Haber kapak görseli
Genel
14 dk okunma süresi
İstanbul Life

Serkan Çayoğlu: “İyi hikâye beni peşinden götürür”

Merak etmekten ve hayallerinin peşinden gitmekten hiç vazgeçmeyen, samimi ve sakin enerjisi ile bizi bir kez daha kendine hayran bırakan oyuncu Serkan Çayoğlu “Elimden gelenin en iyisini yapmayı seviyorum, bu benim kendimle yarışım” diyor. Üç sezondur çok izlenen “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisinde Fatih Sultan Mehmed’i canlandıran ve Netflix’te yayına giren, İstanbul’un en güzel mekânlarının yer aldığı “Evet, Hayır, Belki” filminde başrol oynayan Çayoğlu ile Beyoğlu’nda buluştuk; merak ettiklerimizi sorduk, İstanbul’a dair konuştuk.

Yaz nasıl geçti?

Uzun zamandır hayal ettiğim bir yazdı, son birkaç yıldır yeterli zamanımız olmuyordu yazları ama bu sefer kendimize uzun bir vakit ayırdık.

Çok izlenen “Mehmed: Fetihler Sultanı” dizisinde başrol oynuyorsun. Yeni sezon çekimleri başladı, dizi nasıl gidiyor? Set ortamınız nasıl?

Bu sezon hikâyemiz bir zaman atlamasıyla başladı. İstanbul’un fethi gerçekleşmiş ve artık yeni hedefler, yeni fetihlere şahit olacağız. Çok heyecanla beklediğim Fatih ile Vlad Dracula’nın ilişkisine ve hikâyesine de değineceğiz bu sezon. Dolayısıyla yeni karakterler ve çok beğendiğim oyuncular dahil oldu. Her sezon başlangıcı aslında yeni bir işe başlar gibi hissettiriyor. O âna kadar yarattığınız karakterin ne gibi dönüşümler geçireceğine odaklanıyorsunuz. Yeni karakterlerle kurulan ilişkiler üzerine düşünüyorsunuz.

Usta oyuncularla birlikte kamera karşısına geçtiğin dizide yeni bir yüzyılı başlatan Fatih Sultan Mehmed’i canlandırıyorsun. Derin ve zor bir karakter. Bu rol sana ilk teklif edildiğinde neler hissettin? Rolü kabul etmende en çok ne etken oldu? Role nasıl hazırlandın?

Fatih’i canlandırma fikrine elbette çok heyecanlandım. Hikâyesi az çok belli olduğu için daha çok senaryonun ve karakterlerin nasıl ele alındığı ile benim bu hikâyeye neler katabileceğim ile ilgilendim. Bir hikâyeyi anlatmanın bin türlü yolu var ve sizin yapım, senarist ve yönetmen gibi farklı fikirlerle benzer noktalarda buluşmanız gerekiyor ve proje seçiminde bu bir etken. Role elbette elimden geldiği kadar hazır olup sete çıktım ama en nihayetinde karaktere asıl yön veren diğer karakterlerle ilişkiniz oluyor ve bunu hem provalarda hem sahnelerde keşfediyorsunuz.

Gerçek bir karakteri canlandırmak, üstelik de Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü padişahlarından biri ve bir dönem dizisi çekmek seni oyunculuk anlamında hangi noktalarda zorladı? Bu rol kişisel olarak seni nasıl etkiledi? Oyunculuk tarzına etkisi nasıl oldu?

Fatih çok hayranlık duyulan ve aynı zamanda merak edilen bir sultan, bu demek oluyor ki herkesin kafasında bir Fatih algısı var, ilk aşamada en zorlayıcı kısım oydu. Çok genç bir yaşta müthiş başarılara sahip olması ve dehasıyla ilgili efsanelerle büyümüş olan bir nesile yeni bir Fatih yorumu izletmek biraz riskliydi ama önceliğim tüm başarıları ve zekasının yanında, kırgınlıkları, hayal kırıklıkları zaman zaman başarısızlıkları ve düşmanlarıyla genç bir adam olmasıydı. Yürüdüğü yol gerçekten zordu. Bu kadar mücadeleci bir karakteri giymek insanı büyütüyor, o kadar güçlü duygularla savaşıyor ki günlük hayatında bile, çünkü her kararın her tavrın sonuçları iyi-kötü çok büyük, bu durum oyunculuğunuzu da sürekli bir besleme durumuna getiriyor sizi.

Hikâyenin içine girdikçe ve Fatih Sultan Mehmed gibi her anlamda güçlü bir karakteri daha iyi tanıdıkça, anladıkça hislerin de ve düşüncelerinde eminim değişiyordur. En çok hangi özelliği seni etkiliyor?

Hem hikâyesini hem de dönüşümünü hayranlıkla takip ediyorum. Ben kendi inandığım Fatih’in peşindeyim ve onun çıkmazların nasıl ustalıkla üstesinden geldiğine şahit oluyorum. Önüne gelen engelleri kimi zaman savaşarak kimi zamanda onlara uyum sağlayarak aşması onun stratejik zekasını ortaya koyuyor. Bu her anlamda bir insanın kişisel gelişimine katkı sağlıyor.

Mehmed: Fetihler Sultanı dışında bu yıl seni başka hangi projelerde göreceğiz? Peşinde olduğun yeni hikâyeler var mı bizimle paylaşacağın?

Şu an Netflix’te yayında olan Alman yapımı ‘Evet, Hayır, Belki’ filminde yer aldım ve geri dönüşleri de çok güzel oldu. Çoğunluğu İstanbul’da, şehrin sembolik mekânlarında ışıltılı bir dünyada geçiyor. Öte yandan 2026’nın ilk aylarında yayına girmesini heyecanla beklediğim DisneyPlus’ta yayınlanacak ‘Öngörü’ filmi var.

İlk başrol projen olan Kiraz Mevsimi’ndeki Ayaz Dinçer karakteri ile kendine yurtdışında da geniş bir hayran kitlesi yarattın. Dizi final yaptıktan sonra bile uzun süre konuşuldu. Hatta İtalya’ya giden ilk Türk dizisi oldu. Nasıl bir histi senin için? Dizinin başarısını sen neye bağlıyorsun?

Dizilerimizin yurtdışı başarısı hepimiz için birçok açıdan önem taşıyor. Kiraz Mevsimi’nin bu noktada batı Avrupa’ya açılan ilk dizi olması gurur verici bir histi ve bizi mutlu etmişti. Sıkı bir takipçi kitlesi oluşturmuştu ve hala da devam ediyor. Bu tarz başarılar birçok unsurun bir arada uyum içinde yol almasıyla oluşuyor. Kirazın dünyası hep gerçek hissettirdi ve kurulan ilişkilerle arada yaşanan duygular hep samimiydi.

Kapak çekimimizin setinde de konuştuk, Kiraz Mevsimi ile büyüyen bir gençlik var. Kariyerini ve seni nasıl etkiledi bu proje?

Sanırım Kiraz Mevsimi kendini unutulmaz projelerin arasına koymayı başardı. Bizim için yeri zaten ayrı ama hem sokakta hem sektör içinde diziyle ilgili mutlu anılarını paylaşanlar çok oluyor. Belli ki ortak noktamız Kiraz Mevsimi ile büyümek olmuş.

Eşin oyuncu Özge ile de Kiraz Mevsimi setinde tanıştınız ve uzun yıllar süren, oturmuş bir ilişkinin ardından 2022 yılında evlendiniz. Birbirini çok seven, birlikte çok eğlenen, birbirine iyi gelen bir çift olarak görüyoruz sizi. Özge’den bahsederken gözlerinin içi gülüyor adeta. İkizler burcunun ruh eşi “terazi, kova ve koç” denir. Sen de Özge için “ruh ikizim” diyebilir misin? Bir ilişkide mutlu ve değerli anlar biriktirmek neden önemli sence?

Özge Kova burcu yükseleni de Koç. Burçlardan anlamam ama en iyi kombinasyon budur benim için. Mutlu anları gözümüzde çok büyütüyoruz, ben öyle değilim. Tartışmalarımız da değerli, o tartışmalar sayesinde bu kadar çok mutlu an var.

Aslında birbirine çok benzemeyen iki karaktersiniz. “Kaosun içindeki huzur” sizin ilişkinizin dengesini de oluşturuyor sanki. Zıtlıklarınızla birbirinizi tamamladığınızı söyleyebilir miyiz?

Elbette her zaman merak unsuru var ilişkide. Fikirleri, tavırları benden bambaşka o yüzden çok önemli ne düşündüğü. Birbirimizden çok şey öğreniyoruz, çok saygı duyuyoruz.

Çoğunlukla duygularınla mı, mantığınla mı hareket edersin?

Mantık, duygular fazla değişken benim için.

Uzun bir dünya turu hayaliniz için aklınızda bir tarih ve bir rota var mı?

O fikir bizi hep heyecanlandırıyor üzerine saatlerce konuşabiliyoruz rota hep değişiyor. Bazen bunu tekneyle yapıyoruz mesela, bazen arabayla… Hayatımızda tarihi net olan pek bir şey olmadı şimdiye kadar, bunun da değil. Doğru zaman geldiğinde canımız hangi rotayı isterse orası doğrudur.

Zeytin Tepesi, Kiraz Mevsimi, Hayatımın Aşkı, Börü, Halka, Yeni Hayat, Kader Bağları, Ah Belinda, Oregon gibi pek çok dizi ve film projesinde yer aldın ve hepsinde bambaşka karakterlere hayat verdin. Hangisi/hangileri senin için unutulmaz? Ya da içlerinden hakettiği ilgiyi görmediğini düşündüğün bir proje var mı mesela?

Her birinin yeri ayrı ve hepsinin bana kattıkları farklı. Ama evet, bazılarının yolculukları bitiyor diğerleri tamamlanmıyor. Mesela Halka birçok izleyici gibi benim içinde yarıda kalmış bir proje. Cihangir’in hikâyesini bende bir izleyici gibi takip ediyordum.

Netflix Almanya yapımı “Evet, Hayır, Belki” isimli romantik komedi, izleyenleri Hamburg’dan İstanbul’a uzanan eğlenceli ve duygusal bir yolculuğa çıkaran bir film. Kadrosunda güçlü isimlerin yer aldığı film hem aşkı hem de iki farklı kültürün çatışmasını ve uyumunu konu alıyor. Neler hissettirdi sana?

Aslında filmin verdiği hissi çok seviyorum ben ve yurtdışında yaşayan veya büyüyen Türklerin de aynı şekilde hissedeceğini düşünüyorum. Ben orada büyürken çevremize, arkadaşlarımıza ülkemizi anlatmak ve göstermek isteme duygusu çok yoğundu. Bu filmi arkadaşlarına izletmeyi çok isterdi çocuk Serkan.

80’ler Türkiyesinde geçen, içinde komedi unsurları da barındıran Oregon’un eminim çekimleri de çok eğlenceli geçmiştir. Peki o dönemi yaşamak sana neler hissettirdi?

Bir tarafı müthiş rahatlatıcı o dönemin sanki her şey daha kolay ve akıcı, daha kaygısız ve yavaş. Ama tüm övgüleri bitirdikten sonra şu dönemin avantajları galip geliyor teknoloji, sağlık, eğitim her konuda dünya yıllar içinde çok hızlı ilerledi. Dezavantajlar daha çok içimizde insan ilişkilerimizde, bunlar da bizim problemimiz teknolojiyi suçlamak acımasızca olur.

Ağır ve zor bir iş oyunculuk, özellikle de bir dönem dizisi çekmek. Peki sen yoğun iş temposunda kendin olabilmeyi, sakin kalabilmeyi nasıl başarıyorsun? Ruhunu dinlendirmek istediğinde ne yapar, nereye gidersin?

O konuda hep şanslıyım. İşten çıktığım an ayaklarımı yere bastıracak ve bana iyi gelen insanlardan oluşan bir hayatım var. Basit şeyler dinlendiriyor beni. Video izlemek, mangal yakmak, spor yapmak.

Oyunculuk söz konusu olduğunda seni en çok ne motive eder? Oyunculuk sende nasıl bir farkındalık yarattı, kendini keşfetme sürecine katkısı ne oldu?

İyi hikâye beni peşinden her yere götürür. Duyguların üstünü örtmekten, üstünü açıp içine bakmaya getirdi beni oyunculuk. Bu bile tüm hayatımı değiştirdi.

Oynadığın diziler yurtdışında da gösteriliyor. O ülkeleri ziyarete gittiğinde bunun yansımalarını nasıl görüyorsun?

Bahamalar da bir Kübalıyla İstanbul da çektiğin işini ve oynadığın karakteri konuşmak her zaman çok iyi hissettiren bir durum, hangi mesleği yaparsanız yapın başarınızın yayıldığını ve daha iyisi takdir edildiğini görmek kolay elde edilemeyecek bir motivasyon.

Oyunculukta nihai yolculuğun nedir? İleride mutlaka oynamak isterim dediğin bir karakter var mı?

Dediğin gibi bu bir yolculuk, sürprizlerini bekliyorum muhtemelen benim hayal ettiklerimden daha iyi olacak.

Almanya’da ekonomi alanında üniversite eğitimini tamamlayıp, sonra Türkiye’ye gelip burada oyuncu olmak. Çok farklı hayatlar gibi görünüyor. Bu yola nasıl yöneldin; bitmeyen öğrenme isteği ve merak duygusu mu seni oyunculukla buluşturdu? Planlayarak çıktığın bir yolculuk değildi sanki…

Açıkçası öyle biri değildim heyecanlı genç bir adamdım ve bir planım yoktu en güzel kısmı buydu. Ekonomiyi seviyordum ve muhtemelen yapardım da sadece öncesinde biraz dolaşmak ve neler olup bittiğini görmek istedim.

Beklenmedik durumların, gelişmelerin seni getirdiği bu noktada oyunculuk senin için ne ifade ediyor? Eğer oyuncu olmasıydın şu an nerede, ne yapıyor olurdun sence?

Amerika’da finans alanında bir şeyler yapıyor olurdum en iyi ihtimalle ya da belki Almanya’ya geri dönerdim ve iyi bir şef olurdum.

25 yaşına kadar Almanya’da yaşadın ama kültür çatışmasına düşmeden, iki kültürü de benimseyip özümseyip karşımızdaki seni yarattın. Yine de İstanbul’a alışmakta, uyum sağlamakta zorlandığın oldu mu?

Aslında tam olarak öyle, iki tarafı da çok iyi öğrenip kendime göre yorumladım. Genel olarak gittiğim yerlere çabuk uyum sağlayan biriyim. Elbette alışmakta zorlandığım anlar oldu. Neticede birbirinden kültürel ve yaşam tarzı olarak da çok farklı iki ülke. Ama ne kadar Alman ekolü ile büyüsem de ben annem ve babam tarafından Türk yaşam tarzı ile yetiştirildim.

Samimiyet, içtenlik, dürüstlük… İnsan ilişkilerinde senin açından en önemli değerler nelerdir?

Yormayan insan ilişkilerini seviyorum ben. Kendin olmana izin veren ilişkiler. O yüzden dürüstlük bence ama dürüstlüğe izin vermek gerekiyor öncelikle.

Aidiyet, kök salma senin için önemli kavramlar. Bunda, başka bir ülkede doğup büyüyüp ardından bambaşka bir ülkede kendine yeni bir hayat kurmanın da etkisi var mı? Kendini nereye ait hissediyorsun, bu kavramlar senin için ne ifade ediyor?

Elbette çünkü ait hissedene kadar arayışın devam ediyor. Bir şekilde hepimiz kendimiz olarak hayata devam edebileceğimiz yeri arıyoruz. Ben tam olarak bu topraklara ait hissediyorum çünkü bağlarım burada. Evet, dünyanın birçok yerinde sıfırdan bir hayat kurabilirim ve her yere kolay adapte olabilirim. Ama nerede olursam olayım hikâyenin sonu buraya bağlanacak. Şu an hayatıma ait hissediyorum ve bunun büyük bir şans olduğunu biliyorum.

Yeri geldiğinde hayatta yeni sayfalar açmak, yeni başlangıçlar yapmak, bazı şeylerle ve hatta insanlarla vedalaşmak gerekiyor. Sen bu konuda ne düşünüyor, bu süreçleri nasıl yaşıyor, nasıl başa çıkıyorsun?

Bu benim iyi olduğum ve iyi tanıdığım bir süreç. Hayatın ilerlediği yönden mutlu değilsen rotayı değiştirmen lazım. Güvenli olduğunu düşündüğümüz alanlardan çıkmak zor ve üzücü gelebilir ama bir karar vermek gerekiyor. Vazgeçmekten korktuğun için yanlış rotada devam etmek mi? Bazı kayıpları kabul edip rotayı değiştirmek mi?

Pek çoğumuz her işi kusursuz yapmak isteriz. Sen de öyle misin? Gerçekten hayatta her şey mükemmel olabilir mi ya da olmalı mı?

Mükemmel dediğimiz şeyin bir yanılsama olduğunu kabul ettim. Özgün olması daha önemli hale geldi benim için. Elimden gelenin en iyisini yapmayı seviyorum bu benim kendimle yarışım. Ama mükemmel olmayacaktır muhtemelen bu benim motivasyonumu kırmaz.

Hayatta seni neler mutlu eder? Oyunculuktan aldığın hazzı, mutluluğu hayatta başka nelerde bulursun?

Oyunculuk benim mesleğim ve yaparken tabii ki çok mutluyum. Ama hayatın günlük akışındaki basit detaylar da mutlu ediyor beni. İyi bir yemek, saçma bir sohbette attığın kahkaha, kedilerimizin nadir gösterdiği sevgi gibi...

Sakin, cool, ağırbaşlı bir havan var. Gerçekten böyle misin, yoksa kimsenin bilmediği çılgın bir Serkan mı var bu görünümün altında?

Hepsi var da birini öne çıkartmak ya da saklamaya çalışmak gibi bir çabam yok sadece. Nasıl hissediyorsam öyle davranma özgürlüğümü seviyorum.

Değişken ruh hali ikizler burcu denilince akla ilk gelen özellik. Ama galiba sen kontrolü elden bırakmayarak bu durumu da kontrol altına alıyorsun. Etrafında olanların seni etkilemesine izin vermemeyi nasıl başarıyorsun?

Kendimi tanıyorum evet değişken bir ruh halim olabiliyor ama herkesin öyle burçlardan bağımsız insanız ve etrafımızdaki insanlardan ve olaylardan etkilenmek çok insani. Fikir vermekle manipülasyon arasındaki farkı ya da olaylara empati yapmakla sahiplenmek arasındaki farkı görmek benim yaptığım.

Serkan Serkan’a karşı… Şimdiki Serkan 20 yaşındaki Serkan’a ne söylemek isterdi?

Hayatın kendi planları olduğunu ve bazen yapabileceğin en iyi şeyin kendi planını uygulamak değil, içinde bulunduğun duruma karşı hamle yapmak olduğunu söylerdim.

Senin için aynı zamanda iyi bir dinleyici ve anlatıcı diyebilir miyiz peki?

İyi bir dinleyiciyim anlatmaya odaklanmaktan dinleyerek neler öğrenilebileceğini çoğu zaman kaçırıyor insanlar. İşim dışında anlatıcı mıyım pek sanmıyorum.

“Sevdiğinize vicdanlı olmak kolaydır, sevmediğinize gösterdiğiniz vicdan gerçektir” sözünü çok sevdim. Sanırım herkese ve tüm canlılara karşı aynı sevgi ve merhameti gösterdiğimizde, almadan vermeyi öğrendiğimizde dünya daha anlamlı ve yaşanır bir yere dönüşecek.

Almak ve vermek kelimeleri girince işin içine altına çok fazla duygu yükleniyor ve bizi zorlayan bu. Merhametli biri olunca bir şey verdiğini düşünmediğin zaman merhamet görme beklentin de kalkıyor ortadan. Dünyaya ve canlılara merhametli olmak zorundasın zaten aksi seni iyi biri yapmaz. Bunun derecesini ayarlamak senin görevin kendinden vazgeçmeden, topluma, diğer canlılara ve doğaya katkı sağlamakla yükümlüsün.

Gördüğüm kadarıyla sosyal medyayı aktif olarak kullanıyorsun. Bu dünyayla ilişkin nasıl? Sosyal medya, hayran kitlesi ve özel hayatın arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsun?

Bir denge kurmaya ihtiyacım olan bir durum yok. Özel hayatım ayrı bir yerde. Sosyal medyayla dönemsel olarak bazen çok keyif aldığım bazen de ara verdiğim bir ilişkim var.

Moda ile aranın iyi olduğunu da biliyoruz. Kendini en çok hangi tarz kıyafetlerin içinde rahat ve kendin gibi hissediyorsun? Tasarımlarını özellikle beğendiğin, takip ettiğin isimler var mı? Gardrop alışverişine Özge ile birlikte mi çıkarsınız, sana tavsiyeler verir mi?

Kıyafetlerle aram iyidir doğru kalıplar, kumaşlar iyi hissettiriyor. Çok detaylı şeyler yorucu geliyor biraz. Kazak almayı seviyorum en çok. Wooyoungmi, Casablanca, Ami iyi bence. Genelde Özge ile birlikte çıkarız asla almam deyip zorla aldırdığı sonra üstümden çıkarmadığım şeylerle dolu dolabım, öngörülü bir insan (gülüyor).

Seyahat etmeyi seviyorsun. Peki favori rotaların nereler? Yaptığın seyahatler seni ve oyunculuğunu nasıl besliyor?

Yakın mesafeler dışında tekrar tekrar gittiğimiz pek rota yok. Uzak mesafelerde gitmediğimiz yerleri tercih ediyoruz. Sırada Japonya var sanırım ama bir anda Peru’ya da karar kılabiliriz. Meslekten bağımsız tüm yolculuklar insana bir şeyler öğretir bir kapı açar hemen anlamasanız bile. Onu hayatında kullanmak ya da onunla hayatını beslemek sana kalmış bir durum.

Spor ve sağlıklı beslenme hayatının ayrılmaz bir parçası sanırım. Yoğun çekim temponda spora ve sağlıklı beslenmeye nasıl vakit ayırıyorsun? Bu konuda bir PT ya da koç ile çalışıyor musun?

Çok uzun yıllardır spor yapıyorum kendi programım var ama bir PT ile çalışmak seni disipline ediyor, o yüzden birlikte çalışmaktan mutlu olduğum insanlar var. Spor benim için kafamı da boşalttığım bir aktivite o yüzden kendimi zorlamadan motive olabiliyorum. Beslenme kısmı zorlayabiliyor bazen çünkü tatlı seviyorum. O zaman da sıkılana kadar yeme özgürlüğü veriyorum kendime. Başka türlü istikrarlı devam etmek zor.

Disiplinli, planlı ve programlı biri olman da Almanya’da yaşamış olmanın etkisi var mı sence?

Bence bu daha çok karakter özelliği ama tabii ki yetiştirilme tarzı ve eğitimin etkisi var.

Senin bir ikizin var. Birbirinize ne kadar benziyorsunuz karakter ve tarz olarak? Bir araya geldiğinizde neler yaparsınız?

Ne tarz ne karakter olarak benzemiyoruz. Güzel kısım bu. Erkan çok neşeli, çok sıcak ve herkesin tanıdığı en komik adamlardan biridir. Özel bir şey yapmıyoruz, kardeşiz biz, o an canımız ne isterse, maç izliyoruz, yemek yiyoruz, aynı yerde farklı şeylerle de meşgul olabiliyoruz.

Serkan Çayoğlu’nun İstanbul’u

Almanya’da doğmuş, büyümüş biri olarak İstanbul senin için ne ifade ediyor? Yeniden başlamayı.

En çok nerede “ben buraya aitim” diyorsun? Boğaz’ı gören herhangi bir yer.

Sence senin hayatının “filmi” bu şehirde hangi semtte geçerdi? Rumeli Hisarüstü.

Bir dönem filmi çeksen İstanbul’un hangi yıllarını yaşamak isterdin? 90’lar… O kadar çok anlatılıyor ki.

Tüm zamanın sana ait olduğu bir İstanbul gününde neler yaparsın? Baltalimanı sahilde sabah koşusuyla güne başlardım. Hisar’da kahvaltı için arkadaşlarla buluşup akşam nerde yiyeceğimizi planlardım.

Hafta sonu yapmayı en çok sevdiğin şey? Caddebostan’da uzun kahvaltılar.

Uzaklaşmak, kendini rahatlatmak istediğinde nerelere gider, neler yaparsın? Demirciköy Kilyos taraflarını seviyorum. Hem denize hem doğaya yakın oluyorum.

Şehirdeki en sevdiğin, en kendin gibi ve özgür hissettiğin semt neresi? Beşiktaş… Ayrıca Beşiktaşlıyım.

İstanbul’da en sevdiğin restoran-şef? İstanbul mutfak konusunda dünyanın en iyilerinden. Sokak lezzetlerinden fine dining’e kadar gerçekten çok iyiyiz. O an yemek istediğime göre değişir. Misal Cadde Brasserie Noir. Vadi’de Barbary. Balık istersem Arnavutköy Balıkçısı.

İstanbul’da en sevdiğin sokak lezzetleri? Balık ekmek, turşu suyu.

İstanbul’da iyi müzik dinlemek için gittiğin adresler var mı? Ne tarz dinlemek istediğime göre ya da kimi, adres değişebilir.

İstanbul’da en sevdiğin kitapçı? Türk Alman Kitapevi.

Sence İstanbul’un en ikonik binası hangisi? Ayasofya.

Hollywood’dan bir isme İstanbul’u gezdireceksin, kim olsun isterdin, onu nerelere götürürdün? Tarantino’yu Beyoğlu sokaklarında gezdirirdim.

Mümkün olsa İstanbul’da neyi değiştirmek isterdin? Trafiği.

Röportaj: Sevda Barandır Sungurtekin

Fotoğraflar: Nurdan Usta

Styling: Gizem İnce

Makyaj: Gamze Tekin Alp

Saç: Diyar Şekel

Fotoğraf Asistanı: Adem Hayır

Styling asistanı: Zeynep özgüder

Mekan için Moxy İstanbul Taksim'e teşekkür ederiz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo