
Kuzey Honşu'nun fethi: Emishiler, Yamato Devleti ve Japonya’nın kuzey sınırları
Yazan: Dr Nuri A Bakkalian
Japonya'yı oluşturan adaların en büyüğü olan Honşu’nun kuzey bölgesi, Yamato Sarayı tarafından ilhak edilmeden önce “yolun bittiği yerin ötesi” anlamına gelen Michinoku adını taşıyordu. Sarayın 7. yüzyılda etkili olarak kontrol ettiği alan, günümüzde Fukushima vilayetinin sınırları içinde kalan bir hükümet yerleşimi olan Shirakawa Bariyeri'ne (Shirakawa no seki) kadar uzanıyordu.
Burası Japonya'nın merkezi bölgesine o kadar uzaktı ki, 'Shirakawa Bariyeri' daha sonra yazılan şiirlerde bile uzaklığı çağrıştıran bir edebi tabir olarak kullanılmaya devam etti. Shirakawa Bariyeri'nin ötesinde, kuzey ve doğudaki dağlarda Yamato Devleti’nin topluca Emishi, yani barbarlar şeklinde adlandırdığı insanlar yaşıyordu. Onlar, Yamato himayesine girmeyi inatla reddeden bir halktı.
Emishilerin Yamato Sarayı’nın yönettiği devlete benzer bir devlet ya da devletlere sahip olup olmadığı konusunda bazı tartışmalar vardır. Ancak Yamato cephesinden bakıldığında, Emishi halkının elinde bulunan yerler ne olursa olsun yabancı topraklardı. Kuzey Honşu’nun askeri yenilgiyi takiben fethi ve kolonileştirilmesinden sonra bile Emishi halkının bu fethe verdiği dinamik tepkinin Japon siyasi ve askerî tarihi üzerinde derin bir etkisi olmuştu.
Yamato Devleti, kuzey sınırlarında ve ötesindeki bölgelerde Emishi halkının teşkil ettiği bu askeri tehdit karşısında bölgesel kontrolünü güç kullanarak istikrarlı bir şekilde genişletti. Yürütülen kolonizasyon faaliyetleri, yapılan muharebeler ve inşa edilen bir dizi kale Emishi halkını yıllar içinde kuzeye doğru itti. Yamato askerleri bölgeye yerleşmeleri ve Emishi ayaklanmasını caydırmak için gönderilmişti. Suzuki Takuya'nın “Emishi to Tohoku Senso” adlı kitabında da belirttiği gibi, 701 yılından 9. yüzyılın sonlarına kadar geçen süre dikkate alındığında, bölgede bulunan Yamato askerlerinin sayısı 6.000'den 768 yılında 10.000'e yükselmiş ve bu sayı daha sonra 8.000 civarında sabitlenmişti. Bu askerî yığılmanın yanı sıra, Yamato Devleti 8. yüzyılda Mutsu'da altın madenleri de işletmeye başladı. Kısacası, Emishi topraklarını sömürge haline getirmek kârlı bir işti.
Yamato Devleti’nin 8. yüzyılın sonlarında kuzeydeki toprakları, günümüzdeki Sendai şehrinin hemen doğusunda bulunan bir hükümet yerleşimi ve aynı zamanda askerî tesis olan Taga (Tagajo) Kalesi'nden yönetiliyordu. İmparatorluktaki diğer eyalet başkentleri gibi Taga Kalesi de sivil yönetimin merkeziydi. Ancak burası imparatorluğun sınırı olduğu için, aynı zamanda barışı sürdürmekle görevli özel bir Barış (Pasifikasyon) Gücü Komutanı olan Generalin de karargâhıydı. Bunun yanı sıra, saray yeni ilhak edilen bu toprakları Mutsu ve Dewa olmak üzere iki vilayete ayırdı. Bu vilayetler 1870'lerde modern valilik sisteminin başlamasına kadar bir şekilde varlığını sürdürdü.
Ancak Emishi halkı topraklarındaki bu yabancı otoriteye karşı sergilediği direnişi askerlerin varlığına rağmen devam ettirdi.
Emishi halkı, 720 yılında bir Yamato yetkilisini öldürdü ve ardından bir isyan başlattı. Bunun üzerine Yamato sarayı kısa süre içinde cezalandırma maksatlı bir sefer düzenledi ve toprağın işlenmesini emreden bir ferman yayınladı. Bu ferman toprağı Yamato normlarına daha da uygun hale getirecek ve kontrol edilmesini kolaylaştıracaktı.
Emishi halkı, 774'te Mutsu ve 777'de Dewa'da çıkan isyanlardan sonra, 780 yılında Taga Kalesi'ni yaktı. Bir zamanlar Yamato müttefiki olan Korehari no Azamaro liderliğinde gerçekleştirilen bir isyanda yerel hükümet yetkilileri öldürüldü. Oysa Azamaro daha önce Mutsu'da boyun eğmeyen Emishi halkına karşı yürütülen harekâtı desteklemek üzere Yamato yanlısı Emishi birliklerini yönetmişti. Söylenene göre; Yamato doğumlu olup da yöreye yerleşmiş Michishima Otate adlı kişinin Azamaro'ya yabancı kökenli olduğu için sataşması isyanı tetiklemişti. Azamaro'nun adamları hem Michishima'yı hem de bölgeye atanan Azamaro'ya düşman bir saray soylusu olan Ki no Hirozumi'yi hemen öldürdüler. Bu isyan altı aydan fazla sürdü.
Yamato Devleti için işler daha da kötüye gitti ve 8. yüzyılın sonlarında, günümüzde Iwate vilayetindeki “İç Altı İlçe” olarak adlandırılan yerleşim birimlerinden biri olan Isawa'da yaşayan Aterui'nin önderlik ettiği büyük Emishi isyanı ile doruğa ulaştı. Aterui'yi destekleyen geniş bir kitle vardı ve başında olduğu bu isyan 802 yılında yenilip idam edilmesine kadar birkaç yıl sürdü.
O yıl, Sakanoue no Tamuramaro komutasındaki bir Yamato ordusu, Emishi direnişini daha da sert bir şekilde bastırdı. Tamuramaro, Japonya'da “barbarları bastıran generalissimo”, yani “sei-i taishogun” unvanını alan ilk kişilerden biri oldu. Bu unvan yabancı düşmanlara karşı gönderilen büyük seferi kuvvetlerin komutanlarına veriliyordu. Sakanoue no Tamuramaro, isyancı Aterui'nin teslim olmasını sağladı ve Tohoku bölgesinde sarayın otoritesini yeniden tesis etti.
Tamuramaro'ya bağlı kuvvetler yeni kaleler inşa ederek bölgedeki siyasi ve askerî kontrolü daha da genişletti. Ayrıca bölgesel hükümetin merkezini Taga Kalesi'nden, bugün güney Iwate'de bulunan Isawa Kalesi'ne taşıdılar. Bölgede konuşlu olan Yamato kuvvetleri kısa süre içinde daha kuzeyde başka kaleler de inşa etti. Ancak bütün bu girişimler ayaklanmaları sona erdirmedi ve 878'de patlak veren bir başka ayaklanmada Yamato'nun Dewa'daki ileri karakolları yerle bir edildi. Yamato güçlerinin yine karşılık verip kontrolü yeniden ele geçirmeleri zaman aldı.
O zamanki adı Heian-kyo olan ve günümüzde Kyoto olarak bilinen yere yeni yerleşen Yamato hükümeti, kuzeydeki kontrolünü güçlendirip sağlamca pekiştirirken, bölge halkını Fushu ve Emishi olmak üzere iki gruba ayırdı. Fushular “teslim olmuş barbarlar” ya da “esirler” olarak nitelendiriliyordu. Bu insanlar sarayın otoritesine boyun eğen ve Yamato kültürünün en azından bir kısmını benimseyen Emishilerdi. Ancak tarihçi Mimi Hall Yiengpruksawan'ın belirttiği gibi, Fushular sonraki birkaç yüzyıl boyunca topraklarını, tanrılarını ve hatta silahlarını muhafaza ederek, Yamato kültürünün dışındaki köklerini korudular ve kendine özgü yaşam tarzlarını sürdürdüler. Yamato sarayının bölgesel müttefiki durumunda olan Fushular, askerî seferlere katılmaya, hükümete vergi ödemeye ve hükümetin bölgede yürüttüğü projelere katkıda bulunmaya çağrıldılar. Büyük Fushu ailelerinin liderleri aynı zamanda “Fushu şefi” anlamına gelen “Fushucho” unvanına da sahip olabildikleri için bu kişilerin halk içindeki itibarları tanınmış oluyordu. Ama bu durum aynı zamanda onları en azından itibari olarak Yamato hükümetinin siyasi yörüngesine sokuyordu. Bu arada saray, kendisine boyun eğmeyip, sarayın kontrolü ve Yamato kültürel alanının dışında kalan kuzeylileri Emishi olarak adlandırmaya devam etti.
Heian döneminde Kuzeyli Fujiwara ailesi ön plana çıktı. Bu ailenin ilk müstahkem mevkisi Tamuramaro'nun eski Isawa Kalesi idi. Söz konusu aile, hem Yamato hem de Emishi kökenli kişilerden oluştuğu için karışık bir yapıya sahipti ve dört nesil boyunca ikinci kalesi olan Hiraizumi'de hüküm sürdü.
Kyoto sarayında sık sık siyasi gücü elinde tutan soylu Fujiwara ailesiyle akraba olmasına rağmen, Kuzeyli Fujiwara ailesi Emishi mirasını hiçbir zaman gizlemedi. Kuzeyli Fujiwara ailesinin kurucusu Fujiwara no Kiyohira (1056-1128) ve torunu Hidehira (1122-87) topraklarının imparatorluğun “içinde” ve “dışında” olduğunu anlamıştı. Bu durumdan faydalanarak Kyoto ile bağlantılarını sürdürürken her biri kendisini “barbarların şefi” olarak adlandırdı.
Kyoto'daki görüş Kuzeyli Fujiwara ailesinin kültürlü ama aynı zamanda kısmen barbar olduğu yönündeydi. Kiyohira'dan başlayarak tüm Fujiwara lordları bir saray rütbesine ya da memuriyetine sahip olmuştu ama Kyoto'da yaşayan bazı kişiler bunun Emishi miraslarından dolayı uygunsuz olduğunu düşünüyorlardı. Diğerleri ise Kuzeyli Fujiwara ailesinin Japonya'nın geri kalanına uyarıda bulunmadan yayılabilecek bir barbar sürüsünün gizli komutanları olmasından korkuyordu. Bu korku, ilk Kamakura şogunu olan Minamoto no Yoritomo'nun kuzeye yönelik askerî seferlerini hazırlayan faktörler arasında yer alıyordu.
Fujiwara halkı Kyoto'da yarı barbarlar olarak bilinmelerine rağmen zenginleşmişti. Bunda Yamato sarayının bir zamanlar bölgede keşfettiği altının kısmi payı vardı. Bu nedenledir ki Fujiwaralılar, muharip güçler oluşturabilmekle kalmayıp, aynı zamanda sanatın hamisi ve Budist kültür alanının da merkezi haline geldiler.
Onların benimsedikleri Budizm, Heian dönemi Şinto tanrılarının yanı sıra kuzey Honşu’da hâlâ tapınılan eski Emishi tanrılarını da içeren bağdaştırıcı (senkretik) bir inançtı. Kyoto kendi Budist kültürünü geliştirmişti ama bu, Hiraizumi Kalesi yakınlarında uygulanandan farklıydı. Çünkü Kyoto, Emishi ruhani geleneklerini Budizm'le birleştirmişti.
Kuzeyli Fujiwara ailesinin başlıca tapınaklarından ikisi olan Chuson-ji ve Motsu-ji, 2011 yılında UNESCO Dünya Mirası listesine alındı. Bu tapınaklar, haiku şairi Matsuo Basho'nun 17. yüzyılda ziyaret ettiği ve savaşçıların hayallerinin son kalıntısı olan yaz çimenleri hakkındaki ünlü şiirini yazdığı yerdir.
Siyaset, askerlik ve dharma (kozmik doğa yasaları) gücüyle korunan Kuzey Fujiwara devleti ve toplumu, Minamoto no Yoritomo'nun Kanto bölgesinde oluşturduğu ordularının daha büyük silahlı gücü karşısında 1189'da ani ve şiddetli bir şekilde yıkıma uğrayıncaya kadar varlığını sürdürdü. Ancak günümüzde Tohoku (Kuzey-Doğu) bölgesi olarak bilinen Kuzey Honşu, Edo döneminin sonlarına kadar siyasi olarak yarı özerk bir bölge olarak kaldı. Burası artık Japonya'nın en kuzeyi olmasa da, günümüzde önemli ölçüde kırsal bir bölge olmaya devam etmektedir.
Peki ya bir zamanlar Tamuramaro'nun Emishi halkına karşı düzenlediği seferlerde sahip olduğu sei-i taishogun unvanına ne oldu? Bu unvan, 12. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar birbirini izleyen üç hanedan tarafından kullanılan bir onur nişanesi olarak çok daha büyük bir üne kavuştu. Bugün onu kısaltılmış hali olan “şogun” şeklinde hatırlıyoruz.

Emishilerden sonra Kuzey Honşu
Bu uzak bölge uzun yıllar boyunca Japonya'nın güç mücadelelerinde, sanatında ve dininde etkili bir rol oynamaya devam etti.
Kuzey Honşu’nun Japonya'nın geri kalanının kurallarına tam olarak bağlanmadan yarı özerk bir bölge olarak varlığını sürdürmesinin hikâyesi, Minamoto no Yoritomo'nun Kuzeyli Fujiwara topraklarını fethinden sonra da devam etti. Yoritomo, Isawa ailesini Taga Kalesi'ne yerleştirdi ve aileyi önemli ölçüde yerel özerkliğe sahip Mutsu Bekçiliği (Oshu Rusushoku) görevine atadı.
Yarı özerk otoriteye sahip yerel temsilcilerin atanması, yerel dilde “tandai” şeklinde ifade edilen komiserlerin atanmasıyla sonraki Ashikaga şogunluğu (1336-1573) döneminde de devam etti. Son olarak, Savaşan Devletler döneminde hüküm süren Date Hanedanı, en ünlü toprak ağası (daimyo) olan Date Masamune'nin (1567-1636) yönetimi sırasında bölgenin siyasi ağırlık merkezi haline gelmeyi başardı. Masamune de Kuzeyli Fujiwara Ailesi gibi sanatın ve dinin hamisiydi. Onun ve torunlarının çabaları sayesinde Kuzeyli Fujiwara tapınaklarının ve diğer tarihi mekânlarının birçoğu günümüze kadar ulaştı.
Date Masamune, Avrupalı devlet başkanlarıyla yazışmalarında kendisini “Japonya İmparatorluğu'ndaki Oshu Kralı”, yani eskiden Michinoku olan Mutsu Kralı olarak adlandırıyordu. İki yüzyıl sonra onun soyundan gelenler, bir iç çatışma olan Boshin Savaşı sırasında Kuzey Honşu’nun özerkliğini savunmak için savaşan Kuzey İttifakı'nda liderlik ettiler. İnsan bunları görünce, Kuzeyli Fujiwara'ların bunlardan gurur duyacağını düşünmeden edemiyor.
Benzer Haberler

Bir Britanya İkonu'na ait efsanenin arkasındaki gerçekler: Supermarine Spitfire

USS Maine Gemisi'ni kim batırdı?

En iyi kılıç nasıl dövülür? Antik çağdan katanaya kılıç yapımının tarihi









