Haber kapak görseli
Genel
25 dk okunma süresi
Mindfulness

Ruhunu şifalandır: Doğayla bağ kurmanın faydaları

Doğada olmanın bizim için ne kadar önemli olduğunu belki de daha yeni yeni anlıyoruz. Sadece toprakta çıplak ayakla yürümenin bile sağlık üzerindeki olumlu etkileri tespit ediliyor ve tüm dünyada yayılan “earthing/topraklanma” adı verilen yeni bir akım oluşmuş durumda.

ZEKİYE OLGAÇAY

@zekiyeolgacay

Ruhsal Rönesans, insanlığın iyileşerek bilincinin bir üst boyuta geçtiği dönemdir. Kitabıma da adını veren bu dönemin içindeyiz. İdrak edilmesi gereken en önemli konuların başında ise doğa ile kurduğumuz ilişki ve doğanın gerçekten ne olduğunun, öneminin idrak edilmesi geliyor. Bu da ancak bilincin yükselmesi ile mümkün. Doğa ve kendinizle kurduğunuz ilişkiye katkıda bulunması niyetiyle, kitabım “Ruhsal Rönesans”ın “Doğa” başlıklı bölümünü sizlerle paylaşıyorum.

Doğa

Doğayla uyum içinde bir yaşam...

  1. Doğa, Yaratan’ın sanat eseridir.
  2. Doğa ve tüm canlılar Tanrı’nın bize emanetidir.
  3. Doğa, en yüksek ve muhteşem teknolojidir.
  4. Doğa, bizim doğal yaşama alanımızdır ve ihtiyacımız olan her şey doğada mevcuttur.

Sorunlarımızın birçoğu doğal habitatımız olan doğadan koparılmış olarak yaşamamızdan kaynaklanıyor. İyileşmek için yüzümüzü doğaya dönmeli, doğayı daha yakından tanımalı, anlamalı, korumalı ve doğa ile iç içe geçmiş bir yaşam yaratmalıyız. İhtiyacımız olan her şey; besin, sevgi, enerji doğanın büyülü dünyası ile bize sunuluyor. Biz ise tüm bunlara sırtımızı dönmenin ötesinde bir de üstüne doğaya zarar veriyoruz.

Âdem ile Havva’nın cennet bahçesi dünyadır! Oysa biz onu cehenneme çeviriyoruz. Gölgelerle dolu benliklerimiz ve bilincimiz dünyaya da zarar veriyor. Gördüğünüz gibi cenneti de cehennemi de yaratan bizim bilincimizdir. Yaşamak için üzerine bırakıldığımız dünya çorak, soğuk, karanlık değildir! İnanılmaz güzel bir dünya sunulmuş durumda bizlere ve tüm nimetleri ile bize cenneti vadediyor.

Doğada olmanın bizim için ne kadar önemli olduğunu belki de daha yeni yeni anlıyoruz. Sadece toprakta çıplak ayakla yürümenin bile sağlık üzerindeki olumlu etkileri tespit ediliyor ve tüm dünyada yayılan “earthing/topraklanma” adı verilen yeni bir akım oluşmuş durumda. Japonya’da sadece doğada bulunmanın bile insan sağlığına faydalarını keşfettikleri için “Shinrin-yoku” dedikleri ve doğa banyosu anlamına gelen doğa terapisi yapıyorlar. Bitkilerin salgıladığı maddelerin, yüksek tansiyona hatta kansere iyi geldiğini tespit etmişler. Bunların yanı sıra doğada olmanın ruh sağlığına, uyku kalitesine iyi geldiği, D vitamini sağladığı, negatif iyonlardan vücudu arındırdığı, sağlığa iyi geldiği, stresi ve dikkat eksikliğini azalttığı en bilinen özellikleri!

Böyle olması çok doğal değil mi? Biz doğada yaşamak üzere yaratılmışız, bu kadar basit aslında! Doğanın yaydığı ve taşıdığı frekans yüksek olduğu için bizlere iyi geliyor ve iyileştiriyor.

Evrenin enerjiden meydana geldiğini ve maddenin de aslında belli bir titreşimdeki enerji olduğunu düşündüğümüzde, doğadaki tüm varlıkların da kendilerine özel bir enerjisi ve ruhu olduğunu anlayabiliriz. Ağaçların, bitkilerin, hayvanların yanı sıra dağların, akarsuların, taşların, kristallerin enerjisi olduğunun bilincinde olursak, doğayla uyum içinde bir yaşam kurmamızın önemini de görebiliriz. Tüm bu doğadaki enerjiler bizi destekleyen ve iyileştiren, doğamıza uygun frekanslardan oluşur.

Doğa Ana: Gaia

Bize bakan, besleyen sevgili doğa ananın, dünya gezegeninin adı Gaia’dır. Doğadaki tüm varlıkların enerjileri birbirine çok güçlü bağlarla bağlıdır. Bu enerji şebekesi içindeki tüm varlıklar, kendi aralarında mesajlaşabilme özelliğine sahiptir. Tüm diğer varlıklar gibi insanın da kendi enerjisini şarj edebilmesi ve yenilenebilmesi için bu şebekeyle bağlantıya geçmesi gerekir. Doğayla bağlantıyı doğal meyve-sebzeler yiyerek, orman, deniz kenarı gibi doğal ortamlarda zaman geçirerek kurarız. Bu gibi ortamlarda bulunmanın iyileştirici etkisini hemen yükselen enerjimiz, mutluluk ve huzur gibi duygularla fark ederiz. Nasıl ki cep telefonlarını şarja takıyoruz, biz insanların da sık sık doğayla bağlantıya geçerek kendi enerjimizi şarj etmeye ihtiyacımız var.

Doğada araştırma yapan bilim insanları, bitki ve ağaçların sağladığı şifaları bir bir ortaya koyarken; doğanın adeta doğal bir eczane olduğunu düşünmemek mümkün değil. İnsanın sağlıklı ve iyi bir yaşam sürmesi için ihtiyacı olan her şey doğada mevcut: Güneş ışınları hücrelerimizi beslemek üzere kurgulanmış, beslenmemiz için bitkiler, farklı enerjiler sağlayan ağaçlar, enerjimizi dengeleyen toprak vs.

Bizi besleyen meyve, sebze ve bitkiler bile içlerinde bulunan faydaların yanı sıra taşıdıkları “çi”, yaşam enerjisi ile bize enerji veriyorlar. Hatta bu sebepten meyveyi dalından koparıp ya da düştüğü anda, tüm çi’sini korurken yememiz çok daha faydalı. Yaşadığımız düzende dalından kopup bize gelene kadar yolda, markette geçen sürede meyve ve sebzelerin çi’si çoktan gitmiş oluyor.

Dünya gezegeni Gaia, yaşayan canlı bir varlık olarak onun üzerinde yaşamamıza müsaade ediyor. Peki ya biz onu güzelleştirip, iyileştirmek yerine ne yapıyoruz? Delip oyup, denizleri doldurup ev yapıyor, ağaçları kesip alışveriş merkezleri yapıyoruz. Oysa “dünyanın” canlı bir varlık olduğu bilinciyle ona saygı duymalıyız ve bize sağladığı yaşam alanı için şükretmeliyiz. Doğa ile iletişime geçebilir, bu enerjiyi hissedebiliriz. Doğada olduğumuzda sessizlik içinde iç sesimizi dinlemeye odaklanmalıyız. Ormanın ruhunu hissedip, o alanı kullanmak için izin almalı ve teşekkür etmeliyiz. Doğanın bize sağladığı şifa için şükran duymalıyız. Şehirlerimizin ve yaşadığımız evlerin doğa ile bütünlük içinde olması gerekirken, tam tersine metal ve beton yığını alanlarda yaşıyoruz. Bu yüzden de fiziksel hastalıklar gittikçe artıyor. Son yıllarda geliştirilen her yeni teknoloji, insan bedenine ya da dünyaya zarar verecek etkiler taşıyor. İnsan, doğasına aykırı bir şekilde yaşadığında bedeninin dengesinin ve işleyişinin bozulmasının normal olduğunu anlamalı.

Bize üzerinde yaşamamız için böyle bir cennet sunulmuşken, beton yığını şehirler yaratıp kendimizi içine hapsetmemiz akıl alır gibi değil! Doğada yaşamayı ilkellik saymak yerine, en yüksek bilinç hali olduğunu kavramalıyız. Mağara insanının şehirleşmeye geçişini medeniyet sandık. Evet, mağara insanı henüz gelişmemişti -ya da biz öyle sanıyoruz- ama bu gelişim doğa ile uyumlu olmalıydı, doğanın muhteşem teknolojisi ile el ele yürümeliydi. Henüz doğa ile ilgili keşfetmediğimiz sırlar olduğu bir gerçek. Belki biz onu anlamaya başladıkça, uyumlandıkça, daha doğrusu “hak ettikçe” o da bize olağanüstü sırlarını ifşa etmeye başlayacaktır. Önce insanlık olarak bunu hak edecek bilince gelmeliyiz.

Albert Einstein’ın da dediği gibi: “Doğanın derinliklerine bak, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksın.”

Doğadaki elementler

Doğada bulunan ve yaşamın temelini oluşturan dört elementi içimizde de taşıyoruz: Hava, su, ateş, toprak. Her elementin kendine has enerjileri vardır. Biz de bu elementlerden taşıdığımız oranda etkileniriz. Elementlerin dengede olması çok önemlidir. Onların dengesizliği hem doğada hem de kişilerde sorunlara yol açar. Her şeyde olduğu gibi yine dengenin önemini burada da görüyoruz. Aşırılığı ya da eksikliği olan elementlerimizi dengelemeliyiz.

Her şeyin bir ruhu olduğu gibi dört elementin de “ruhları” bulunmaktadır. Doğa ruhlarına elementaller ve deva denir. Doğanın enerjilerini yönetirler ve her element için ayrı ruhlar vardır.

Toprak ruhları: Gnome

Su ruhları: Undine ve su perileri (Nymph)

Hava ruhları: Silf-slyph

Ateş ruhlar: Salamander

Doğada bulunan dört elemente ve temsil ettikleri konulara göz atalım:

SU, soğuk ve ıslaktır. Sıvı ve akışkandır. Katı olmayan bir maddedir. Arındırıcı, şifalandırıcı ve büyük bir dönüştürücüdür. Duyguları temsil eder ve insan vücudunun yüzde 80’i sudan meydana gelir. Su, insan bedeninde rahatlatıcı ve iyileştirici etkiye sahiptir. Su, aynı zamanda sellere, tsunamilere dönüşebilir.

HAVA, sıcak ve ıslaktır. Gözle görmeyiz, süptildir. Zihni temsil eder. Aynı zamanda hafiflik ve özgürlüktür. Rüzgâr gibi esebilirsek, hareket edebilirsek özgürüzdür. Esnekliktir. Serinletir. Soluduğumuz hava yaşam enerjisini barındırır. Aynı zamanda fırtınalar kopartabilir, kasırgalar yaratır.

ATEŞ, sıcak ve kurudur. Süptil ama gözle görülebilir, hareketli ve katı olmayan bir maddedir. Güneştir. Bizi ısıtır, sıcaklık verir. Yazın coşku dolu oluruz. Neşe aylarıdır. Tutkuyu, yaratıcılığı coşkuyu temsil eder. Aşk ateştir. Hem ısıtabilir hem de yakıp kül edebilir. Yakıp yok edebilen güçlü bir elementtir. Öfke de ateştir.

TOPRAK, soğuk ve kurudur. Tek katı olan elementtir, maddeleşmiş ve sabittir. Toprak anadır. Sağlamdır, güçlüdür. Üzerinde yaşarız, bize güç ve güven verir. Her şeyi dönüştür. Doğada kir diye bir şey yoktur çünkü dönüşür. Toprak da temizler, arındırır. Fazlası katılığı, stabil olmayı, hareketsizliği getirir.

Gördüğünüz üzere doğadaki en önemli unsur yine dengedir. Dengesi bozulmuş elementler, zararlı hale gelebilir. Bütün elementleri bir arada tutan eter de bilinmeyen güç ve belki de beşinci element sevgi ve koşulsuz sevgidir. Zamktır, dengeyi sağlayandır, birliğe giden yoldur.

