
Moskova'da fırtına
Birinci Çeçen Savaşı Çeçenistan’ı kaos içinde bıraktı. Bölge, savaş ağalarının ve eski ayrılıkçı savaşçıların eline geçti. Bunların çoğu suç işlemeye yönelmişti.
1996 yılına gelindiğinde, bu istikrarsızlık komşu durumdaki Rus Cumhuriyeti Dağıstan’a da sıçradı ve bir apartman bloğuna yerleştirilen bombanın patlaması sonucu, çoğu Rus sınır muhafızı olan 68 kişi öldü. Ertesi yıl daha fazla saldırı meydana geldi; bu arada Çeçenistan bir İslam cumhuriyeti olduğunu ilan etmişti. Ülke bu nedenle Orta Asya’nın dört bir yanından cihatçı grupları kendine çekiyordu.
Bu çerçevede bölgede yaşanan olaylar, 1999 yılında 4.000 kişilik bir ordunun Çeçenistan’dan sınırı geçerek Dağıstan’a girmesiyle doruğa ulaştı. Bu kuvvetin amacı, Dağıstan’daki ayrılıkçıları desteklemekti. Dağıstan da o dönemde bir İslam devleti olarak ilan edildi ve Rusya’ya savaş açıldı. Bu girişim kısa ömürlü oldu çünkü yerel güçler, Rus ordusuyla birleşerek ülkedeki Çeçenleri püskürttü. Ancak Rusya’nın yeni bir yönetim altına girmesiyle birlikte, İkinci Çeçen Savaşı’na yol açacak olaylar için zemin hazırlanmış oldu.
Vladimir Putin’in Rus siyasetinin zirvesine yükselişi çok hızlı olmuştu. Bir grup yozlaşmış oligark tarafından desteklenen Putin, St. Petersburg Belediye Başkanı’nın yardımcısıyken üç yıl içerisinde Rusya’nın Başbakanı oldu. SSCB sonrası dönemde devlet varlıklarının özelleştirilmesiyle zenginleşen oligarklar, kendilerini kralı atayan kişiler olarak görüyorlardı. Bu oligarklar, komünizme dönülmesinden korktukları için Yeltsin’in 1996 seçimlerini kazanmasına yardım etmişlerdi.
Yeltsin’in ileri derecede alkolik olması onu oligarklar için bir sorun haline getirmişti. Bu yüzden içkiyle pek arası olmayan, sessiz ve görünüşe göre uysal bir kişi olan Putin’i, Yeltsin’in halefi olarak seçtiler.

Fotoğraf: Rusya İçişleri Bakanlığı’na bağlı birlikler ve Dağıstanlı gönüllüler Tando köyünü ele geçirdikten sonra kutlama yapıyorlar
Ancak Putin, Yeltsin hükümetiyle yakın ilişkideydi ve hızla yaklaşan seçimlerde zafer kazanması kesin değildi. Aslında, kazanma şansının olması için önemli bir olayın cereyan etmesi gerekiyordu. Tam da ihtiyacı olan şey, bir mucize kabilinden Eylül 1999’da yaşandı.
İki hafta boyunca Rusya genelinde apartman binalarını ve alışveriş merkezlerini sarsan bir dizi patlamada 300’den fazla kişi hayatını kaybetti. Soruşturmalar kısa sürede, Rus apartman bombalamaları olarak bilinen bu olayın arkasında Çeçen isyancıların olduğunu ortaya çıkardı. Olayın şok dalgaları yayılıp Çeçenistan’a karşı bir savaş için kamuoyu desteği arttıkça, Putin kendisine sunulan siyasi fırsatı değerlendirdi. Putin, birkaç hafta içinde Çeçen hükümetini yasadışı ilan etti ve Çeçenistan’ın ikinci kez istila edilmesi için emir verdi.
Ancak herkes olayların göründüğü gibi olduğuna ikna olmamıştı. Rus gazeteci Aleksandr Zhilin, 25 Ağustos’ta, yani ilk patlamadan sadece birkaç gün önce, Moskovskaya Pravda adlı gazetede yazdığı makalede Moskova’da “Fırtına” kod adlı bir planın Kremlin’de hazırlandığını iddia etmişti. Sızdırılan bir hükümet belgesine makalesinde atıfta bulunan Zhilin, terör saldırıları da dahil olmak üzere “Moskova’yı büyük şokların beklediğini” yazmıştı.
Rus siyasetinde komplo teorileri çoktur; ancak Zhilin’in makalesi, saldırılardan sonra daha fazla dikkat çekmişti. Özellikle de Rusya Parlamentosu (Duma) Başkanı Gennadiy Seleznyov’un 13 Eylül’de yaptığı, “Az önce Rostov-on-Don’dan bir rapor aldım. Volgodonsk şehrinde bir apartman dairesi dün gece havaya uçurulmuş.” şeklindeki açıklamasından sonra bu konu daha fazla dikkat çekti. Seleznyov’un az önce duyduğunu söylediği bu haberde geleceği hayret verici bir şekilde öngördüğü ortaya çıktı; çünkü bahsettiği bombanın patlaması için üç gün daha geçmesi gerekiyordu.
Bahse konu patlamanın gerçekleşmesinden bir gün sonra, Duma’nın bir diğer üyesi Vladimir Zhirinovsky, Seleznyov’a şöyle seslendi:
“Gennadiy, Pazartesi günü bize Volgodonsk’taki apartman bloğunda bir patlama olduğunu ve dairenin havaya uçtuğunu söylediğini hatırlıyor musun? Üç gün önceden olayı bilmeni nasıl yorumlamalıyız?”
Seleznyov’un buna verdiği yanıt, Zhirinovsky’nin parlamentoda konuşma hakkını bir ay boyunca yasaklamak oldu.

Fotoğraf: Aşağıda: Vladimir Putin, başbakan seçildikten üç hafta sonra Ağustos 1999’da Dağıstan’daki Rus birliklerini ziyaret ediyor
Ayrıca 17 Eylül 1999 tarihli Duma oturumunun kaydı daha sonra kamu erişiminden kaldırıldı. İşleri daha da karmaşık hale getirmek için 22 Eylül’de Ryazan kentindeki bir apartman, patlamadan etkisiz hale getirilse de Putin, bu işte Çeçen teröristlerin suçlu olduğunu defaatle dile getirdi. Kuzey Kafkasya bölgesinde büyük bir hava harekâtı yapılması gerektiğini belirterek şu sözlerle meşhur bir açıklama yaptı:
“Teröristleri her yerde avlayacağız. Bunu söylediğim için beni bağışlayın ama onları tuvalette yakalarsak, ne gerekiyorsa orada da yapacağız. Sonunda bu iş çözülecek.”
Bu hamasi konuşma, Putin’in doğru konuşan ve sert mizaçlı bir adam olarak ün kazanmasına yardımcı olurken aynı zamanda gerçeklerin de üzerini örttü. Ryazan’daki dairede bombanın bulunmasından bir gün sonra polis, bombayı koyanları gözaltına aldı. Ancak bu kişilerin Rusya Güvenlik Servisi (FSB) çalışanı oldukları ortaya çıktı. Bombayı koyanlar herhangi bir şekilde suçlanmadığı gibi, FSB Direktörü Nikolai Patrushev 24 Eylül’de yaptığı açıklamada bombanın bir terörle mücadele tatbikatı kapsamında daireye konulduğunu iddia etti.
Bombalı saldırıların Çeçen ayrılıkçılar tarafından gerçekleştirildiğine dair ileri sürülen başlıca kanıt iki telefon konuşmasıdır. Bunlardan birinde, Kafkas aksanıyla konuşan kimliği belirsiz bir kişi 9 Eylül’de Interfax Haber Ajansı’na telefon ederek, yapılan saldırıların “Çeçenistan ve Dağıstan’da sivillerin bombalanmasına tepki olarak gerçekleştirildiğini” iddia etmiştir. İkincisinde ise 15 Eylül’de ITAR-TASS Haber Ajansı’na telefon eden bir kişi, Dağıstan Kurtuluş Ordusu adına bombalı saldırıların sorumluluğunu üstlenmiştir. Ancak bugüne kadar böyle bir örgütün var olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamamıştır.












