Haber kapak görseli
Genel
11 dk okunma süresi
Pozitif

Sürekli korkmaktan karar alamıyor, düşünmekten yaşayamıyoruz

Kararlı, cesur bir yaşam yolculuğunun gerçekleşebilmesi için niyetini doğru ve net bir şekilde ortaya koymak zorundasın. Bunun için de kendini bilmeli ve gerçekten neyi yaşamak istediğinden emin olmalısın.

Aret Vartanyan

Şu anda ne düşünüyorsun? Bir şeyleri değiştirmek, bir sorunu çözmek, yeniden başlamak, bir şeylerden vazgeçmek? Düşünürken almaya çalıştığın kararlar... Karar vermeye çabalarken doğan kaygılar, endişeler, korkular... Geçen saatler, günler hatta yıllar! Her karar bir seçim, her seçim yeni bir başlangıç ve bizi en güçlü durduran o başlangıcın yeni bir yola açılma ihtimali. Bilinmeyenden korkuyoruz; popüler tanımıyla konfor alanımızı bırakmaktan, bildiğimizden bilmediğimize, alışık olduğumuzdan alışık olmadığımıza geçmeye korkuyoruz. Bildiğimiz yollar ise bizi olduğumuz yere getirmeye devam ediyor. Neden bildiklerimiz içselleşmiyor, neden hayatımıza yansıması bu kadar uzun sürüyor? Yerimizin yettiği, paylaşabildiğim kadarını paylaşabilmek için başlıyoruz.

Sürekli fikir değiştirirsek ne evren, ne Tanrı, ne de herhangi bir güç veya insan bize yardım edebilir. Yaşam, yaratıcı bir süreç. Kararlarımız da seçimlerimiz de sürekli değişiyor. Yaşadıkça, büyüdükçe değişiyoruz. Yaşam kendimizi deneyimlediğimiz bir süreç. Karar değişince, istek değişince süreç de değişiyor.

Aynı anda ne kadar çok şey istiyoruz. Birkaç kez duvara çarpınca hemen vazgeçiyoruz. Aynı anda her şey olmaya çalışırken hiçbir şey oluyoruz. Biliyorum tek bir şeye yoğunlaşıp, orada kalmak kolay değil. Zihnimizdeki yargıç sürekli konuşuyor, bizi yargılıyor. Geçmişimiz sürekli önümüze geliyor. Kendine geçmişinle değer biçmeyi bırak. Geçmişinde sana yapılanlar kadar sen de istemediğin bir sürü şey yapmış olabilirsin. Geçmişindeki “sen”in günahları, hataları, başarısızlıkları yarınında yok. Her an her şey yeniden başlıyor. Kaldı ki seni yargılayabilecek olan sensin. Yaradan, Kaynak bile seni her şeyinle kucaklarken kulların yargıları ne ki! Sen güzelsin. Sen de ben gibi, hepimiz gibi eksilerin, artıların, göremediğin karanlık noktaların, defolarınla bir bütünsün ve güzelliklerin katbekat ağır basıyor.

Sen şu anda sadece geçmişin yarattığı değilsin. Aynı anda geleceğin beklediğisin. Gelecek, senin seçimlerini bekliyor. Gelecek, senin kararlarını bekliyor. Gelecek, geçmişine ya da çevrendekilere göre değil, senin için şekillenmeyi bekliyor. Geleceğin de bir garantisi yok. Garanti isteyip kirletmeye de gerek yok. İyi-kötü, güzel-çirkin, acı-tatlı gelmeye devam edecek. Yeter ki niyetin belli olsun, yeter ki varacağın resim belli olsun. O resim er ya da geç gerçek olur.

İstediğin her şey -iyi ya da kötü- gelir. Neyi istiyorsak, o verilir. Bu bilgiyi hepimiz ezberden biliyoruz artık. Çoğu zaman “Bunu ben istemedim”, “Bunu hak etmedim” deriz. Ama en derinde bir yerlerde içten içe korkuyu görürüz. Günün sonunda neyi isteyip istemediğimiz değil, seçimlerimiz önemli. İstediğimiz her şey, iyi ya da kötü, olmaz ama seçtiğimiz her şey gerçekleşir. Seçimlerimiz, kaderimizi yaratıyor.

Bize hep istemenin, başarının yüzde 50’si olduğunu söylediler. Bence, istemek hiçbir şey. Eylem olmadan, harekete geçmeden bir anlamı yok. Hayata geçirilemeyen bilgi kadar gereksiz.

Hayata kim olduğumuzu bulmak ve onu yaşatmak için geldik. Her birimizin gelişinin bir nedeni olduğuna tüm benliğimle inanıyorum. Doğduğumuz andan başlayarak, çocukluk hayallerimizi unuttuğumuz gibi unutmaya başladık. Sürekli önümüze bir şeyler konarak, nasıl biri olmamız gerektiği söylendi. Her geçen gün içimdeki ben ile dışımdaki ben böyle farklılaştı. Birlikten koparak, ayrılığın dünyasında illüzyonlara savrulduk. Kaynaktan, kendimizden, doğadan her geçen gün biraz daha koptuk.

Çoğumuz sadece “istemek” eylemini seçiyor. Ne kadar çok istersek isteyelim inanmadığımız bir şeyi elde edemiyoruz, ulaşamıyoruz ve olamıyoruz. Beden-ruh-zihin sözcüklerle, düşünce ve davranışlarla birleştiğinde çekim yasası çalışır. Vermeye başlayınca o sana gelir. Ne veriyoruz? Düşünceler, duygular fiziksel boyutta deneyime dönüşüyor. Ne düşünüyorsak onu veriyor. Rüşvet gibi verirsek, bunu ne Tanrı ne de evren samimi buluyor ve ulaşmak istediğimiz her an biraz daha uzaklaşıyor. Kim olmayı seçersen onu yaşarsın, o yüzden sık sık fikir değiştirme. Hele hele sana söylenenlere göre, önüne konanlara göre sakın değiştirme.

“Karar verme sürecinde düşünceler mi, sezgiler mi?”

Sürekli düşünüyor, aklın mantığın söylediğini yapmaya çalışıyoruz. Bu yüzden de sınırlı yaşıyoruz, sınırlanıyoruz. Düşünürken, yaşamımızda şu ana kadar dışarıdan yüklediğimiz ne varsa dönüp dolaşıp aynı verileri işliyor, aynı hammaddeyi kullanıyoruz. İki gözümüzün arkasından gerçek sandığımız dünyayı; bize öğretilenler ve gördüklerimiz çerçevesinde anlamaya, çözmeye çalışıyoruz. Oysa bundan çok ama çok daha fazlası var.

Ruhun, seninle sezgilerin aracılığıyla konuşuyor. Gerçekten ne istediğini bul ve onun için yürümeye devam et. Seni farklı kılacak, seni sen yapacak olan tek şeyi sen biliyorsun, sen taşıyorsun. İçindeki ses, senin neden bu dünyada olduğunu, nereye gitmen gerektiğini sana sürekli fısıldıyor. Sen onu örttükçe, susturdukça kayboluyorsun, kayboluyoruz.

Sınırlarımızı aşabilmek, ne olduğumuzu bulabilmek için aklımdan, zihnimin sesinden çok sezgilerime güveniyorum. Ruhumun, Yüksek Zeka’nın, Tanrı’nın sesi olan sezgilerim... Yaşamımız, akıl ile yürek arasındaki kavgayla karar verdiğimiz seçimlerden ibaret. Ruh; görebildiğimiz ve göremediğimiz her şeyi algılıyor, topluyor ve bize getiriyor. Bizimle sezgiler aracılığıyla konuşuyor. Biz ise sınırlı kaynakla oluşan zihnimizdekilere esir olmayı seçiyoruz çoğu zaman. Oysa hayata kim olduğumuzu bulmak ve yaşamak için geldik. Bunu yaşarken oluşturulmuş aklın veya zihnin ile değil, ruhunla ve ruhunun sesi sezgilerinle bulabilirsin.

Başkalarınca konan ahlak sınırları, kurallar bizi kısıtlar. İnsan en yüksek değerde kendi seçimlerini yapabilir ama sınırlarımızdan dolayı bunu yapamıyoruz. İtaat ediyor, gelişmiyoruz. Gelişim özgürlükle olur. Gelişim kalıplarla, formüllerle değil; edebiyatla, müzikle, sanatla, felsefeyle yani yaşamın içinden gelenle olur.

Hayata kim olduğumuz bulmak ve yaşatmak için geldik. Bu yüzden, herhangi bir şeye karar verirken bir an dur ve şunun cevabını ver: Sen neyi seçerdin? Seçim yaparken baskın gelen şey çevrendekilerin yorumları, kalıplar, senden beklenenler mi, yoksa sen misin? Her seçimin seni yansıtır, seni yaratır.

Beyninin, mantığının sesine değil; ruhunun dili sezgilerine güven. Kendin gibi yaşayarak ödeyeceğin en ağır bedel, kopya bir yaşamı yaşarken ödeyeceğin bedelden daha ağır olamaz.

Düşünce, his, ifade bir olduğunda yolculuk kolaylaşır. Dokunduğun her şeye, attığın her adıma “ne” ve “kim” olduğunu yansıttığında “sen”i yaşamaya başlıyorsun. Ruh yaratır, zihin reaksiyon verir. Aklına değil, ruhuna güven. Akıl seni geçmişe, bildiğine, garantiye yönlendirir. Sezgilerin, yüreğin sana o anın deneyimini verir. Geçmişe ya da geleceğe göre değil, şu ana göre. Geçmiş ve geleceği aklın yaratır, ruhun değil.

Yaşamı kurallara boğuyoruz. Doğrularla, yanlışlarla donatıyoruz. Hangi doğru, hangi yanlış? Her anı da o kabul ettiğimiz kurallarla kirletiyoruz. Onlara benzetiyoruz. Her an her şey değişirken büyüyoruz, gelişiyoruz, değişiyoruz. Güzelleşeceğimize, yükseleceğimize, büyüyeceğimize kirleniyoruz. Yaşam katıksız bir kendini keşfetme ve deneyimleme sürecinden fazlası değil ki! Her anıyla, her noktasıyla, her varoluşla ve senin varoluşunun her bir parçasıyla... Kim olduğumuzu, önümüze koyduğumuz doğru ve yanlışların sınırlarıyla tanımlarken sınırsız olanı sınırlıyoruz. Düşünerek sadece sınırlı bir alanı kullanıyoruz.

Sadece gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız ve bize verilenler... Ruh ise görünen-görünmeyen, bilinen-bilinmeyen her şeye ulaşıyor. Ruh; gözün göremediğini, kulağın duyamadığını, bedenin dokunamadığını biliyor. Ruh, bizimle sezgiler aracılığıyla konuşuyor. Bazen içinden gelen ses, bazen karnındaki ağrı, bazen de yüreğindeki sıkışma... Aslında her zaman ne yapman gerektiğini yüreğinde, içinde hissediyor ve çok iyi biliyorsun. İşte o zaman yargıç devreye giriyor, düşünceler seni engelliyor. Bir de bakıyorsun ki önündeki en büyük engel sen olmuşsun.

Tam bir adım atacakken, tam bir karar alacakken hesap kitap başlıyor. Zihnimizin ürettiği senaryolar yazılıyor. Yaşam böyle ıskalanıyor. Ya da birileri geliyor ve diyor ki: “Yapamazsın!”, “Olamazsın!”, “Sen beceremezsin!” Ve biz vazgeçiyoruz, sınırlarımıza çekiliyoruz.

Bitmesi gereken ilişkileri sürdürüyoruz, çoktan istifa etmiş olmamız gereken işlere devam ediyoruz, ayrı eve çıkmamız gerekirken olduğumuz yerde kalıyoruz, yapmak istediğimiz şey için adım atamıyoruz, atsak da çabuk pes ediyoruz. Hayallerimize, aldığımız kararlara itfaiyeci gibi su sıkanlara çabuk teslim oluyoruz. Reddedilmekten korkuyor, kapanan kapılardan geri dönüyoruz.

“Hatalar, yanlış kararlarla büyüyoruz, gelişiyoruz.”

Hata da yapacaksın. Her hatan, yeni bir adım attığını gösteriyor. Golf oynamaya yeni başlayan biri sopasını toprağa saplayabilir, kendi kafasına vurabilir. Tenise yeni başlayan biri topu ıskalar, raketi elinden kaçırır. Bir şeyi öğrenmeye çalışırken birilerinin izlemesinden dahi rahatsız oluruz. Bizim için düşündükleri ya da başarısız görünme ihtimali bizi rahatsız eder. İyi de ilk tenis dersimden itibaren harika oynayamam ki! Öğrenirken yapabileceğimin en iyisini yapabilirim, hayatımın her anında yapmayı ilke edindiğim gibi... Mükemmellik diye bir şey zaten yok. Nedir mükemmel? Her mükemmelin, daha mükemmeli vardır. Kendini kandırma! Sen, yapabileceğinin en iyisini yapacak ve sadece kendinle yarışacaksın. Diğeri büyük tuzak... Yaşamındaki her şeyi de yavaş yavaş geliştireceksin; böyle böyle büyüyeceksin. Yeri gelecek hataların için özür dileyeceksin, yeri gelecek hatalarından aldığın derslerle daha iyisini yapmış olmanın tarifsiz keyfini yaşayacaksın.

Yaşam sonuçlar değil, sonuçlara giden yolculuğumuzdur. Elde edilen başarılar, tatmin olunan bir hayat kimseye altın tepside sunulmadı. Dışarıdan beklenerek hiçbir şey elde edilmedi. Birilerinden bir şeyler bekledikçe sadece muhtaç olursun. Kimseden bir şey bekleme; sen adımlar attığında birileri yanına gelir, seni bulur. Sen değeri ürettikten sonra, değerini bilen gelir. Her konuda, her kulvarda...

Korktuğun, saklandığın her şey seni bulur; kaçtığın her şey seni yakalar. Saklambaç oynama, çık ortaya. Ebelemeye giderken sobelenmek bile, saklandığın yerde sobelenmekten daha iyidir. Zaten er ya da geç sobelenirsin. Hatalarını sevebilmek bir cesaret göstergesi ve bunu yapamayan bir insanın işi çok zor. Sürüklenmeye, bukalemun olmaya kafadan mahkum.

Hepimiz, her alanda yanlış kararlar verebiliyoruz. Kararının yanlış olduğunu da görebilirsin veya bir zamanlar doğru olan kararının koşullarının artık değişmiş olduğunu da! Her an sıfır kilometre.

Şu anda yaşadığın hayat, olmak istediğin şeyi ve ne olduğunu yansıtıyor mu? Kendi isteklerimizi anlamadan, sürekli başka insanların ihtiyaçlarını anlamaya çalışıyoruz.

Suçluluk duyduğum, utandığım, yapmamalıyım deyip yaptığım o kadar çok şey var ki... Duygular dizginlenemez, önüne set çekilemez. Sen, duygularınla var oluyorsun. Duygularımızı yok edemeyiz ama onları yaratan nedenleri değiştirebiliriz.

Siyah civciv sürüsünde sarı civciv cesareti

Aslında biliyoruz ki herkes kendince haklıdır. İnançlarımızı, kararlarımızı, yaşam tarzımızı, bakış açımızı tek doğru olarak görüyor, herkesin de bizim gibi düşünmesini istiyoruz. Hem de birçok yanlışın sonradan doğru, birçok doğrunun da sonradan yanlış olduğunu defalarca deneyimlememize rağmen... Galileo da dünya yuvarlak dediği için öldürülmüştü. Aile içi sorunlardan uluslararası ilişkilere kadar birçok yerde bu paragrafın yansımalarını görüyoruz. Başka bir örnek verelim: Bir asker ile bir terörist karşılaştığında her ikisi de kendi inandıkları, uğrunda ölmeye hazır oldukları şey için namluyu doğrultuyor. İkisinin doğrusu, birbirinin yanlışı!

Duygularını tutma. Duygularını saklama. Paylaş. Muhatabınla doğrudan ve olduğu gibi konuş. İmalarla değil; net biçimde, sanki bir çocuğa anlatır gibi ifade et. Üzüntü, kıskançlık, kızgınlık, korku, sevgi, arzu ve diğer tüm duygular ifade edilmediklerinde kararlarının altındaki dinamite dönüşür.

Her şeyin temelinde sevgi ve korku arasındaki gelgitler var. Siyah ile beyaz arasındaki tüm renkler gibi, tüm duygular bu iki ana duygu arasında beliriyor. Yaşamlarımızda sürekli acı ve zevk arasında gidip gelmemiz gibi, tüm duygular da sevgi ve korku arasında gidip geliyor. Öfke ile onu besleyen korku, acı ve üzüntü ile birleşerek güçleniyor. Acı ve üzüntü ancak ifade edilebildiğinde üstesinden gelinir.

Cesaretin gelmesini bekleme. Sen yürüdükçe cesaret sende doğar, dışarı taşar. Korktukça, harekete geçmedikçe, görmezden geldikçe mutsuz olacak, kendini sevmeyeceksin; kendine de, çevrene de insanlığa da faydan dokunmayacak. Cesaretin izdüşümü iradedir. İradeli insan diye bir şey yoktur. İrade enerjisini kullanan ve kullanamayan insan vardır. İrade denen şey, aldığın kararlar ile eylemlerin arasındaki uyumdur; fazlası değil! Kararına uygun eylemleri sürdürdükçe, vazgeçmedikçe, sonuçları düşünüp, bir de bunlar üzerine senaryo yazmadıkça cesaret de irade de seninle yürür.

Korkarak yaşıyor, sonra da bunun için kendimize çok ama çok kızıyoruz. Çünkü o korkak, o başarısız, o aciz ya da sergilediğimiz kişilik her neyse o olmadığımızı, ondan fazlası olduğumuzu biliyoruz.

Sebepler de, geçmişimiz de bugünkü koşullar da en azından artık önemli değil. Biraz sonra yerinden güvenle, inançla kalksan seni kim yeniden eski haline döndürecek? Ne döndürecek? Söyleyeyim. Seni geçmişinle değerlendirenler, senin bu olmadığını hissettirecek ve ilk duvara çarpışın gerçekleşecek. Hangi konuda olursa olsun, ilk başarısızlığında yine şimdiye döneceksin. İşte cesaretin tanımı ve ihtiyacın olan da tam burada yatıyor.

Senin başarısızlık gördüğün her neyse benim için hedefime, başarı olarak tanımladığım şeye bir adım daha atmak demek. Her reddedilişim, her küçümsenişim, gitmek istediğime gidemeyeceğimi ifade eden her söz, benim için ilerlemekte olduğumun ifadesi. Bir şeyler yaşıyor, bir şeyler yapıyorum ki bunlarla karşılaşıyorum.

Sıkıştığında, yerden kalkamayacağını ya da tepeye varamayacağını anladığında dur, soluk al. Dua et, meditasyon yap, biraz kendi bahçende dolaş. Enerjini toplamadan tekrar saldıramazsın.

Kararlı, cesur bir yaşam yolculuğunun gerçekleşebilmesi için niyetini doğru ve net bir şekilde koymak zorundasın. Bunun için de kendini bilmeli ve gerçekten neyi yaşamak istediğinden emin olmalısın.

Dışarısı, sadece içerisinin yansıması

Şimdi sana birçoğumuzun bildiği ama idrak edemediği bilgiyi tekrarlayacağım: İhtiyacın olan her şey sende. Bu, evrenin düzeninin değişmeyecek bir gerçeği. Bütünün her bir parçası, bütünün tüm şifrelerini taşır. Sen kusursuz bir düzenin vazgeçilmez bir parçası, gerçek yansımasısın. İllüzyonlar gözlerini karartıyor, manzaralarının önüne perde indiriyor.

Gerçekten yaşamak için ihtiyacın olan şey cesaret. Cesaret, bir yerden gelmez ya da bir yerde bulunmaz. Senin hedefe kilitlenmen, “sen”in niyetine odaklanman ile kendiliğinden doğar. Sen yeter ki ilk adımı at.

Gün geliyor, benim de cesaretim kırılıyor. Böyle anlarda yalnızlığıma dönüp toparlanıyorum. Hayallerimi hayal edip, niyetime yoğunlaşıyorum. Ona ulaşacağımı, hayalimin aslında yarınki manzaram olduğunu, gerçekleşeceğini biliyorum. Yolum uzuyor biraz, yolda oyalanmış oluyorum ama bir an bile inancımı yitirmiyorum. Şunu da unutmuyorum: Benim dışımdaki kişi ya da olayları değiştiremem, ben değişebilirim. Ben farklı bir yoldan gidebilirim. Somut bir örnek verelim... Karşındaki insan ile hayalindeki ilişkiyi yaşayamıyorsan onu değiştiremeyeceğini bilirsin. Bu durumda ya hayalindeki ilişkiden vazgeçmen gerekir ya da aslında seni başka bir yöne sürükleyen sevgiliden. Ya işini değiştireceksin ya hayalindeki işten vazgeçeceksin. Ya olduğun seni yaşayacaksın ya da kendinden vazgeçeceksin. Sonuçta karar senin, seçim senin. Sadece seçimlerimizi yaşıyoruz, o seçimleri de biz yapıyoruz.

“Söylenme, söyle; yapmaya, olmaya, oldurmaya çalışma, ol.”

Senden istediğim, yalnızca karar verirken daha az düşünmen, sezgilerine daha çok güvenmen ve korunduğunu, evrenin muhteşem bir parçası olduğunu hatırlayarak cesaretle yola çıkman. Gerçekten seni yansıtan kararların arkasından cesaretle yürümeye başla, zihninin yazdığı senaryolarda kaybolmadan ilerlemeye devam et. Uygulayamayacağın her karar, arkasında duramayacağın her söz seni dibe çekecek, kendine saygını ve sevgini törpüleyecek. Oysa sen bundan çok daha fazlasısın, hatırla. Sen, yaşamının mimarısın.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo