Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
History Of War

Kursk Hava Muharebesi’nde ne oldu? Sovyetlerin Luftwaffe’ye karşı önleyici saldırısı

İçeriği Paylaş

Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri, Almanların yapacağı Citadel Harekatının hemen öncesinde Nazi Hava Kuvvetleri'ni ezecek bir önleyici saldırı yapmaya çalıştı ancak bu riskli operasyon büyük bir başarısızlıkla sonuçlandı.

Yazan: Anthony Tucker-Jones

Nazi Almanya’sı Hava Kuvvetleri (Luftwaffe) personeli için 4 Temmuz 1943 gecesi dinlenmek söz konusu değildi. Bunun nedeni, Kursk’taki Sovyet savunma hattının çıkıntı yaptığı bölgede Rus birliklerini imha amaçlı Citadel (Kale) Harekâtı’nın ertesi gün saat 03:30’da başlayacak olmasıydı. Luftwaffe, Kızıl Ordu’nun savunma hattını bombalamak ve mermi yağmuruna tutmak için toplam 1.700 uçağı havalandıracaktı. Cephenin kuzeyine komuta eden Orgeneral Walter Model, Orel çevresinde konuşlanmış 730 uçaklı 1. Hava Tümeni tarafından destekleniyordu. Söz konusu hava tümeninin başında bulunan Tümgeneral Paul Deichmann 6. Hava Filosu’nun muharebe operasyonlarından sorumluydu. Güneyde ise, 4. Hava Filosu’ndan çekilen ve Korgeneral Hans Seidemann’ın komuta ettiği 1.100 bombardıman, avcı ve yer destek uçağı Mareşal Erich von Manstein’ı desteklemek üzere Harkov ve Belgorod çevresindeki hava üslerinden havalanacaktı.

Luftwaffe haber aldı

Bölgedeki Luftwaffe üsleri, sıra sıra uçakların her türlü hazırlığı yapmış olarak beklediği düzenli bir kaosa sahne oluyordu. Plana göre, daha yavaş bombardıman uçakları önce havalanacak ve bunlar avcı uçaklarının havalanmasını beklerken üslerin etrafında daireler çizeceklerdi. Ancak Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin başka planları vardı. Aldıkları istihbarat, yakın hava desteği konusunda engin deneyime sahip Korgeneral Seidemann’ın 8. Hava Kolordusu’nun Kırım’dan ayrılarak Harkov-Belgorod bölgesine yeniden konuşlandığını gösteriyordu.

Luftwaffe’nin telsiz dinleme cihazları, gece yarısından hemen önce Kursk’taki çıkıntı ve bunun çevresinde uçan Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’ne ait uçaklardan gelen yoğun konuşmaları yakaladı. Sovyet hava alayları arasındaki muhaberede ortaya çıkan ani artış, bir şeylerin olacağını gösteriyordu. Alman radar operatörleri ekranlarına baktılar ve ilk başta 100’den fazla uçağın kendilerine doğru gelmekte olduğu sonucuna vardılar. Operatörler bir süre sonra bu sayının 400’den fazla olduğuna kanaat getirdiler. Bu normal bir baskın değildi zira bir Sovyet hava ordusunun tamamı yoldaydı. Operatörlerden biri paniğe kapılarak sahra telefonunu eline aldı ve telaş içinde Belgorod’un 27 km güneyindeki 8. Hava Kolordusu’nun karargâhının bulunduğu Mikoyanovka’ya telefon etti.

Radar istasyonlarından gelen haberi alan Mikoyanovka’daki nöbetçi subay, derhal Luftwaffe Kurmay Başkanı Orgeneral Hans Jeschonnek ve Korgeneral Seidemann’ı bulmaya çalıştı. Orgeneral Jeschonnek, kısa süre önce cepheyi ziyaret için bölgeye gelmişti. Haberi duyduklarında her ikisinin de yüzü kül gibi oldu. Ağır bombaların yüklendiği Alman bombardıman uçakları o sırada havalanmak üzereydi, ancak havalanmaları halinde bu uçaklar doğrudan düşman avcı uçaklarıyla çarpışacaklardı. Bunun olmaması durumunda ise uçaklar yerde veya yavaş yavaş gökyüzüne yükselirken imha edileceklerdi. Mikoyanovka’dan sadece bombardıman uçakları değil, aynı zamanda değerli tank imha uçakları da kalkıyordu. Belgorod ve Harkov çevresindeki beş ana hava üssü uçaklarla doluydu. Bombardıman uçaklarına hemen geri çekilmeleri için bir mesaj gönderildi. Bunun ardından görevli personel avcı filolarının önce uçması için başparmaklarını kaldırarak hava üssü boyunca koştular. Kemerlerini bağlayan pilotlar pistlere ulaşmak için bekleyen bombardıman uçaklarının arasından taksi yapmaya başladılar.

Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin planı

Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri Kursk’ta, Luftwaffe’nin iki katı avcı uçağına sahipti. Kara kuvvetlerini desteklemek için kullanılan havadan yere saldırı uçaklarında ise, Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin sahip olduğu uçak sayısı kat be kat fazlaydı. Bu, büyük ölçüde Mareşal Georgi Jukov’un Almanların yapmayı planladığı Citadel Operasyonu’na karşı koymak için avcı uçağı gücünün önemli ölçüde artırılması gerektiğine dair ısrarından kaynaklanıyordu. Tarafların bölgedeki uçak sayıları mukayese edildiğinde, sadece Stalin’in gündüz bombardıman gücünün Luftwaffe’den daha zayıf ve bu maksatla kullanılan uçak sayısının da yaklaşık yarı yarıya olduğu görülüyordu. Hava operasyonlarının genel koordinasyonu, yardımcısı General Vorozheikin ve yeni atanan Kurmay Başkanı General Khudyakov’un yardımıyla Hava Mareşali Novikov’un sorumluluğundaydı. General Khudyakov, Stalin’in yardımcı başkomutanı olan Mareşal Jukov’un emrindeydi. Hava ordularının komutan yardımcıları, kara ordularının karargâhlarına atanmışlar ve Kursk çıkıntısında kurulmuş ikincil komuta ve kontrol merkezlerini içine alan bir muhabere ağı tesis edilmişti.

Sovyetlerin hem 16. hem de 2. Hava Ordularına Stalingrad’da savaşmış askerler tarafından komuta ediliyordu. General Rudenko, 16. Hava Ordusu’nun komutasını elinde tutarken;2. Hava Ordusu’nun komutasını General Kravovski devralmıştı. Kendisi Güneybatı Cephesi’ndeki 17. Hava Ordusu’nu General Sudets’e devreden Smirnov’un yerine getirilmişti. Bu ordu, Kuzey Kafkasya’dan hareket ettikten sonra yeniden teşkil edilen Tümgeneral Sergei Goryunov’un 5. Hava Ordusu tarafından destekleniyordu. Yan taraftaki 17. Hava Ordusu ile birlikte, 3.000’e kadar Sovyet uçağı Hitler’in yapacağı taarruzu karşılamaya hazırdı.

Mareşal Jukov o günlere dair hatırladıklarını şu sözlerle ifade edecekti: “Sabah saat iki üç arasında General Pukhov, General Rokossovski’ye telefon ederek, 6. Piyade Tümeni’nden ele geçirilen bir istihkâm erinin kendisine Alman birliklerinin saldırıya hazır olduğunu bildirdiğini söyledi. Alınan bu habere göre saldırı, 5 Temmuz sabahı saat 3 civarında gerçekleşecekti.” Diğer yandan ‘Lucy’ adı verilen casus ağı sayesinde Luftwaffe’nin Citadel Harekâtı için hazırlamış olduğu emir tam olarak Stalin’in eline geçmişti. Bletchley Park’ta Sovyetler adına casusluk yapan John Cairncross, Stalin’in Almanlara karşı ani hava saldırısını gerçekleştirmede kilit rol oynadığını iddia etti. Kendisi “Alman dilinde sağladığı istihbaratın gerçek olduğunu, Alman birlikleri ve bunların konumları hakkında tüm ayrıntıları içerdiğini, böylece Rusların hedeflerini tam olarak belirleyip düşmanı gafil avlamalarını sağladığını” söyledi. Bu istihbarata yanıt olarak, General Rudenko ve General Krasovski’nin karargâhlarına emirler verilmiş ve onlar da hava birliklerinin komutanlarına iletmişti. Hava taarruzu başlayacaktı.

Cüretkâr bir hava taarruzu

General Krasovski ve General Sudets, sadece Belgorod ve Osnova dışındaki Mikoyanovka, Pomerki ve Soloniki havaalanlarını ve Harkov dışındaki Rogan’ı değil, aynı zamanda Barvenkovo ve Kramatorskaya’daki diğer havaalanlarını da hedef alıyorlardı. Yapılan hava keşifleri, bu havaalanlarından bazılarında bulunan uçak sayısının 150’ye kadar çıktığını gösteriyordu. Almanlar için işleri daha da kötüleştiren şey, havaalanlarının mühimmatla dolup taşmasıydı. Korgeneral Seidemann’ın kuvvetleri on görev için yeterli mühimmata sahipken, Tümgeneral Deichmann’ın komuta ettiği birliklerin 15 günlük büyük operasyonlar için yeterli mühimmatı vardı. Bu Ruslar için kaçırılmayacak kadar iyi bir fırsattı.

Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin, 1943 baharında Belgorod ve Harkov bölgelerine konuşlandırılan Luftwaffe’nin Freya ve Würburg radarlarına neden ilk önce saldırmadığı bilinmemektedir. Bu radarlar, 150 km mesafeden büyük uçak gruplarını veya 90 km mesafeden tek uçağı tespit edebiliyorlardı. Üstelik Sovyetler de bunun farkındaydı ve bu radarlara taarruz edilmemesi ölümcül bir hata olacaktı.

Mikoyanovka’da bulunan, Korgeneral Seidemann ve Orgeneral Jeschonnek, düşman uçaklarının Luftwaffe’nin çok sayıdaki havaalanına doğru durmaksızın yaklaşmasını endişeyle izliyordu. Bu ikisi kalkış emirlerini değiştirmek için yeterince hızlı davranmış mıydılar, yoksa Stalin, Citadel Harekâtı daha başlamadan Hitler’in hava desteğini yok etmek üzere miydi? Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri baskın tarzındaki bu cüretkâr saldırısında başarılı olsaydı, Citadel Harekâtı Sovyet bombalarının altında ölü doğardı. Bütün bunlar olurken, Luftwaffe’nin 3. ve 52. Avcı Gruplarının güvenli bir şekilde havada olduğu doğrulanana kadar gergin anlar yaşandı. Şimdi, üstün Alman taktiklerinin başarılı olup olmayacağını görmek için bir süre beklemek gerekiyordu.

Sovyet taarruz gücü, 2. ve 17. Hava Ordularına mensup 285 avcı uçağı ile kara hedeflerine taarruz için kullanılan 132 uçaktan oluşuyordu. Operasyondan haberdar olmayan Luftwaffe birliklerine saldıracaklarını sanan Rus pilotlar bir anda düşmana yakalandılar. Rus pilotlar havalandıktan bir süre sonra kendilerini şafak vaktine özgü pusun içinden fırlayan öfkeli düşman avcı uçaklarının saldırısı altında buldular.

Belgorod ve Harkov şehirlerinde hava saldırısı sirenleri çalmaya başladı. Sovyet hava birlikleri hedeflerine doğru ilerlemeye çalışırken çok sayıda Rus uçağı Alman avcı uçakları ve uçaksavar silahları tarafından vuruldu. Böylece Sovyet uçak sayıları azaldı. Rus uçakları Belgorod ve Harkov arasındaki hava koridorunda hızla kolay hedef haline dönüştüler.

Sovyet hava taktikleri, aynı anda hem hava muharebesi yapıp hem de kara hedeflerini bombalayacak kadar esnek değildi. Sovyet Lavochkin ve Yakovlev tasarımı avcı uçakları bozguna uğramışlardı, ancak Lavochkin’in yeni versiyonu çok daha gelişmiş bir tırmanma hızına sahipti. Harkov bölgesine ulaşan Rus bombardıman uçakları ise bombalarını belli hedeflere odaklanmadan geniş bir alana dağınık vaziyette attıkları için düşman hedeflerine çok az hasar verebildiler.

Kara hedeflerine karşı kullanılan bir Il-2 Sturmovik uçağı pilotu olan Üsteğmen Simutenkov, Almanların açtığı uçaksavar ateşinden kıl payı kurtuldu. Yaşadıklarını daha sonra şu sözlerle aktardı: “Hedefimize yaklaşırken, uçaksavar ateşinin gökyüzünü deldiğini görebiliyordum. Rotamı korudum ve havalanan bazı düşman uçaklarını zar zor seçebildim. Bu bizim için bir şoktu çünkü düşmana baskın yapacağımıza ve büyük bir başarı elde edeceğimize kendimizi ikna etmiştik.” Üsteğmen Simutenkov saldırıya geçmeden önce, uçağı uçaksavar ateşiyle birkaç yerden vuruldu. Uçağın kontrolünü kaybetmemeyi başararak kendi hatlarına döndü ve o bölgede zorunlu iniş yaptı.

Havadaki buhar çizgileri

Uçakların motorları sonuna kadar zorlanırken, gökyüzü uçakların egzozlarından çıkan buharlı duman izleriyle doldu. Uçaklar dört bir yana dağılırken, yoğun hava muharebeleri başladı. Artık herkes kendi başının çaresine bakmak zorundaydı. Aynı kolda görev yapan pilotlar bir arada kalmaya çalıştılarsa da oluşan kaos ortamında sık sık birbirlerinden ayrıldılar. Filolarından ayrılan daha yavaş olan bombardıman uçakları ve bombaları hâlâ üzerlerinde olan yer hedeflerine saldırı uçakları düşman tarafından vuruldular.

General Seidemann şansına inanamıyordu. Oysa kısa bir süre önce bombardıman birlikleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. Kendisi “Kısa sürede yaklaşık 120 Sovyet uçağı düşürüldü. Bizim kayıplarımız o kadar azdı ki, bu tam bir zaferdi. Çünkü sonuç olarak 8. Kolordu bölgesinde tam bir Alman hava kontrolü sağlanmıştı.” sözleriyle o gün yaşananları özetleyecekti. Orgeneral Jeschonnek de avcı uçaklarının günü kurtarmış olmasına aynı derecede minnettardı zira Luftwaffe gafil avlansaydı Hitler çok öfkelenirdi. Kendisi Citadel Harekâtı’nın hemen öncesinde yeri doldurulamaz bir hava birliğinin kaybını bizzat Hitler’e bildirmek zorunda kalsaydı, konuşmanın nasıl ilerleyeceğini tahmin edebiliyordu.

Beklemedikleri bu durum karşısında şaşkına dönen Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin görevi sona erdirmekten başka seçeneği yoktu. Çoğu isabet almış olan uçaklar geri dönüp üslerine ulaşmak için yola koyuldu. Alman pilotlar bu uçakları takip etti ayrıca Alman uçaksavar bataryaları da ateş etmeyi sürdürdü. Çevredeki boş araziler Sovyet uçaklarının parçalanmış kalıntılarıyla doldu. Yere salimen inerek hayatta kalabilen şanslı uçak mürettebatı hızla toplanarak esir alındı. Üslerine dönen uçakların bakımlarının ve yakıt ikmalinin yapılarak yeniden bomba yüklenmesi gerekiyordu. Bütün bu işler önemli zaman alıyordu. Yaşadıklarından dolayı sarsılan pilotlar da aynı şekilde bilgilendirilip bir sonraki muharebe görevlerine hazırlanmak zorundaydı.

Küllerinden doğmak

Mareşal Jukov, önleyici hava taarruzunun tamamen başarısız olmasından dolayı öfkeliydi ve yaşananları şöyle özetledi: “Hava kuvvetleri önemsiz ve hatta dürüst olmak gerekirse etkisiz bir katkı sağladı. Şafak vakti düşman havaalanlarına yapılan baskınlar hiçbir şekilde amacına ulaşmadı. Çünkü Alman Komutanlığı kara birliklerine yardım için uçaklarını havalandırmıştı.” Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin tek başarısı, Citadel Harekâtı’nı çok kısa bir süre için geciktirmek oldu. En önemlisi de General Rudenko ve General Krasovski’nin hava ordularından çok sayıda uçak kaybetmesi, Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin kara muharebesinin ilk aşamalarında Kursk çıkıntısı üzerinde Luftwaffe’ye meydan okuyamamasına neden oldu.

Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin saldırıları Luftwaffe’nin faaliyetlerine sekte vuramamış veya durdurmamıştı. Saat 04:30 civarında Alman uçakları Sovyet savunma hatlarına saldırmaya başladı. Sonuç olarak, Sovyet uçakları savunma hattındaki çıkıntının güney kanadında Luftwaffe’nin üstünlüğüne karşı koyacak durumda değildi. Benzer şekilde, çıkıntının kuzeyinde de Kızıl Ordu Hava Kuvvetleri’nin Alman uçaklarının saldırılarına verdiği karşılık çoğu zaman tamamen etkisizdi. Rusların havadaki bu başarısızlığına rağmen, Hitler’in kara kuvvetleri yine de Sovyet savunmasının derinliklerine uzanmayı başaramadı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo