
Işık Tlabar: “Her şey kendi kişisel yolculuğumla başladı”
Röportaj: Sinem Kın Fotoğraf: Pınar Gediközer
Işık Tlabar, psikolog bir annen ve mühendis bir babanın kızı. İnsanın, hayatın, sevginin, psikolojinin çok konuşulduğu bir evde büyümüş. Hal böyle olunca yollar onu bugün olduğu yere çıkarmış. Profesyonel hayata başlamadan önce İngiltere’de Oxford Brooks Üniversitesi’nde mimarlık okumuş. Mezun olduktan sonra bu işi yapmak istemediğine karar vermiş. İnsanlara daha faydalı olacağı, yaşamlarına katkıda bulunabileceği bir şeyler yapmak istemiş ve yaşam koçluğuna yönelmiş. Londra’da başlayan ve bugün Türkiye’de de devam eden çalışmalarında insanlara özbenlikleriyle yeniden bağ kurmaları için rehberlik eden Işık Talabar, sezgisel koçluk, nefes teknikleri ve beden odaklı pratikleri aynı potada buluşturuyor. Yıllar içinde geliştirdiği bütüncül yaklaşımın merkezinde ise tek bir fikir var: İnsanların, toplumun ve çevrenin dayattığı kalıplardan sıyrılarak kendi gerçek potansiyellerini keşfetmeleri. Tlabar ile sezginin gündelik hayattaki yerinden ‘Flow Dance’ yöntemine, gençler için kaleme aldığı kitabından dönüşüm çalışmalarına uzanan ilham verici yolculuğunu konuştuk.

HELLO!: Seni biraz tanıyarak başlayalım... Kimdir bu yolculuğun içindeki sen? Nerede, ne okudun; bugün yaptığın çalışmalara giden yol nasıl başladı?
Işık Tlabar: Sezgisel koç, nefes eğitmeni ve yazarım. İstanbul’da doğup büyüdüm. Saint Joseph Lisesi’nin ardından Oxford Brookes Üniversitesi’nde mimarlık eğitimi aldım. Daha sonra Londra’ya yerleşip kendi yolumu seçerek kendi işimi kurdum. Son dokuz yıldır insanlara gerçek doğalarını hatırlama, en yüksek potansiyelleriyle yaşamaya adım atma ve hayallerini gerçeğe dönüştürme yolculuklarında eşlik ediyorum. Toplumun, ailelerin ya da zihnimizin dayattığı “Nasıl yaşanmalı” kalıplarından özgürleşerek; kim olduklarıyla uyumlu, özgün ve anlamlı bir hayat yaratmalarına destek oluyorum. Sezgisel koçluk, vizyon çalışmaları, nefes pratikleri ve derin içsel yolculuk yöntemlerini bir araya getirerek bütüncül bir yaklaşım sunuyorum. Bu süreçte yüzlerce insanla birebir, online ve yüz yüze çalıştım. Uzun yıllar İngiltere, Avrupa’nın farklı ülkeleri ve Amerika’da çalışmalar yaptıktan sonra, son iki yıldır Türkiye’de de çalışmalarımı sürdürerek hem yerel hem de global olarak insanlara rehberlik ediyorum.
HELLO!: “İnsanları özlerine ve gerçek doğalarına geri yönlendirmek” senin sıkça kullandığın bir ifade. Bugünün dünyasında insanların özlerinden bu kadar uzaklaşmasının temel sebebi sence ne?
I. Tlabar: Birçok farklı sebeple gerçek doğamızdan, kalbimizle olan derin bağımızdan uzaklaşabiliriz. Bazen hayat o kadar yoğun ve hızlı akar ki, durup kendimize şu basit ama güçlü soruyu sormaya fırsat bulamayabiliriz: “Bu, gerçekten benim istediğim şey mi?” Uzun süre otomatik pilot modunda yaşadığımızda, başka bir yolun, daha özgür ve bize özgü bir hayatın mümkün olduğunun bile farkına varamayabiliriz. Dışarıdan gelen gürültü; toplumun, ailenin, medyanın, çevrenin “Böyle yaşanır, böyle düşünülür, böyle davranılır” dayatmaları kulaklarımızı doldurabilir. Bu seslerin bir kısmı belki gerçekten bize uygun olabilir, bir kısmı ise hiç olmayabilir. Ancak kişi kendi içsel doğrusunu ayırt etme yeteneğini yeterince kullanmıyorsa, dışarıdan gelen her bilgiyi kendi iç sesiyle süzgeçten geçirmeden kabul ediyorsa, zamanla derin bir kopukluk oluşabilir. Kendi gerçeğiyle bağını kaybedebilir. Bir diğer yaygın sebep ise başkalarının gözünde nasıl göründüğümüz korkusudur. “Başkaları ne der?”, “Beni yargılarlar”, “Beğenmezler” düşünceleriyle hayatımızı onların onayına göre şekillendirebiliriz. Böylece kendi arzularımızı, değerlerimizi, ritmimizi arka plana atar ve yavaş yavaş kendimizden uzaklaşırız. Sonuçta bu kopukluk, tatminsizlik ve belki yalnızlık “Neden kendim gibi hissedemiyorum?” hissi olarak geri dönebilir.
HELLO!: Koçluk, sezgi, nefes, beden ve dans çalışmalarını aynı potada buluşturuyorsun. Bu yaklaşım zaman içinde nasıl şekillendi, seni bu bütüncül yönteme götüren kırılma anları nelerdi?
I. Tlabar: Her şey kendi yolculuğumla başladı. Hayatım boyunca sezgilerim güçlüydü ama bunun ‘sezgi’ olduğunu daha sonra öğrendim. 2016’da William Whitecloud ve Ryan Pinnick’in eğitimlerinde sezgiyi pratik olarak kullanmayı öğrendim. Bir yıl sonra Animas Centre for Coaching’den koçluk sertifikamı alıp kendi işimi kurdum. Bugün yaptığım çalışmaların temelinde hâlâ o eğitimler var. İlk nefes seansıma 19 yaşımda gittim ve yıllar içinde ara ara devam ettim. 2017’de, o zamanki partnerim sayesinde Londra’da bir şamanik nefes atölyesinde Elaine Yonge’la yolum kesişti; o da hocalarımdan biri oldu. O yıllarda Londra’da başlattığım grup nefes atölyeleri zamanla 30-40 kişiye kadar büyüdü. Dans ise liseden beri çağdaş dans olarak hayatımda vardı. 2015’te Londra’da 5Rhythms’ı keşfettim ve bu hareket meditasyonu ana pratiğim haline geldi. Hâlâ dans, beni özüme en güçlü bağlayan şey. Bu üç yolu bir araya getiren dönüm noktası ise 2017’deki ilk atölyem ‘Goddess Circle’ oldu. Bu çalışmada dans, sezgisel yönlendirmeli meditasyon ve nefes çalışması bir araya geldi. Hatta bu format bile bana sezgisel olarak gelmişti. Kısacası yaşıyorum, içselleştiriyorum, sonra paylaşıyorum. Seanslarda ve atölyelerde her şey doğal bir akışla ilerliyor. Teoriden değil, yaşadığım deneyimlerden ve geçtiğim yoldan konuşabiliyorum; insanlar da bence bu farkı hissediyor.
HELLO!: Bir de kitap yazdın değil mi? Anlatır mısın kitabın ne anlatıyor? Yazarken okuyucalara ne katmak istedin?
I. Tlabar: Kitabın adı ‘140 Things I Wish I Knew When I Was 14’. Genç kızlara kendilerine inanmaları, hayallerinin peşinden gitmeleri ve o zorlu ama heyecanlı yılları daha kolay geçirmeleri için yazdığım bir kitap. Amacım, kitabı her açtıklarında onlara “Sen her yönünle harikasın” diye hatırlatan yakın bir arkadaş gibi hissettirmekti. Her şey TikTok’ta bir seri olarak başladı ve 3.7 milyondan fazla izlenme aldı. Gençler soru sordu, ben cevapladım. Böylece ortak bir yaratım süreci olarak gelişti. Sonra bunu kitaba dönüştürdüm. Dokuz bölümden oluşuyor: Aileden okula ve arkadaşlara, kendin olmaktan kendine bakmaya, ilişkilerden duygulara, hayallere ve kadınlığa kadar o yaştaki gençlerin hayatındaki önemli temaları kapsıyor. Her bölümün yanında bir illüstrasyon var; okuması çok kolay ve akıcı. Aslında içindeki ‘ergen versiyonuna’ da hitap ediyor; erkekler de elbette okuyabilir. Amazon’da bulabilirsiniz, şu anda Türkçeye çevrilme süreci devam ediyor.
HELLO!: İstanbul’da başarılı bir psikoloğun kızı olarak büyümek, insan davranışlarını ve iç dünyayı anlamanda nasıl bir iz bıraktı? Çocukluğundan bugüne taşıdığın en güçlü farkındalık ne oldu?
I. Tlabar: Küçüklüğümden itibaren insanlara, psikolojiye ve davranışlara doğal bir ilgim vardı. Annem sayesinde bu alanın içine çok erken yaşta girdim. Meditasyon ve yoga ile ilk tanışmam sekiz yaşımda oldu. İnsanları, duyguları ve davranışları gözlemleyerek büyüdüm diyebilirim. Ailece sofrada bile “Bir insan neden böyle davranıyor olabilir?” gibi sohbetler yapılırdı. Bu merak, 14 yaşımdan itibaren kişisel gelişim, psikoloji, yaratıcılık, sezgi, koçluk, nefes, dans, beden çalışmaları, enerji ve şifa alanlarında birçok eğitime katılmamla daha da derinleşti. Her zaman dünyayı ve insanları keşfetmek isteyen meraklı ve açık bir yapım vardı. Çok küçük yaştan beri taşıdığım bir farkındalık da vardı: Hayatı dolu dolu yaşamak istiyordum. Burada ruhlar olarak bir bedenin içinde yaşadığımızı bir şekilde hissediyordum ve bu zamanı en iyi şekilde değerlendirmek istedim. Bu farkındalık beni cesur kıldı, risk almaya ve çoğu zaman tam hazır hissetmeden bile istediğim şeylere doğru adım atmaya itti.
HELLO!: Şu an yaptığın tüm çalışmaların özünde, insanların hayatlarında yaratmasını istediğin en temel dönüşüm ne?
I. Tlabar: İnsanların kendi olmalarını, yeteneklerini takip etmelerini ve hayatlarında gerçekten sevdikleri şeyleri yaratmalarını isterim. Gerçekten inanıyorum ki, kendimize sadık kaldığımızda dünyaya katkıda bulunur, onu daha iyi bir yer haline getiririz. Ayrıca insanların şunu hatırlamasını isterim: Hepimiz insanlığın bir parçasıyız ve her birimizin oynayacağı bir rol var.
Benzer Haberler

Dua Lipa & Callum Turner: Aşk hikayelerinde yeni bir sayfa

Serra Türker Bayır & Esma Dereboy: "Kalıcı bir tasarım dili, zamansız bir denge peşindeyiz”

Ayşe Wilson: “Nerede olursam olayım, resimlerim özümün haritası”