Doğa ve doğanın ruhuyla bağlantıda olan şamanlar için doğada bulunan varlıkların enerjisini hissetmek ve onlarla uyumlu bir yaşam sürmek esastır. Şamanlar, telepati ile doğayla iletişime geçerek bilgi edinebilirler. Aslında bu doğal olarak her insanın olması gereken oluş halidir. Doğayla uyum içinde yaşamak bir bilinç meselesidir.

Biz bu yaratılan olağanüstü sanat eserini korumak, iyi bakmak ve geliştirmek için buradayız. Doğanın “bekçileri” olduğumuzun bilincine varmalıyız. Dünyada ürettiğimiz her şeyde ilk sormamız gereken soru şudur: “Bize, doğaya, canlılara faydalı mı zararlı mı?”

Zararlı olan hiçbir şey üretilmemelidir. Nokta. Bunun ortası yoktur!

Doğa meditasyonu

Yoğun yaşam tempomuzu yavaşlatmak, dengelenmek için mutlaka doğada vakit geçirmeye çaba göstermeliyiz. Doğada meditasyon yapmak, enerjimizi yükseltmek için birebirdir.

Ormanlık bir alanda, deniz kenarında, dağda, parkta, çimenler üzerinde, doğa ile bağlantı kurabileceğin herhangi bir alanda, kendini rahat hissettiğin bir yerde gözlerini kapatarak, doğayla bağlantıya geçmeye niyet edebilirsin. Doğa ile bağlantı kurabilmek için sessizleşmeli ve içe dönmelisin. Sonrasında etrafındaki enerjiye, varlıklara, doğaya kendini açmalı, oradan gelen bilgileri dinlemelisin. Doğanın yaydığı bir enerji, oluşturduğu bir manyetik alan vardır. Sanki bir arkadaşınla sohbet eder gibi doğa ile telepatik olarak konuşabilirsin. Bu şekilde doğa ile iletişime geçebilirsin ve iletişimin geliştikçe bilgi akışın da artacaktır. Gelişen, derinleşen bir dostluk, ilişki kurabilirsin, kurdukça doğadan destek ve rehberlik almaya başlayabilirsin.

Deniz suyu da bize iyi gelen birçok nitelik taşır. Deniz suyu ve tuzu iyileştiricidir. Onun için güçlü bir şekilde denize çekilir, yakınında olmak isteriz. Suya girdiğimizde ferahlarız. Bu sebeple yazın doğada, güneşte, denizde olduğumuzda iyileşiriz.

Doğa ile olan iletişimini güçlendirmek için birçok şey yapabilirsin:

  1. Bir ağaca yaslan, gözlerini kapa ve gelen enerjiye, hislerine kendini aç, gözlemle.
  2. Alnını ağaca daya ve dinle. Bir ağaca yaslandığında alnını dayayıp sessizce dinlediğinde büyük bir enerji akışı hissedeceksin. Aklını kurcalayan sorulara odaklandığında sezgisel olarak kendin için en doğru olan cevabı bulabilirsin. Sezgilerin doğada güçlenecektir.
  3. Ağaca sarılabilirsin. Ona, onu ne kadar çok sevdiğini söyle ve onu dinlemeye kendini aç.
  4. Doğaya bütün sundukları için teşekkür et, ona bütün yaptıklarımız için özür dile.
  5. Denize girdiğinde denizi hissetmeye kendini açabilir, dinleyebilirsin.
  6. Farklı çiçek ve bitkilerle, ağaçlarla telepati ile konuşmayı dene. Bir soru sor, gelen cevaba izin ver.
  7. Doğadaki hayvan ve hatta böceklerle bile aynı şekilde iletişime girebilirsin.
  8. Toprakta çıplak ayakla yürü. Çıplak ayakla toprağa basmak, sağlığa iyi geldiği gibi olumsuz enerjilerden arınmak için de idealdir.

Isaac Newton’ın bir ağacın altında otururken düşen elma ile yer çekimini kavradığında orada oturuyor olması ne tatlı bir “tesadüf”tür. Gevşeyip rahatladığında günlük hayatın stresi hafifler çünkü olman gereken yerde, doğadasındır. Yaşamını kapalı alışveriş merkezlerinde geçirmek yerine, doğada olduğun zamanların miktarını artırmak için çaba göster.

Dönüşüm ve farkındalığın gizemli bitkileri

Ayahuasca ve San Pedro/Wachuma

Doğa bize uyanmamızı, arınmamızı, iyileşmemizi de destekleyecek bazı bitkiler sunmuştur. Bu bitkiler, bilinçli bir şekilde kullanıldığında farklı boyutlara ulaşarak içimizdeki gölgeleri dönüştürmemiz için fırsat verir. Doğanın elçileri olarak da kabul edilen bu bitkilerin, doğanın bize iletmek istediği mesajları da taşıdığı düşünülüyor. Bir şaman liderliğinde, özel bir ritüel ve seremoni ile kutsal bir çalışma olarak kullanılması gereken bu bitkilerin en bilineni ayahuasca’dır.

Köken olarak Amazonlarda yetişen bir bitki olduğundan daha çok Perulu şamanların çalışmaları arasında yer alır. Ayahuasca dışında San Pedro, diğer adıyla Wachuma, kakao gibi benzer etkileri olan bitkiler de vardır. Hepsi bize doğa tarafından yolculuğumuzda destek olmak, uyanmamız için sunulmuştur. Ama unutulmamalıdır ki dönüşüm yapacak olan bizleriz; bir seminere katılmak, seans yapmak gibi değerlendirilebilir ama dönüşümün gücü dışarıda hiçbir kimse ya da bitkiye verilmemelidir.

Bu bitkilerin kullanıldığı seremoniler, bu alanda uzman bir şaman eşliğinde, uygun bir ortamda, bitkisine göre farklı şekillerde yapılabilir. Örneğin, ayahuasca gece karanlıkta yapılır. Meditasyon halinde olunur. Özel bir şekilde hazırlanan bitki içilir. Öncesinde belirli bir diyet yapmış olmak gerekir. Bu kutsal bitkinin bedene girmesi ile bilinç farklı seviyelere ve boyutlara geçer. Kişinin bulunduğu alan ve ruhsal yolculuğu ile bağlantılı olarak keyifli ya da zorlayıcı hisler oluşabilir. Vizyonlar görülür. Bitki aynı zamanda sistemden temizlenmesi gereken olumsuz enerjileri temizlediği için kusma gibi etkiler yaratabilir. Halüsinasyon etkilerinden dolayı birçok ülkede kullanımı yasak olan bu bitki, Peru’da şamanların liderliğinde kullanılabilmektedir. Her kullanımda farklı bir deneyim yaşatan bu bitki seremonisine özen ve dikkatle yaklaşılması gerekir, kutsal ve çok özel bir yolculuktur.

Bölüm egzersizi

  1. Avatar filmini izleyip, anlatılan bilgilerle kurduğun bağlantıları yaz.
  2. Bu filmde, doğa ile kurulan iletişimi gözlemleyerek farkındalıklarını yaz.
  3. İnsan olarak doğa ile nasıl bağlantı kurduğuna ve nasıl geliştirebileceğine bak.
  4. Bu bölümde, doğayla iletişimi güçlendirmek için yapılan önerileri uygula.
  5. Doğada mümkün olduğu kadar sık vakit geçir.
  6. Doğal gıdalarla beslenmeye özen göster.

Doğanın döngülerine uyumlan

Doğada yaşamak üzere yaratılan insan bedeni ve tüm sistemin işleyişi, doğanın döngülerine uyumlu olacak şekilde kurgulanmıştır. Gece-gündüz döngüsü, mevsim geçişleri, mevsime özel besinlerin tüketilmesi gibi temel dinamiklerin farkında olmadan sağlıklı bir yaşam sürmek mümkün değil.

Hayvanlar âlemine baktığımızda, doğanın döngülerine uyumlu yaşadıklarını görürüz. Böylece ne uykusuzluk ne de depresyon gibi sorunları vardır. Hangi mevsimde nasıl beslenmeleri gerektiğini içgüdüsel olarak bilirler ve bu döngülere göre yaşarlar. Galaksi ve gezegenler, tüm gökyüzü bizi hem ruhsal hem de fiziksel olarak etkileyen döngülere sahiptir. Bu döngülerin farkında olduğumuz yaşamlar sürmeliyiz. Yeni ay; tohum ekme, yenilikleri başlatma zamanıdır. Dolunay bitmesi gerekenleri sonuçlandırdığımız, gölgelerin, karanlığın aydınlandığı zamanlardır. Dolunayda fiziksel ve duygusal olarak da gergin ve stresli hissedebiliriz. Yeni ayda ektiğimiz tohumlar, dolunayda büyür. Dileklerimizin hemen olmasını istemek, tohumu ekip hemen çiçek açmasını beklemek gibi olurdu. Doğanın ritmine uyumlanarak yaşamalıyız.

Döngüler: Gece ve gündüz...

Her gün yaşadığımız en basit, en temel döngü; gece-gündüz döngüsüdür. Gece ay çıkar, dişil enerjidir; gündüz güneş doğar maskülen/erildir. Gündüz uyanırız, dışa döneriz, aktif haldeyizdir, çalışırız, üretiriz. Gece içe döneriz, sakinleşir, gevşer ve uyuruz. Psişik güçlerimiz gece artar, epifiz bezi karanlıkta aktive olur. Bunlar yer değiştirdiğinde denge bozulur. Gece geç vakitlere kadar çalışıyor, sabahlara kadar alkol alıp eğleniyoruz!

Dengemiz, sistemimiz allak bullak oluyor. Döngülerin mükemmel işleyişine örnek olarak; hava kararınca beden otomatik olarak melatonin salgılar ve beyin uykuya geçmemiz için uyarı iletir. Geçmişte güneş battığında insanlar da doğanın döngüsü doğrultusunda uykuya geçer, gün ağarırken uyanırdı. Oysa modern yaşamda hava kararınca elektriği açıyor, elektronik aletlerin karşısında oturuyoruz. Televizyon izliyor, bilgisayarda çalışıyoruz. Böyle olunca bedenimizin gevşeyip, uyku moduna geçmesi zorlaşıyor, beyin melatonin üretemiyor. Böylece uykusuzluk ve uykusuzluk kaynaklı kronik yorgunluk, depresyon gibi rahatsızlıklar gittikçe yaygınlaşıyor. Bu; televizyon izlemeyelim, bilgisayarlara dokunmayalım demek değil. Ancak daha bilinçli kullanmalıyız. Gece geç saatlere kadar bilgisayar önünde oturmamalı, elektrikli uyarıcı aletlerin önünden kalktıktan sonra beyin aktivasyonunun yavaşlayıp, rahatlayarak uykuya geçmesi için bir süreye ihtiyacımız olduğunu bilmeliyiz. Bu süreyi belki ılık bir duş alarak, bir kitap okuyarak, aile üyeleriyle sohbet ederek ya da meditasyon yaparak değerlendirebiliriz. Bugün bilgisayar oyunları nedeni ile bütün gece bilgisayar karşısında oyun oynayıp, sonra bütün gün uyuyan ya da ciddi uykusuzluk çeken bir nesil var. Uykuda olduğun zamanı bir kayıp olarak değil, tam tersine bakım-onarım saatleri olarak düşün ve ihtiyacın olan süreyi kaliteli uyku ile değerlendir. Gece 23.00 ila 04.00 arası, bedenimizdeki hücrelerin kendini yenilediği, gün boyu oluşan hasarları onardığı bir süreçtir. Bu uyku süresi de kişiden kişiye değişebilir. Kimi insan beş-altı saatlik bir uyku ile yetinebilirken, başka bir kişi sekiz-dokuz saate ihtiyaç duyabilir. Bu normaldir, her birimiz farklıyız ve bize özel ihtiyaçlarımız ile kendi döngülerimiz var. Bunu anlamalı ve buna uyumlanmalıyız. Uyku, telefonumuzun şarj olması gibidir. Genç kalmanın en önemli sırlarından biri, iyi ve derin uyumaktır. Aynı şekilde, güneş doğduğunda uyanmak da enerjini daha verimli kullanman için gereklidir. Sabaha karşı yatağa girip, öğleden sonraya kadar uyuduğun günleri düşünürsen; çok daha yorgun uyanmıyor musun?

Doğada, insan dışında tüm canlılar bu ritme göre uyuyup uyanıyor. Ya da gece avlanan hayvanlar gibi kendilerine özel, farklı ritimleri olabiliyor ama doğal yaradılış programlarına uygun yaşıyorlar. Hiç uykusuzluk sebebiyle gergin ya da depresyonda olan bir hayvan gördün mü?

Uyku sırasında başka boyutlarda olduğumuzu, eğitim ve rehberlik aldığımızı ya da iyileştirildiğimizi düşünüyorum. Sanki bedenimizi dinlenmesi için askıya alıp, biz de ruhsal olarak -belki de geldiğimiz- başka boyutlara gidiyoruz. Net olarak hatırlayamasak da rüyalar o boyutlardaki deneyimlerimize ışık tutarak, bize rehberlik ediyor.

Ay döngüsü: Yeni aydan dolunaya

Dünyanın uydusu ay, yeryüzünde güçlü bir etki yaratır. Ay feminen enerjidir. Ayda bir kez “yeni ay” olarak başlar “dolunay” olarak tamamlanır. Kadınların regl dönemleri ay döngüleri gibidir ve ay boyunca ruh halleri hormonların da etkisi ile değişkenlik gösterir. Yumurtlama öncesi, yumurtlama dönemi ve sonrasında, bununla bağlantılı hormonların salgılanmasıyla kadınların hem fiziksel hem de duygusal bedenleri etkilenir. Bu ritmin farkında olarak hareket etmeliyiz. Kadınların regl dönemlerini takip edip, kendi ritimleriyle uyumlu yaşamaları gerekir. Regl döneminde birçok kadın içe dönmeyi arzular, dinlenmeye meyillidir. Ama yaşadığımız düzen, özellikle çalışan kadın için bu arzuya uygun değildir. Bu da çeşitli gerginlikler ve ağrılar olarak yansır. Bedenimizi ve döngüleri dinlemeli, buna uygun şekilde davranmalıyız. Regl dönemi de dolunay gibi bir arınma zamanıdır.

Ay döngüsünün başlangıcı olan yeni ay, yeniye başlama zamanıdır. Her döngü, bir bitiş ve başlangıç olup arınarak yeniye adım atma fırsatı verir. Gece ve gündüzde; gece uyur dinlenir, günün yorgunluğunu atarız ki yeni güne yeniden, yeni enerjiyle başlarız. Yeni başlangıçlar, yeni ayda yapılmalıdır. Dolunay ise ortaya çıkan sonuçtur. Değerlendirme ve sonra da arınma zamanıdır. Ödüller, armağanlar alınmalı, olumsuzluklar bırakılmalıdır.

Dolunayın belirli bölgelerde denizde gelgitlere neden olduğunu biliyoruz. Kilometrelerce mesafeden denizlerin çekilmesine yol açan bir gücün, insan bedeni üzerinde birtakım etkileri olması çok doğal. Bedenimizin büyük bir bölümünün sudan oluştuğunu düşünürsek, ayın döngüsü ile fiziksel ve ruhsal etkiler yaşarız.

Dolunayla ilgili anlatılagelen kurt adam efsanesi, birçok filmde tema olarak işlenmiştir. Buradaki kurt adam semboliktir ve içimizdeki gölgeleri, karanlığı temsil eder. Dolunay karanlığı aydınlatır. Bu şekilde içimizdeki karanlığa da ışık tutar ve içimizdeki kurt adam ortaya çıkar. Bu da büyük dönüşüm ve iyileşme fırsatı verir. Ortaya çıkan bu karanlığa bakmalı, dönüştürmeli ve serbest bırakmalıyız. Karanlığın içinde parlayan o ışık, bizleri yüzleşmemiz gereken kendi içimizdeki gölgelerle baş başa bıraktığı için daha gergin ve sinirli olabiliriz. Her ikisinde de uygun ritüeller yapılabilir.

Astrolojik olarak “dolunay” ve “yeni ay”, her ay bir burçta gerçekleşir. Astrolojik doğum haritanda, düştüğü eve göre senin hangi alanlarını etkilediğini takip edebilirsin.

Yeni ay dönemi egzersizleri

  1. Başlamak istediğin yenilikleri bir kağıda yaz.
  2. Bu kağıdı tekrar dolunayda değerlendirmek üzere sakla.
  3. Alabileceğin aksiyonları belirle, o ay için bir plan yap.
  4. Haritanda ilgili alanda neler oluyor değerlendir.
  5. Yeniyi ektiğin bir meditasyon ile yeninin tohumlarını ek.

Ay ve güneş tutulmaları

Ay ve güneşle ilgili önemli bir diğer etken de tutulmalardır. Kısaca onlara da bakalım... Sene boyu genelde dört tutulma gerçekleşir. Bu tutulmalar sırasında güçlü etkiler oluşur, belirli enerjiler açığa çıkar. Her şey enerjidir demiştik. Bu tutulmalar da sanki güçlü enerji aktivasyon ve ayarlamaları gibidir. Hemen ardından doğal afetler ve hareketlenmeler meydana gelebildiğini artık biliyoruz. Daha öncesinde bu bağlantının farkında değildik ama artık döngüleri ve etkilerini gözlemleyebildiğimiz için farkındalığımız da arttı.

Bu tutulmalarla ortaya çıkan enerjinin etkileri altı ay kadar devam edebilir. Bu enerji değişimleri ile tutulmalar bir nevi geçiş kapısı niteliği taşır. Ay ve güneş tutulmaları hem bireysel hem toplumsal anlamda kırılma noktalarıdır ve adeta o dönemin tonunu belirlerler. Yine astrologlar, meydana gelen tutulmanın konumuna bakarak detaylı olarak yaratacağı etkileri anlatmaktadır. Kişisel olarak bizi nasıl etkilediğini ise yine doğum haritamızdaki konumuna göre anlayabiliriz. Bu bize yolculuğumuzda nerede olduğumuzu, hangi alanlarda sınanıp dönüşeceğimizi, büyüyeceğimizi gösterecektir. Direnmek süreci zorlaştırır. Anlamalı, kabul vermeli ve kendi üzerimizde çalışmaya devam etmeliyiz. Sonrasında bize verdiği armağanları alırız. Örneğin, 17 Ağustos 1999 yılında meydana gelen Kocaeli, Gölcük depreminden sadece altı gün önce, 11 Ağustos 1999’da güneş tutulması oldu. Bu depremin Türkiye’deki ruhsal uyanışta büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Bu tarihten sonra, 2000 yılı itibarıyla farkındalık ve ruhsal çalışmalar ivme kazandı. Benim de mevcut işimi bırakma kararı alıp, kişisel olarak bu yolculuğa başlamam 2000 yılı başlarındadır. Deprem ile açığa çıkan enerjilerin kitleler ve bilincimiz üzerinde büyük etkileri olduğu kanısındayım.

Tarihi olaylara baktığımızda 200-300 yıllık zaman sürecini incelersek, tutulmaların etkilerini görebiliriz. Tabii ki insan o sürecin içindeyken, o anı yaşarken, olayların ortasındayken toplumun nereye doğru ilerlediğini göremeyebilir. Büyük resmi yakalayıp, gündelik kaostan çıkabilirsek, bu etkilerin bizi nereye taşıdığını fark edebiliriz. Günümüzde bu kaosun içinde sürekli şikâyet ederek, nereye sürüklendiğimizi bilmeden yaşıyoruz. Oysa bir nevi ruhsal yeniden doğuş, “Ruhsal Rönesans” olarak adlandırdığım dönemdeyiz ve tüm bu karmaşa, zamanla bizi daha barışçıl bir dünyaya taşıyacak. Yolu kat ederken her birimizin de içimizdeki gölgeleri temizlemesi gerekiyor.

Mevsim döngüleri

Doğanın diğer en önemli döngüsü, tabii ki mevsimlerdir. Gündelik yaşantımız üzerinde güçlü etkileri vardır. Mevsimlere göre hayat tarzımız bile değişir. İklimler bölgenin, ülkenin yaşam tarzı üzerinde ve hatta insanların içsel programlarında belirleyici etkendir.

Doğa, mevsim döngüleriyle birlikte kendini sürekli yeniler. Bir ritmi, döngüsü vardır. İlkbahar, yaz, sonbahar, kış...

Biz de bu döngülere uyumlu olarak yaratılmış olduğumuzdan, doğanın ritmini anlamalı ve ona uygun yaşamalıyız. Mevsimlerin rengi, duygusu, dokusu vardır aslında. Mevsime özgü meyve ve sebzeler bile bedenimizin o mevsimdeki ihtiyaçlarına göre belirlenir. Ne muazzam bir teknoloji vardır bu düzenin ardında. Oysa biz bu mucizeyi görmeden yaşıyoruz. Hepsini sıradan sanıyor, öylece fark etmeden yaşayıp gidiyoruz. Uyandıkça, bilincin geliştikçe tüm bu mucizelerin farkına varmaya başlıyorsun.

Mevsimlerle birlikte, gece ve gündüzün uzunluğu da değişir. Ekinoks ve gün dönümleri vardır. Yılda iki kere meydana gelen gece ve gündüzün eşitlendiği ekinokslar, mevsim geçişlerinin belirleyici günleridir. Ekinoks düalitenin dengelendiği gündür. Sarkacın iki ucu arasındaki geçiş kapısıdır.

Bu döngülerin farkında olup, onlarla uyumlu bir yaşam sürdüğünde kendini daha iyi hissedersin çünkü sistemin dengelenir. Bedenin dinlenmek isterken, zorladığında direnç oluşur.

Yaz

Yazın gündüzler uzun, geceler kısa; kışın tam tersidir. Gündüz, güneş ve eril enerjinin hâkim olduğu bir süreçtir ve yazın genellikle daha dışa dönük, daha aktif oluruz. Dışarıda vakit geçiririz, hafif giyiniriz, daha az uykuyla yetinebiliriz. Doğa canlıdır, hayat dolu, ışıl ışıl ve renklidir. Güneş parıldar, deniz mavi, gökyüzü berraktır, ağaçlar yemyeşil... Güneşin altın sarısı, mavi ve yeşil hâkim renklerdir. En uzun gecenin yaşandığı gün 21 Haziran (kuzey yarımküre için) yazın zirvesidir. Sonrasında geceler kısalarak, sonbahara doğru ilerleyeceğimizi haber verir ama daha yaz devam etmektedir.

Sonbahar

Bahar mevsimleri doğanın mucizesini anlamak için birebirdir. Sonbahar kışa hazırlıktır. Doğa artık ihtiyacı olmayanları serbest bırakmaktadır. Yapraklar birer birer dökülür. Yapraklar sarardıkça, belirgin bir sararma rengi kaplar doğayı. Koyu sarıdan kahverengiye kadar her tona bürünür doğa ana. Dönüşüm zamanıdır. Yazın aktifliğinden içe çekilmeye başlar. Hava kararır. Yağmurlar artar. Daha gri ve pusludur ortalık. 23 Eylül, sonbahar ekinoksudur. Gece ve gündüz eşitlenmiş, sonbahar başlamış, kışa doğru gitmektedir. Ritüel zamanıdır. Biz de doğa gibi kendimize bakmalı, ihtiyacımız olmayanları elemeli, kışa ve sonradan da yeniden doğum olan bahara hazırlanmalıyız.

Kış

Kışın yazın tersine içe döner, evlere, iç mekanlara kapanırız. Doğa kendini yenilemeye döner, gelecek bahara, yaza hazırlanır. Karla birlikte her yer iyice kaplanır, hareket kabiliyeti daha da ağırlaşır, içe dönme arzusu artar. İçe dönerek, bilinçaltına yolculuk yaparak arınma, bahara, yeniye hazırlanma zamanıdır. En uzun gece, kış gün dönümü yaşanır. 21 Aralık kışın zirvesidir. Önümüzün kış olduğunun habercisidir ama geceler artık kısalarak bahara da yaklaşmaktadır. Kış karanlıktır, soğuktur. Renkleri beyaz ve gri tonlarıdır.

İlkbahar

Belki de en mucize mevsimdir. Yeniden doğuştur. Doğa tüm ihtişamı ile uyanır, çekildiği derinlerden tüm güzelliğini sergilemek üzere rengârenk olur. Tüm renkler her yeri kaplar; maviler, yeşiller, pembeler, sarılar ve aklınıza gelecek tüm canlı renklerle donanır doğa. Güneş ısıtmaya başlar. Artık bizim de uyanma, yaza hazırlanma zamanımız gelmiştir. 21 Mart ilkbahar ekinoksudur. Bahar gelmiştir. Çeşitli kültürlerde şenliklerle kutlanır. Coşku doludur. Gelecek dönem için niyetler belirlenir, ritüeller yapılır. Bütün bunlar daha doğadan kopmadığımız zamanlardan bize ulaşan bilgeliktir. Biz de bu döngüde, kış rehavetini bırakıp baharın gelişi ile yeniden canlanmaya hazırlanırız. Yazın kumsallarda daha ince görünmek için baharda rejim yapma telaşı başlar. Bu hazırlığı sadece fiziksel değil, aynı zamanda ruhsal olarak da yapmalıyız. İlkbaharla birlikte “bahar temizliği” yapardı büyüklerimiz. Dip köşe yapılan bu temizlikte sanki kış mevsiminin ağırlığı da temizlenirdi. Yaşam enerjisi yükselir, yeni bir döneme adım atılırdı. Evimizi temizlerken içsel bahar temizliğimizi de yapmalıyız. Ruhla bedenin bir bütün olduğunu unutmayıp, tüm boyutlarda harekete geçmeliyiz. İlkbahar ile yeniden doğarız! Kışın bilgeliğinden çıkmış yeni biriyizdir artık.

Coğrafi etkiler

Biz dört mevsimin de eşit şekilde yaşandığı bir coğrafyada olduğumuzdan çok şanslıyız. Hepsini yaşama fırsatımız var. Oysa bazı bölgeler öyle değil ve yaşanan bölgeye göre insanların sadece yaşam tarzları değil; fiziksel, duygusal, zihinsel ve ruhsal dört bedenleri de şekilleniyor. Biz farkında olmasak da bilge olan benliğimiz uyum sağlıyor. Kışın soğuk olan bölgelerde yaşayan insanlar açık renkli, soluk olurken, sıcak bölgelerde daha koyu tenler hâkim. Karakter yapısı bile etkilenir. İskandinav bölgesi insanları soğuk iken, Akdeniz insanı daha sıcaktır; “sıcakkanlı insanlar” deriz. Akdeniz insanı hareketli, coşkuludur. Güney Amerika insanı daha ateşlidir. Sıcaklar artıp çöle geçince ise yine bir durgunluk başlar. Öğle uykuları girer devreye. Çok sıcakta artık hareket edemeyiz. Miskinlik, tembellik çöker. Çok soğuk bölgelerde yaşayanlar buzlu suya bile girebilir, bedenleri soğuğa karşı çok daha dayanıklıdır. Sıcaklığın dengede olması bizi de dengeler. Doğada her varlığın yaşamak için ihtiyaç duyduğu bir ortam vardır. Kimi bitki az su çok güneş istiyor, diğeri çölde büyüyor. Doğa ise her canlıya ihtiyacı olanı sağlayacak kaynaklara sahip. Bizlerin de insan olarak doğduğumuz bölgenin bile şartlarına göre ince ayarlarımız yapılmış sanki. Bütün bunları fark ettiğimizde kendi eşsiz ritmimizi ve özgünlüğümüzü keşfetmeliyiz.

Doğa bizi etkilerken, aslında bizler de onun üzerinde etki sağlayabilecek güce sahibiz. Doğadan bağını koparmamış kabilelerde görülen ritüeller veya şamanların yaptığı yağmur duası buna çok iyi örneklerdir. Eğer her şey birbiriyle bağlantılıysa ve gördüğümüz her şey yansımamızsa bizim de etkimiz olduğu gerçeği kaçınılmazdır zaten. Son iki yıl içinde yapılan bilimsel araştırmalarda, insanların kitlesel olarak duygu hallerinin doğa olayları üzerinde etkili olduğu keşfedilmiştir. Duygunun doğa üzerinde manyetik etkisi vardır.

Kendi ritmini fark et ve kimseyle kıyaslama

Doğanın ritimleri ile uyumlu yaşarken, bireysel ritmimizi de anlamalı ve uyumlanmalıyız. Herkesin döngüsü, bedeninin ihtiyaçları ve yapısı farklı olduğu için uyku saati, beslenme düzenleri de farklı olabilir. Önemli olan kendi ritmimizi yakalayıp uyum sağlamak. Eşsiz ve kendimize özgüyüz. Dört bedenimizin de ihtiyaçlarını anlamalıyız. Her bireye, bu dünyaya “olmak üzere” geldiği kişi olması için ihtiyacı olan ortamı sağlamalıyız. Ne gül tohumunu kaktüse çevirebilirsin, ne de kaktüsü güle! Her ikisinin de kendini en iyi şekilde ortaya çıkarabilmesi için ihtiyaç duyduğu şartlar farklıdır. Kendi ritmine aykırı yaşadığında bedelini yetersiz uyku ve besin eksikliği sebebiyle fiziksel ve ruhsal hastalıklara yakalanarak ödersin. Toplumun en büyük sorunlarından biri olan depresyonun temel sebebi, doğadan ve döngülerinden kopuk yaşamaktır. Ve herkes yine bu alanda da aynılaştırılmaya çalışılmaktadır. Ortalamanın dışında ise kişiye kendisinde bir gariplik varmış gibi davranılmaktadır. Enerji “katili” olarak tanımladığım “kıyaslama” alışkanlığı burada da devreye girer. Başkalarının yaşam planlarını örnek alıp, kopya etmeye çalışmayın. Bir kişi sabah saat 06.00’da kalkıp, iki saat spor yapıp, organik kahvaltısını yaptıktan sonra fabrikasına gidiyor olabilir. Onun hayatı, onun bedeni, onun ritmi. Bu, başka bir kişiye uygun olmayabilir. Eğer daha fazla uyku ihtiyacı varsa, saat 08.30 kalkarsa daha sağlıklı ve zinde olacaktır. Tabii ki doğanın ritminden tamamen kopuk bir döngü yaratmayın. Burada doğal döngülere uyumlu kişisel ince ayarlarımızı yapmaktır önemli olan. Kendi yaşamının gerektirdiği ritimle, bedeninin ihtiyaçları arasındaki optimum noktayı bulmalısın. Kendini kıyaslama, zorlama ve suçlama lütfen. Başka bir kişiyi de kendi ritmine uydurmaya çalışma. Doğru ritim zaten çok iyi hissetmeni sağlayacaktır. Buradan, doğru yolda olduğunu anlarsın.

Önce kendini tanı!

  1. Dengeni bulabilmek, ideal yaşamını yaratabilmek için önce kendini tanımalısın.
  2. Doğa ile ilgili bilgilerini geliştir. Gezegenleri, astrolojiyi öğren. Hangi elementleri ne kadar taşıyorsun bak.
  3. Uykunu, beslenmeni, hareket etmeni dengele. Kadınsan regl sürecin başlangıç ve bitiş dönemlerinde seni nasıl etkiliyor takip et. Enerjinin iniş-çıkış ritmini gör. Dikkat etmen gereken, dünyanın döngülerinden haberdar olup akışla uyumlu yaşamaktır. Varoluşun akışına ters kürek çekmek yorar insanı, dengesini bozar.

Bölüm egzersizi

Doğanın döngülerini fark et; uyum içinde yaşamak için neler yapabilirsin?

  1. Kendi döngülerini keşfet, uyumlanmak için bir eylem planı hazırla!
  2. Özel günlerde ritüeller yap, kendine dön, doğaya çık!
  3. Astrolojik haritanı çıkarttır, element dağılımını öğren!
  4. Hangi elementleri daha çok taşıyorsun, nasıl dengelenebilirsin araştır.
  5. Hayatındaki önemli zamanları ve döngülerini incele.
  6. Bu döngülerin belirli mekânlarla bağlantısı var mı bak.

Dolunay dönemi egzersizleri

  1. Yeni ay ile başladığın konularda neredesin değerlendir.
  2. Zorlandığın alanları, ilerlemek için dönüştürmen gereken konuları, korkuları, acıları bir kağıda yaz.
  3. Bir mum yak ve bu kağıdı yak.
  4. Yakarken “Hepsini serbest bırakıyorum” de.
  5. Gerekiyorsa ağla, bildiğin dönüşüm tekniklerini kullan, kendine arınma zamanı yarat.
  6. Dolunayda arınma ve serbest bırakma meditasyonu yapabilirsin.
  7. Şifa ve iyileşme çalışmaları için iyi bir zamandır.
  8. Ayın altında vakit geçir, dolunayı izle.
  9. Çok katlı plazalarda, şehirlerde ve beton binaların içinde bu döngülerden çok kopuğuz. Bırakın tüm gezegenleri, doğanın nefesini, güneş mi çıkmış, ay mı doğmuş çok da önemsemeden, durup hissetmeden otomatik pilota bağlanmış bir şekilde bilinçsiz ve üzerimizdeki etkilerinden habersiz yaşıyoruz. Farkında olsak da olmasak da bu döngüler bizi etkiliyor. Farkında olmadığımızda direniyor, bir yanlışlık var diyor, ilaçlara sarılıyoruz. Düzeltmeye çalışırken, doğal döngünün akışını daha da bozuyoruz.

Aslında sadece ayın değil, tüm gezegenlerin üzerimizde güçlü etkileri var. Hem toplumsal hem de bireysel! Bu da tabii ki astrolojinin alanına giriyor. Bu etkileri daha derinlemesine anlamak için astroloji öğrenebilir ya da en azından haritanı bir astrolog ile çalışarak kendini keşfedebilirsin. Birçok astrolog artık aylık etkileri düzenli yazıyor, anlatıyor; takip edip, bu döngülere uyumlanabilirsin. Hava durumunu izleyip, uygun hava şartlarına göre giyinmek gibi düşünebilirsin bunu.

Sayıların döngüsü

Sayılar ve numeroloji başlı başına bir konudur. Burada kısaca belirli gün ve sayılara dikkat çekmek istiyorum. Ayın belirli günleri, tekrar sayılarına denk gelir.

11.11, 11. ayın 11. günü: 11 Kasım

8. ayın 8. günü: 8 Ağustos

12. ayın 12. günü: 12 Aralık gibi...

O sayıların etkilerinin arttığı özel günlerdir. Özel geçiş kapıları gibidir. Bugünlerin etkilerine dikkat et. Farkındalık ve dönüşüm için güçlü etkiler içerir. Meditasyon yapabilir, kendi üzerinde çalışabilirsin.

Yılbaşı ve yıllık döngünün değişimi de kendini değerlendirme, arınma ve yeniye başlamak için ideal zamanlardır. Yılbaşı, tüm dünyanın birlikte kutladığı tek zamandır. Tüm dünyanın bir’lik içinde olduğu tek gündür, bu nedenle güçlü enerjiler oluşur.

Tabii ki doğum günün senin kişisel döngündür. Doğum günün; yılı değerlendirmek, yeniye geçmek için iyi bir fırsattır. Kendine özel bir gün hediye ederek, bugünü kendine ayırabilir, içindeki çocuğu mutlu edecek aktivitelerle geçirebilirsin.

Bazı gün ve sayıların yanı sıra belirli mekanların ve orada farklı zamanlarda yaşadığın deneyimlerin de bir döngüsü ve etkisi olabilir. Kendi hayatımdan bir örnek verecek olursam; çok sık gitmediğim bir mekanda, üç farklı zamanda, hayatıma dair vermem gereken üç önemli kararı aldım. Hayatımın akışına önemli etkisi olan hatta neredeyse üç farklı gerçekliğe yol açacak, üç farklı deneyimi bu mekanda yaşamıştım. Sanki her biri bana yaptığım yolculuktaki mihenk taşı evreleri belirgin bir şekilde hatırlatarak, bir buluşma noktası gibi bu mekânı belirlemişti. Ve ben bu üç ayrı “ben”e ve her birinin hissettiklerine bakıp, doğru yolda olduğum mesajını almıştım.

Bunları gözlemlemeli, fark etmelisin. Burada bir ritim olabilir, dikkatini çekmek veya yapman gerekenleri hatırlatan, seni iyileştiren unsurlar taşıyabilir. Kendini keşfetme yolculuğunda araçlardır. Keyifli keşifler!

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo