
Sürprizleri keşfedin: Arnavutköy’ün bilinmeyen sokakları ve mekânları
Yazı ve Fotoğraflar: Alper Bahçekapılı
Söze en başından başlayayım; Arnavutköy’le ilişkim (evet Beşiktaş Arnavutköy’den bahsediyorum) 1990’ların başında başladı. Aklım hep Beyoğlu’nda ve Kadıköy’de kalsa da, 1990’lardaki çocukluğumun özellikle yazlarını, hayran olduğum bu mahallede geçirme şansını sıklıkla yakaladım. Radiohead’in ‘OK Computer’, Oasis’in (What’s The Story) ‘Morning Glory?’, Tarkan’ın ‘Aacayipsin’ albümlerini (Akmerkez’in o yıllardaki meşhur müzik mağazası Uzelli’den aldıktan sonra) ilk defa bu mahallenin sokaklarında, sonsuz kez dinledim. Tüm bu anılar yüzünden mahalleyle bağımın güçlü olduğunu söylesem yeridir. Üstelik son 13 yıldır da tarihi yapılarına ve Boğaz’la ilişkisine (herkes gibi) bayıldığım Arnavutköy’de yaşıyorum. Bu mahalle bana her zaman masalsı gelmiştir. Ne yazık ki birçok masal gibi bunun da üzücü yanları var. Nostalji yapmadan söylemeye gayret edeyim, son yıllarda İstanbul’un geneline yansıyan mimari, sosyokültürel, yapısal, ekonomik, rantsal tüm sorunlar Arnavutköy için de geçerli. Sadece üç bin (kayıtlı) kişilik bu ufak mahallede son yedi sekiz yılda açılan onlarca restoran, bar, kafe mahalleye her gün yerleşik nüfusu katlayan binlerce, hatta on binlerce ‘ziyaretçi’ getiriyor. İstanbul’un temel sorunlarından biri de ziyaretçilerin, ziyaret ettikleri mahalleleri sadece eğlenceye hizmet eden birer parksirk gibi görme eğilimi.

Rant odaklı bir mahalle
Bizler, yaşamadığımız bir mahalleyi ziyaret ettiğimizde orada hayatını sürdüren insanlar olduğunu unutuyoruz. Kullan at bir plastik-teneke şişe gibi gördüğümüz bu mahallelere fırlattıklarımız, sokaklarda uzun yıllar boyunca çözünmüyor. Tüm bunları bir kibirle-üsten bakışla; ‘bir mahallede oturanlar oranın asıl sahipleridir’ anlayışıyla söylemediğimin altını çizmek isterim. Benzer davranışları maalesef hepimiz sergiliyoruz. Bu davranış döngüsü, İstanbul’un özel-tarihi mahallelerinden biri olan Arnavutköy için de geçerli. Üstelik sadece ziyaretçiler değil, mahallenin bir parçası olan tüm mekanlar da -gürültüden yaşam alanlarının daralmasına, Arnavutköy’ü güzel yapan asıl şeylerin yok olmasına sebep olan birçok konuda son derece hoyrat ve açık haliyle saygısızca davranıyorlar. Rant peşinde koşan vale ve otoparkların tüm mahalleliye yaşattığı büyük kabuslarsa bambaşka bir yazının konusu. Tüm bunlara rağmen Arnavutköy İstanbul’da mahalle kültürünü hâlâ yaşatan, eşsiz yerlerden biri.

Satış Meydanı’nın büyüsü
Her mevsimin ayrı tadının olduğu Arnavutköy’ün bugününe zenginlik katan en temel şeylerden biri, burada yıllarca yaşamını sürdürmüş Rum nüfusu. Artık -ne yazık ki- mahallenin bir parçası olmasalar da buradaki ahşap, cumbalı, tarihi binaların-köşklerin neredeyse tamamının ilk inşasından onlar sorumlular. Bizlere bıraktıkları, bazı durumlarda gasp edilen bu yapıları korumak da hepimizin sorumluluğunda. Taksiarhis Rum Ortodoks Kilisesi de buradaki en sevdiğim yapılardan biri. Arnavutköy Satış Meydanı’ndaki bu kilise özellikle bahar ve yaz aylarında size iç rahatlatıcı, dingin bir manzara sunuyor. Tam karşısındaki Dante gündüz çalışmak ve akşamüstü içkilerinizi yudumlamak için harika bir seçenek. Dante’nin hemen yanındaki Melina Kantina ise sıklıkla yenilenen kahvaltı menüsü ve kıvamında kahveleriyle Arnavutköy favorilerinden. Melina Kantina’nın kardeş mekânı Papatya Dürüm ise (ben üç buçuk yıldır et yemediğim için tatmasam da) bildiğim kadarıyla son yılların iyi dürümcülerinden. Yine aynı meydandaki Eggo ise yumurta menüsüyle göz, daha doğrusu mide dolduruyor. Az ötedeki, mahallemizin hayli aksi balıkçısı (gücenmesin) Hayri Balık, taburelerde oturup balık ekmek yemek için doğru seçim. Salaş balıkçı kategorisindeki bir tık daha oturaklı Arnavutköy klasiği Adem Baba ise Hayri Balık’la aynı sokakta. Adem Baba’nın isminin sıklıkla karıştırıldığı Ali Baba, özellikle 1990’larda tüm dönem ünlülerinin akın ettiği, varlığını yıllardır sürdüren, piyazıyla da ünlü mahalle köftecisi. Hemen karşısındaki Any ise neredeyse on yıl önce açılan ilk yeni nesil bistrolardan. Pazar günleri pop temelli cover grupları sahne alıyor.

İtalya’yı anımsatan bir avlu
Mahallenin -fiyatları bence benzerlerine göre maalesef hayli yüksek- pizzacısı Eylül Arnavutköy’ün en eskilerinden biri. 1990’lardan bu yana mahallede geçen hikâyelere denk gelmek için doğru adres. İstanbul Boğazı’nın paralelindeki Bebek-Arnavutköy Caddesi’nde Eylül’ün yanı sıra, mahallenin köklü birçok balıkçısı da dizili. Dürüst davranacağım; balıkla bu kadar eski bir geçmişi olmasına rağmen, Arnavutköy deniz mutfağı ve lezzet açısından bence İstanbul’da hayli geride kalan mahallelerden biri. Yine de İstanbul’un en güzel Boğaz manzaralarından birini de sunduğu için Sur Balık hâlâ favorilerimden biri. Özellikle gün batımında terasında masa yakalayabilirseniz; değmeyin keyfinize. Fakat küçük çaplı bir servet ödemeye gerçekten hazır olun. Az ötedeki Hide Arnavutköy kendinizi İtalya’da hissetmenizi sağlayacak gizli bir avluda yer alıyor. Yine yüksek fiyatlarına rağmen, Arnavutköy’de son yıllarda huzur bulduğum mekânlardan biri. Sahilde yer alan Arnavutköy Sosyal Tesisi ise, çayımı hâlâ birkaç TL’ye alıp Boğaz’a karşı kitap okumayı sevdiğim, işin aslı bu mahallede en çok vakit geçirdiğim mekân. Hemen arkasında yer alan ve daha bu yaz restorasyonu biten, Osmanlı döneminden miras Tevfikiye Camii’nin avlusu ise muhteşem manzaralı banklarıyla, akşamüstü esintisini hissetmeniz ve Akıntı Burnu’na karşı hülyalara dalmanız için mükemmel bir fırsat sunuyor.

Gizli yürüyüş yolu
Arnavutköy’deki mahalle kahvecimiz Doorstep, son birkaç aydır yeni mekânında artık kahvaltı ve kokteyl opsiyonlarıyla da hizmet veriyor. Doğruya doğru, bu yazıyı Doorstep’de yazdığım düşünülürse; çalışmak için de iyi bir ortama sahip. Fiyatlar yüksek, temkinli yaklaşın. Doorstep’in az ötesindeki Kavanoz’u her mevsimde seviyorum. Gizli bahçesi, lezzetli kahveleri ve hiç fena olmayan şarap menüsüyle favorilerimden. Gün Bakery geniş tatlı seçenekleri ve ekmekleriyle bir başka ‘kalori’ durağı. Buradaki kaloriler size az gelirse, kokteyl için Alexandra Coctail Bar’ın terasına geçebilirsiniz. Alexandra’nın hemen karşısındaki Arnavutköy Peynircisi, ufacık dükkanında yıllardır varlığını sürdürüyor. Ama peynirleri almadan önce ufak bir yürüyüş yapmakta fayda var. Arnavutköy İskelesi’ni (çok aktif, lütfen mahalleye araba yerine vapurla gelin) dik kesen Beyazgül Sokak yürümeniz gereken, mahalleyi tam ortadan ikiye ayıran sokaklardan biri. Sokağın sol tarafındaki dik merdivenlerden (eğer cesaret edip) çıkarsanız, Robert Kolej’in arkasına denk düşen, Boğaz’ı tepeden muhteşem gören, kimsenin olmadığı ara sokakların keyfini sürebilirsiniz. Ulus Parkı’na, Kuruçeşme’ye, Ortaköy’e yukarıdan ulaşabileceğiniz bu harika (bence hâlâ gizli rota) her mevsimde, özellikle yağmurlu sonbahar günlerinde Arnavutköy’de yürümeyi en çok sevdiğim, bayılacağınız sokakları barındırıyor. Yazdım ama, kimseye söylemeyin!

Mahalleyi hep birlikte korumalı
Kuralsızlığın kural olduğu İstanbul’da, kurallara uyunca kendimizi ‘enayi’ gibi hissettiğimizin, “Bu şehri ben mi kurtaracağım?” diye düşündüğümüzün farkındayım. Evet, bu şehri biz kurtaracağız. Mahallemle (elbette tüm İstanbul’la da) ilgili beni en çok üzen şeylerden biri, gündelik hayatta bu şehirde birbirimize yansıttığımız saygısızlık. Eğer bu yazıyı okuyan biriyseniz (bunu kendi mahalleniz için de düşünebilirsiniz), lütfen Arnavutköy’ü kişisel aracınızla ziyaret etmeyip toplu taşıma tercih edin. Eğer kişisel aracınız bir zorunluluksa lütfen kesinlikle korna çalmayın, camlarınız açık yüksek sesle müzik dinlemeyin, aracınızı teslim edeceğiniz otoparkın-valenin mahalleyi zindana çevirmediğinden, bu ortama saygı gösterdiğinden emin olun. Mahalle aralarında-kapı önlerinde geç saatlerde gürültülü şekilde oturmayın. Gece üçte kapıma yaslanıp fotoğraf çekmeye çalışan birisinin ben kapıyı açınca evimin içine -gerçekten- düştüğünü söylemiş miydim? Bu mahalleden zenginliğini sağlayan tüm mekânlar, otoparklar, valeler; lütfen sizler de yaşadığınız-parçası olduğunuz komşularınıza gereken saygıyı gösterin. Arnavutköy’ün sahibi hiç kimse değil elbette, derdim tüm bu zenginliği ve güzelliği saygı-sevgi ile yaşayabilmemiz. Semtte buluşmak üzere.












