Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
İstanbul Life

Mimoza, Mart, Mattei

İçeriği Paylaş

Teresa Mattei 1946’da kendisinden 8 Mart’taki Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne sembol bir çiçek önermesi istendiğinde, nadir ve pahalı gül, müge ya da menekşe gibi zor ulaşılan çiçekler yerine ülkesindeki yoksulların, partisinin temsil ettiği işçi sınıfının kolayca ulaşabileceği, her yerde ve masrafsız yetişebilen, en önemlisi direncin sembolü olarak bilinen mimozayı önerir.

Yazı: Vedat Ozan

Üsküdar’da oturuyorum, Doğancılar Parkı’nı arkanıza aldığınızda denize doğru inen bir yokuşun sonunda. Bundan altı, yedi yıl öncesine kadar bizim yokuşa bir haller olurdu bahar yaklaştığında. Şubat başında, havaya düşenle değilse de sonunda, suya, onu takiben de Mart başında toprağa düşen cemrelerle beraber yokuş boyundaki bazı ağaçlar tomurcuklanır, sonra da o tomurcuklardan pıtrak gibi sarı sarı salkımlı çiçekler açardı.

Sadece açmakla kalsa iyi, mübarekler bir de hoş kokarlardı ki her sabah yokuşu çıkarken elimi uzatıp yetişebildiğimi avuçlar, parkın oradaki durağa gelene kadar da avucuma sineni koklardım. Mimozalar yani, bizim sokağın bir nevi cemreviyyeleriydi* sanki (Cemreviyye: Divan edebiyatında cemrenin düştüğü dönemlerde yazılan bir kaside türü). Birbirine karışan mimozalar

Hoş, ben uzun süre ‘mimoza’ diye bildim o çiçekleri ama sonra öğrendim ki aslında o iş o kadar basit değilmiş. Çok fazla çeşidi olan gerçek mimoza kokmazmış. Üstelik rengi de sarı değilmiş. O ağaç başkaymış, bu başka. Uzak akraba iki ağacın isimleri nasıl olmuş da birbiri ne karışmış, her ikisine de ‘mimoza’ denilir olmuş, onu bilemiyorum. Bildiğim şu ki bu karışıklık salt bize özgü değil, farklı kültürlerde de bu ağaç ve çiçekler ismen birbirine karıştırılıyor.

Gerçek mimozanın ‘utangaç’ diye bilinen türünün (Mimosa pudica) çiçeklerine dokunduğunuzda bir hayvanın fiziksel uyarıya tepki vererek savunmaya geçmesi gibi yapraklarını içe doğru kıvırarak kendini korumaya alıyor. İsmi de zaten bundan sebep, yani bitkinin kendisini korumaya çalışan hayvanı taklit etmesine atıfla konulmuş. Latince mimus ‘taklit’ demek, hatta pantomim isminde ve ‘her şeyin taklidi’ anlamına gelen bir sahne sanatı da mevcut. İşte o mimus, olmuş size ‘mimoza’.

Bizim mimoza diye bildiğimiz, sarı ve kokulu çiçek de ‘gümüşî akasya’nın (Acacia dealbata) çiçekleri. Baharın sembolü olmuşlar pek çok kültürde. Bazı kültürlerde ise bir adım ileri giderek sadece baharı değil, kadını da temsil eder hale gelmişler. Nasıl olmuş, anlatayım.

Bahar ve kadın

İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru İtalya Krallığı kuzeyde bir Alman kuklası olan İtalyan Sosyal Cumhuriyeti’ne (Repubblica Sociale Italiana) dönüşüyor. RSI’nin kurulması aynı zamanda iki yıl sürecek bir iç savaşın da başlangıcı oluyor. Bu direniş döneminde o zamanlar yasadışı ilan edilen komünistler oldukça etkililer, zaten bu sayede savaşın sonunda neredeyse üçüncü büyük parti oluyorlar. Hoş, hiç tek başına iktidara gelemiyorlar ama partileri (Partito Comunista Italiano) İtalyan politik hayatında hep önemli bir güç olarak kalıyor. Eh, gladiosuydu, kontrgerillasıydı falan, neden İtalya’dan doğdu sanıyorsunuz?

İç savaşın sonunda bugün bildiğimiz İtalyan Cumhuriyeti kuruluyor. Kuruluşta elbette bir anayasa gerekiyor, anayasayı hazırlamak için de bir ‘kurucu meclis’. İşte, anayasayı hazırlayan bu kurucu meclisin (Assemblea Costituente della Repubblica Italiana) en genç üyesi İtalyan Komünist Partisi’ne (PCI) mensup Teresa Mattei isminde 26 yaşında bir kadın.

Bizler Teresa Mattei’nin ismine pek aşina değiliz; partide ya da mecliste yaptıklarını ya da Stalin’i veya PCI’nin o dönemlerdeki lideri Palmiro Togliatti’yi eleştirdiği için 1957’de nasıl partiden atıldığını da pek bilemiyoruz ama her yıl bu zamanda sarı sarı açan mimozalar bizleri Mattei ile buluşturuyor.

Dünya emekçi kadınlar günü

Teresa Mattei 1946’da kendisinden 8 Mart’taki Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne sembol bir çiçek önermesi istendiğinde, nadir ve pahalı gül, müge ya da menekşe gibi zor ulaşılan çiçekler yerine ülkesindeki yoksulların, partisinin temsil ettiği işçi sınıfının kolayca ulaşabileceği, her yerde ve masrafsız yetişebilen, en önemlisi direncin sembolü olarak bilinen mimozayı öneriyor. Başlangıçta her yıl değişik tarihlerde kutlanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün zaman içinde 8 Mart’a sabitlenmesi gibi mimoza da İtalya’dan başlayarak, ama sınır tanımadan ülkeden ülkeye atlayarak bir 8 Mart sembolüne dönüşüyor, o günde kadınların yakalarına ilişiveriyor.

Kalmadı mimozalar

Bizim yokuşta kısa süre içinde üç tane inşaat yapıldı. Malûm, ‘inşaat’, ‘beton’ veya en insaflısından ‘kentsel dönüşüm’ deyince akan suların durduğu bir iklimdeyiz. Bu dönüşümün neticesinde de sokağımızda mimoza ağacı kalmadı. İnşaatlara başlarken “tekrar dikeceğiz” diyerek. İş bittikten, daireler satıldıktan sonra da ne ağaçları soran oldu ne de onları yeniden dikmeye gelen.

Bizim mahallede bitti mimoza, geçmiş olsun artık. İnşallah denizdeki İstanbul’da, Adalar’da bitmez, su içindeki o hoş yaşantılı kara parçalarının sembollerinden birisi haline gelmiş olan bu sarı ve güzel kokulu çiçekleri tümden yitirmeyiz bu kentte…

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo