
Karar vermek, kaygı ve tevekkül: Modern insanın zihinsel çıkmazı
Cemâlnur Sargut
Kaygıdan uzak durmak
İnsanlar için karar verebilme kabiliyeti, Allah’ın en büyük lütfudur. Zira kararsız kalmak genellikle kaygı, depresyon ve iman eksikliği ile alakadır.
Her şeyin Allah’tan olduğunu bilen bir insan, kendisinin alacağı karar aşamasına geldiğinde teslimiyet erdemini kullanır. Buna İslâm dininde “tevekkül” denir. Bir başka deyişle, “Kader gayrete aşıktır” sözünün bir tezahürü olarak, kendine düşen gayreti gösterdikten sonra karar vererek sonucu Yaratıcısına bırakır. Gerçek bir Müslüman, kararını ahlaki prensipler içerisinde verir ve bu kararından kaygı duymaz.
Kaygının en büyük sebebi vesvesedir. Dini açıdan bakınca vesvese, insanın nefsinin şeytana uyması olarak tarif edilebilir. Şeytan, insanları kandırmak için onların kulaklarına kendilerini suçlu hissedecekleri ifadeler fısıldar. Bunlar insanların kandırılması içindir. Eğer nefsimiz bunlara kanmazsa, tekamül gerçekleşir. Doğru karar ancak vesveselerden uzaklaşarak verilebilir. Dolayısıyla, doğru karar almanın sürekliliği kamil insanın yetisidir.
Günümüz dünyasında kararsızlık veya alınan karardan memnun olmama gibi durumlar fazlalaşmıştır. Zira bizi dünyaya çeken uyarıcıların arttığı bir gerçektir. Bu sebeple, karar alma aşamasında insanların psikolojisini bozacak daha fazla etken bulunmaktadır. Her işin erbabına danışılması konusunda bize öğüt veren kitabımızın işaret ettiği üzere, vücudumuzda meydana gelen kimyasal bozulmaların tedavisi de bu konudaki uzmanlar tarafından yapılmaktadır.
“Modern insanın sıkıştığı alan, devinimi artmış olan bir dünyada kendini sürekli hareket halinde olmak zorunda hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Halbuki kadimle irtibatımızı sağlayan dil, ona durup düşünüp, tefekkür ederek olaylar arasındaki ilişkiyi kurmasını söyler.”
Hasan Kerim Güç
Bizdeki anlamı hep olumludur
“Karar” kelimesinin günlük hayatta en çok kullandığımız manası, bir iş ile ilgili verilen hükümdür. Ancak etimolojik olarak baktığımızda, bu kelime birçok farklı mana taşımaktadır. Karar kelimesinin farklı manada kullandığımız ilk şekli “bir yerde durmaktır”. Mesela “karargah” kelimesi, ordunun bir yerde konuşlanmasını yani durmasını ifade eder. Kararın bir diğer manası ise ölçü, miktardır. Örneğin; “bir şeyi kararında yapmak” demek ifrattan yani aşırılıktan ve tefritten, azlıktan kaçınma durumudur. Bu manası itibarıyla karar, dengeyi anlatır. Bir diğer anlamı ise rahatlık, huzur ve dinlenmedir. Aslında burada ilk manası olan durmak ile irtibatını görüyoruz. Son olarak karar kelimesi, istikrar ile eş anlamlı kullanılmaktadır.
Türkçede “karar” kelimesinin kullanım şekillerinin hepsi olumludur. Diğer taraftan Latince kökenine baktığımız zaman olumsuz bir manayla karşılaşırız. İngilizcede “decision” karar demektir. İngilizcedeki “-cide” eki, öldürme anlamı veren bir son ektir. Mesela “suicide” intihar etme, “homicide” bir kişiyi öldürme ve “genocide” ise soykırım manalarını taşır. İngilizce karar vermek anlamındaki “decide” kelimesini bu şekilde düşündüğümüz zaman, kelimenin negatif bir manası varmış gibi görülebilir. Ancak her fiil, tek başına negatif veya pozitif bir mana taşımaz. Bizim kelimeye vermiş olduğumuz anlamla, o kelimenin pozitifliği yahut negatifliği ortaya çıkar. Burada öldürmek veya kesip atmak manasıyla bahsedilen, kararsızlığın öldürülmesi ya da son bulmasıdır. Aynı şekilde baktığımızda karar vermenin; ölçüsüzlüğün, istikrarsızlığın ve en önemlisi rahatsızlığın son bulması manalarında kullanılabileceği görülmektedir.
Şimdi karar vermenin ön şartı olan “idrak edebilme, anlama” fiilinin etimolojisini çeşitli dillerde ele alalım. Anlamak kelimesi İngilizcede “understanding”, Almancada “verstehen” olarak geçer. Kelimenin arkaik bir dil olan Arapçadaki kullanımına baktığımızda ise “vakfe” sözcüğüyle karşı karşıya kalıyoruz. Her biri, bir şeyin altında dik (dikey) durmak manasındadır. Dolayısıyla herhangi bir konuda karar vermeden önce, o konuyu anlayabilmemiz için durmak esastır.
Modern insanın sıkıştığı alan, devinimi artmış olan bir dünyada kendini sürekli hareket halinde olmak zorunda hissetmesinden kaynaklanmaktadır. Halbuki kadimle irtibatımızı sağlayan dil, ona durup düşünüp, tefekkür ederek olaylar arasındaki ilişkiyi kurmasını söyler. Durabilmek, dünya düzeyindeki yatay iletişim yerine ilahi ile olan dikey irtibatı sağlayacaktır. Mesela, Kızılderililere atfedilen bir alışkanlık vardır. Atlarıyla çok hızlı gittiklerinde belli bir müddet duraklayarak ruhlarının kendilerine yetişmesini beklerler. Aynı şekilde materyal dünyamızın sıkı sıkıya bağlı olduğu egomuzun önde gitmesi, ruhumuzu devre dışı bırakmasına sebebiyet verir. Bu da kararlarımızın doğru bir şekilde gerçekleşmemesine neden olur. Zira yukarıda bahsettiğimiz gibi kararımız, kelimenin asıl anlamlarını ifade eden denge, istikrar ve idrakten bağımsız olarak alınacaktır.
Bu noktada modern insana verebileceğimiz en önemli öğütler, hayatın akışında sürekli telaşta olmak yerine ruhumuzun rahatlayacağı şekilde ölçülü olarak tefekkür etmek ve kendimizi kaybetmek yerine, durmasını bilerek istikrarlı şekilde kendimizi bulmaktır.












