
Serra Türker Bayır & Esma Dereboy: "Kalıcı bir tasarım dili, zamansız bir denge peşindeyiz”
Röportaj: Rana Korgül Fotoğraflar: Pınar Gediközer
İstanbul’dan Londra ve New York’a uzanan Misela’nın desen evreni, Esma Dereboy Tasarım’ın el yapımı porselen ustalığıyla güçlü bir buluşmaya imza atıyor. 2008’den bu yana zamansız lüksü el işçiliğiyle yorumlayan Misela ile rafine formları ve yüksek işçilik kalitesiyle öne çıkan Esma Dereboy, ortak estetik anlayışlarını aynı sofrada bir araya getiriyor. Misela House No: 7 Akaretler’de gerçekleşen davette tanıtılan koleksiyon; moda, tasarım ve cemiyet dünyasından seçkin isimlerin katılımıyla dikkat çekti. Baharın enerjisinden ilham alan özel sofra yerleşimleri, desen ve form arasındaki incelikli diyaloğu gözler önüne serdi. Misela’nın desenleri, el işçiliğiyle şekillenen porselen yüzeylerde yeni bir ifade kazanırken günlük kullanım objeleri, bu iş birliğiyle karakterli ve kalıcı bir estetik deneyime dönüştü. İki kadın girişimcinin karşılıklı ilhamla büyüyen bu yaratıcı birlikteliğinde, zanaatkarlığı çağdaş bir yaşam stiline taşıyan güçlü bir tasarım söz konusu. Biz de keyifli bir ilkbahar günü Misela kurucusu ve kreatif direktörü Serra Türker Bayır ve Esma Dereboy Tasarım kurucusu ve baş tasarımcısı Esma Dereboy’a merak ettiklerimizi sorduk.

HELLO!: Misela yıllardır zarif ve zamansız tasarım diliyle tanınıyor. Esma Dereboy Tasarım ile yollarınız nasıl kesişti? Bu iş birliğini tetikleyen neydi?
Serra Türker Bayır: Esma Dereboy ile ortak bir arkadaşımızın etkinliğinde yollarımız kesişti. Esma Dereboy Tasarım’ın ürünlerini zaten senelerdir beğeniyor ve keyifle kullanıyordum. Sonrasında bir araya gelip sohbet etmeye başladık ve Esma’nın “Neden birlikte bir şey yapmıyoruz?” demesiyle hayal kurmaya başladık. İkimizin de tasarıma yaklaşımında zamansızlık, el işçiliği ve detaylara verilen önem çok ortak bir noktada buluşuyordu. Süreç de çok doğal ve ilham verici bir şekilde gelişti.
HELLO!: Moda ve aksesuar dünyasından porselen gibi farklı bir disipline uzanmak… Sizi bu fikre ikna eden duygu neydi?
S. T. Bayır: Açıkçası porselen dünyasıyla ilgili çok fazla bilgim yoktu. Üretim süreçleri nasıl ilerler, neler yapılabilir? Hepsi benim için tamamen yeni bir alandı. Bu iş birliği sayesinde yeni bir dünyayı keşfetme fırsatı buldum. Esma’nın bilgisi, yaklaşımı ve yaratıcı yönlendirmesiyle birlikte gerçekten özel bir şey ortaya çıkarabileceğimize inandım.
HELLO!: Misela’nın ‘Living’ koleksiyonunda ilk başta yastıklar, kumaşlar, mumlar vardı. Bugünkü koleksiyonun çıkış noktasında nasıl bir hikaye var?
S. T. Bayır: Bu koleksiyon benim için bambaşka bir dünyanın kapısını açtı. Desenleri farklı ürünlere uygulamayı her zaman çok seviyorum ama bu kez günlük hayatın içinde kullanılan objeler için tasarlamak bana yeni bir bakış açısı kattı. Çıkış noktamız ise Misela’nın desenlerini porselen üzerinde en doğru ve en zarif şekilde nasıl konumlandırabileceğimizi düşünmekti. Esma Dereboy’un formlarıyla Misela’nın desenlerinin en iyi nasıl birleşeceğini birlikte kurguladık ve süreç biraz da bu dengeyi aramakla şekillendi.
HELLO!: Misela estetiğini porselen yüzeylere taşırken en çok neye dikkat ettiniz?
S. T. Bayır: Bizim için en önemli şey, desenlerin porselen üzerinde doğru ve dengeli şekilde kullanılmasıydı. Misela’nın desen dili oldukça güçlü olduğu için Esma Dereboy’un zarif formlarıyla uyum içinde buluşturmak çok önemliydi. Hem porselenin doğallığını koruyan hem de Misela’nın karakterini hissettiren zamansız bir denge yaratmaya çalıştık.

HELLO!: Bu iş birliğinde tasarlanan ürün gamından bahseder misiniz?
S. T. Bayır: Koleksiyonda günlük hayatın içinde keyifle kullanılabilecek, aynı zamanda dekoratif bir obje hissi taşıyan parçalar yaratmak istedik. Farklı boylarda cup setleri, çay ve kahve fincanları, servis kaseleri ve tepsiler tasarladık. Bazı ürünlerde Misela’nın Los Angeles desenini lazer işleme tekniğiyle porselene uygularken, bazı parçalarda ise desen ve deri detaylarla Misela’nın Anatolia dünyasını yansıtan bir yaklaşım benimsedik. Aslında fonksiyonel ve koleksiyon değeri taşıyan zamansız parçalar ortaya çıktı.
HELLO!: Peki, koleksiyonda sizi en çok heyecanlandıran parça hangisi oldu?
S. T. Bayır: Aslında koleksiyondaki her parçayı çok seviyorum ama tek bir ürün grubu seçmem gerekirse sanırım Esma Dereboy’un ‘Capsule’ bardakları diyebilirim. Hem Anatolia hem de Los Angeles desenleriyle hazırlanan versiyonları beni çok heyecanlandırıyor. Günlük kullanım objesi olmalarının yanında desenlerin porselen üzerindeki duruşunu da çok güçlü ve özel buluyorum.
HELLO!: Bu desenleri kullanmanızın belli bir sebebi var mı? Farklı desenlerle de üretecek misiniz?
S. T. Bayır: Anatolia deseni, Misela’nın en ikonik ve markayla en çok özdeşleşen desenlerinden biri olduğu için bizim için çok doğal bir seçimdi. Los Angeles deseni ise ürünlerin formuyla çok güzel bir uyum sağladı. Ayrıca lazer işleme tekniğinin deri ve porselen üzerinde uygulanabilmesi, bu deseni koleksiyon içinde farklı bir noktaya taşıdı. İleride farklı desenlerle çalışmak bizi heyecanlandırıyor. Açıkçası bu iş birliği, yeni fikirler için de ilham veren bir süreç oldu.
HELLO!: Tasarım sürecinde Esma Dereboy ile nasıl bir yaratıcı diyalog kurdunuz?
S. T. Bayır: İşine gönülden bağlı iki marka kurucusu olarak yaratıcı diyaloğumuzun çok doğal şekilde geliştiğini söyleyebilirim. Süreç içerisinde, farklı disiplinlerde çalışıyor olsak da tasarıma yaklaşımımızın ve bakış açımızın birçok noktada ne kadar benzer olduğunu fark ettik. Zamansızlık, detaylara verilen önem ve ürünün duygusunun güçlü olması konusunda çok kolay ortak bir dil yakaladık. Bu yüzden süreç benim için oldukça uyumlu ve ilham vericiydi.

HELLO!: Sizce bu koleksiyon bir sofraya ya da mekana nasıl bir ruh katıyor?
S. T. Bayır: Bence zamansız ve karakterli bir ruh katıyor. Günlük kullanımın içinde bile küçük detaylarla farklı bir atmosfer yaratabilen parçalar bunlar. Sofrada ya da bir mekanda yalnızca dekoratif bir obje gibi durmuyor, hikayesi ve duygusu olan bir dünya yaratıyor. Misela’nın desen diliyle Esma Dereboy’un zarif formlarının birleşimi, ortama sıcak ama aynı zamanda modern bir his katıyor.
HELLO!: Kadın girişimciler olarak birlikte üretmek size ne hissettirdi?
S. T. Bayır: Benim için gerçekten çok özel bir histi. Benzer yollardan geçen, kendi markalarını tutkuyla büyüten iki kadının birlikte bir şey yaratabilmesi çok keyifliydi. Süreç boyunca birbirimizi çok iyi anladığımızı hissettim. Bence kadınların birbirine alan açması, destek olması ve birlikte üretmesi çok değerli. Koleksiyonumuzda bu enerjinin doğal olarak hissedildiğini düşünüyorum.
HELLO!: Misela’nın global vizyonu düşünüldüğünde bu koleksiyonu yurtdışında da görecek miyiz?
S. T. Bayır: Açıkçası, yurtdışı tarafını henüz detaylı planlama fırsatımız olmadı ama yakın zamanda diyebilirim. Misela’nın global dünyası içinde bu koleksiyonun Londra ve New York gibi şehirlerde çok güzel bir karşılığı olacağını düşünüyoruz. Umarım ilerleyen dönemde farklı şehirlerde de bu hikayeyi paylaşma fırsatımız olur.
HELLO!: Bu iş birliği tek seferlik bir buluşma mı, yoksa devamı gelecek yeni projelerin habercisi diyebilir miyiz?
S. T. Bayır: Şimdilik geleceğe dair net bir planımız olmasa da neden olmasın! Bu süreç ikimiz için de çok keyifli ve ilham vericiydi. Farklı disiplinlerin bir araya geldiğinde ne kadar güzel bir sinerji yaratabildiğini görmek, insanın yeni projeler hayal etmesini sağlıyor.
HELLO!: Bu arada Misela nasıl gidiyor? Londra’dan sonra New York’taki mağaza da tüm hızıyla devam ediyor. Sanırım bazı etkinlikler yapıyorsunuz…
S. T. Bayır: Misela şu sıralar oldukça yoğun. Her şehirde farklı iş birlikleri, etkinlikler ve projeler üzerinde çalışıyoruz. Şu anda da önümüzdeki hafta New York’ta gerçekleşecek ‘Misela Portraits’ serisinin lansmanı için hazırlık yapıyoruz.

HELLO!: Keyifli gelişmeler var demek… Peki, yakın gelecekte başka bir metropolde mağaza fikri var mı?
S. T. Bayır: Paris ya da son zamanlarda Madrid her zaman hayalini kurduğum şehirler arasında. Misela’nın ruhuyla da çok örtüştüklerini düşünüyorum. Ama şu an için biraz daha doğru zamanı bekliyoruz. Her şehrin kendi enerjisi ve ritmi var. Bizim için önemli olan, Misela’nın hikayesini en doğru şekilde taşıyabileceğimiz zamanda ve yerde olmak.
HELLO!: Sizden başarının tanımı yapmanızı istesek?
S. T. Bayır: Çok sevdiğim bir söz vardır; “Çalıştıkça şansın artar” diye. Ben de başarının, emek verdikçe ve vazgeçmeden çalıştıkça büyüyen bir şey olduğuna inanıyorum. Tabii ki doğru zamanlama ve şans önemli ama onların da sürekli üretmenin, disiplinin ve tutkuyla çalışmanın ardından geldiğini düşünüyorum.
HELLO!: Siz de Esma Dereboy Tasarım ile porselen dünyasında güçlü bir marka yarattınız. Misela ile bir koleksiyon üretme fikri size nasıl ulaştı?
Esma Dereboy: Misela’yı çok uzun zamandır takip ediyorum. Serra Türker Bayır’ın yarattığı marka; duruşu, algısı ve tasarım bakış açısını hep kendime çok yakın bulmuşumdur. Esma Dereboy Tasarım olarak el yapımı porselen üretimi yaptığımız koleksiyonlarımızda zaman zaman deri detaylara da yer veriyordum. “Bunu kiminle geliştirebilirim” diye düşündüğümde ise aklıma tek bir isim geldi: Misela. Sonrasında Serra ile bir organizasyonda karşılaşınca süreç aslında çok doğal bir şekilde kendiliğinden gelişti.
HELLO!: Serra Türker Bayır’ın tasarım dili sizi ilk anda nasıl etkiledi?
E. Dereboy: Netlik benim için çok önemli. Misela’nın da çok net bir tasarım dili var. Gösterişli olmadan karakterli olabilen markaları çok etkileyici buluyorum. Misela’da o rafine denge hep vardı; zamansız ama duygusuz değil, sade ama güçlü…
HELLO!: Moda estetiğini porselene uyarlarken teknik olarak en zorlayıcı aşama neydi?
E. Dereboy: En zorlayıcı taraf, özellikle tabaklardaki Misela desenlerinin porselenin üstünde sonradan uygulanmış gibi değil, malzemenin doğal bir parçası gibi hissettirmesiydi. Özellikle ince çizgiler ve detaylarda tasarım ve Ar-Ge ekibi ile çok fazla deneme yaptık ve zorlandık. Bazı teknikleri yeniden yorumlamamız gerekti. Ama sonunda ortaya çıkan sonuç, gerçekten çok içimize sindi.

HELLO!: Koleksiyonun üretim sürecinde el işçiliği ve teknoloji nasıl bir dengede buluştu?
E. Dereboy: Teknoloji süreci kolaylaştırıyor ama son dokunuşu hâlâ insan eli belirliyor. Esma Dereboy Tasarım’ın tamamen el işçiliğiyle üretim yapılan tesisinde teknolojiyi destekleyici bir araç olarak görüyoruz. Ancak koleksiyonun karakterini ve ruhunu her zaman el işçiliği belirliyor. Bizim üretim anlayışımızda hissetmek çok önemli. Bu yüzden üretimin her aşamasında insan dokunuşunu korumaya özen gösteriyoruz.
HELLO!: Misela ile olan bu iş birliğini markanız için bir dönüm noktası olarak görüyor musunuz?
E. Dereboy: Ben bunu bir dönüm noktasından çok, markanın ve işin doğal evriminin bir parçası gibi görüyorum. Birlikten gerçekten kuvvet doğuyor. Çünkü artık biz sadece porselen üretmek değil, bir yaşam hissi yaratmak istiyoruz. Bu koleksiyon da o dünyanın önemli parçalarından biri oldu.
HELLO!: Sizce bu koleksiyon klasik bir porselen setinden nasıl ayrışıyor?
E. Dereboy: Bence en büyük fark, bir anlatısı olması. Sadece işlevsel bir sofra ürünü değil; duygu, estetik ve zanaat taşıyan parçalar bunlar. Aynı zamanda bizden de hikayeler taşıyor. Bizim formlarımızla Misela’nın desenleri arasındaki ilişki de koleksiyonu bence daha özel ve karakterli kılıyor.
HELLO!: Hikaye zaten olmazsa olmaz… Günümüzde sofralar artık birer stil ifadesi. Bu koleksiyon hangi yaşam tarzına hitap ediyor?
E. Dereboy: Bu koleksiyonun daha sakin, rafine ve detay odaklı bir yaşam hissine hitap ettiğini düşünüyorum. Gösterişten çok, atmosfer yaratmayı seven insanlara ve sofrayı yemek yenilen bir alandan ziyade paylaşımın, estetiğin ve deneyimin bir parçası olarak görenlere hitap ediyor diyebilirim.

HELLO!: İş birliğinize dönersek, kadın girişimci olarak başka bir kadın tasarımcıyla üretmek size nasıl bir güç verdi? Neler hissettiniz?
E. Dereboy: Bence birbirini destekleyen kadınların ortaya çıkardığı enerji çok özel. Bu süreçte sadece üretmedik; birbirimizi de besledik. Birbirimizden çok şey öğrendik. Sektörlerimiz farklı olsa da aslında iki ayrı dünyada aynı yolu yürüyen iki markayız. O kadar çok benzer sürecimiz var ki… Zorlandığım bazı konularda yalnız olmadığımı tekrar görmek, açıkçası biraz içime su serpti.
HELLO!: Uluslararası pazarda Türk tasarımını temsil etme fikri sizin için ne ifade ediyor?
E. Dereboy: Bence Türkiye çok güçlü bir üretim ve zanaat kültürüne sahip. Ben de kendi markamla bu dili daha global bir noktaya taşıyabilmekten mutluluk duyuyorum. Çünkü iyi tasarımın, iyi işçiliğin ve kalitenin gerçekten evrensel bir karşılığı olduğuna inanıyorum.
HELLO!: Ürünlerinize nerelerden ulaşılabilir?
E. Dereboy: Esma Dereboy Tasarım’ın el yapımı porselen ve seramik koleksiyonlarına şu anda kendi web sitemiz üzerinden, seçkin satış noktalarımızdan, yurtiçinde ve yurtdışında iş birliklerimizle yer aldığımız çeşitli mağazalardan ulaşılabiliyor. Web sitemizde satış noktalarımızla ilgili olarak bölge ve ülke bazında detaylı bilgilere de yer veriyoruz. Bunun yanı sıra Ho-Re-Ca projeleri ve özel tasarım üretimler de gerçekleştiriyoruz. Her projede el işçiliğine dayanan üretim anlayışımızı ve tasarım yaklaşımımızı korumaya özen gösteriyoruz. Fiziksel mağaza tarafında ise uzun zamandır üzerinde çalıştığımız bir projemiz var. Orada da artık sona yaklaştık.

HELLO!: Bir mağaza sinyali aldık o zaman sizden şimdi. Sırada neler var Esma Dereboy markası için?
E. Dereboy: Şu an bizi en çok heyecanlandıran şey, markayı daha deneyim odaklı bir noktaya taşımak. Esma Dereboy Tasarım; el yapımı porselen ve seramik üretimi yapan bir marka olmanın yanı sıra aynı zamanda bir tasarım firması olarak da farklı disiplinlerle çalışan, daha bütünsel bir yaklaşım kurma yolunda ilerliyor. Yeni koleksiyonlarımız da bu kapsamda. Uluslararası tarafta ise daha güçlü projeler üzerinde çalışıyoruz. Artık sadece sofra ürünleri üreten bir marka değil; daha bütünsel bir tasarım dünyası kurma yolundayız. Aydınlatmalar, duvar aplikleri, seperatörler gibi porseleni farklı malzemelerle bir araya getirdiğimiz yeni tasarım alanları üzerine de çalışıyoruz.
HELLO!: Sizin için başarı neyi ifade ediyor?
E. Dereboy: Benim için başarı, zamanın içinde kalabilmek... Yıllar sonra bile hâlâ bir duygu taşıyan işler üretebilmek… Sanırım en çok bunu önemsiyorum.
Benzer Haberler

Ayşe Wilson: “Nerede olursam olayım, resimlerim özümün haritası”

Golbal Design Forum ile tasarım dünyası İstanbul'da buluştu

Eda Aras: “Sanat, benim için sonuçtan çok, süreçte açılan düşünsel ve duygusal temas alanı”









