
Lara Kamhi’nin ‘Genişletilmiş Sinema’ deneyimiyle tanışın!
Yazı: Ekin Türkantos
Sanatçı ve küratör Lara Kamhi görsel hikâye anlatımı, ses, ışık sanatı ve mekâna özgü yerleştirme alanları arasındaki sınırlarda mekik dokuyor; bu serüveni de ortaya koyduğu sürükleyici anlatılarla izleyiciye ulaşıyor. Kariyeri boyunca çok sayıda deneysel video ve film çalışması gerçekleştiren Kamhi bir yandan tiyatro, konser ve etkinlikler için görsel, sahne ve ışık tasarımcısı olarak çalışırken müzik video yönetmenliği de yapıyor. Kamhi’nin işlerine yansıyan bu disiplinlerarası geçişleri eğitimiyle de desteklenmiş. Sorbonne Nouvelle Paris-III Üniversitesi’nde Tiyatro Çalışmaları ve Paris Amerikan Üniversitesi’nde Film Çalışmaları bölümlerinden sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Sinema ve Televizyon eğitimini yan dal olarak okuduğu Görsel İletişim Tasarımı ile tamamlamış. Berklee College of Music’te Caz, The London Music School’da ileri ses mühendisliği ve no.w.here’de analog film konusunda dersler almış.
‘Genişletilmiş sinema’ odaklı üretimler
Kamhi’nin ‘Genişletilmiş Sinema’yı bütünüyle irdelemek niyetiyle kurduğu bağımsız sanat inisiyatifi ‘Prizma’ sanatçılar ve sinemacılarla işbirliği yaparak genişletilmiş sinematik diyaloglar kurguluyor. Sosyal medya, kapsayıcı deneyimler sunan teknolojiler ve interaktif hikâye anlatıcılığı gibi iletişim ağlarının önerdiği yeni düşünme biçimlerinin farkındalığıyla, genişletilmiş sinematik sanat formlarını araştırıyor. Prizma, 2014-2016 yılları arasında Beyoğlu Sıraselviler’de Prizmaspace adıyla fiziksel bir sergi mekânı Lara Kamhi olarak aktif olmuş ve bugün de ‘Prizma Expanded’ olarak çeşitli sanat kurumları ve oluşumlarla işbirliği yapıyor. Kamhi’nin küratörlüğünü üstlendiği, 29 Temmuz’a kadar Akbank Sanat’ta görülebilen ‘Prizma Expanded: Algının Poetikası’ başlıklı sergi de bu doğrultuda kurguladığı 13’üncü proje. Bilim, sanat ve teknolojiyi merkezine alan, kurgulanmış sinematik deneyimler şeklinde tasarlanmış ve ‘sinema genişledikçe, bilinç de genişler mi?’ sorusunu soran sergi; Türkiye sinemasının üç farklı jenerasyonundan öne çıkan üç yönetmen ve üç film profesyoneli’nin Reha Erdem ve Florent Herry (Mimirap), Zeynep Dadak ve Çiçek Kahraman (Vortex I ve II), Deniz Tortum ve Alican Çamcı’nın (Kesit), ikili olarak ortak üretimleri olan, mekâna özgü ve deneyim tabanlı sinematik eserleri görülebiliyor.

‘Prizma Expanded: Algının Poetikası’ ortaya nasıl çıktı, ortak üretimler nasıl şekillendi?
Eğitim ve profesyonel hayatım ‘Genişletilmiş Sinema’ kavramının etrafında şekillendi. Dolayısıyla bu fikrin ortaya çıkması senelere yayılıyor. Sergide yer alan sinemacılara, ortak üretimlerini özgürce hayata geçirebilecekleri şeffaf bir zemin ve net kavramsal çerçeveler sundum. Her üç grubun dinamiği de kendilerine has bir biçimde işledi. Sık diyaloglar, bol teknik denemeler ve sinematik içerik üretimlerimiz sonucunda, sergimiz belirdi.
‘Genişletilmiş Sinema’ kavramını özetlerken değindiğiniz; ‘sinema genişledikçe bilinç de genişler mi?’ sorusunu yanıtlarken odak noktalarınız neler?
Soru sormayı, yanıt vermeye yeğliyorum. Ancak bilim ve felsefe ekseninde bir yanıt verme teşebbüsünde bulunabilirim; yine de bu soruyu bir sergiyle birlikte soruyor olmam, onun yanıtını seyirciyle birlikte aramaya niyetlenmemden kaynaklanıyor. Dolayısıyla, sergiye dair geri dönüşleri, eleştirel yazıları ve yorumları okumak oldukça besleyici oluyor. Bir yandan da, bu sorgulama Genişletilmiş Sinema kavramıyla birlikte 1960’lı senelerde öne çıkmış olsa da, 20’nci yüzyılın başlarından beri soruluyor. Örneğin, medya sanatlarının öncüsü olarak bilinen Thomas Wilfred de benzer bir sorgulamada bulunuyor. Teknoloji tarihinin gelişimine yön veren aşkınlık arayışımız, teknolojinin sanatla birleştiği aşamada belirginlik kazanıyor. Sinematik teknolojiler ise yine bu aşkınlık arayışının belki de en uç aşaması olarak, insanın ‘gerçeklik yaratan’ rolüne bürünmesiyle, insan fizyonomisini taklit ederek, gerçekliğin kusursuz bir replikasını yaratma amacıyla gelişiyorlar. Teknolojinin özünden, insan ve teknoloji birlikteliğinden söz ettiğimiz vakit, aklıma hep Heidegger’in “Teknolojinin özü teknolojik bir şey değildir” cümlesi geliyor. Teknolojinin özü insandır. Dolayısıyla bu söz konusu sinematik genişleme, insan algısının işleyişine, algılananın vuku buluşuna dair geniş bir ayna tutuyor ve önemli bir açılım sunuyor. Bu da beraberinde algısal ve düşünsel bir genişlemeyi getiriyor.
Hikayenin dış katmanında her zaman şehir var
Dijital sanat üretimlerinizi sinema, belgesel ve video klip gibi farklı kanallar aracılığıyla sunuyorsunuz. İlham kaynaklarınız neler? İstanbul hangi yönleriyle üretimlerinize etki ediyor?
İç içe geçmiş tarihi, dokuları ve hikâyeleriyle, İstanbul eşi benzeri olmayan bir şehir. Burada doğup büyümenin ötesinde, hayran olduğum bir yerde yaşamanın ilhamı işlerime yansıyor. Şehrin yeni ve eskiyi harmanlayışı, dijitali analogla harmanlayan üretimlerimi de temelden etkiliyor. İlham kaynaklarım gözümün gördüğünce, kulağımın duyduğunca, hissettiğimce çeşitli. Dolayısıyla bu şehirdeki çok sesliliği oldukça besleyici buluyorum. Bu kaosun, karışıklığın, düzensizliğin kendince bir düzeni olması, çoksesliliğin karmaşasından ziyade ahenginden beslenmeyi öğretiyor bana.
‘Prizma’nın üretim alanlarının şehirle ilişkisi nasıl?
Mekâna özgü sinematik yerleştirmeleri, mekansallaştırılmış hikâyeler veya duyumsamalar olarak ele alırsak, içinde bulundukları çerçeveyi dolayısıyla şehri bundan ayrı düşünmek pek mümkün olmuyor. Hikâyenin dış katmanı, duvarları veya surları her daim şehir oluyor.
Genişletilmiş sinema nedir?
‘Sinema genişledikçe, bilinç de genişler mi?’ sorusunu soran bu kavram, ilk defa 1960’lı yıllarda, Stan VanDerBeek’in ‘The Culture: Intercom’ başlıklı manifestosunda kullanıldı. Manifesto, çığrından çıkmakta olan teknolojinin tehlikeli yönlerine dikkat çekerken, evrensel bir lisan yaratımının aciliyetine de değiniyordu. Bunun ancak evrensel bir deneyim üzerinden kurgulanabileceğini savunarak sinematik deneyimi genişletip, alternatif ve radikal yaklaşımlarla, ona interaktif bir boyut kazandırmayı teklif ediyordu.












