Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

Rengarenk bahar çiçekleri

İçeriği Paylaş

Kimi aşkı, kimi sabrı, kimi zarafeti, kimi umudu temsil eden bahar çiçeklerinin her biri farklı renkleriyle içimizi açıyor. Bu çiçekler sadece güzellikleriyle değil, konu oldukları efsanelerle de dikkat çekiyor.

Yazı: Selen Keçeli

Ne güzel mevsimdir ilkbahar... İnsanın içine anlamlandıramadığı bir coşku, heyecan, sevinç dolar bahar gelince. Güneş içimizi ısıtmaya başlar, ağaçlar tekrar yeşillenir, çiçekler açar.Velhasıl doğa, kış uykusundan uyanır. Karanlık, kasvetli, soğuk, kısa günler uzamaya, içimize enerji dolmaya başlar. Soğuk kış günlerinin ardından ilkbaharın gelişiyle birlikte güneş yüzünü iyice göstermişken, doğa kendini tüm güzelliğiyle sergiler. Isınan doğa, evrene yemyeşil çimenler ve rengarenk çiçeklerle baharın geldiğini müjdeler. Parklar, bahçeler yenilenir, insanlar kendini doğanın kucağına bırakır.

Kış boyunca toprağın altında baharı bekleyen bitki tohumları da güneşin yüzünü göstermesiyle, yavaş yavaş boy vermeye başlar. Isınan havayla birlikte canlanan doğa; yemyeşil çimenler, rengarenk çiçekler ve ağaçlarla ilkbaharın geldiğini müjdeler adeta.

Baharı müjdeleyen, mevsimin artık bizimle olduğunu duyuran çiçekler bahar çiçekleridir. Hepsinin anlamı, hikayesi başkadır. Baharda ilk açan çiçek kardelendir. İstanbul çevresinde erguvan çiçekleri nisan ayının ikinci haftasında kendini göstermeye başlayınca, baharı kutlarız. Bahar dalı çiçeği, tüm ülkeye pembe çiçekleri ile neşe getirir. Peki bahar çiçeklerinin hikayelerini hiç merak ettiniz mi? Biz merak ettik, araştırdık ve sizler için derledik.

Kardelen

Narin kardelen çiçeği, karlar altından bembeyaz güçlü yapraklarını gösterdiğinde, doğanın mucizelerinden birine tanıklık etmiş oluruz aslında. Bembeyaz taç yaprakları, boynu bükük romantik duruşu ve karların altından kendini gösteren güçlü yapısı, ona tarih boyunca önemli anlamlar yüklenmesine neden olmuştur.

Kardelen çiçeği, ismi gibi karların arasında göründüğünde yeni umutları işaret ediyor çünkü bu sayede karların bittiğini ve baharın geldiğini müjdeliyor. Bu çiçekler derin anlamlar taşıyor. Genellikle bir bahar çiçeği olarak yeniden doğuşun ve hayattaki zorlukların üstesinden gelme yeteneğinin sembolü olarak adlandırılıyor. Rivayet o ki bundan uzun yıllar önce iki kır çiçeği birbirlerine aşık oluyor ve çok seviyor. Her bahar geldiğinde onlar da diğer çiçekler gibi yeni güne merhaba diyor. Bir bahar döneminin başında çiçeklerden biri diğerine, “Biz diğer çiçekler gibi bahar başlangıcında açacağımıza, herkesin soğuktan kaçtığı karlı kış günlerinde açalım ki bütün doğa bizim olsun” diyor ve ikisi de o bahar açmamaya, kışın karlar yağdığında buluşmaya karar veriyor. Biri açmak için kış gelip karın yağmasını beklerken, diğeri dayanamayıp o yaz açıyor. Bembeyaz karlar yağdığında açan çiçek, her yerde sevdiğini arasa da bulamıyor. Ümidini yitiren çiçek sonunda üzüntüsünden boynunu büküyor. Ama soğuğa daha fazla dayanamayıp hayatını kaybediyor. O günden beri karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe “kardelen”, sevgilisini yarı yolda bırakan çiçeğe de “hercai” deniliyor. İşte bu yüzden hayırsız sevgililere de “hercai” diye hitap ediliyor.

Boynu bükük kalıyor

Kardelenin Türkler için ayrıcalıklı bir anlamı daha bulunuyor. Zira baharın ilk günü sayılan Nevruz’un sembolüdür. Anadolu’da karların altından çıktıktan sonra boynunun bükülmesinden dolayı “öksüzoğlan çiçeği” olarak da adlandırılıyor. Bilindiği üzere, mart ayına henüz geçilirken güneşin etkisiyle toprakta “yalancı bahar” denilen bir hareketlenme oluyor. Söylenceye göre, atalarından bunun bilgisini alan tohumlar bütün bitkileri uyarıyor ancak kardeleni unutuyor. Doğan güneşe aldanarak karların altından çıkan kardelen etrafına bakınsa da kendinden başkasını göremiyor. İçine bir burukluk çöküyor, boynu öksüz bir çocuk gibi bükülüyor.

Nergis (Narkissos)

Yunan mitolojisinde karşılıksız aşk hikayelerinin en bilinen örneği, Narkissos’un hikayesidir. Hikayemizin baş kahramanı olan Narkissos, “narsist” kelimesinin kökenini oluşturan ve nergis çiçeğine adını veren, kendisine takıntılı ve bir o kadar da yakışıklı bir avcıdır. Hikayeyi daha iyi anlamak adına, gelin en başa yani Narkissos’un doğumuna gidelim. Narkissos, ırmak ilahı Kephissos ve arındırıcı suların bekçisi Liriope’nin oğlu olarak dünyaya geliyor. Narkissos’un kaderi aslında doğduktan sonra ebeveynine söylenen kehanet ile belirleniyor. Kahin, Narkissos’un ailesine oğullarının kendi yüzünü görmediği sürece hayatına devam edebileceğini söylüyor. Bu sebepten ötürü Narkissos yıllarını yüzünü görmeden geçiriyor. Kendisi her ne kadar bunu göremese de çok yakışıklı bir delikanlı oluyor. Bu esnada hikayemize yeni bir kahraman katılıyor tabii ki! Normalde kendisini beğenen kimselere aldırmayan güzel peri kızımız Ekho, bir gün Narkissos ile karşılaşıyor ve genç adama ilk görüşte aşık oluyor. Ancak Narkissos, peri kızının aşkına karşılık vermiyor. Ekho, bu durum karşısında çok üzülüyor ve günden güne erimeye başlıyor. Aşkı uğruna kendini heba eden Ekho, bir süre sonra bu acıya dayanamayıp hayata veda ediyor. Ekho’nun vücudundan artakalan bütün kemikler kayalara, peri kızının sesi ise bu kayalarda “eko” dediğimiz yankılara dönüşüyor. Bu duruma Olimpos’taki tanrılar çok sinirleniyor ve Narkissos’u cezalandırmaya karar veriyor. Bir zaman sonra Narkissos avdayken susayıp yorgun düşüyor. Nehir kenarında soluklanıp, su içmeye karar veriyor. Bitkin avcımız su içmek için eğildiğinde kendi yansımasını görüyor ve daha önce fark edemediği güzelliği karşısında büyüleniyor. Yansımasından gözlerini alamayan Narkissos, Ekho’nun ona olan aşkı gibi kendisine aşık oluyor. Yemeden, içmeden sadece kendisini izlemeye başlayan avcımız günden güne halsizleşip bitap düşüyor ve nehrin kenarında kendini izlerken hayata gözlerini yumuyor. Öldükten sonra ise bulunduğu yere kök salarak güneş gibi parlak, sarı göbekli, beyaz yapraklı ve çevresine güzel kokular yayan nergis çiçeğine dönüşüyor.

Lale

Şarkılara, şiirlere konu olmuş, bir devre adını vermiş o büyülü çiçek... Baharın habercisi, barışın, huzurun ve güzelliğin temsilcisi lale, Türkler için hayatı ve bereketi simgeliyor. Doğuda ise hüznün adı olarak tanımlanıyor. İran mitolojisine göre, yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşüyor ve yaprak alev alıyor. Bir süre sonra yapraklar soğuyor ve lale meydana çıkıyor. Lale çiçeğinin ortasındaki siyah noktanın da bu yanma sonucu olduğuna inanılıyor. Lale hakkında anlatılan bir başka hikaye de Ferhat ile Şirin’e dayanıyor. Söylenceye göre, aşkı yüzünden kendini çöllere vuran Ferhat, Şirin için durmadan gözyaşları döküyor. Gözünden yere düşen her damla çölde kırmızı bir laleye dönüşüyor. Böylece lalenin varlığı, ruh ve beden güzelliğinin birliğiyle, inancın ve aşkın temsiliyle anlam buluyor.

Papatya

Bahar aylarının gelmesiyle görünmeye başlayan papatyalar, etrafa neşe saçıyor. Saflığı ve masumiyeti temsil ettiklerine inanıldığından çok seviliyor. Birine papatya verilmesi, o kişiyle dostluk kurulmak istendiğine ve sırlarının daima saklanacağına dair bir mesaj veriyor. Papatya aynı zamanda yeni başlangıçların habercisi oluyor. İskandinav mitolojisinde ise doğurganlığı, anneliği simgeliyor. Hayatında en az bir kez olsun, seviyor-sevmiyor diyerek papatya falı okumayan yoktur herhalde! Bu fala ilişkin bir söylence vardır. Rivayet o ki sadece üç gün ömrü olan kelebek, dağlardan kırlara doğru uçarken papatyaya aşık oluyor ve etrafında dolaşmaya başlıyor. Duygularını bir türlü ifade edemeyen kelebek, yaşamını yitirmesine çok az bir zaman kala papatyaya “Seni seviyorum” diyor. Papatya “Ben de” der demez, kelebek ölüyor. Ona sevdiğini zamanında söyleyemediğine üzülen papatya hastalanıyor ve narin yapraklarını “Seni seviyorum” diyerek dökmeye başlıyor.

Sümbül

Şehirlerde park ve bahçeleri süsleyen, kırsal alanlarda ise serbest yetişen bir bahar çiçeğidir sümbül. Klasik Türk şiirinde adı en çok anılan çiçeklerden olan sümbül, bir zamanlar Hasbahçe’de lalenin gölgesinde kalsa da bugün bahçelerin en popüler çiçekleri arasında yer alıyor.

Farsça kökenli sümbülün Latince karşılığı ise “hyakainthos”. Renkleri ve kokusuyla baharın doğuşunu simgeleyen sümbülün Yunan mitolojisinde de yeri bulunuyor. Güneş tanrısı Apollon, Sparta kralının oğlu olan dostu Hykinthos’u yanlışlıkla öldürüyor. Büyük bir üzüntüyle cesedi kucaklıyor. O sırada Hykinthos’un kanı toprağa akıyor. Kanın biriktiği yerden sümbül filizleniyor. Bu sebeple sümbülün yeniden doğumu simgelediğine de inanılıyor.

Osmanlı’da 1600’lerden itibaren sümbül türleri üzerine çokça çalışma yapıldığı biliniyor. Çiçekleri bahar bitene kadar kalan sümbül, bazen yaz aylarında da kendini gösterebiliyor. Sonbaharda soğanları ekilen bu çiçeğin büyümesi kolay oluyor ve emek verdiğinize değecek bir koku salıyor. Öte yandan evcil hayvanlar açısından zehirli olabileceği için dikkatli olmak gerekiyor.

Frezya

Baharın tazeliğini üzerinde taşıyan ve kokusuyla herkesi büyüleyen frezya çiçeği... Sarı, beyaz, mor ve pembe tonlarında, farklı renk seçenekleri sunan bahar çiçeklerinden ilkidir. Sıcak ortamları çok sevmeyen frezya çiçeğini yetiştirirken, güneşsiz bir ortamda soğan kısmı yapraklanana kadar sulamak gerekiyor. Sonrasında ise güneş gören bir saksı içine almanız frezya için uygun yetişme ortamını sağlamanıza yardımcı oluyor.

Frezya çiçeğinin ismi, Alman doktor ve botanikçi olan Friedrich Freese’den geliyor. Bu çiçek, 19. yüzyılda Freese’nin onuruna adlandırılıyor. Ancak frezya çiçeğinin hikayesi, isminin kökeninden çok daha derinlere uzanıyor. Bu çiçek, Güney Afrika’nın yerli çiçeğidir ve efsanesi bu bölgenin yerel halkının inançlarına dayanıyor. Efsaneye göre, yaratılış tanrısı güneşi yarattıktan sonra dünya üzerinde yaşayan her canlının gözlerini güneşe kaldırıp, ona teşekkür etmesini beklemiş. Ancak frezya çiçeği, gözlerini yerden kaldıramamış ve bu yüzden tanrı onu cezalandırmış. Tanrının cezası olarak, frezya çiçeği her zaman yere doğru bakmak zorunda kalmış. Fakat bu durum frezya çiçeğinin güzelliğini ve kokusunu etkilememiş. Bu da onun umut ve direnişin simgesi olmasını sağlamış.

Çuha çiçeği

Henüz karlar erimeden görebileceğiniz çuha çiçeği, ilkbaharın başında çiçek açmaya başlıyor. Beyaz, sarı, mor ve pembe gibi renklerine sık rastlanan bu çiçek, hem az bakım istiyor hem de çok kolay yetişiyor. Almanya’da çuha çiçeğine “anahtar çiçek” anlamına gelen “erdschlüsselblume” deniyor. Çünkü bu çiçekle gizli hazinelerin bulunacağına ve onların kilitlerinin açılacağına inanılıyor. Kuzey Avrupa mitolojisine dayanan bu efsaneye göre, çuha çiçekleri tanrıça Freya’nın hazinesinin anahtarlarıdır.

Anemon

“Dağ lalesi” olarak da karşımıza çıkan anemon çiçeği, özellikle Yunan kültüründe tazeliğin ve gençliğin simgesi olarak kabul ediliyor. Anemon çiçeği, soğuk havalarda yapraklarını kapatarak kendini korumaya alıyor. Pençe şeklindeki soğanı, büyütülmek istenen toprağa ekiliyor. Yoğun bir kokuya sahip olan bu çiçeğin içerisinde 103 farklı madde bulunuyor. Anemon çiçeğinde bulunan maddeler, yağ sanayisinde kullanılmak üzere toplanıyor. Kozmetik ve sağlık sektöründe yaşlanma karşıtı ürünlerde kullanılıyor. Bakımı diğer çiçeklere oranla ev ortamında daha kolay ve zahmetsiz olan anemon sıklıkla talep görüyor.

Anlamı, rengine göre değişiyor

Hoş kokusu sayesinde kozmetik alanında da kullanılan bu çiçek; genellikle masumiyet, güven ve samimiyeti simgeliyor. Birine hediye edildiğinde “Sana güveniyorum” veya “Seninle samimiyim” anlamlarını taşıyor. Fakat frezya çiçeğinin anlamı, rengine göre değişebiliyor.

  • Beyaz frezya: Masumiyeti ve saflığı temsil ediyor. Bu çiçek, genellikle yeni başlangıçlar ve saf aşkın ifadesi olarak kullanılıyor.
  • Mor frezya: Gizemi ve büyüyü simgeliyor. Aynı zamanda derin düşünceleri ve duygusal derinliği de temsil ediyor.
  • Sarı frezya: Neşe ve enerjiyi temsil eden bu çiçek, genellikle arkadaşlığı ve mutluluğu sembolize ediyor.
  • Kırmızı frezya: Tutkulu aşkı ve cesareti simgeliyor. Bu çiçek, aynı zamanda güç ve enerjiyi de temsil ediyor.
  • Pembe frezya: Nazik sevgi ve hayranlığı ifade ediyor. Pembe frezya, genellikle annelere ve sevilen kişilere hediye ediliyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo