
Krepen Pasajı nerededir? Beyoğlu’nun sahici bohemlerine açılan zaman tüneli
MESUT VARLIK
İstanbul sürprizler yapmaya devam ediyor. Hele pasajları! Modern dünyanın ilk nişanesi olan ‘pasajlar’ daima ilginç hikâyelerin biriktiği, şehrin kısa yolları, geçitleri oldular.
İstanbullu kitap meraklılarının oldu olası hep iki merkezi uğrak yeri vardır. Anadolu yakasında Akmar Pasajı, Avrupa yakasında da Aslıhan Pasajı. Bu mekânlar sanki İstanbul var olduğundan beri oradalarmış zannederiz, zamanın durduğu yerlerdir pasajlar, özellikle de sahaf pasajları.
2008’de Aslıhan’da bir dükkânı devralarak sahaflık yapmaya başlayan Ümit Nar da Aslıhan’a aynı soruyu sormuş: “Kim var imiş biz burada yoğ iken…” Derken bir gün bir tabela görüyor ama o da sonradan kayboluyor. Herkesten bir şeyler duyuyor ama kimseler hikâyeyi tam olarak bilemiyor.
Bir sahaf olarak kitaplara dalıyor, tarihçileri sıkıştırıyor, koleksiyonerleri darlıyor, arşivleri zorluyor ve Krepen Pasajı’nın pencerelerinden içeriye yıllar sonra yeniden ışık süzülmeye başlıyor… Aslıhan Sahaflar Çarşısı eskiden neymiş meğer…
Kunduracı dostu meyhaneler
1800 sonları 1900 başları dönemi Pera’sının kültürel ve ticari hayatı konusunda paha biçilmez bilgiler edinmemizi sağlayan Cervati Yıllıkları’nın kayıtlarında Krepen Pasajı ilk kez 1868’de görülüyor. O zamanlar iki binanın ortasının derme çatma kapatılmasından oluşan bir ayakkabıcılar, dericiler, kemerciler pasajı. Yıllar içerisinde meslekte yer edinip müşterilerine daha iyi hizmet vermesi beklenen Rum, Ermeni ustalar dükkânını Krepen’den Pera’ya, Cadde-i Kebir’e (bugünkü İstiklâl) taşıyorlar. Boşalan yerlere yenileri ekleniyor, zamanla pasaj genişliyor, gelişiyor. 1900’lerin ortalarına kadar, yani Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte ve sonrasında, Krepen’e kim girer kim çıkardı bilmiyoruz. Yıllıklar haricinde elimizde hiç kayıt yok, hadi henüz ortaya çıkmadı diyelim.
Geçtiğimiz yüzyılın ortalarında, hani o Pera’ya taşınan dükkanların yerine Krepen’de birkaç meyhane açılıyor. Ve hikâyenin rengi o andan itibaren değişiyor. Bugün hâlâ birçok örneğine rastladığımız esnaf pasajlarından biri olan Krepen’de açılan ve fiyatları tüketici dostu olan bu meyhaneler sayesinde Krepen’e artık kunduracıya uğramak için değil, uygun fiyata iki tek yuvarlayabilmek için de insanlar gelmeye başlıyor. İşte o insanların da isimlerini, birkaçı hariç, bilmiyoruz!

Pera, küçük Paris
Lebon veya Markiz’de kahveler içilmiş, sohbetler edilmiş, vakit ikindiye dayanmıştır. Akşam da Cumhuriyet Meyhanesi’nde birkaç dostla edebiyat demlendirilecek. Fiyatlar da aldı başını gitti. Ehh ne yapalım, Krepen’de uygun yollu altlığımızı yapalım da meyhane hesabı fazla kabarmasın. Madam’ın mezeleri de pek lezzetli üstelik.
İşte böylece, edebiyatımızın, hatta sanat ve kültür hayatımızın en parlak nesli olan 50 Kuşağı’nın uğrak yeri, Cevat Çapan’ın ifadesiyle “sahici bohemlerin mekânı” haline geliyor Krepen Pasajı. Onların eserleri ve sohbetleri sayesinde bugün Krepen’in izini sürebiliyoruz. O “birkaç ismin” arasında kimler yok ki: Cahide Sonku, Kuzgun Acar, Tomris-Turgut Uyar, Cihat Burak, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Rıfat Ilgaz, Can Yücel, Semiha Berksoy, Ara Güler, Hıfzı Topuz, Fethi Naci, İsa Çelik ve…
Krepem'de 'Ölmeme Günü'
Ümit Nar’ın kıymetli emeğinin eseri “Krepen Pasajı Nerededir? – Pera Tarihine Bir Uğrayış…” kitabında meraklılarını kışkırtacak ne hikâyeler var! Tam ikna olmadıysanız, kitaptan sadece iki notu ileteyim:
Edip Cansever’in ünlü eserini bilirsiniz: Ben Ruhi Bey Nasılım. Oğuz Atay’ın “Beyaz Mantolu Adam” öyküsünü de. Her ikisine de ilham vermiş kemer satıcısı Mösyö Rober’i ise duymuş olamazsınız. Çünkü henüz kitabı okumadınız. Okumuş olsaydınız, meşhur “Ölmeme Günü”nün de (hatalı olarak bilindiği gibi Çiçek Pasajı’nda değil,) Krepen Pasajı’nda dünyaya ilan edildiğini bilirdiniz.
Peki, Krepen’e ne mi oluyor? 1980 Darbesi’nden sonra, nüfuzlu generallerden birinin inşaatçı yeğeni “bir şekilde” Krepen’i yıkıp yerine Aslıhan’ı inşa ediyor.
İstanbul şaşırtmaya devam ediyor… Yıl olmuş 2025, zaman tüneli gibi bir pasajla üstelik.












