Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
All About History

Modern zaman hayaletleri: 21. yüzyılın en ilginç paranormal hikâyeleri

Tüm kuşkucuların aksini kanıtlama çabalarına rağmen, bugün bile birçok insan ölen kişiler tarafından ziyaret edildiğini iddia ediyor.

Yazan: Ben Gazur

20. yüzyıl hem bilimde devrim niteliğinde keşiflerin yapıldığı hem de insanlık tarihinin en kanlı katliamlarının yaşandığı bir dönemdi. Bilim insanlarının buluşları ve filozofların teorileri, dünya savaşları ve soykırımlarla yaşanan büyük insanlık dramını anlamlandırmak için yetersiz kalıyordu. Hayaletler ve spiritüalizm ise, bu korku ve trajedi dolu dünyada insanlara başka bir âlemle bağlantıda olduklarını hissettiren bir teselli sundu.

Yüzyılın başlarında, İngiliz gazeteleri hâlâ düzenli olarak hayalet haberleri yayımlıyordu. 1904 yılında Richmond’daki bir handa çalışan bir müdür, her gece tanımlayamadığı sesler ve yüzüne vuran ışıklarla uyanıyordu. “Hayalet uzun, parlayan bir figür. Üzerinde beyaz ve mavi, incecik bir kumaş var” diye tarif ediyordu. Ancak, hayaleti son derece emperyalist bir tavırla karşılıyordu: “Bir daha görürsem, ateş ederim.”

Buna rağmen, evlere musallat olan hayalet hikâyeleri 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yavaş yavaş azalmaya başladı. Ta ki Birinci Dünya Savaşı’nın yıkıcı etkileriyle birlikte insanlar yeniden ruhani meselelere yönelene kadar… Avrupa’daki her köy genç erkeklerini kaybetmişken, acılı aileler sevdiklerinin huzura kavuştuğunu bilmek istiyordu. Medyumlar ve mistikler yeniden rağbet gördü. Amerika’da ise, Ouija tahtası, başka kıtalarda savaşan askerlerden haber almak için popüler bir yöntem haline geldi.

Cephede ölümle burun buruna gelen askerler de sık sık doğaüstü varlıklar gördüklerini rapor ediyordu. En çok konuşulanlardan biri, Mons Muharebesi’nde Britanya tarafında savaşan hayalet okçulardı. Bazı hikâyeler ise askerlerin kişisel günlüklerinde kalmıştı. Kanadalı asker Will Bird, iki yıl önce ölen kardeşinin hayaletinin kendisini uyandırdığını yazmıştı: “Steve ellerimi bıraktı, ağzımı kapatarak bağırmamı engelledi.” Günlüğe göre Steve, kardeşini uyuduğu sığınağın dışına çekmiş, tam o anda bir top mermisi sığınağı yerle bir etmişti.

Bazı hayalet tanıklıkları ise daha karanlık sonla sonuçlanıyordu. Bir İngiliz asker, mavi etekli ve başörtülü bir kadın figürü gördü. “Sanırım annem beni almaya geldi” dedi. O an bir şarapnel parçası onu öldürdü.

İkinci Dünya Savaşı da dünyanın dört bir yanında yeni hayalet efsaneleri doğurdu. Pilotlar savaş sırasında garip uçaklar gördüklerini anlatıyordu. Hatta 2015 yılında bile, Derbyshire’da sessizce ilerleyen İkinci Dünya Savaşı uçakları gözlemlendi, oysa o dönemin uçakları kulakları sağır edecek kadar gürültülüydü. Filipinler’deki Dominican Hill Retreat, savaş sırasında Japon askerlerinin korkunç suçlar işlediği bir karargah haline gelmişti ve bugün hâlâ paranormal aktivitelerle anılıyor.

20. yüzyıl, hayaletlerin bilimsel yöntemlerle incelenmesinde büyük ilerlemeler getirdi. Viktorya döneminde başlayan ruh fotoğrafçılığı, daha önce hayalet görmemiş birçok insana görünmeyen varlıkları görünür kıldı. Medyumların ağızlarından çıkan ektoplazma görüntüleri, spiritüalizmin popüler ikonografisi haline geldi. Dolandırıcılıklar olsa da, hayalet avcılarının kullandığı ekipmanlar giderek sofistike hâle geldi.

Ses kayıt cihazları yeni bir kapı araladı. Bir hayaletle konuşurken kaydedilen ses bantlarının içine, bazılarının iddia ettiğine göre, hayaletlerin cevapları işlenebiliyordu. Bu fenomene Elektronik Ses Olayları (EVP) adı verildi. Bugün hayalet avcılarının ekipmanları arasında bant kaydedicilerden kızılötesi kameralara, elektromanyetik alan sensörlerine kadar her şey bulunuyor.

21. yüzyıla geldiğimizde hayaletlere olan ilginin hiç azalmadığı görülüyor. Hayalet avcılarının doğaüstü olayların peşine düştüğü televizyon programları hâlâ büyük ilgi görüyor. Üstelik artık herkesin cebinde yüksek çözünürlüklü bir kamera varken… Yine de bu teknolojik ilerleme, hayalet fotoğraflarının artmasına değil, daha fazla şüpheciliğe yol açtı. Günümüzde çekilen hayalet fotoğrafları genellikle toz zerreciklerinin ışıkta parlayan görüntülerinden ibaret oluyor. Üstelik bilgisayar programlarıyla sahte görüntüler üretmek hiç olmadığı kadar kolay.

Fotoğraf makineleri belki yalan söylemez, ama Photoshop kullananlar kesinlikle söyleyebilir. Bu yüzden günümüzde insanlar doğrudan bir hayalet görmektense, yanlarında bir varlık hissettiklerini anlatmayı tercih ediyor.

Hayalet hikâyelerini inceleyenler için belki de en büyük sürpriz, 20. ve 21. yüzyıllarda hayaletlerin büyük bir ticari meta haline gelmesidir. Önceki hayalet hikâyeleri genellikle korkutucu türden olsa da, modern bir hayalet hikâyesi, komik veya romantik olabiliyor. Örneğin, 1990 yapımı “Ghost” filmi, insanlara seramik yapan aşık hayalet fikrini tanıtmıştı. Casper ise hayaletleri çocuk dostu karakterlere dönüştürdü. Ölen ünlülerin konser sahnelerinde hologram olarak yeniden canlandırılması ise, artık gerçeküstü bir deneyim değil, bir şov unsuru.

Bilim insanları ve profesyonel sahtekârları afişe eden James Randi gibi şüpheciler, hayalet inancının mantıksızlığını halka anlatmaya çalışıp durdular, ancak pek de başarılı olamadılar. 2018’de Amerika’da yapılan bir ankete göre, katılımcıların yüzde 60’ı en az bir kez hayalet gördüğünü düşünüyor. Nörobiyoloji ya da düşük frekanslı seslerin rezonansı gibi açıklamalar, kendi gözleriyle hayalet gördüğünü iddia eden birini ikna etmeye yetmiyor.

Geçmişte hayaletlere, cinlere kolaylıkla inanan insanlara gülmek kolay, ama net olan bir şey var ki; insanlık, henüz hayaletlere veda etmeye hazır değil.

OUIJA TAHTASI

Aslında bir oyun olarak tasarlandı, ancak o günden beri genç nesilleri korkutmaya devam ediyor

Ölülerle iletişim kurmanın en bilinen yollarından biri, hiç şüphesiz Ouija tahtasıdır. 1891’de “Harika Konuşan Tahta” olarak halka tanıtılan Ouija tahtası, ilk başta “her sınıftan insan için asla tükenmeyen eğlence vadeden” basit bir masa oyunu olarak görülüyordu. Yapılan ilk reklamda, tahtanın daha sonra spiritüalizmde edineceği role dair ipuçları vardı ve şu şekilde tanıtılıyordu: “Görünüşe göre, bilinenle bilinmeyen, madde ile maneviyat arasında bağlantı kuruyor.”

Ouija tahtası, üzerinde alfabenin harfleri, 0’dan 9’a kadar rakamlar, ‘Evet’, ‘Hayır’ ve ‘Hoşçakal’ yazan düz bir tahtadır. Katılımcılar, hareketli ve kalp şeklindeki bir parça olan planşete parmaklarını gevşek bir şekilde koyarak tahta ile etkileşime girerler. Tahtaya sorular sorulur ve planşetin hareketiyle yanıtlar ortaya çıkar.

Bu etki bazen gerçekten garip olabilir. Hiçbir kişi, planşetin hareketini yönlendirmiyor gibi görünse de, o parça tahtanın üzerinde hızla hareket edebilir. Bilimsel bakış açısına sahip olanlar, bu hareketi ideomotor (bilinçaltı) hareketlerle açıkladı. Gerçekten de Ouija tahtasının ilk satıcıları, tahtanın nasıl çalıştığına dair herhangi bir açıklama yapmamışlardı.

Ouija tahtası, Birinci Dünya Savaşı’nda ve 1920’lerde, oyundan çok ölülerle iletişim kurma aracı olarak kullanılmaya başlandı.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo