
Nürnberg duruşmaları: İkinci Dünya Savaşı'nın en büyük yargılamaları
Yazı: Hareth Al Bustani
Daha 1943’te Nazi vahşetinin muazzam boyutuyla yüzleşen Müttefik Devletler Nazileri yargılamaya kararlıydı. Almanya teslim olduktan sonra Sovyetler bu suçluların derhal infaz edilmesini önerdi. Aynı görüşte olan Churchill de İngiliz ve Amerikan kamuoyunun hislerine tercüman oluyordu. Ancak ABD Savaş Bakanı Henry Stimson, bu kişilerin yargılanmadan infaz edilmesi halinde Müttefik Devletlerin de “ahlaki konumlarının” sorgulanabileceğini öne sürdü. Böylece 9 Ağustos 1945’te Müttefikler, suçlu kuruluşların önde gelen isimlerini yargılamak için dünyanın ilk uluslararası askeri mahkemesini kurdu.

Büyük Savaş Suçluları Davası, Adolf Hitler’in görkemli Nazi mitinglerinin düzenlendiği ve Goebbels’in propaganda makinesinin kalbi olan Nürnberg’de görüldü. Her ülke ikişer yargıç ve birer savcı göndermişti. Süreci tasarlayıp organize eden isim ise Amerikalı Robert H. Jackson’dı. Açılış konuşmasında şunları vurguladı: “Bugün bu sanıkları yargıladığımız tutanaklar, yarın tarihin huzurunda bizim de yargılanacağımız tutanaklardır. Bu sanıklara zehirli bir kadeh uzatırsak o kadehi kendi dudaklarımıza da götürmüş oluruz.”
Mahkeme, 24 Nazi hakkında ortak plan veya komplo kurma, barışa karşı suçlar, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar gibi çeşitli suçlamalarda bulundu. Ayrıca Nazi Partisi, SS, Gestapo ve Wehrmacht gibi örgütlerin yanı sıra Reich Hükümeti de suçlandı. Sanıklar kendi avukatlarını tutabiliyor, tutmamaları halinde mahkeme kendilerine bir avukat atıyordu. Başsavcıların yanında 70 asistan, avukat ve kâtip görev yapıyordu.

Sanıklara halka açık duruşma hakkı tanındı ve bunun için 250 kişilik özel bir galeri inşa edildi. Sanıklar mahkemenin önceden belirlediği 60 avukat ve hukuk profesöründen birini istemezse kendi seçtikleri avukat da mahkeme tarafından onaylanmak zorundaydı. Başyargıç Lawrence, basının bu avukatlara saldırmasına izin veren Müttefikleri eleştirdi ve böyle saldırılara tolerans gösterilmemesini istedi.
Anglo-Amerikan hukuk sistemine aşina olmayan Alman savunma avukatlarına sadece bir ay hazırlık süresi verilmişti ki bu büyük bir dezavantajdı. Ayrıca yeterli olanaklara sahip değillerdi ve savcılığın topladığı delillerin büyük kısmına erişimleri yoktu. Üstelik bunların bazıları beraat yolunu açabilecek belgelerdi. Avukatların mahkeme kararlarına itiraz etme hakkı da yoktu.

Yine de Başyargıç Lawrence sanıkların adil yargılanması için büyük çaba sarf etti. Örneğin, Yargıç Jackson, Reich Mareşali Göring’in uzun cevaplar vermek yerine sadece “evet” ya da “hayır” demesini isteyince Lawrence sanığın “doğru olduğunu düşündüğü açıklamayı yapmasına izin verilmesi gerektiğini” savunarak Göring’i destekledi.
Sonuçta bu dava, uluslararası sahnede düzenlenen ve farklı hukuk sistemlerine sahip devletlerin birlikte yer aldığı çığır açan bir yargılamaydı. Bu davayla birlikte uluslararası suç hukukunun temel ilkeleri belirlenmiş oldu. Kapanışta Yargıç Jackson şu sözleri söyledi: “Gelecekte insanlar ‘Nazilerin savunma hakkı olsa kendilerini nasıl savunurlardı?’ diye kuşku duymak zorunda kalmayacak. Naziler kendi iktidar ve ihtişam dönemlerinde hiçbir insana tanımadıkları türden bir yargılama süreciyle yargılandılar.”

Dokuz ay süren yargılamalar, 403 açık duruşma, yüzlerce çapraz sorgu ve 100 tanık ifadesinin ardından 1 Ekim 1946’da sona erdi. 12 sanık ölüm cezasına çarptırıldı. Bu kişiler Nürnberg Hapishanesi’nin eski spor salonunda asıldıktan sonra cesetleri yakıldı. Gestapo’nun kurucusu Hermann Göring asılmadan birkaç saat önce siyanür içerek intihar etti. Üç kişi müebbet hapis aldı, dört kişi ise Berlin-Spandau’daki Müttefik Savaş Suçluları Hapishanesi’nde uzun süreli hapis cezalarına çarptırıldı. Ekonomist Hjalmar Schacht gibi bazı sanıklar beraat etti. Nazi Partisi, Gestapo, SS ve SD’nin yönetim kademeleri suç örgütü ilan edildi, yalnızca Himmler’in atlı Reiter-SS birimi bu kapsamın dışında bırakıldı.
Büyük Savaş Suçluları Davası’nın ardından “Sonraki Nürnberg Duruşmaları” denilen birkaç dava daha görüldü. Bu 12 dava, uluslararası bir mahkeme tarafından yürütülen ilk davadan farklı olarak, 1946-1969 arasında Nürnberg’de ABD mahkemeleri tarafından yürütüldü. Toplam 177 üst düzey SS ve polis komutanı, asker, diplomat, doktor, yargıç, sanayici ve bürokrat yargılandı. Tüm bunlar Nazi ölüm makinesinin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyordu. Sanıklardan 25’i beraat etti, 98’i uzun hapis cezaları aldı, 20’si müebbet hapis cezasına ve 24’ü idam cezasına çarptırıldı ama sonunda sadece 13’ü idam edildi.

Nürnberg Duruşmaları Nazilerin savaş suçlarını tüm dünyanın daha iyi anlamasını sağladı. Alt düzey askerler bile yargılandı. Bu duruşmalar sayesinde sıradan Alman halkı da bir zamanlar kurtarıcı olarak gördükleri Adolf Hitler’in ve onun sapkın Ari ırk vizyonunun gerçekleriyle yüzleşmek zorunda kaldı.
1949’da Federal Almanya Cumhuriyeti kurulduktan sonra Nazi suçlarını yargılama girişimleri Alman mahkemeleri tarafından engellenmeye başlandı. Davalar düşürüldü, sanıklar beraat etti ya da hafif cezalarla kurtuldu. Ülkede birçok kişi askeri mahkemelerin meşruluğundan şüphe duyuyor, savaşı kazanan güçlerin kendi isteklerine göre adalet dağıttığını düşünüyordu. Nitekim, oy hakkına sahip dört yargıçtan biri olan Sovyet Tümgeneral İona Nikitçenko, bu davanın zaten suçlu oldukları varsayılan kişilere ceza dağıtmaktan ibaret olduğunu açıkça ifade etmişti.

1958’deki Ulm Einsatzgruppen Duruşması kamuoyunda büyük yankı uyandırdı ve bunun sonucunda Batı Almanya, Nazi suçlarını araştırmak için kendi bürosunu kurdu. Holokost’un baş mimarlarından Adolf Eichmann’ın Arjantin’de yakalanıp İsrail’de yargılanması ve 1962’de asılmasıyla bu konu daha da önem kazandı.
Almanya’da 1963’ten 1965’e kadar süren Auschwitz Duruşması yalnızca 17 SS üyesinin mahkûm edilmesiyle sonuçlandı. Kampta yaşanan inanılmaz acılara kıyasla bu çok küçük bir rakamdı. Benzer şekilde, 1975-1981 arasında Düsseldorf’ta görülen ve Majdanek imha kampını konu alan duruşma, üzerinden 30 yıl geçmiş suçlarda adaleti sağlamanın ne kadar zor olduğunu gözler önüne serdi.

Nürnberg Duruşmaları uluslararası ceza hukuku fikrini oturtmakla kalmadı, Uluslararası Ceza Mahkemesinin de temellerini attı. 1948 Soykırım Sözleşmesi, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, Savaş Hukuku ve Geleneklerine Dair Cenevre Sözleşmesi, 1950 Nürnberg İlkeleri ve 1968 Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlarda Zamanaşımının Kaldırılması Sözleşmesi bu sürecin ürünleridir.
Hollanda’nın Lahey kentindeki Uluslararası Ceza Mahkemesi daha sonra birçok yönetimin işlediği savaş suçlarını soruşturdu. En önemlilerinden biri de Birleşmiş Milletler ve Kamboçya’nın işbirliğiyle yürütülen Kızıl Kmer davasıydı.

UZAK DOĞU ULUSLARARASI ASKERİ CEZA MAHKEMESİ
Tokyo Duruşması’nda, Japonya’nın savaş suçları Nürnberg modeline göre değerlendirildi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında savaş suçları işleyen bir diğer ordu da Japon ordusuydu. Sonunda savaş boyunca yarattıkları vahşetle yüzleşmek zorunda kaldılar. Toplam 11 ülkenin yargıç gönderdiği savaş suçları mahkemesi 29 Nisan 1946’da başladı.
Mahkeme, Japonya’nın üst düzey askeri ve siyasi liderlerinden 28’ini 50’den fazla suçla itham etti. 12 Kasım 1948’e kadar süren yargılamaların sonunda sanıklardan 47’si suçlu bulundu. (Sanıklardan ikisi duruşmalar sürerken hayatını kaybetti, biri ise akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle yargılanamadı.) Bazılarına hapis, bazılarına idam cezası verildi.












