Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Pozitif

Olmak ya da olmamak, tek mesele bu mu sahiden?

Vicdan, şefkat ve adalet duygularımız bizi insan yapan değerler mi, yoksa sadece unuttuğumuz birer kavram mı? Geçmişten bugüne, değişmeyen iyiliğin ve kötülüğün mücadelesinde, cadı avları ve insan olmak üzerine bir vicdan taraması.

Vicdan, şefkat ve adalet duygularımız bizi insan yapan değerler mi, yoksa sadece unuttuğumuz birer kavram mı? Geçmişten bugüne, değişmeyen iyiliğin ve kötülüğün mücadelesinde, cadı avları ve insan olmak üzerine bir vicdan taraması.

Yazan: Elif Dağdeviren

Gözlerimin içine bakarak “Merak etme” dedi. “İyiyim ben”, o zeka fışkıran gözlerinin içine derin bir hüzün, hayal kırıklığı ve adını koyamadığım ağır bir bulut oturmuştu. O güçlü kadın yerini şaşkın, ne yapacağını bilemez küçük bir kız çocuğuna bırakmıştı. Farkındaydım; aslında hıçkırarak, bağırarak ağlamak, isyan etmek istiyordu. Ama hem şaşkın hem çaresiz hem de korkmuştu. Bir yandan da kalbinin şefkatli yanı onun yüzünden sevdiklerinin, sevenlerinin de canı yanmasın istiyordu. Sadece kendisi için değil bizler için de korkuyordu. “Yalnız değilsin, biliyorsun değil mi?” dedim. “Bizi hisset ne olur, dostlarını içinde hissettikçe atlatacaksın, beraberce atlatacağız.”

“Zaman doldu!” diye bağırdı bir gardiyan. Daha geçen aya kadar seyahat hayalleri kurduğumuz, iş planları yaptığımız; içinde ne dün ne de düne kadar üzerine atfedilen suçun alanı olan konulara yakın bile konuları konuşmadığımız arkadaşım sessiz “Neden? Neden ben?!” çığlıklarıyla susarak baktı gardiyana. Ben de öyle… Tam ağzımı açacaktım ki bana baktı ve “Geçecek biliyorum, varlığınız yeter ama gelme bir daha. Seni de üzmesinler benim yüzümden” dedi. Gözlerimden yaşlar boşanmak üzere iken, “Ben hepinizin yerine ağladım, hadi gülerek vedalaşalım; o ışık gözlerin bana, neden tanıştığımı bilmediğim o karanlık hücrede ışık olsun” dedi.

Gözlerimi hafifçe silerek gülümsedim ona, tüm sevgimle. Dokunmaya, sarılmaya izin yoktu. Gözlerimle sımsıcacık sarıldım ona. O da bana. Bir an havada sıcacık bir kucaklaşma dolaştı. Öyle sıcaktı ki gardiyan da ısınmıştır şimdi diye baktım. Bakar bakmaz hava yine dona kesti. Gardiyanın gözlerinde her zaman yaşananın olağan kabulü vardı, senin acın onun işi… Üşüdüm. “Hadi” dedi gardiyan, arkadaşım son bir kez baktı ve çıktı. “Seni çok seviyorum” dedim ve tuttuğum gözyaşlarımı salıverdim arkasından.

Bir rüyanın ardından

Uyandım. Ağlayarak… “Bu ne ya şimdi!” dedim. Bu ne saçma bir rüya. Bir defa bu kadar arkadaşım var, aralarında bir hücreye gönderilecek son insanı görmem, olacak iş mi? Hem de böyle bir suçlamayla. Dur bakayım bu ne anlama geliyor araştırayım biraz dedim…

Araştırmaya Google’dan başlamak lazım, değil mi? Rüya tabirleri yazalım bakalım, ne diyecek... Ama ben, vicdanımdan başlamayı tercih ettim. Çünkü rüya bana ve arkadaşıma aitti ama sadece burada değil dünyada, üstelik de sadece bugün değil tüm insanlık tarihi boyunca yaşanan bir meseleyi görmüştüm rüyamda: Cadı avı!

Cadı avları bitti mi, yoksa şekil mi değiştirdi?

15. yüzyılda başlayıp tam 3 (yazıyla üç), asır süren ve büyük çoğunluğu kadınlardan (büyük çoğunluğu güzel, güçlü, erkeklere karşı kendini korumaya çalışan kadınlar) oluşan yüzbinlerce masum insanın akıl almaz işkencelere maruz kalıp öldürüldüğü dönem: Cadı Avı. Nereden mi eminiz masum olduklarından? Zira suçlanma nedenleri kara büyü, şeytanla anlaşma yapmak, cadılık vıdı vıdı… Bugün biliyoruz ki bilimsel olarak bunların hiçbir karşılığı yok. Ama insan, özellikle de erkek insan, özellikle de beyaz erkek insan, o zaman cadılığı kitlelere gerçekmiş gibi yedirdiği gibi (üstelik de şefkatinin varlığı ana ve sarsılmaz bilgi olan Allah’ın adını kullanarak) bugün de başka şeyleri soslayıp sunuyor önümüze. Bu aralar Yuval Noah Harari’nin ‘Nexus’ adlı kitabını bir yandan dinleyip bir yandan da bazı bölümlerini dönüp okuyorum. (Sizlerden de rica etmiyorum, yalvarıyorum okuyun. Döne döne okuyun hem de.) Bugünü anlamak dünle başlıyor. Anladıkça biraz şifa, bol aydınlanma daha da bol güç kazanıyorsunuz.

Çok özür dilerim, yukarıdaki cümlede inanılmaz bir hata yaptım ve insan dedim. Şimdi gelelim Shakespeare’in şu meşhur trajedisi, Hamlet’teki daha da meşhur repliğine: “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu…” Vicdanımda yaptığım arama, bana aslında daha da büyük bir trajedi ile karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. “İnsan olmak ya da olmamak, işte ana mesele bu!”

Burada insan olmayı da tanımlamakta fayda var. Ne de olsa hepimiz aynı türe ait olduğumuza göre, cadı avını başlatan, asılsız yalanlarla besleyen, yalan olduğunu bile bile devam ettiren, uygulayan da insandı bizler de… O zaman hangimiz insanız?

İnsan olmak genellikle şöyle tarif edilir: “Şefkatli, vicdanı bütün, kendi türüne olduğu kadar Allah’ın yarattığı tüm canlara karşı koruyucu, kollayıcı olan.” Sık sık Allah’tan bahsediyorum; zira en güzel insan tarifi hep din kitaplarında. Bir tavsiyem de döne döne onları da okumanız. Hepsinde (bence) Allah katından inen muhteşem bir ışık ve varlık varken bir yandan da bazı insanlar üzerinden salınan ciddi bir korku var. Ben bizim kutsalımız Kur’an’ı okurken içindeki iyi ile dünyaya gelmiş insanı okuyorum ama benden çok daha ‘dindar’ birinin aynı konuda ağzından farklı söylemler çıkabiliyor. Tıpkı 15. yüzyılda diri diri insanları yakanlar bir güruhun olduğu gibi. Her şey ‘sevgi’den! Yersen! Ama sen istediğin kadar yeme; o alev o kadar çok canı yakıyor ki!

İyilik ve kötülüğün bitmeyen mücadelesi

Sonuç olarak, insan olmak bir mesele, ama hangi insan olacağın daha da büyük mesele. Vicdanımda yaptığım tarama, bana acı verdiği kadar umut da verdi. Çünkü her bir kötülüğe karşı ciddi bir iyilik var. İnsanlık tarihi şu ülke ile bu ülkenin ya da bu fraksiyon ile diğerinin savaşı değil, sadece iyilikle kötülüğün savaşından ibaret. Zaten kutsal kitaplar da hep bunu anlatıyor. Bazı konular muallak olsa da bu net. Tarafını doğru seç! Eğer doğru tarafı seçersen sana cennet vaat ediliyor. Yanlış ise cehennem. Ve insanın cenneti de cehennemi de sandığın, anlatılan göklerdeki bir mekan değil, bizzat sensin. Hep iyiyle kalmayı başarırsan duygusuyla, hayatına kattıklarıyla cenneti yaşarsın, aksi ise daha bu dünyada cehennemle tanışmanın garantisi.

İnanmıyor musunuz? Etrafınızda yolunu pozitiften yana seçenlere bakın: Renkleri, ışıkları, sağlıkları, gülüşleri, mutlulukları… Bir de aksini seçenlere bakın: Karanlıkları, hastalıkları, yaşadıkları, yaşlanmaları, habislikleri… Karşınızda bu kadar net örnekler varken soruyorum: “İnsan olmak ya da olamamak, işte bütün mesele bu değil mi?”

Yuval Noah Harari, Neksus, Kolektif Kitap

“Vicdanımda yaptığım tarama, bana acı verdiği kadar umut da verdi. Çünkü her bir kötülüğe karşı ciddi bir iyilik var.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo