Haber kapak görseli
Genel
2 dk okunma süresi
All About History

Ölümsüzlerin sayısız yüzü: Gulyabani, zombi ve mumya efsaneleri

Ortalıkta başıboş dolaşan hortlaklardan uğursuz zombilere, eski ve modern efsaneler, gömülmeyi reddeden ölülerin ürpertici hikâyeleriyle dolu.

Ölümsüzler pek çok formda karşımıza çıkar: Zombi, gulyabani, hortlak ve mumya bunlardan sadece birkaçı. Tüyler ürperten bir tekinsizlik hissi, tam ölememe, arada kalma korkusuna dönüşür. İnsanın, insana benzeyen ama insan olmayan varlığa karşı duyduğu korku, bu mitler aracılığıyla ifade edilir.

Ölümsüzlerin en ilginç türlerinden biri ölüp de geri dönenlerdir. Mezardan çıkıp yaşayanları rahatsız eden dirilmiş ceset efsanesi 12. yüzyılda Avrupa’da yaygınlaşan bir inanış. O dönemde dirildiği düşünülen cesetleri mezarda tutmak için üzerlerine ağır taşlar yerleştirilirdi. Bugün bile Avrupa’daki bazı mezarlarda bunun izlerine rastlamak mümkün.

Öldükten sonra dirilenlere benzer şekilde gulyabaniler de mezarlıklarla ilişkilendirilir. Kökeni Arap folkloruna dayanan bu varlıklar, çöllerde dolaşıp kurbanlarını tuzağa düşürerek onları yiyen şeytani yaratıklardı. Gotik edebiyatla Batı’ya taşınan gulyabani imgesi ise onları, mezarlıklarda yaşayan kana susamış şekilsiz kötülükler olarak resmetti.

Zombiler ise ölümsüzlerin en korkunç türlerinden. Popüler kültürde zombi salgını, beyin yiyen cesetlerin dünyayı ele geçirmesiyle özdeşleşmiş olsa da bu mitin kökleri 17. yüzyıl Haiti folkloruna; intihar eden kölelerin, ölemeyip yaşayan ölüler ordusuna katılacağı inancına uzanıyor.

Antik tarihin derinliklerinden gelen bir başka ölümsüz ise mumya. Tutankhamun’un laneti (mezarı açan arkeologların gizemli ölümleri), hikâye anlatıcılarının hayal gücünü öyle bir ateşledi ki, bu lanet yüzyıllardır sayısız filme ve romana konu oldu.

George A. Romero tarafından yönetilen 1968 tarihli Night of the Living Dead (Yaşayan Ölülerin Gecesi) filminde zombilerin ünlü bir tasviri

Görsel: Getty; Alamy

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo