Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
İstanbul Life

Sonbahar sergilerine çağrı

İstanbul’un kültür-sanat renkleri sonbahar havasına girmişken, şehrin dört bir yanından çağrı yapan sergileri bir araya getirdik.

SELİN ÖZAVCI TOKÇABALABAN

WHERE THE RIVER BURNS

ZEYREK ÇİNİLİ HAMAM

Fransız sanatçı Juliette Minchin’in ‘Where the River Burns’ başlıklı mekâna özgü kişisel sergisini sunuyor. Sanatçının İstanbul’daki bu ilk sergisi, 16’ıncı yüzyıldan kalma hamam yapısının yakın zamanda gün yüzüne çıkarılan Bizans Sarnıcı ile soğukluk bölümlerine yayılıyor. Küratör Anlam de Coster davetiyle Minchin, hamamın mimari belleği ve zamana direnen ritüelleriyle diyalog kuran yeni bir proje üretti. Balmumu, kalay ve kâğıt gibi malzemelerin dönüşümüne dayanan bu çalışma; arınma, kehanet ve bakım temalarını merkeze alıyor.

Sanatçının İstanbul’da ürettiği yeni kalay yerleştirmeler, sarnıcın uhrevi atmosferinde akışarak danteli andıran yansıtıcı formlara dönüşüyor. Bu formlar, nehirleri, kalıntıları ve eriyik maddeden işaretler okuma ritüelini anımsatıyor. Kalaydan işlerin bazıları ise hamamın restorasyonuyla doğrudan diyaloğa giriyor, arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılan tarihi objelere gönderme yapıyor. Sanatçı İstanbul’daki süreci boyunca şehrin adak ve dilek temelli inanç pratiklerinden de etkilendi. Yerel kiliselerden topladığı, bir zamanlar umutla yakılmış yarı yanmış mumlardan oluşturduğu yeni bir iş; kolektif özlem, hafıza ve spiritüel tortular için heykelsi bir taşıyıcıya dönüşüyor.

ORTAK DUYGULAR/TOPRAK, ATEŞ, SU VE HAVAYLA YAZILMIŞ BİR DİZE

PERA MÜZESİ

Pera Müzesi, kuruluşunun 20’nci yılını iki sergiyle kutluyor. ‘Ortak Duygular: British Council Koleksiyonu’ndan Yapıtlar’, koleksiyon ve kurumların yalnızca geçmişi muhafaza etmekle kalmayıp günümüzün toplumsal ve politik dinamikleriyle güçlü ilişkiler kurma potansiyeline odaklanıyor. Küratörlüğünü Ulya Soley’in üstlendiği sergi, British Council Koleksiyonu’ndan seçilen 29 sanatçının yapıtlarını güncel ve spekülatif bir yaklaşımla ele alıyor. 1930’lardan bu yana oluşturulan ve yaklaşık 9 bin eserden oluşan koleksiyon, 20. ve 21. yüzyıl Birleşik Krallık sanatına odaklanıyor. Kalıcı bir serginin parçası olmayan ve ağırlıklı olarak uluslararası sergilere ödünç verilen bu değerli koleksiyon “duvarları olmayan müze” olarak da anılıyor.

İsveçli sanatçı Åsa Jungnelius’un Türkiye’deki ilk kişisel sergisi ‘Toprak, Ateş, Su ve Havayla Yazılmış Bir Dize’ ise cam ve taşın etkileşiminden yola çıkarak malzeme ile insan arasındaki ilişkiyi araştırıyor. Elif Kamışlı küratörlüğünde düzenlenen sergi, kırılganlığıyla tedirginlik uyandıran cam ile dayanıklılığıyla göz dolduran taşın etkileşiminden doğuyor. Jungnelius’un yakın dönem cam ve mermer heykelleri, Şişecam’ın Denizli Cam fabrikasındaki ustalarıyla iş birliği içinde sergi için üretilen dört yeni büyük ölçekli eserle birlikte izleyiciyi malzemeyle kurulan ilişki üzerine düşünmeye davet ediyor.

YILAN OYNATICISININ BAHÇESİ

PİLOT GALERİ

Tarih, mitoloji ve anlatı geleneğinin kesişimindeki büyülü bir dünyaya davet ediyor. Sergi, kadim kültürlerin ritüellerinden Anadolu’nun sözlü hikâye mirasına uzanan bir yolculuk sunarken, doğanın belirleyici unsurları ve insanlığın kolektif belleği arasında köprüler kuran ‘Yılan Oynatıcısının Bahçesi’ başlıklı sergi, Emir Erkaya’nın son çalışmaları, hayvanımsı insanların-insanımsı hayvanların, dans eden figürlerin, bahçe manzaraları ve uçsuz bucaksız bitkilerle çevrili olduğu, bazen sular altında bazen yanmakta olan bir dünyanın fantastik bir panoramasını sunuyor. Minyatür geleneğinden, bitki ressamlarından, Jan Garbarek’in müziklerinden, Lale Müldür gibi çağdaş şair ve yazarların vizyonundan etkilenen bu kompozisyonlar, Antik Mısır’dan Mezopotamya’ya, Şamanizm’den meddah geleneğine uzanan geniş bir tarihsel katmanı güncel bir dille yorumluyor. Serginin odağındaki “bahçe” ler bir metafor gibi işliyor: yıkıntılar ve çeşitlilikle bezeli bir yaşam döngüsünü simgeliyor. Sanatçı, savaşlarla yıkılmış ve belirsizliklerle çalkalanmış geçmişin coğrafyalarıyla, günümüzün politik, sosyal ve ekolojik çalkantıları arasında paralellikler kuruyor.

KÖKLER VE KANATLAR

GALERİ/MİZ

Galeri / Miz, Doğukan Çiğdem’in kişisel sergisi ‘Kökler ve Kanatlar’ı ağırlıyor. Sanatçının, geçmişin kökleri ile gelecek arasındaki gerilimden beslenen sergisinde, karakteristik çizgi roman estetiğiyle oluşturduğu figürler, bu sergide arkeolojik miras ve modern dünya arasında bir yolculuğa çıkıyor. Sanatçının önceki işlerinde Göbeklitepe’nin taş sütunlarından bugüne uzanan köprü, bu kez medeniyetin katmanları arasından geçerek geleceğe, belirsiz bir zamana doğru açılıyor.12 bin yıl öncesine uzanan tarihsel izler, modern dünyanın baş döndürücü hızıyla birleşerek izleyiciyi hem heyecanlandıran hem de tedirgin eden bir karşılaşma yaratıyor. Çiğdem’in kanatlı figürü, hem çekici hem de ürkütücü bir varlık olarak çağdaş medeniyetin insanlık üzerindeki ikircikli etkisini temsil ediyor ve olağanüstü ile tehlikeli olanın sınırında dolaşıyor.

Sanatçının önceki dönem çalışmalarından farklı olarak tuvallerinde bitki motifleri ile karşılaşıyoruz. Kimi zaman figürlerin kanatlarında filizlenen bu motifler, sanatçının kültürel hafızaya uzanan ipuçlarını görünür kılıyor. Çiğdem, ayrıca eski bir halının bitki desenlerini kanat biçiminde keserek geçmişin dokusunu geleceğin hayaline dönüştürüyor.

YÜZEYİN ÖTESİNDE

EKAVART GALLERY

EKAV/Eğitim, Kültür ve Araştırma Vakfı, uluslararası alanda dikkat çeken çalışmalarıyla tanınan fotoğraf sanatçısı Ayşegül Dinçkök’ü 18. İstanbul Bienali ile eş zamanlı olarak “Yüzeyin Ötesinde / Beyond the Surface” adlı solo sergisini Ekavart Gallery’de sanatseverlerle buluşturuyor. Küratörlüğünü Coşar Kulaksız’ın üstlendiği sergi, sanatçının uzun yıllardır süregelen çalışmalarının sonucunda yaşadığımız dünyaya olan tutkusunu ve sessiz sualtı dünyasının kırılganlığı gözler önüne seriyor. Sanatçı, her bir karede sualtı yaşamının yeryüzüyle kurduğu derin bağı; sessizliğin hâkim olduğu bu gizemli dünyanın canlılarının var olma mücadelesini ve güçlü hikâyelerini yalnızca göstermeyi değil, izleyene derinden hissettirmeyi amaçlıyor. Dinçkök’ün objektifinden yansıyan karelerde derinlik, kırılganlık, yaşam, sessizlik ve umut bir araya geliyor.

MUSTAFA ATA’YA SAYGI DURUŞU

ANIT ATÖLYE

Rengin ve sonsuzluğun ressamı Mustafa Ata’nın resim ve kâğıt işlerinden ilk kez görülecek vitray çalışmalarına dek uzanan üretim serüvenini görünür kılan “Askıda / Suspended” başlıklı koleksiyon sergisi, kendisini fırçanın buyruğuna ve boşluğun özgürlüğüne adamış usta ressamın yaşamına ve 60 yıla yaklaşan sanat yolculuğuna bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Ata’nın Şile’deki yaşam ve üretim mekânı olan Anıt Atölye’de koleksiyonerlerin katkılarıyla düzenlenen sergi, yalnızca sanatçının yapıtlarını değil; doğa, hayvanlar ve renklerle çevrili yaşam biçimini de izleyiciye açarak, sanat ve yaşamı iç içe deneyimleme olanağı sunuyor. 18. İstanbul Bienali Paralel Etkinlikler kapsamında gerçekleştirilen serginin küratörlüğünü ise, sanatçının eşi Gönül Karakan Ata üstleniyor. 2014’te başlayıp günümüze kadar süren “Askıda” adlı yapıt serisi, figür resminden yola çıkarak salt fırça hareketlerine dayalı soyut resimlere uzanan geniş bir süreci kapsıyor.

GEL KIZGINLIKLARI(NI/MIZI) KONUŞALIM ÖYLEYSE

BİLSAR ARKA BİNA

31 Ekim 2025 tarihine kadar, 18. İstanbul Bienali, Paralel Etkinliklerinden biri olarak Bilsar Arka Bina’da izleyiciyle buluşacak olan serginin küratörü Pelin Uran. Uran’ın yeni sergisi, devam eden bir yas hikâyesi üzerine kurulu üçlemenin son ayağı. Kavramsal öncülü olarak 2018 yılında Galeri Nev İstanbul’da gerçekleştirdiği ölüm temalı ‘Böyle olacağını bilmediğimiz de bir o kadar kesin’ ve 2022 yılında Kurtuluş Rum İlkokulu’ndaki yaralanabilirlik temalı ‘Senin de Yaran, Rosa’ sergilerini gösteriyor. Üçlemenin son ayağı olan serginin başlığı 2 karakterin hayali bir sohbetinden esinleniyor ve kızgınlığı bir duygu-hatta en sık tecrübe edileni- olarak ele alıp saldırganlık ve öfke gibi harici davranışsal tezahürlerini içeren yahut içermeyen daha geniş bir olgu mahiyetiyle konumlandırıyor. Kızgınlık tarihsel açıdan sıkıntıyla, kederle, acıyla, eziyetle, dertle, cefayla, can çekişmeyle, pişmanlık ve kısıtlamayla ilişkili. Öte yandan günümüzün gündelik dil ve edebiyatında saldırganlık, gazap, öfke, hiddet, infial kelimeleriyle birbirinin yerine geçebilecek şekilde kullanılıyor. Diğer bir deyişle kızgınlığın harici işaretlerine ve dışavurumuna tekabül ediyor daha ziyade. Bu da açıklık getirmektense daha fazla kafa karışıklığına sebep oluyor.

BİRLİKTE / TOGÆTHER

SAKIP SABANCI MÜZESİ

Elli yılı aşkın süredir kadınların toplumsal deneyimlerini merkeze alan geniş katılımlı performanslarıyla uluslararası sanat dünyasında önemli bir yere sahip olan Suzanne Lacy’nin Birlikte/Togæther başlıklı sergisi, Sabancı Müzesi’nde izlenebilir. 1970’lerden günümüze kadın ve toplum odaklı yaklaşımıyla feminist sanatın öncüleri arasında anılan Suzanne Lacy, toplumsal katılım ve gönüllülüğe dayanan üretim anlayışıyla “yeni tür kamusal sanat”ın kurucuları arasında gösteriliyor. Sanatçının Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki sergisi, video enstalasyonları ve kolektif üretimlerini Türkiye’de ilk kez kapsamlı biçimde bir araya getirecek. Suzanne Lacy’nin çalışmaları; özellikle kadınların kimlik, özgürlük, şiddet, istihdam ve yaş alma gibi deneyimlerini görünür kılarken; sanatçılar, akademisyenler, yerel yönetimler ve aktivistleri bir araya getirerek toplumsal cinsiyet sistemlerine dair güçlü bir tartışma zemini oluşturuyor. Yıllara yayılan bu projeler, müze mekânında video enstalasyonlar aracılığıyla izleyiciyle buluşuyor.

VAN GOGH: IŞIĞIN İZİNDE

DİJİTAL DENEYİM MÜZESİ

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ tarafından hayata geçirilen bu özel sergi, sanatçının dünyasını klasik sergileme biçimlerinin ötesine taşıyor. Yapay zekâdan sanal gerçekliğe, artırılmış gerçeklikten interaktif projeksiyonlara kadar pek çok teknolojik unsur, Van Gogh’un eserlerini yeni bir boyutla izleyiciye sunuyor. Sergi kapsamında oluşturulan farklı sahneler, Van Gogh’un bilinçaltından gençlik yıllarına, yaratıcı süreçlerinden Saint-Rémy’deki hastane odasının penceresinden açılan sonsuz manzaralara kadar uzanan çok katmanlı bir yolculuğu yansıtıyor. Renklerin, doğanın ve ışığın dönüştürücü etkisi; dijital tasarım ve ses unsurlarıyla mekânda hayat buluyor. Sergide, 6 sanatçıya ait 10 dijital eser yer alıyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo