişe diş çalışmaz. Öyle farklı yerlerden, öyle olmadık zamanlarda vurur ki biz aradaki bağlantıyı kuramayız çoğu zaman. O da bu öğrencilik deneyimimizde çözmemiz gereken bir bulmaca diyelim. Bu olaydan iki ay sonra yine benzer hikayeyle başka bir danışanım geldi. O da eşi tarafından aldatılmış ancak farklı bir yol izlemeyi seçmişti. İçine kapanarak, kendini, nasıl bir eş olduğunu, evliliğini sorgulamaya başlamıştı. Vardığı sonuç: “İnanılmaz ancak babamın bir kopyası olduğumu gördüm. Eve sadece parayı getiren, eşiyle düzgün iletişim kurmayan, onunla hiç özel zaman geçirmeyen bir eşmişim meğerse.” Burada kader kontratı aynı. Ancak yapılan seçimler, verilen kararlar farklı. Kontrat aynı, yollar farklı. Bu kavşakta sola mı dönmeyi seçeceğim, yoksa sağa mı? Sola döndüğüm an başka, sağa döndüğüm an bambaşka bir kader yoluna gireceğim. Kontratlar sabit ancak müjdemi isterim! Kontratlar binlerce. Öğrenciliğin bir başka heyecanlı ve sürprizlerle dolu kapısı. Şu yatağımdan her kalktığımda nefesime şükrederek mi kalkıyorum, yoksa yine başladık diye mi? Aklıma hep, Yiğit Özgür’ün adamın yataktan perdeyi aralayıp, “Bu ne, dünün aynısı!” dediği karikatürü ve çok sevdiğim “Groundhog Day” (Bugün Aslında Dündü) filmi gelir.

Nefesime şükrederek kalktığım o anda kader kontratımda yepyeni bir yola girerim. “Bir nefesle mi?” demeyin. O nefes ki Yüce Rabbimin günde 24 bin kere bizi ziyaret ettiği, “Fe-iżâ sevveytuhu venefaḣtu fîhi min rûhî” (Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman/Hicr suresi-29. ayet) dediği, ruhundan ruhuna üflediği o çok değerli nefesin. O şükürle yepyeni bir kapıdan geçer ve o andaki seçiminle kaderinde bambaşka bir yola girersin. Ah, kararların, seçimlerin en güzelidir şükretmek, şükretmeyi seçmek. Her şeye rağmen.

Derin nefesinle geleni akışa bırak. Çek içine o ilahi nefesi kalpten şükrederek. “Allah her an şen’dedir.” Her anda yaratımdadır, harekettedir. Veremediğin kararlar, yolunun önündeki en büyük engellerdir. Bırak sırtında taşıdığın o ağır yükleri artık. Zaman, ahir zaman. Ve bu dik yokuşu o ağır yükle çıkamazsın. Neleri yanına alıp, neleri bırakacağının kararı da sana ait. Tıpkı, kader kontratında yaptığın seçimler gibi... Her anda yeni yollar açılıyor, yepyeni sayfalar. Senin ve benim üzerine yazıp çizeceğimiz tertemiz sayfalar. Ancak zihnin dehlizlerinde kaybolarak geçiyor zaman. Hayat yaşanmadan akıp, gidiyor. O tertemiz sayfaların üzerine bir satır bile yazılmadan. Sadece dileklerde ve rüyalarda kalıyor. Yaşamaya, hata yapmaya, o hatalarını sevebilmeye, o kapalı zannettiğin kapılarını açabilmeye cesaretin olsun. Çünkü anahtar da sensin, kilit de. Ve o kapılar hiçbir zaman kapalı değildi. Kapalı kapının arkasındaki bilinmezden korkarak, o korkularla illüzyon içinde kendi illüzyon senaryonu yazarak...

“Dünya hayatı bir oyun ve oyalamacadan ibarettir.” Muhammed suresi-36. ayet

Rüya içinde rüya (Inception)

Seçtiğimiz bize gösteriliyor, seçtiğimiz bize yaşattırılıyor. Kimisinde de almamız gereken ders için kendimiz seçiyoruz, kimi zaman da inatçılığımızla direnerek ısrarla o gerçekliği görmek istiyoruz.

Yaşadığımız zorluklar, değişimler, rahatsızlık, çatışma, keder, depresyon ve endişe, büyüme ve değişime giden yollardır. İns-an olmak, ins’ten an’a gelmek, acı çekmekle, nefsinin zayıf ve güçsüz yönleriyle, karanlığınla yüzleşmek demektir. Karanlık olmadan ışık yok, üzüntü olmadan sevinç yok. Hata yapmadan dersi öğrenmek yok, kirlenmeden arınmak yok.

Tüm duyguları deneyimlemezsek, tekamülümüz için bir temelimiz olmaz.

İns’ten an’a yolculuğumuzda bitmeyen bir öğrencilikteyiz. Öğrenciliğini sadece zor ödevler ve ağır sınavlardan ibaret görürsen zorlanırsın, ödevlerini yapmak, derslerini görmek istemezsin. Oysa bu okulda öyle güzel deneyimler var ki... Hele kalpten Yüce Rabbimle, evrenle, dünyayla bağlandığında kendi mucizen başta olmak üzere öyle mucizelere şahit olursun ki...

Yeter ki sen emek ver kendine.

Yeter ki sen inan.

Yeter ki yol almaya devam et.

Yeter ki değişime, dönüşüme aç kalp odalarını.

Umudun, sevgin, şefkatin hep kalbinde.

Hem hatırla...

“Allah dostlarına hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmeyeceklerdir.” Yunus suresi-62. ayet

Bizler Allah’ın ipine sarıldıysak eğer hiçbir korkumuz olmamalı.

Bilinçli seçimlerle, cesaretle, hayrdan hayra kolaylıkla bir yolculuk olsun o zaman. An’da neşe ve sevgiyle...

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo