Haber kapak görseli
Genel
6 dk okunma süresi
All About History

Kehanet bürosu’nun karanlık hikâyesi

Aberfan felaketinin ardından, medyumların başka bir trajediyi önceden tahmin edip edemeyeceğini araştırmak için gizemli bir proje başlatıldı.

Yazan: Catherine Curzon

Kehanet Bürosu’nun gerçek hikâyesi, adeta kurgu kitaplarından çıkmış gibi. Trajik bir olaydan doğmuş, gizemle yoğrulmuş ve ölümcül bir kehanetle sona ermiş olan bu deney, bilinmeyenin gücünü kullanma çabasındaki en sıra dışı ve benzersiz girişimlerden biri olarak psişik araştırmaların sınırlarını zorlayan bir yerde duruyor. Ancak deney ilerledikçe, yapılan kehanetlerden birinin gerçeğe fazlasıyla yakın olabileceği ortaya çıkıyor.

21 Ekim 1966’da Galler’de kömür işçilerinin aileleriyle yaşadığı Aberfan köyünde uzun süreli yoğun yağışlar nedeniyle, köy merkezinin hemen yanında tepeleşmiş kömür ocağı atık yığını kaymaya başladı. O sırada köydeki halk günlük yaşamlarına devam ederken, Pantglas İlkokulu’ndaki çocuklar derslerine başlamışlardı. Devasa atık yığını kaymaya başladığında, büyük bir heyelan meydana geldi. Bu olay, İngiltere’nin yaşadığı en büyük sanayi felaketlerinden biriydi. Aberfan felaketi, 144 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı, bunların 116’sı o gün okulda son derslerini yapan çocuklardı.

Felaketin haberi yayılmaya başlayıp çaresiz kurtarma çalışmaları yürütülürken, İngiltere’nin dört bir yanından insanlar köye doğru akın etmeye başladı. Aberfan kurbanlarına ve onların yas tutan ailelerine duydukları üzüntüyle yola çıkan bu gönüllüler, ne olursa olsun yardım etmek istiyorlardı. Felaketten hemen sonra Aberfan’a gidenlerden biri, Cambridge eğitimli, parlak bir kariyere sahip olan 42 yaşındaki psikiyatrist John Barker’dı. Shropshire’deki bir akıl hastanesinde çalışıyordu ve boş zamanlarında paranormal olaylarla ilgileniyordu, ayırca Psikolojik Araştırma Derneği’nin bir üyesiydi. Aslında, Aberfan’a yaptığı seyahat sırasında, kendi ölümlerini doğru şekilde tahmin eden insanları konu alan bir kitap yazıyordu. Barker, trajedinin ardından Aberfan’a vardığında, köylüler arasında bazı çocukların yaklaşan felaketi ve maalesef kendi ölümlerini doğru bir şekilde öngördüklerine dair hikâyelerin yayılmaya başladığını öğrendi.

Örneğin, yedi yaşındaki Paul Davies olaydan bir gün önce, bir tepeyi kazmaya çalışan bir kalabalığı çizdiği bir resim yapmıştı. Resmin üst kısmına “son” yazmıştı. Sonrasında, Barker, bir başka yerli çocuk olan on yaşındaki Eryl Mai Jones’un, bir gece önce gördüğü rüyasını annesine anlattığı bir vakayı öğrenmişti. Eryl Mai, rüyasında okula gelmiş ancak okulunun yerinde olmadığını görmüş. “Üzerine siyah bir şey inmişti” diye anlatmıştı annesine, ayrıca birkaç gün önce de başka bir olay sonrasında “Ölmekten korkmuyorum” demişti. Ne yazık ki, hem Paul Davies hem de Eryl Mai Jones, o kömür ocağı atığının altında kalıp hayatlarını kaybettiler.

Daha fazla kehanet tecrübesini incelemek isteyen Barker, Evening Standard gazetesinin bilim editörü Peter Fairley’yi ile birlikte bir ilan yayımlayarak gazetenin okurlarından Aberfan felaketini önceden tahmin eden rüya veya hayali vizyonlar yaşayıp yaşamadıklarını yazılı olarak bildirmelerini istedi. Bu çağrıya 80’den az kişi yanıt verdi ve gelen mektupların birçoğu belirsiz ya da güvenilmezdi. Yine de bazıları, Eryl Mai Jones’unki gibi ürkütücü bir şekilde doğru çıkmıştı.

Başka bir mektup yazarı, Carolyn Miller, 20 Ekim’de yaşadığı bir hayali vizyonu anlatmıştı. Vizyonunda, bir çocuğa doğru hızla yuvarlanan bir kömür tepesi görmüş, ardından kurtarma ekiplerinin enkazda çalıştığını izlemişti. Bu vizyondan o kadar rahatsız olmuştu ki, bunu kilisedeki arkadaşlarıyla paylaşmış ve gördüğü çocuğun hayatta kalacağına dair güçlü bir hissiyatı olduğunu eklemişti. Birkaç gün sonra, televizyonda köyle ilgili bir haber veren bir programda küçük çocuğu görünce tanımıştı. Çocuk, tam tahmin ettiği gibi, hayatta kalmıştı.

Mektuplar, psikiyatristi araştırmaya devam etmeye itecek kadar etkiliydi. Barker, “felaket öncesi sendromu” adında bir teori geliştirdi. Temelde, trajik bir olay yaklaşırken, bazı insanların, tıpkı bir meteorologun hava durumu tahmin etmesi gibi, olayları öngörme yeteneği kazanabileceğini öne sürdü. Dr. Barker’ın özellikle ilgisini çeken nokta ise, güvenilir raporların çoğunda doğrulama yapabilmesiydi. İnsanlar, rüyalarından o kadar etkilenmişlerdi ki, Aberfan felaketinden önce gördüklerini ailelerine ve arkadaşlarına anlatmışlardı ve bu durum, anlattıkları rüyaları gerçekten felaketten önce gördüklerini kanıtlıyan birer delildi.

Mektupları daha çok inceledikçe Barker, pek çok durumda rüya gören kişilerin, Aberfan felaketini öngörmüş olsa da, hiç birinin felaketi engelleyebilecek detaylara sahip olmadığını fark etti. Yer, tarih, saat ya da kurbanların isimleri gibi bilgilere sahip olmamaları, bu felaketlerin önlenemez olduğunu düşündürüyordu. Yine de Barker, bu vizyonların gelişip gelecekteki trajedilerin gerçekleşmeden önce tahmin edilmesi ve hatta önlenmesi için daha hassas hale getirilebileceği olasılığıyla büyülenmişti.

Barker ve Fairley, keşiflerinden cesaret alarak 1966 yılının sonlarına doğru, “Kehanet Bürosu” adını verdikleri bir projeye başladılar. Evening Standard okurlarından rüyalarını göndermeye devam etmelerini istediler. Bu rüyalar not edilecek, alındığı tarih işaretlenecek ve 11 puanlık bir sisteme göre puanlanacaktı. “Sıradışılık” için 5, doğruluk için 5 ve zamanlaması için 1 puan verilecekti. Mektuplar gelmeye başladıkça, Barker ve Fairley, özellikle iki kişinin diğerlerinden çok farklı olduğunu fark ettiler. Bir postanede çalışan 44 yaşındaki Alan Hencher, başına aldığı bir darbeden sonra önsezileri aşırı güçlenmiş, hatta hayali vizyonlar görmeye başlamıştı. Bir diğeri ise 52 yaşındaki bale ve piyano öğretmeni Kathleen Middleton’dı. Her ikisi de Aberfan felaketiyle ilgili, halka açıklanmamış bilgiler vermişti. 21 Mart 1967’de Hencher, Barker’ı telefonla gerçekleşmemişti. Barker, yalnızca 18 tahminin doğru olduğuna inanıyordu ve bunlardan 12’si Hencher ve Middleton tarafından yapılmıştı. Araştırmasındaki bir çelişki de özellikle kafasını meşgul ediyordu. Bu tür bir sezgisel görme gücü ve yetersiz detaylar, felaketlerin zaten önceden belirlenmiş olduğu ve ne olursa olsun engellenemeyeceği anlamına mı geliyordu?

Kehanet Bürosu açıldıktan bir y ıl sonra, Hencher ve Middleton bir kez daha aynı felaketi tahmin ettiler. Hiçbir işbirliği yapmadan, John Barker’ın yakında öleceğini birbirlerinden bağımsız olarak öngördüler. Barker hem korkmuş hem de büyülenmişti, pragmatik bir şekilde şunu kaydetti: “Sanırım öngörü ile uğraşan biri … ne bulursa kabul etmeli.”

Ağustos 1968’de beyin kanamasından hayatını kaybeden Barker’ın ölümünün ardından, Kehanet Bürosu projesi, itici gücünü kaybetmiş oldu. Barker ve Fairley, bulgularını resmi olarak Parlamento’ya ve İngiliz Tıbbi Araştırmalar Konseyi’ne sunmayı başaramadan proje sonlandı; çözüme kavuşturdukları gizemler kayboldu. Barker, öngörü gücünü kontrol etmeye çok yaklaştığını düşünse de, araştırması ve hayali, bizzat kurduğu ve büyüttüğü proje ile öngörülen bir felakete, kendi ölümüne takıldı.

ÖNGÖRÜLEN GELECEK

Tarih boyunca insanlar, geleceği görmek için mistiklere ve medyumlara başvurmuşlardır. Delphi kâhinleri gibi figürlerin güçlü öngörü yeteneklerine sahip olduklarına inanılmıştır. Belki de en ünlü tarihsel kâhin, 16. yüzyılda yaşamış Fransız bir eczacı olan Nostradamus’tur. İnananlar onun, savaşlardan doğal felaketlere, trajik olaylara kadar pek çok önemli durumu öngördüğünü savunurlar. Yazıları bugün hâlâ tartışılmakta ve incelenmekte olup, inananları ve şüphecileri aynı şekilde cezbetmektedir. İlk gruba göre, Nostradamus’un kehanetleri çok özel olaylara dair kodlanmış referanslardır; ikinci gruba göreyse, onun kehanet güçleri, tesadüflerden veya orijinal metnin yanlış yorumlanmasından başka bir şey değildir. Daha yakın zamanda ise, kör Bulgar mistik Baba Vanga, ünlülerin ölümünden Amerikan seçim sonuçlarına kadar her konuda yaptığı doğru tahminlerle ün kazanmıştır. Hatta bizzat öngördüğü şekilde 11 Ağustos 1996’da doğal sebeplerden ölmüştür. Yüzyıllar boyunca, geleceği tahmin ettiğini iddia edenler çevrelerinde hem büyük bir hayranlık uyandırmış hem de alay konusu olmuştur. Yeteneklerinin gerçekliği ne kadar tartışılır olursa olsun, kesin olan bir şey var ki, biz dünyanın gizemlerini merak ettikçe onlar bizi büyülemeye devam edecekler.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo