
Kuzey İrlanda Sorunları'nın başlangıcı
Yukarıdaki fotoğraf: 1972 senesinde Belfast’ta çekilen bu fotoğrafta bir kız çocuğu, Gloucester Alayı’na bağlı olan ve devriye gezen İngiliz askerlerinin yanından hoplaya zıplaya geçiyor; Silahlı askerlerin ikametgahların olduğu sokaklarda bulunması, “Sorunlar”ın yaşandığı dönemlerde günlük ve sıradan bir olay haline geldi.
Çatışmalar çoğunlukla Kuzey İrlanda’da ve bu topraklar için sürmüş olsa da burada yaşanan sorunlar 30 yıl boyunca tüm Britanya halkının şuurunda önemi bir yere sahip oldu. Ayrıca, 5 Ekim 1968’de Londonderry’de şiddete dönüşen bir sivil haklar yürüyüşünün tetiklediği olaylar, İngiliz silahlı kuvvetlerinin gerçekleştirdiği en uzun soluklu harekâtın da odak noktasını teşkil etti. Ancak İrlanda halkı açısından bakıldığında, Katolik ve Protestan topluluklararasında Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsü konusunda ortaya çıkan gerilimler, çoğu kanla lekelenmiş olan yüzlerce yıllık bir geçmişe dayanmaktadır.
İngilizler Kral II. Henry’nin 12. yüzyılda İrlanda üzerinde egemenlik ilanıyla, İrlanda toprakları üzerinde ilk kez hak iddia ettiler. İngilizlerin bu hamlesi Papa Alexander’ın İrlanda Kilisesi üzerinde otorite kurma çabalarına yardımcı oldu. Ancak sonraki birkaç yüz yıl boyunca bölgedeki İngiliz yönetimi ve mülkiyeti Dublin çevresinde “The Pale” adı verilen bir alanla sınırlı kalacaktı. VIII. Henry 1542 yılında bölgenin kontrolünü ele geçirmeye çalışarak kendisini yeni kurulan İrlanda Krallığı’nın hükümdarı ilan etti.
VIII. Henry İngiltere’de Protestan Reformu’nu başlatmış olsa da İrlanda’da daha az başarılı oldu. Kraliyetin kâğıt üzerindeki egemenliğine rağmen, İrlandalı liderler üzerinde otorite sağlamanın zor olduğu ortaya çıktı. En ünlüleri I. Elizabeth dönemindeki Desmond İsyanları (1569-73 ve 1579-83) olmak üzere, bölgede çok sayıda ayaklanma yaşandı.
1590’lara gelindiğinde İngilizler İrlanda’ya neredeyse tamamında hakimiyet kurmuşlardı Geriye kalan tek engel, kuzeyde Keltlerin en yoğun olduğu Ulster eyaletiydi ve burası Tyrone Kontu Hugh O’Neill’in kalesi konumundaydı.
Daha önce Kraliyet için çalışan O’Neill, güçlü bir lider olan Hugh Roe O’Donnell ile ittifak kurdu ve 1595’te Dokuz Yıl Savaşları’na dönüşen bir isyana önderlik etti. Olaylar sırasında isyancılar birkaç büyük zafer kazandılar. Bunların önemlisi de 14 Ağustos 1598’de İngilizlerin Armagh’a yürüyüşleri sırasında isyancılar tarafından pusuya düşürüldüklerinde İrlanda topraklarındaki en büyük yenilgilerini aldıkları Yellow Ford (Sarı Geçit) Muharebesi’ydi. Bu çatışmada 2.000 kadar İngiliz askeri öldürüldü ya da firar etti. Kazandıkları başarının ardından O’Neill askerlerine “Zafer anlamsız zırhlarda değil, cesur ruhlarda yatar.” dedi ve ertesi yıl Kraliçe Elizabeth’e bir barış anlaşmasının şartlarını yazdı. Bunlar İrlanda’nın öz yönetime sahip olması, el konulan toprakların iade edilmesi ve Katoliklikler için hareket özgürlüğü verilmesi şeklinde sıralanıyordu.
Ancak, 1601-02 yıllarında yaşanan Kinsale Kuşatması’nda O’Neill’in başını çektiği isyan yenilgiye uğratıldı ve Dokuz Yıl Savaşları bitti. Bu olaydan sonra Kuzey İrlanda Sorunları’nı karakterize edecek olan mezhepçiliğin temelleri atıldı. Aldıkları yenilgilerin ardından O’Neill, O’Donnell ve Ulsterli liderlerin çoğu İspanya’ya kaçınca İngilizler bölgedeki toprakların büyük bölümünü ele geçirdiler. 1609 yılına gelindiğinde ise Kral I. James, İskoçya ve İngiltere kökenli Protestan yerleşimcileri göndermek suretiyle Ulster’i kolonileştirmeye başladı. Bu şekilde kurulan ve yaygın olarak Ulster Plantasyonu adıyla bilinen oluşum, eyaletteki yerli Katolikler ile sonradan getirilen Protestan yerleşimciler arasında kaçınılmaz bir çatışmaya neden oldu.
Bölgedeki yerli İrlandalı Katolikler, 1641 yılında İngiliz yönetimine karşı bir isyan başlattılar. İsyan başarısız oldu ve binlerce İngiliz ve İskoç Protestan yerleşimcinin ölümüne yol açtı. Bu olay sonrasında “On Bir Yıl Savaşları” olarak da bilinen İrlanda Konfederasyon Savaşları başladı. On Bir Yıl Savaşları aynı zamanda “Üç Krallık Savaşları”nın da bir parçası idi ki, bunların en ünlüsü İngiliz İç Savaşı’dır. 1642’de Katolik hareketini organize etmek üzere İrlanda Katolikleri Konfederasyonu kuruldu, ancak Konfederasyon taraftarları Oliver Cromwell’in Yeni Model Ordusu (New Model Army) tarafından sonunda yenilgiye uğratıldı. Savaşlar İrlandalı Katolikler için büyük bir can kaybına yol açarken İngiliz Protestanlarına verilmek üzere daha fazla toprağa el konulmasına neden oldu.
Sonraki 35 yıl boyunca önemli değişimler yaşandı. İngiliz, İskoç ve İrlanda monarşileri yeniden kuruldu. II. Charles ölüm döşeğinde Katolik mezhebine geçti ve halefi, küçük kardeşi II. James İngiltere ve İskoçya’nın başına geçerek üç krallığın son Katolik hükümdarı oldu. II. James Katoliklere özgürlük tanıyan yasalar çıkarmaya çalıştı, hatta 1688’de Katolik bir oğlu dünyaya geldi ve bu olay halk arasında huzursuzluğa neden oldu. Sonunda Parlamento, Kralı devirmek için II. James’in damadı Orange Prensi III. William ile bir komplo kurdu.
III. William ve ordusu Hollanda’dan gelince, Kral II. James İrlanda’ya çekildi ve bu hamlesi İrlanda’da Williamite Savaşı’nı başlattı. Bu çatışmaların en ünlü olayı, Protestan “Kral Billy” (III. William) için ezici bir zafer, II. James için ise nihai bir yenilgiyle sonuçlanan ve bir dönüm noktası teşkil eden Temmuz 1690’daki Boyne Muharebesi idi. Katolik ve Protestan toplumları arasında yaşanan gerilimin tarihinde önemli bir yeri olan bu muharebe halen her 12 Temmuz’da Turuncu Adamlar Günü (Orangemens’ Day) olarak anılmaktadır.
Takip eden yıllarda İngiliz Protestanlar İrlanda’nın yüzde 90’ının kontrolünü ele geçirdi. Katolikleri marjinalleştirmek ve ayrımcılık için çeşitli yasalar çıkarıldı. Bu şekilde getirilen çok sayıdaki kısıtlamaya ilaveten, Katoliklerin toprak satın almaları, oy kullanmaları ve hukukla ilgili meslekleri edinmeleri engellendi. Eski dönemleri bir kenara bırakıp daha yakın zamana bakacak olursak: Modern zamanlarda Kuzey İrlanda Sorunları’na (The Troubles) yol açan tarihi olay 1912 yılında yaşandı. O yıl, 100 yılı aşkın bir süre Britanya Parlamentosu tarafından yönetildikten sonra, İrlanda’nın kendi hükümetine ve özerkliğe sahip olmasını öngören bir “Home Rule” (Öz yönetim) Yasası kabul edildi. Özerklik 1914 tarihinden itibaren geçerli olacaktı. Ulster’de yaşayan Protestanlar, Katolik siyasetçilerin İrlanda Parlamentosu’na hâkim olmasından korktukları için Home Rule Yasası fikrine karşı çıktılar. Ulster Gönüllü Gücü (Ulster Volunteer Force-UVF) altında milisler bir araya geldiler. Aktarıldığına göre UVF, 20.000 tüfeği Ulster’e kaçırarak İngiliz Hükümeti’nin Home Rule Yasası’nı dayatma çabalarına direnmek için hazırlık yaptı. Bu olaylarla eş zamanlı olarak, UVF’ye karşı koymak için de İrlanda Gönüllüleri olarak bilinen rakip milis grupları kuruldu. Şiddet olaylarını önlemek için, İrlanda’nın Bölünme (Partition of Ireland) Süreci tasarlandı. Buna göre; İrlanda’nın kuzeyindeki ağırlıklı olarak Protestanların yaşadığı altı ilçe Büyük Britanya’nın bir parçası olarak kalacak ve ülkenin geri kalanı ise öz yönetime sahip olacaktı. Resmi olarak 1920 yılında uygulamaya konulan bu çözüm, Kuzey İrlanda’nın geri kalanıyla birleşmesini isteyen Katolik Cumhuriyetçiler ile Britanya’ya bağlı kalmasını isteyen Protestanlar (Loyalist – Sadık kalanlar) arasında etnik-milliyetçi bir bölünme yarattı.
Ancak bundan önce Nisan 1916’da bine yakın gönüllü, bir İrlanda Cumhuriyeti ilan etmek amacıyla Paskalya Ayaklanması’nı başlattı. Patrick Pearse ve James Connolly’nin önderlik ettiği bu grup, Paskalya’nın kutlandığı Pazartesi günü Dublin’deki Büyük Postane’yi ele geçirdi. Bunun üzerine Dublin’e gelen İngiliz savaş gemileri Liffey Nehri’nden isyancılara ateş açtı. İki gün süren çatışmalarda 400’den fazla kişi hayatını kaybetti. Paskalya Ayaklanması sırasında savaşmış olan isyancılar, IRA olarak bilinen İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun kurulmasına da ilham kaynağı oldular.
İrlandalı politikacı Michael McDowell daha sonra “Bu, gerçeklikten çok romantizm ve macera duygularıyla başlatılan; ölenlerin vatansever sayıldığı, ölmeyenlerin ise hapse atıldığı bir devrimdi.” diyecekti. Gerçekten de isyancılardan 15’i daha sonra idam edildi, diğerleri hapiste kaldı. Hapse girenler arasında sonradan IRA’nın lideri olacak Michael Collins de vardı. İdamlar, 1918’de yapılan genel seçimlerde Sinn Fein partisinin oyların ezici çoğunluğunu almasına yol açtı.


Gerilla Savaşı
Ocak 1919’da IRA ve kendi yasama yetkisini ilan eden İrlanda Parlamentosu, İngiliz Ordusu’na karşı Bağımsızlık Savaşı’nı başlattı. IRA bu savaşta, Hugh O’Neill’in yüzyıllar önce yapılan Dokuz Yıl Savaşları’nda İngilizlere karşı kullandığı pusu ve vur kaç taktiklerinin benzerlerini uyguladı. Temmuz 1921’de ateşkes ilan edildi ve aynı yılın Aralık ayında İngiliz-İrlanda Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla İrlanda’nın bölünme süreci yasal hale gelirken öz yönetime sahip bir dominyon olarak Özgür İrlanda Devleti kuruldu.
Ancak Bölünme konusunda İrlandalı Gönüllüler arasında görüş ayrılığı meydana geldi. Bölünmeye taraftar olanlar Özgür Devlet Askerleri (Free State Soldiers), desteklemeyenler ise Düzensizler (Irregulars) olarak adlandırıldı. Bu iki grup arasında şiddet patlak verdi ve bir yıldan fazla süren bir iç savaş yaşandı. Aralarında Özgür Devlet Askerleri’nin lideri Michael Collins’in de bulunduğu yüzlerce kişi öldürüldü. Aralık 1948’de Özgür İrlanda Devleti’ne nihayet bağımsızlık verildi. Kuzey İrlanda’yı oluşturan altı ilçe Büyük Britanya’nın bir parçası olarak kalırken, yeni kurulan devlet İrlanda Cumhuriyeti adını aldı.
Eğer Kuzey İrlanda’nın anayasal statüsü orada yaşanan ve kısaca “The Troubles” olarak anılan sorunların temelini oluşturduysa, bölgedeki dini gerilimler de bu işte katalizör olmuştur. 1960’ların ortalarına gelindiğinde, Kuzey İrlanda Hükümeti Büyük Britanya’ya sadık bir partinin hakimiyetindeydi ve 1800’lerde kabul edilen ayrımcı yasaların çoğu hâlâ yürürlükteydi. Bu nedenle Katoliklere karşı çok güçlü bir önyargı vardı. Özellikle de Katolik işçi sınıfı üyeleri için iş bulmak son derece zordu. Cumhuriyetçi aktivist ve siyasetçi Bernadette Devlin 1969 tarihinde yayınlanan “The Price Of My Soul” Ruhumun Bedeli adlı kitabında bu duruma ilişkin olarak şu ifadeleri kullanıyordu: “İş aramak için bir fabrikaya geldiğinizde size hangi okula gittiğinizi sorarlar. Eğer okulun adı ‘Saint’ ile başlıyorsa Katolik olduğunuzu anlarlar ve işe alınmazsınız.” 29 Ocak 1967 tarihinde Kuzey İrlanda Sivil Haklar Derneği (Northern Ireland Civil Rights Association-NICRA) kuruldu. Söz konusu dernek, sadece Katolik toplumu için değil herkes için daha fazla eşitlik çağrısında bulundu. Gündeme getirilen başlıklar; istihdam, barınma sorunları, ifade ve toplanma özgürlüğü konularını kapsıyordu.
NICRA, 5 Ekim 1968 tarihinde Londonderry’de bir protesto yürüyüşü planladı. Protestanlar tarafından kurulan bir kardeşlik derneği olan “The Apprentice Boys” da aynı gün aynı yerde yürüyüş yapmayı planlıyordu. Sonuç olarak planlanan tüm yürüyüşler yasaklanmasına rağmen birkaç yüz NICRA üyesi yürüyüş başlattı. Protesto yürüyüşü yapan kişilere karşı, bölgede sıra sıra dizilmiş olan Ulster Kraliyet Polisleri tarafından cop ve tazyikli su kullanıldı. Bunun ardından şiddet olayları patlak verdi. Olaylar kameraya kaydedildi ve dünya çapında yayınlandı. 5 Ekim 1968 tarihi pek çok kişi için Sorunlar’ın (The Troubles) gerçek manada başladığı gündü. Derry İşçi Partisi üyesi olan ve o günkü yürüyüşe katılan Eamonn McCann yaşananlar hakkında daha sonra şunları söyleyecekti: “Bu bir kalabalığı kontrol altına alma operasyonu değildi. Eğer gerçekten insanları bölgeden uzaklaştırmak isteselerdi onları aynı anda iki taraftan sıkıştırmazlardı. Bu bir cezalandırmaydı. Hatırladığım kadarıyla insanlar daha sonra ‘Artık hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmayacak’ diyorlardı.”

Bu el boyaması ahşap gravür, Orange Prensi III. William’ı (solda) İrlanda tarihinde çok önemli bir yeri olan Boyne Muharebesi’nde tasvir ediyor. - Getty Images
Yoğun Şiddet Olayları
1969 yazında Derry ve Belfast’ta ayaklanma eylemleri olağan bir hale gelmişti. Bu sırada çatışmanın ilk ölümleri kaydedildi ve Ağustos ayında meydana gelen Bogside Muharebesi Protestan ve Katolik toplumlar arasında iki gün süren geniş çaplı şiddet olaylarına yol açtı. Kısa süre sonra Ulster Gönüllü Gücü (UVF) ve IRA’nın bir kolu olan Provisional IRA gibi paramiliter örgütlerin dahil olmasıyla bölgedeki “Sorunlar” tırmandı.
Geçici çözüm kapsamında İngiliz Ordusu “Banner Operasyonu” adı altında düzeni sağlamak üzere bölgeye gönderildi. Bu operasyon, 1998 yılında mezhep çatışmalarına son veren Hayırlı Cuma Anlaşması’ndan (Good Friday Agreement) dokuz yıl sonra bittiği zaman takvimler 2007’yi gösteriyordu. O tarihe kadar çatışmalar yaklaşık 3.500 kişinin hayatına mal olmuştu. Muhabir Jim McDowell daha sonra şunları söyleyecekti: “Herkes Sorunlar’ın müptelası olmuştu. Bir sonraki vahşet nereden gelecekti? Bunun içinde kim olacaktı? Aileden biri mi? Yoksa arkadaşlar mı?” Geçmişi ve mirası karmaşık olduğu kadar acımasız da olan “Sorunlar”, Kuzey İrlanda’da neredeyse herkesi bir şekilde etkilemişti.













