Haber kapak görseli
Genel
9 dk okunma süresi
Pozitif

Sevgi ve tamamlanmak hepimizin meselesi

2383 Yapım’ın, Ahmet Sami Özbudak’ın yazıp yönettiği; Burak Üzen, Erkan Akbulut, Fehmi Karaarslan, Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar ve Özge Borak’ın rol aldıkları, ‘Tebdil’ adlı oyunu, Balat’ta bir kafede; Perispri’de kucaklaşıyor seyirciyle. Hem de ne kucaklaşma! Farklı dünyalara ait ikiz kardeşlerin hikâyesi eşliğinde, bizi yarım bırakan, eksik hissettiren duyguları deşen oyun; yarayı da barındırıyor içinde merhemi de! “Sevgi ve tamamlanmak hepimizin meselesi” diyen oyun ekibi, ekliyor: “Herkes biraz eksik. Birlikte çoğalmak ve çoğaltmak için sahnedeyiz.”

ECE SARUHAN

FOTOĞRAF: HANDE GÖKSAN

“Ağaçların altına, duvarın dibine, bir köpeğin gözlerine saklanmış hikâyeleri keşfettirsin bize hayat.” Böyle diyor, tiyatromuzun kalp gözüne inmiş perdeleri aralayan, hakikate uyandıran masallarıyla tanınan yazarı Ahmet Sami Özbudak. Sadeliğin ve o sadelikte gizli derinliğin gücüne inananlardan kendisi. Yazarken de yönetirken de gözettiği başlıca husus bu; büyüyü seyircinin kendi tasarımıyla yapması, seyircinin duru gözüyle hakikatin keşfine çıkması…

Yarayı da merhemi de öze görünür kılan bir oyun

Özbudak’ın yeni olasılıkların, ‘bu da mümkün’lerin izini süren bir üretim anlayışı var. Yazıp yönettiği, 2383 Yapım’ın yapımcılığında sahnelenen ‘Tebdil’ adlı oyun, bu anlayışın en samimi ve çarpıcı örneklerinden biri. Burak Üzen, Erkan Akbulut, Fehmi Karaarslan, Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar ve Özge Borak’ın rol aldıkları ‘Tebdil’, mekâna özgü bir prodüksiyon. Balat’ta bir kafede, Perispri’de buluşuyor seyirciyle. Farklı dünyalara ait Talat ve Süleyman’ın, toplumdaki pek çok ayrışmanın göstergesi olan ikizler kardeşlerin hikâyesini konu ediniyor oyun. Fonunu sokağın oluşturduğu bu hikâye, aslında hepimizin hikâyesi; sevgi ve tamamlanmakla ilgili meselesi. Balat’ın tarihi dokusuyla, kişisel ve toplumsal hakikatimizin yaralarını el ele tutuşturan ‘Tebdil’, sahneleniş şekliyle ve sözüyle, yaralarla birlikte merhemi de görünür kılıyor öze. Küçük bir ‘Deniz’den inat ve umut üflüyor yaşama sevincimize ve birlikte yaşama sanatının hakkını verebilme ihtimaline… Buyurun, önümüzdeki sezon seyirciyle buluşmayı ve bize Balat’ın orta yerinde bir kafede birbirimize yaralarımızı açıp dertleşme, paylaşarak iyileşme fırsatını sunmayı sürdürecek olan oyunun ekibiyle sohbetimize…

Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar, Fehmi Karaarslan

Ahmet Sami Özbudak: “Yaşasın tiyatro, yaşasın dünyanın birlikte çoğalan ve çoğaltan hisli ve hassas çocukları! Bu birliktelik kanıtıdır; her şey elimizden alınsa bile mutlu olacağımız bir gün var, birlikte söyleyeceğimiz bir şarkı da.”

Toplumsal bir geri planı olan bir kardeşlik hikâyesi’

Sami, direktörlüğünü ve küratörlüğünü üstlendiğiniz Monologlar Müzesi’nin üretimleri gibi ‘Tebdil’ de Balat’ta buluşuyor seyirciyle. Sizdeki Balat’tan konuşarak başlayalım mı sohbetimize?

Ahmet Sami Özbudak: Benim paketimde geçmiş ve gelecek, bugün ve yarın hep el ele. Balat tam da bu yüzden oldum olası çok sevdiğim bir yer. Zamana direnen, büyüsünü kaybetmeyen, her köşesinde bir hikâye olan, ilham saçan bir lokasyon. Balat sevdamın başlıca nedeni çok kültürlülüğü ve kozmopolit yapısı. Cami, sinagog ve kilise tüm görkemi ve kimliğiyle bir arada. Balat hâlâ direnen İstanbul benim için, bu şehrin gerçekliği, mücevher kutusu. Bahsettiğiniz gibi yıllardır hem Monologlar Müzesi’nin hem de benim evim. Balat sokaklarından bir hikâye çıkacağını uzun zamandır hissediyordum, o hikâye ‘Tebdil’ oldu. Sokaktaki her şey, Pop’s Balat’ta başlayan yolculuğunu Perispri’de sürdüren oyunumuzun bir parçası.

Gerçekten sokaktaki her şey oyunun parçası. Oyun esnasında sokaktan yükselen sesler, o sırada Balat’ta gezinen insanların nefesi, sesi hatta sözü… Büyük resim üzerinden konuştuğumuzdaysa içimizdeki ve dışımızdaki sokakların açık yaraya dönüşmüş özü…

Ahmet Sami Özbudak: Evet; oyun kafede oynanırken, sokak oyunun fonunu oluşturuyor. Gerek sokaktan geçen insanlar, gerekse dışarıdaki sesler oyunun doğal efekti olarak karşımıza çıkıyor. ‘Tebdil’, hepimize dokunan toplumsal bir geri planı olan bir kardeşlik hikâyesi. Oyunun ikiz kardeşleri Talat ve Süleyman, toplumdaki, hayatın içinde maalesef bizzat deneyimlediğimiz pek çok ayrışmasının göstergesi. Şehir Tiyatroları’nda oyuncu, yazar ve yönetmen arkadaşım Derya Yıldırım’ın, hapishanelerde bir çalışması olmuştu. Bir sohbetimizde bana hapishanelerde yer değiştiren kardeşlerden söz etmişti. Araştırınca öğrendik ki bunun pek çok örneği varmış hatta üstüne belgeseller bile çekilmiş. Hukuk danışmanı Gülcihan Karakoç’un da devreye girmesiyle, beni çok heyecanlandıran bu yer değiştirme hali üzerine yazmaya başladım. Oyundaki ikizlerin bir hapiste, diğeri dışarıda. Dünyaya bakış açıları farklı ama onların da, oyundaki tüm karakterlerin de derdi aynı; hepsinin sevgi ve tamamlanmakla ilgili bir meselesi var. Aslında bu hepimizin meselesi, hepimizin hikâyesi. Bizi yarım bırakan, eksik hissettiren duygulara eğildiğim bu oyun; belirttiğiniz gibi büyük resme, hakkında açık açık konuştuğumuzda daha hızlı iyileşeceğini düşündüğüm o açık yaraya dair çok şey söylüyor. Oyundan ziyade bir dertleşme gibi, bir kafede buluşup iyileşme ihtimaline de alan açarak gerçekleştirdiğimiz bir dertleşme. Bu buluşma hepimize iyi geldi, umut verdi. İlk günden bu yana gördüğü teveccüh bunun bir işareti.

Burak Üzen, Erkan Akbulut

Ahmet Sami Özbudak: “Yaşasın dünyanın birlikte çoğalan ve çoğaltan hisli ve hassas çocukları!”

'Herkes biraz eksik ifade etmeli ve denemeliyiz’

Hadi karakterleri biraz deşelim. Fehmi, önce sizden her ikisine de hayat verdiğiniz ikiz kardeşler Talat ve Süleyman’ı dinleyelim…

Fehmi Karaarslan: Sami, eksik ve tamamlanamayan karakterleri çok iyi yazan biri. Her ikisini de oynamaktan büyük keyif aldığım Talat ve Süleyman, bu karakterlerden. ‘Tebdil’ ikisinin kardeşlik hikâyesi aracılığıyla, toplumsal anlamda da tartışıyor kardeşlik meselesini. Biz bizeyiz, iç içeyiz ama toplumsal olarak her gün ayrışarak ya da ayrıştırılmaya çalışılarak geçiyor ömrümüz. Sevgi diyoruz, kardeşiz diyoruz ama bunları gölgeleyen öfke ve nefretin önüne geçemiyoruz. Önyargılar kol geziyor ortalıkta… ‘Tebdil’in kelime anlamı değiştirme. Kendini bir anlığına bir başkasının yerine koymak, dinlemek, duymak, anlaşamasan da anlamak… Aslında herkes biraz eksik ve tamamlanmak için birbirimize ihtiyacımız var.

Özge, oyunda sizin canlandırdığınız Nilay karakteri, ikiz kardeşlerden hayatın karanlık tarafında gezineniyle; Balat’ta, can dostları Maviş ve Hakkı’yla birlikte kendi küçük krallığını kurmaya çalışan Süleyman’la yıllanmış ve çalkantılı bir aşk yaşıyor. Onun eksikleri de öyle bildik ve tanıdık ki…

Özge Borak: Fehmi’nin az önce söylediği gibi, hepimizin eksikleri var. Dünyada “Benim hiç eksiğim yok” diyen birinin olduğunu sanmıyorum, varsa da yalan söylüyordur. Hepimizin acıları, ulaşmak için çabaladığı şeyler var. Nilay, pek çok eksik parçaya dokunan, çok severek oynadığım bir karakter. Aşkına öyle ya da böyle tutunma çabası da bana çok kıymetli geliyor.

Çabası ve yarasını gösterip “Acıyor” diye haykırması…

Özge Borak: Süleyman’a çok büyük bir sevgi besliyor ve karşılığını alamadığında öfkeleniyor. O öfke aslında sizin de dediğiniz gibi bir yarayı haykırmak, “Çok aşığım sana” diye bağırmak. Sevdiği adam onu görsün istiyor, duysun istiyor, güzel sevilmek istiyor. Çok temel dertler, çok temel ihtiyaçlar bunlar. Nilay’ın öfkesini savunmasam da anlayabiliyorum ve kendini ifade etmeyi denemesini çok kıymetli buluyorum. Hiç denemeden vazgeçen o kadar çok insan var ki… Oysa sohbetimizin başından beri belirttiğimiz gibi; insan kendisine eksik hissettireni bulmak ve tamamlanmak için kırmadan dökmeden denemeli.

Oyuna, ikiz kardeşlerden Talat’ın hikâyesiyle birlikte dahil olan Zeynep’e geçelim. Zeynep’le Talat’ın, oyun boyunca yüzünü hiç görmediğimiz ama nefesini her daim yaşama sevincimize üflediğini hissettiğimiz Deniz adında bir kızları var. İçimizdeki denizlere ilham saçan Deniz’i de selamlayarak, sizi dinleyelim şimdi Gülşah…

Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar: Oyunda canlandırdığım Zeynep, hikâyeye diğer karakterlerden farklı bir ağırlık ve yükle dahil olan bir karakter. Nilay’ın aksine kendini ifade edebilme konusunda çok da başarılı değil ne yazık ki. Deniz’e gelince; oyunun en önemli karakteri ve itici gücü bence. Kendisini akışta hiç görmüyoruz belki ama tüm evreni o kuruyor ve tam da dediğiniz gibi ilham saçıyor. Ben ekibe sonradan dahil oldum, bu oyunun bir parçası olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

‘Tebdil’ ekibi, “Oyunu her sahneleyişimizde Balat sokaklarından başka bir ses yükseliyor. Kafeden sokağa taşan hikâyemize, o esnada oradan geçmekte olan insanlar da dahil oluyor. Kimisi, doğaçlama oyunculuğuyla hikâyenin seyrine renk katıyor. Bir hikâyenin içindeyiz, oyunun sahneleniş şekliyse başlı başına kendi hikâyesini yazıyor. Seyircimizle paylaştığımız çok özel bir deneyim” diyor.

Fehmi Karaarslan: “Tebdil’in kelime anlamı değiştirme. Kendini bir anlığına bir başkasının yerine koymak, dinlemek, duymak, anlaşamasan da anlamak… Aslında herkes biraz eksik ve tamamlanmak için birbirimize ihtiyacımız var.”

‘Can bağı diye bir şey var, birlikte umudun sırtını sıvazlamamızı sağlayan’

Hadi can bağıyla kurulan kardeşliğe emsal teşkil eden Maviş ve Hakkı’dan konuşalım biraz da… Maviş, aile hasretini Süleyman’ın yanında gidermeye çalışan, kendini duvar yazılarıyla ifade eden, içinin karanlığa karışmış aydınlığıyla “Keşke” dedirten biri…

Burak Üzen: Evet; Maviş eksiklerini duvarlara yazan, yazdıklarıyla “Hayat keşke bunları yazdırmasaydı ona” dedirten biri. Karanlık işlere bulaşmışlar ama Maviş de Hakkı da iyilikleri ağır basan karakterler aslında. Balat’ın saf, tertemiz iki delikanlısı ve onların var oluş çabası… Sohbetimiz boyunca kardeşlikten, birbirimize ihtiyacımızın olduğundan bahsettik ya hani; Maviş ve Hakkı, sizin de dediğiniz gibi can bağıyla kardeş. Yokluklar içinde çok kıymetli bir şeye sahipler yani; o can bağı hepimizin ihtiyacı ve isteği.

Erkan Akbulut: Aynen öyle. Oyunda canlandırdığım Hakkı, görülme ihtiyacı daha küçücük bir çocukken kendisini yanına alan Süleyman tarafından karşılanmış biri. Dolayısıyla ona büyük bir minnet borcu var. Oyundaki karakterlerin hiçbirini toplumdan bağımsız düşünemeyiz. Her biri kalbinin içinde çok güzel pırıltıları olan insanlar aslında. ‘Tebdil’ şartların ve koşulların etkisiyle yitip giden pırıltılara da, o pırıltıları sağlam tutmanın yollarına da göndermeleri olan bir oyun. Hakkı ve Maviş, birbirine sahip çıkmaya örnek teşkil ediyor mesela, birbirimizden umudu kesmemeye, aksine birlikte umudun sırtını sıvazlamaya. Bir seyircimiz tıpkı sizin gibi “Hakkı ve Maviş bize, kardeşliğin kan bağından geçmediğini gösterdi” demişti. Bu hissiyatı seyirciye verebiliyorsak ne mutlu bize. Kan bağı olmadan kardeşlik ne demekmiş, iliklerimize kadar hissettiğimiz bir prova süreci geçirdik. Bu enerji oyuna da yansıdı. Aile olmak böyle bir şey işte! Ekibin en küçüğü benim. ‘Tebdil’ sayesinde hem ikinci okulumu okuyor gibi hissediyorum hem de birbirine kol kanat geren bir ailenin parçası olmanın tadını çıkarıyorum.

“Hepimiz eksiğiz, tamamlanmak için birbirimize ihtiyacımız var” dedik ya hani, tam da bu yüzden tiyatronun her daim varlığına iyi ki! Tiyatro bütün ayrıştırmaların ötesindeki hakikatin sesi, umudun vücut bulmuş hali…

Ahmet Sami Özbudak: Biz tiyatroda, seyircimizle toplu terapi yapıyoruz birbirimize. Sahneler, hassas kalplerin buluşma noktası. Sahne noksanlığından, ekonomik zorluklara kadar türlü türlü sıkıntının içinde, oyunumuzun minik sanatçısı Deniz’in imkânsız gibi görüneni gerçek kılan inadıyla üretip paylaşıyoruz.

Özge Borak: Üretip paylaşıyoruz çünkü birbirimize ihtiyacımız var. Çünkü birlikte çoğalmaya inanıyoruz ve seyircimizle birlikte çoğalıyoruz.

Fehmi Karaarslan: Birlikte nefes alıp birbirimize nefes oldukça, çoğaldıkça, içimizdeki ve dışımızdaki sokaklar ferahlığa açılacak; inanıyoruz.

Burak Üzen: Maviş, oyundaki duvar yazılarından birinde “Aşka inananlar bu sokaktan taşınmış. Hangi kapıyı çalsam, yok oğlu yok” diyor. Tiyatro, aşka inananların, aşkla yol alanların buluşup “Varız” dediği sokak.

Erkan Akbulut: Birbirinden umudu kesmeyenlerin, kesmeyeceklerin sokağı.

Gülşah Fırıncıoğlu Yaşar: İçimizdeki denizlerin buluşup birbirine karıştığı yer. Sizin de dediğiniz gibi umudun vücut bulmuş hali. İyi ki.

‘Tebdil’in Çiğdem Erken imzalı albümü, dijital platformlarda.

‘Tebdil’in, metni okuduğu anda “Bu oyunun içinden müzik geçmesi gerekiyor” diyen Çiğdem Erken’in imzasını taşıyan müziklerden oluşan albümü, dijital platformlardaki yerini aldı. Çiğdem Erken’in sesi ve piyanosuna, gitarıyla Nurkan Renda’nın eşlik ettiği albüm, coşkulu ve melodik bir dünyanın kapılarını aralarken, oyunun melodrama göz kırpan Yeşilçam tadını da perçinliyor. Oyun ekibi “Çiğdem Erken, çok kıymetli bir müzisyen ve tiyatro insanı. Oyuna, müziğiyle kattığı his ve lezzet, hepimizi keyiften havalara uçurdu” diyor.

Erkan Akbulut: “Tebdil sayesinde hem ikinci okulumu okuyor gibi hissediyorum hem de birbirine kol kanat geren bir ailenin parçası olmanın tadını çıkarıyorum.”

Yazan-Yöneten: Ahmet Sami Özbudak

Oyuncular: Burak Üzen, Erkan Akbulut, Fehmi Karaarslan, Gülşan Fırıncıoğlu Yaşar, Özge Borak

Yapımcı: Murat Temel

Dramaturg: Sinem Öztürk

Yardımcı Yönetmenler: İris Gürçay, Oğuz Öztekin

Müzik: Çiğdem Erken

Işık Tasarımı: Yasin Gültepe

Hareket Tasarımı: Ekin Bernay

Afiş Tasarımı: Aygen İncel

Fotoğraf: Hande Göksan

Yapım Koordinatörleri: Buse Şensivas, Onur Erdemir

Yapım Asistanları: Harun Yener, Mert Lale

Işık ve Ses: Hatice Ataş

Konuk Oyuncu: Onur Erdemir

Hukuk Danışmanı: Gülcihan Karakoç

Reji Asistanı: Yasemin Eyin

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo