
Kıyamet savaşına ramak kala
1960’ların başlarında ABD ve SSCB, birbirlerini ve kendileri dışında dünyada bulunan herkesi yok edebilecek kadar nükleer silaha sahip rakip süper güçlerdi. İki süper gücün meydana getirdiği bu açmaz teorik olarak barışı koruduysa da 1962’nin sonlarında insanlık kendini kıyamet savaşıyla karşı karşıya buldu.
Bir ABD U-2 casus uçağı, 14 Ekim’de Florida’ya yaklaşık 160 km mesafede bulunan ve komünist rejimle yönetilen Küba’da SSCB’ye ait nükleer füze tesisleri olduğunu fotoğraflarla tespit etti. ABD Başkanı John F. Kennedy, 22 Ekim’de televizyonda yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında krizin boyutunu şu sözlerle açıkladı:
“Değerli vatandaşlarım, geçtiğimiz hafta içinde elde ettiğimiz net kanıtlar, Küba’da bir dizi saldırı füzesi tesisinin hazırlanmakta olduğunu ortaya koydu. Bunların birçoğu nükleer savaş başlığı taşıyabilen orta menzilli balistik füzeleri içeriyor. Menzillerinin 1.000 milden fazla olması hasebiyle Washington, DC’yi veya ABD’nin güneydoğu kesiminde bulunan herhangi bir şehri vurabilecek kabiliyetleri var. Ulusumuzun bu konuda izleyeceği politika, Küba’dan Batı Yarımküre’deki herhangi bir ulusa fırlatılan bir nükleer füzeyi Sovyetler Birliği’nin ABD’ye yönelik bir saldırısı olarak görmek ve SSCB’ye tam bir misillemeyle yanıt vermek şeklinde olacaktır.”

ABD Başkanı Kennedy ve Sovyet Başkanı Nikita Kruşçev’in krize diplomatik bir çözüm aradığı bir hafta boyunca dünya nefesini tuttu. Sonunda, dünyayı uçurumun kenarından geri çekmek için gizli bir anlaşma yapılması icap etti. Buna göre; ABD’nin Sovyetler Birliği’ne yönelik olarak Türkiye’de konuşlandırdığı füzeleri çekmesi karşılığında SSCB de Küba’daki füzeleri kaldıracaktı. Böylece nükleer silahların ortaya çıkarabileceği bir soykırım önlenmiş, ama henüz her şey bitmemişti.
Yaşanan bu kriz günleri, Soğuk Savaş’ın gerçek bir çatışmaya en çok yaklaştığı dönem oldu. Ancak bunun dışında iki nükleer süper güç arasında istemeden düşmanlıkları tırmandırabilecek çok sayıda “Kırık Ok” olayı Soğuk Savaş yıllarına damga vurdu.

Fotoğraf: Kaybolan bir hidrojen bombası 1966 yılında İspanya’nın Palomares kasabasının açıklarında bulundu, bombayı taşıyan B-52 bombardıman uçağı 81 gün önce düşmüştü.
“Kırık Ok” terimi, nükleer silahın kazara ateşlenmesi, fırlatılması, patlaması veya kaybını ifade etmek için ABD tarafından türetildi. ABD ordusu, 1952’den bugüne kadar bulunamayan altı tane nükleer silahın kaybı da dahil olmak üzere, toplam 32 “Kırık Ok” hadisesi yaşadı.
İlk “Kırık Ok” hadiselerinden biri 28 Şubat 1958’de İngiltere’de yaşandı. Nükleer silahla yüklü bir B-47 bombardıman uçağı, Berkshire’daki Greenham Common Hava Üssünden kalkış yapmayı beklerken başka bir B-47 kalkış sırasında zorluklar yaşadı. Bu nedenle söz konusu uçak, iki adet 7.730 litrelik devasa yakıt tankını bırakmak zorunda kaldı. Bunlardan biri pistte kalkış için bekleyen B-47’nin sadece 20 metre arkasına düşerek patladı. Yerdeki B-47’yi hızla saran ateş topu o kadar yoğundu ki uçak 16 saat boyunca yandı.
Bu arada uçağa yüklenmiş olan bomba da yandı, içindeki konvansiyonel patlayıcı infilak ederek uranyum ve plütonyum parçacıklarını üssün dört bir yanına saçtı. Olayda kaç kişinin öldüğü ve yaralandığı belirsizdir çünkü resmi soruşturmanın bulguları bugüne kadar gizli kalmıştır. İşin aslı öyle ki, 1960 yılında bir grup bilim insanı olayın yaşandığı yerin yakınlarında tesadüfen alışılmadık derecede yüksek radyasyon seviyesi tespit etmeseydi, kazanın ayrıntıları asla gün yüzüne çıkmayabilirdi.
Muhtemelen en kötü “Kırık Ok” olayı, 23 Ocak 1961’de Kuzey Carolina’nın Goldsboro şehrinin yakınlarında gerçekleşti. İki adet Mark 39 hidrojen bombası taşıyan bir B-52 bombardıman uçağı havada parçalandı ve her iki bomba da yere düştü. Bombalardan birinin paraşütü açılmadı ve saatte 1.125 km hızla ıslak tarım arazisine çarparak 55 metre derine gömüldü. Bombanın patlamasını engelleyen tek şey sadece tek bir anahtardı ki, bombanın altı emniyet mekanizmasından sadece biri sağlam kalmıştı. Bomba, Hiroşima’yı yok eden bombanın yaklaşık 250 katı patlayıcı güce sahipti. Hidrojen bombası patlamış olsaydı, 27 km yarıçapındaki her şeyi buharlaştırırdı.
Soğuk Savaş boyunca Sovyetler de çok sayıda nükleer kazaya ramak kala durumunu yaşadılar. Bunlardan en bilineni 3 Ekim 1986’da gerçekleşti. NATO tarafından Yankee I sınıfı olarak isimlendirilen Sovyet denizaltısı K-219, Atlantik Okyanusu’nun Bermuda’nın kuzeyinde devriye geziyordu. Moskova saatiyle sabah 5.30’dan kısa bir süre sonra meydana gelen bir patlama füze tüplerinden birini parçaladı ve yangına neden oldu. Patlama sonucunda dört denizci hayatını kaybetti, kurtarma girişimlerine rağmen gemi sonunda 6 Ekim’de 30’dan fazla nükleer savaş başlığıyla birlikte battı.

Fotoğraf: Carolina’da düşen bir B-52’nin enkazında faaliyet yürüten acil durum ekipleri
Burada özellikle dikkat çeken şey, olay sırasında daha önce benzeri görülmemiş bir açıklık sergilenmiş olmasıdır. Sovyet lideri Mihail Gorbaçov, olayla ilgili haberleri bastırmaya çalışmak yerine, kazayı kamuoyuna açıklamadan önce, olanları anlatmak için ABD Başkanı Ronald Regan ile özel olarak irtibata geçti. K-219’un batması, Çernobil felaketinden sadece altı ay sonra gerçekleşti. Hatırlanacağı üzere, Çernobil’de bulunan Sovyet enerji santralindeki reaktörün erimesi sonucu yaşanan olay nedeniyle Avrupa genelinde nükleer kış yaşama ihtimali söz konusu olmuştu.
Görünen oydu ki, insanlar nükleer felaketlerin ayrım gözetmeyen doğası sonunda ders almaya başlamışlardı. Gorbaçov ve Regan, 11 Ekim’de Reykjavik Zirvesi’nde bir araya gelerek Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler (INF - Intermediate-Range Nuclear Forces) Anlaşması’nın temellerini attılar. Ertesi yıl imzalanan anlaşmada, her iki ülke de yerden fırlatılan kısa ve orta menzilli nükleer füzelerden oluşan çok sayıdaki cephaneliğini sökme sözü verdi.
Fotoğraflar: Alamy, Getty
“YERDEKİ B-47’Yİ HIZLA SARAN ATEŞ TOPU O KADAR YOĞUNDU Kİ UÇAK 16 SAAT BOYUNCA YANDI”












