Haber kapak görseli
Genel
8 dk okunma süresi
İstanbul Life

Kadıköy’ün en nezih mahallelerinden Suadiye’nin bilinmeyen yüzü

Suadiye’nin sayfiye yıllarından bugüne uzanan dönüşümünü; plaj gazinolarından Bağdat Caddesi’nin snob atmosferine, sahil kültüründen gizli lezzet duraklarına kadar tüm bilinmeyenleriyle keşfedin. Tarihi, sosyal yaşamı ve yeme-içme mekânlarıyla Suadiye’nin geçmişle bugünü buluşturan iki ayrı ruhunu yakından tanıyın.

Hazırlayan: Berrin Yavuzlar

Hıncahınç dolu lüks restoranların parıltısıyla hipnotize olunan, çingenelerin çiçek standına IBAN’larını iliştirdiği, kâğıt toplayıcıların favori mahallesi Suadiye’den bildiriyorum. Bir zamanların nezih yazlık mekânı, günümüzde bir başka aleme dönüşmüş durumda. Doğma büyüme Kadıköylü olarak benim kafam karıştıysa bir başkası ne yapar bilmiyorum.

Sayfiye dedikleri

Kadıköy’de sayfiye, yani yazlık ev kültürü Bizans dönemine dayanıyor. Zamanında Fenerbahçe ve Caddebostan’da imparatorların yazlık sarayları varmış. Daha sonra Osmanlı döneminde saraya yakın isimler padişah fermanıyla birlikte sahil kesiminde köşkler yaptırıyor ve sayfiye göçü geleneği başlıyor. Neden “göç” deniyor derseniz, o ara bölgede her yer alabildiğine yeşil; dört bir yan bostan ve çam korusu. Öyle ki alışveriş yapacak tek bir dükkân yok. İnsanlar da dolayısıyla tüm ihtiyaçlarını yanlarında getirmek ve göç edercesine eşya taşımak durumunda kalıyor.

Suadiye’nin kaderi Osmanlı’da maliye bakanlığı yapmış olan Reşit Paşa’nın genç yaşta kaybettiği kızı Suad anısına 1905’te yaptırdığı Suadiye Camisi ile değişiyor; mahallenin bir ismi oluyor. Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise 1929’da Suadiye Plajı ve SuadiyeGazinosu’nun kurulmasıyla bölgenin albenisi artıyor. Arazinin sahibi Mustafa Güler’in aklında aslında tabakhane kurmak var fakat eşinin ve bölge halkının ısrarıyla bu fikirden vazgeçiyor ve yurtdışında gördüklerine benzer bir eğlence kompleksi oluşturuyor. Plaj, gazino, restoran ve ilerleyen yıllarda Suadiye Oteli’ni de kapsayan bu tesis çağdaşlığın simgesi haline geliyor.

Bir plaj gazinosu düşünün ki Münir Nurettin Selçuk caz programı yapıyor; Safiye Ayla’dan Müzeyyen Senar’a, Erol Büyükburç’tan Gönül Yazar’a birçok büyük isim sahne alıyor; insanların saatlerce dans ettiği tango geceleri ve balolar düzenleniyor. Yine bir gazino düşünün ki Atatürk, İran Şahı 1. Rıza Pehlevi’yi burada misafir ediyor. Kumsala el yapımı halılar seriliyor, Atatürk ve Şah mayolu insanların arasından geçiyor. Ortama müthiş bir nezaket hâkim, insanları itekleyen koruma ordusu dahi yok.

Plaj deseniz çok hareketli. Yüzme yarışları, voleybol maçları düzenleniyor, herkes çok şık ve saygılı. Söylentiye göre kadınlar o kadar güzelmiş ki “Burası Suadiye, kızlar kurabiye” diye şarkı söylenirmiş. Bu arada plajla ilgili araştırma yaparken 1946 yılına tarihlenen bir fotoğraf gördüm ki unutulmaz; çok muhtemel babası, o sıralar 3.5 yaşında olan Barış Manço’yu havaya fırlatıyor.

İşte bu dönem bölgede tek katlı evler, villalar revaçta oluyor. İnanılmaz ama yapılan inşaatlarda arsanın yüzde 60’ını bahçe olarak bırakma koşulu var. Ancak 1965’te çıkarılan kat mülkiyeti kanunuyla birlikte büyü bozuluyor; Bağdat Caddesi’nde apartmanlar dikilmeye başlanıyor, o yüzde 60 da 40’a iniyor. Günümüze bakacak olursak tabii bu da çok iyi bir oran. Gel gelelim 1980’li yıllarda yapılaşma artıyor, dönemin belediye başkanı Bedrettin Dalan denizi dolduruyor; plaj ve gazino kapanıyor, Suadiye yazlık yer özelliğini yitiriyor.

Bugün tüm sahil şeridinde olduğu gibi Suadiye’de de insanlar, otomobillerin vızır vızır geçtiği yolu aşıp deniz kenarına ulaşıyor. Kimi, çimenlerde piknik yapıyor kimi de gözünü karartıp denize giriyor. Malum artık Marmara’da yüzmek cesaret istiyor. Ancak genel olarak nezih, güzel bir kitle var sahilde. “Geçmişin ruhunu aratmayan nadir özelliklerden biri” diyebilirim.

Sahildeki BELTUR Cafe Suadiye genelinde en makul fiyatlı yer. Yalnız aman Türk kahvesi içmeyin!Marin Beach Suadiye ise iskelesi olan ufak, şirin bir kafe. Gün içinde kafenin bir bölümü plaj olarak kullanılıyor. Marin Beach ile iç içe yer alan Suadiye Kürek ve Kano Kulübü; sosyal olayım, popüler bir spor dalıyla uğraşayım, hem kendime de bakmış olurum diyorsanız gideceğiniz yer. Milli sporcuların da üye olduğu kulübün kapısı her yaştan insana açık, tek koşul yüzme bilmek. Buradaki herkesin yüzünün güldüğünü düşünecek olursak küreği denemekte fayda var. Özellikle profesyonel sporculara önereceğim aktivite ise Suadiye Bükü Yüzücüleri’ne katılıp karda kışta yüzmek. Bu arada sahil yolu inşaatı nedeniyle denizle teması kesilen yılların Suadiye Yelken Kulübü’nde hâlâ aktif olarak eğitim veriliyor ve yarışlar düzenleniyor.

Plaj Yolu Sokağı ve ötesi Plaj Yolu Sokağı, 1930’lu yıllarda yaz akşamları insanların tarlaların arasından akın akın tren istasyonuna doğru yürüdüğü yol… Bugünse yüksek binaların ve kapısında kuyruklar olan sayısız lüks restoranın sıralandığı, buna rağmen ultra sessiz, değişik bir sokak. Bir nevi matrikse açılan kapı. Ülkeyle tek bağlantısı, çöpün yanına bırakılan kâğıt poşetteki yarım sandviçi yemek için atılan çingene ailesi.

Bugün hâlâ arzı endam eden Suadiye Oteli, sokağın hemen girişinde yer alıyor. Son adı, Hotel Suadiye. Otelin restoranı Café de Paris, ada manzaralı terasıyla avantajlı bir konumda. Sokakta biraz ilerleyince kokteylleriyle ve terasıyla meşhur, Suadiye Park’taki Mirror çıkıyor karşınıza. Aynı alışveriş merkezindeki La Mia Luce, İtalyan yemeklerinde öne çıkıyor. Paraya kıyayım, gerçek pizza yiyeyim diyorsanız burası orası. Hemen ilerisinde Beyaz Fırın’ın Suadiye şubesi var ki Beyaz Fırın, Kadıköy deyince ilk akla gelen yerlerden biridir. Burada poğaçadan ana yemeğe ne yeseniz iyidir, kalitelidir. Evet, fiyatları yüksektir ama inanır mısınız Beyaz Fırın Suadiye’de diğer mekânlara kıyasla masum bir yere dönüşmüş. Yolunuz düşerse çok çeşitli mezelerden oluşan “dolu dolu tabak” yemenizi tavsiye ederim. Tıka basa doymak garanti, her şey çok güzel ve fiyatı gerçekten uygun. Yemeğin yanında gelen küçük cevizli ve zeytinli ekmekler cabası. Karşı sırada bulunan Suadiye Balık’ın ise özellikle mezelerini denemek gerek.

Masaların tepesinden inen püsküllü kumaş abajurlarıyla dikkat çeken Ysabel pub havasında bir mekân; iyi müzik ve ambiyansıyla seviliyor. Biraz ileride Pigalle var. Yemedim ama çılbırı güzelmiş. Çılbır derken annemizin yaptığı gibi değil tabii, daha afili bir çılbır bu. Aynı sırada göreceğiniz Ranchero yıllardır ayakta duran bir Meksika restoranı. Hâlâ cumartesileri kapıda ciddi kuyruk oluyor, öyle böyle değil.

İngiliz pub’larının seviye atlamış hali The Townhouse’a ister gündüz gidin, ister gece... Öğle saatlerinde havalı iş gruplarına rastlayabilirsiniz. Menüde Beef Wellington gibi İngiliz lezzetlerini bulabilir, iddialı oldukları kokteyllerden seçebilirsiniz.

Plaj Yolu’nda yemek yedikten sonra yapacağınız şey The Mia adlı tatlı konsept mağazaya gitmek. O kadar çeşitli ürün var ki mutlaka kendinize göre bir şey bulursunuz. Şahsen aklım dev Star Wars klon askerinde kaldı.

İki ayrı ruh

Suadiye, Bağdat Caddesi’nin aşağısı ve yukarısı olarak iki ayrı ruha sahip. Bağdat Caddesi’ni de kapsayan alt kısma son yıllarda snob bir hava hâkim oldu. Evet, nezih ama snob. Dizi dizi fine dining restoranları; çok büyük markaların amiral mağazaları; sonsuz psikiyatr ve güzellik merkezi tabelaları, birbirinin suratına pek bakmayan insanlar ve sessizlik...

Çok uluslu şirketlerin üst düzey yöneticileri dahil olmak üzere hatırı sayılır bir yabancı nüfusu olduğunu düşünecek olursak bu kopukluk normal belki de. Bu arada bunu özellikle hafta içi günleri düşünerek söylüyorum. Hafta sonu gezmeye gelen çocuklu aileler ve her sokak başına konuşlanmış çingene kolonisi farklı bir keşmekeş yaratıyor ve havayı dağıtıyor. O vakit bin yıllık Saray Muhallebicisi’nde bile kuyruk oluyor.

Caddenin yukarı kısmında ise yine nezih bir ortam var ama bununla birlikte geçmişi andırır bir kültür var, yaşanmışlık var. Kelimeleri dikkatle seçmeye çalışıyorum, inanın anlatmak zor. Şu şekilde anlatsam olur mu acaba: Alt kısımda bir pazar sabahı kahvaltı için iki poğaça, üç simit alayım diyebileceğiniz, hatta pijamanızın üzerine mont geçirip bir koşu gideceğiniz bir mahalle fırını yok. İyi ihtimal Beyaz Fırın’a gitmeniz gerekir. Olmadı Flân Bakery’den ya da Le Pain Quotidien’dan kruvasan alırsınız. Sizi bilmem de bu bana göre sorun.

Nerede ne yemeli?

Böyle baktığımızda Gece Yiyen Adam’ı bulmak iyi geldi. Geçtiğimiz Kasım ortası açılan mekânda burger, sosisli ve tost yapılıyor. Bir büfe düşünün ama farkı burgerlerin odun ateşinde pişmesi, sosislerin frankfurter tarzı tütsülenmiş olması, tostların ise babaanne usulü salçalı yapılması ve fakat fiyatların görece iyi olması. Burada içinde pastırmayla sotelenmiş ıspanak olan Anadolu burgeri şiddetle öneriyorum. İkinci favorim ise içinde tereyağlı biftek dilimleri olan gece burger. Önemli not: 02:00’ye kadar açık olan Gece Yiyen Adam’ın bir diğer güzelliği de köpek kabul etmesi.

Köpek demişken Jack’s Dog Cafe’den bahsetmeden olmaz. Kafenin sahibi Çavlan Gücüyener eski bankacı. 12 yıl önce kurmuş kafeyi. “Çocuklarla pet friendly bir yere bile gitseniz rahat edemiyorsunuz, hep sıkı sıkı tutmanız gerekiyor. Bir gün niye düzgün bir yer yok diye isyan ettik arkadaşlarla. Sonra bir baktım burayı kurmuşum” diye anlatıyor Gücüyener. Özellikle güzel havalarda kafe dolup taşıyor. Doğumgünü partileri ya da ırk partileri veriliyor, köpeklere uygun pastalar yapılıyor. Bir sürü mutlu (ve şanslı) köpek de koşturup duruyor.

Tatlım Anna Profiterol her faninin ayak basması gereken minicik bir dükkân. Girdiğiniz anda fırının yüzünüze vuran sıcaklığı ve yeni pişmiş pate a choux hamurunun dayanılmaz kokusu insanı kendinden geçiriyor. Tatlım Anna’nın asıl olarak profiterolü meşhur, yanı sıra ekler ve mozaik pasta yapıyorlar. Sadece Belçika çikolatası ve tereyağı kullanıyorlar. Vanilya tozunu da Norveç’ten getirtiyorlar. Dünyanın en hafif, en lezzetli profiterolünü yapıyor olabilirler. Vedat Milor burayı 2013’te keşfetti, düşünün artık.

Tatlım Anna’nın hemen ilerisindeki Bebe’den içli köfte yemek de Suadiye’de mutlaka yapılması gerekenlerden. Nohutlu, mantarlı seçenek de mevcut. Vejetaryen olduğum yıllar boyunca böyle bir içli köfte için yapmayacağım şey yoktu. Kokoreç severlere Rub önerilir. Kendini iyi hissetmek isteyenler ise Strada’nın bembeyaz örtülü masalarında caz dinleyip yemek yiyebilir. Üstüne kahve içmek için Remzi Kitabevi’ne gidip ruhu beslemek mümkün.

Tarihi çarşı

Suadiye Camisi’nin hemen yanı başındaki Tarihi Çarşı Kadıköy Belediyesi’nce 2015’te aslına uygun biçimde restore edildi. Yol üstünde olmadığı için gözünüzden kaçmış olabilir ama sanat atölyelerine mutlaka uğrayın. Özellikle de ahşap oyuncak atölyesi Zeytin Çekirdeği’ne. Kültür Bakanlığı sanatçısı olan Merve Çolakoğlu ülkemizde bu alandaki tek kadın usta. Atölyeye girince ahşap dönmedolaplar, kayak yapan minik insanlar, karyolalar, pervaneli uçaklar derken adeta masal diyarına giriyorsunuz. Çolakoğlu’na göre bu oyuncakları daha çok yetişkinler alıyor. Siz de gidip bir bakın, hoşunuza gideceğine eminim. Kesin bilgi.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo