
Kapalıçarşı’dan Mevlevihane’ye: Şehirde müzikal yolculuk
Yazı: Yasemin Bay
Fevstivalin bu yılki temasını belirlerken size yönlendiren neydi?
Festivalimizin bu yılki ana teması olan “Ânın İçinde”, aslında hepimizin aşina olduğu ama hızla akıp giden hayatın içinde ıskaladığı ‘geçicilik’ hakikati üzerine kurulu. Bizi bu temaya yönlendiren temel düşünce, her şeyin sürekli bir dönüşüm halinde olduğu ve tutunmaya çalıştığımız şeylerin bir gün elimizden kayıp gideceği gerçeği. Müzik, bu felsefenin en saf yansıması; çünkü her performans yalnızca bir kez var olur ve bir konser bittiğinde o anı geri getirmek mümkün değil. İşte bu yüzden, sanatın zamansızlığı ile insan ömrünün sınırlılığı arasındaki o etkileyici karşıtlığı odağımıza alarak, izleyicilerimizi tekrarı olmayan bu mucizeleri paylaşmaya davet ediyoruz.
Festival programını oluştururken özellikle nelere dikkat ettiniz?
Programımızı kurgularken önceliğimiz, izleyiciye sadece bir konser sunmak değil, onlara ‘şu an’da var olmayı hatırlatacak deneyimler yaşatmaktı. Bu doğrultuda, müziğin kalbinin attığı en canlı kanıt olan doğaçlama performanslara, iç huzur ve manevi derinlik arayışını yansıtan farklı müzik formlarına ve hatta çocuklarla doğada gerçekleştirilecek farkındalık yürüyüşlerine yer verdik. Aynı zamanda, festivalin herkes için erişilebilir olması da bizim için çok önemli. “Ücretsiz Hafta Sonu Klasikleri” konser serimiz, çocuk atölyeleri ve tüm festival konserlerine 50 TL ücret karşılığı tüm öğrencilere Eczacıbaşı Genç Bilet’le erişim olanağı sağlarken; bu yıl hayata geçirdiğimiz “Rahat Konserler” serisiyle; duyusal hassasiyetleri olan veya otizm spektrumundaki bireylerin de özgürce müzik deneyimleyebileceği, kuralların esnetildiği kapsayıcı bir ortam yaratmaya özen gösterdik.
İstanbul’un çok kültürlü yapısı festival repertuvarına nasıl yansıdı?
İstanbul, tarih boyunca farklı kültürlerin, dillerin ve inançların kesişme noktası olma özelliğiyle festivalimizin ruhunu doğrudan şekillendiren en temel unsurdur. Bu yılki repertuvarımızı oluştururken, Batı’nın klasik geleneğini Doğu’nun derinliğiyle harmanlayan projelere ve farklı kültürel mirasların birbirine dokunduğu konser serilerine kapılarımızı sonuna kadar açtık. Özellikle “Ânın Güzellikleri” projemizle İtalyan Rönesansı’ndan Osmanlı ve İran müziklerine uzanan geniş bir yelpazeyi dinleyicilerle buluştururken, şehrin kozmopolit yapısını İstanbul’un en değerli tarihi mekânlarından biri olan Kapalıçarşı’da müzikal bir şölene dönüştürüyoruz. Bu çoksesliliğin en kıymetli duraklarından biri olan “Müzik Rotası” kapsamında, Üç Horan Ermeni Kilisesi’nde Hagop Mamigonyan yönetimindeki Lusavoriç Korosu, Ermeni müzik geleneğinin hem kutsal hem de halk kaynaklı örneklerini sunarak Beyoğlu’nun çok katmanlı ruhunu yeniden hissettirecek. Şehrin manevi hafızasını ise Bahariye Mevlevihanesi’nde gerçekleştireceğimiz “Nefesin İzinde” başlıklı konserle selamlıyoruz; 17. yüzyıldan Cumhuriyet dönemine uzanan süreçte Itrî ve Dede Efendi gibi ustaların eserlerinden dini musiki formlarına kadar Türk müziğinin seçkin örneklerini dinleyerek nefesin, sesin ve anlamın iç içe geçtiği zamansız bir deneyime tanıklık edeceğiz. Kısacası, İstanbul’un binlerce yıllık kültürel birikimini, her bir notada ve her bir tarihi mekânda yaşayan bir gerçeklik olarak izleyicilerimize sunmayı amaçlıyoruz.
Festival İstanbul’un farklı mekânlarını kullanıyor; bu yıl mekân seçiminin festivalin yerel kültürel mirasla ilişkisi açısından önemi nedir?
Bu yılki mekân seçimlerimizde, müziğin yankılandığı duvarların o müziğin ruhuna eşlik etmesini istedik. Örneğin, Pera’nın tarihini ve mimarisini adımlayacağımız “Müzik Rotası” etkinliğimizde; Surp Asdvadzadzin, Üç Horan ve Kırım Kiliseleri gibi sembolik yapılar konser alanımız olacak. İlk kez kapılarını festival izleyicisine açacak olan Bahariye Mevlevihanesi’nde, bu mekânla doğrudan bağı olan Zekâî Dede ve Dede Efendi gibi klasik ustaların eserlerini dinleyeceğiz. Kapalıçarşı’nın tarihi atmosferinde veya Venedik Sarayı’nın büyülü bahçesinde gerçekleşecek performanslarla, İstanbul’un yerel mirasını yaşayan birer sanat alanına dönüştürerek izleyicilerimize şehrin hafızasını yeniden hissettirmeyi amaçlıyoruz.
Bu yılki festivalin öne çıkanları neler?
Müzikseverleri çok sesli ve heyecan verici bir program bekliyor: Açılışımızı yıldız şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ve Batı’nın geleneğini, Doğu’nun derinliğiyle harmanlayan Özbek piyanist Behzod Abduraimov ile yapıyoruz. Viyana Senfoni Orkestrası’nın 125. yılına özel vereceği iki büyük konserde efsanevi topluluk, kuşağının en etkileyici piyanistleri arasında sayılan Çin asıllı Kanadalı Bruce Liu ile derin müzikalitesi ve sahnedeki güçlü varlığıyla büyük övgüler alan İran asıllı Avusturyalı çellist Kian Soltani’ye eşlik edecek. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın müzisyenler ve Koro İstanbul’la güçlerini birleştirerek sinema dünyasının efsanesi Ennio Morricone’nin ikonik eserlerini seslendireceği gece ve çağdaş dans topluluğu Aterballetto’nun görsel ve işitsel şöleni benim için bu yılın zirve noktalarından bazıları. Gençler için kurguladığımız Disko Klasik serisi, Salon İKSV’de elektronik müziğin yenilikçi isimlerinden prodüktör ve besteci Janus Rasmussen ile günümüzün en yaratıcı lavta virtüözlerinden David Bergmüller’i bir araya getirecek.












