
Tabiatın şifalı dokunuşu: Stresi azaltan ve ruhumuzu güçlendiren dokunuş
AYŞE VAN
Seneler önce katıldığım bir inziva kampında, şaman hocalarla birlikte çıplak ayak ormanın içinde yürümüştük. Hatırlıyorum da grupta hepimiz ayaklarımıza batan taş, çalı çırpı yüzünden sürekli ahh, uhh sesleri çıkartarak ilerlemeye çalışırken, hocamız şaşkın bir şekilde bizi durdurup, “Siz hiç çıplak ayakla toprak ana üzerinde yürümediniz mi?” diye sormuştu. Şehirde büyümüş biri olarak, gerçekten en son ne zaman doğayla temas kurduğumu hatırlamayarak çok utanmıştım. Oysa çocukluğumu düşündüğümde yalın ayak gezmeyi çok severdim. Yazlığımızda arkadaşlarımla beraber ağaçlara tırmanmak en sevdiğim aktiviteydi. Toprakla o kadar iç içeydik ki hayvanlardan korkmak bir yana, solucanlarla oynadığımızı dün gibi hatırlıyorum.
Peki ne ara doğadan, toprak anadan bu kadar koptuk? Doğanın şifasından ne zaman bu kadar uzaklaştık?

Aradığımız cevaplar doğada
O gün inzivada fark ettim ki yaşama bakış açımız, algılarımız, beklentilerimiz, sahiplenme güdümüz öylesine değişmiş ki doğamızı unutup, ondan uzaklaşmışız. Oysa doğa; içine doğduğumuz, büyüyüp geliştiğimiz mekan. Tüm canlı ve cansız varlıkları sarıp sarmalayan, koruyup kollayan, besleyip büyüten, şifalandıran büyük bir güç...
Doğa merkezli bir yaşamdan insan merkezli bir yaşama geçiş yapınca anladım ki insan, doğasından uzaklaştıkça mutsuzluğu ve yalnızlığı artıyor. Kendine güveni ve inancı ise giderek azalıyor. Aslında kendinden ve özünden uzaklaşıyor. Doğayla iç içe zaman geçirince, insan ruhuyla eşleşen harika birçok özelliği olduğunu anlıyoruz.
Hayattaki her şeyin doğada bir karşılığı olduğunu düşünüyorum. Ne zaman bir sorunum olsa doğaya bak diyorum kendime, cevap orada! Ağaçların mevsimlere göre yaprak dökmesi, yeşermesi, güneşin her akşam batıp tekrar doğması, doğanın içinde yaşayan tüm canlıların kendi içlerindeki dengesi, bizlerin inanılmaz dersler çıkartmasına yeterli oluyor. Einstein’ın dediği gibi... “Doğanın derinliklerine bakın, o zaman her şeyi daha iyi anlayacaksınız.”

Ruhu besliyor, zihni yeniliyor
Günümüzün hızla değişen dünyasında, insanlar sık sık doğal çevresinden uzaklaşıyor ve modern yaşamın getirdiği stresle mücadele ediyor. Ancak doğanın bizlere sunduğu derin şifa ve iyileştirici güçlerin farkına varmak, bedenimizi ve ruhumuzu yeniden canlandırmanın bir yolunu sağlayabiliyor.
Doğa ile şifalanma kavramı, binlerce yıldır var olan bir gerçeği yansıtıyor: Doğal çevre ile etkileşim, insan sağlığı üzerinde derin ve olumlu bir etkiye sahip... Doğada yapılan; bir akarsu kıyısında dinlenmek, ormanlık alanda yürümek, tırmanış yapmak ve yüzmek benzeri aktiviteler sadece bedenimizi değil, aynı zamanda zihnimizi ve ruhumuzu da iyileştiriyor. Doğa ile temasın sağlığımız üzerindeki olumlu etkileri, bilimsel olarak da kanıtlanmış. Temiz havada doğanın içinde vakit geçirmek, toprağa dokunmak, doğa ile temas etmenin insan psikolojisi üzerindeki olumlu etkileri modern tıpta gittikçe daha çok araştırılıyor. Bu araştırmalar; doğanın stresi azaltma, bağışıklık sistemini güçlendirme, duygusal iyilik halini artırma gibi çeşitli yollarla insan sağlığına katkıda bulunduğunu gösteriyor.
Doğa bizi sadece fiziksel olarak iyileştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda ruhumuzu besliyor ve zihnimizi yeniliyor. Doğanın kucaklayıcı gücünden yararlanmak, sağlık ve mutluluk yolculuğumuzda önemli bir adım olabiliyor.
Doğada yapılan yürüyüş ve aktiviteler, bağışıklık sistemimizi güçlendirerek hastalıklara karşı direncimizi artırırken, aynı zamanda zihinsel sağlığımızı da olumlu yönde etkiliyor.

Bağışıklık sistemine etkisi
Doğa içinde yapılan egzersizler, bedenimizin oksijen alımını artırıp, kan dolaşımını hızlandırıyor. Bu, bağışıklık hücrelerinin vücuttaki dolaşımını ve etkinliğini de artırıyor. Böylece kişi hastalıklara karşı daha dirençli hale geliyor. Ayrıca doğada yapılan egzersizler stres hormonunu azaltıp, stresle mücadelede önemli bir rol oynuyor. Stres, bağışıklık sistemimizin zayıflamasına ve dolayısıyla hastalıklara karşı direncimizin azalmasına neden olabiliyor. Stresimizi doğada azaltarak, bağışıklık sistemimize katkıda bulunabiliyoruz.
Zihinsel sağlığa etkisi
Doğada yapılan yürüyüşler ve egzersizler, zihinsel sağlığımızı olumlu yönde etkiliyor. Doğal ortamların huzur verici atmosferi stresi azaltıyor, zihnimizi sakinleştiriyor. Yapılan araştırmalar; yeşil alanda yapılan egzersizin depresyon, anksiyete ve diğer zihinsel sağlık sorunlarıyla mücadelede etkili olduğunu gösteriyor. Ayrıca doğada yapılan aktiviteler zihinsel odaklanmayı artırıp, bilişsel işlevleri iyileştiriyor.
Doğadaki çeşitlilik ve dinamizm, beynimizin farklı uyaranlarla beslenmesine ve gelişmesine yardımcı oluyor. Bu da zihinsel sağlığımızı korumak ve iyileştirmek için önemli bir faktör olarak dikkat çekiyor.
Ruh sağlığına etkisi
Doğa, insan ruhunu besleyen kaynak olarak kabul ediliyor. Huzur verici atmosferi ve canlılığının, stresi azaltma ve ruhsal dengeyi tekrar kazanma konusunda güçlü bir etkisi bulunuyor.
Kişinin doğa ile temas etmesi; stres hormonlarını azaltarak, bedeni ve zihni rahatlatıyor. Doğanın sessizliği ile içindeki yağmur, dalga, kuş gibi seslerin ise stres azaltıcı bir etkisi bulunuyor ve zihni sakinleştiriyor. Meditasyon yapanlar, özellikle bu seslerin etkilerini kendi üzerinde deneyimliyor. Ayrıca yeşil ortamların manzaraları ve doğal güzellikleri de pozitif duyguları artırma konusunda etkili bir rol oynuyor.
Yapılan araştırmalar, doğada geçirilen zamanın kortizol seviyelerini azalttığını ve stresle başa çıkmada etkili olduğunu gösteriyor. Vücudun stres yanıtında rol oynayan kortizol hormonunun uzun süreli yüksek seviyesi, sağlık sorunlarına ve ruh sağlığı problemlerine neden olabiliyor. Doğada geçirilen zaman ise bunu azaltarak, stresin olumsuz etkilerinden bizi koruyor.
Ruhsal dengenin yeniden kazanılması
Doğa ile temas, ruhsal dengeyi yeniden kazanma sürecinde önemli bir rol oynuyor. Doğal ortamlar, insanların iç huzurunu bulmasını ve ruhlarını beslemesini sağlıyor. Stresli ve yoğun bir yaşam tarzından uzaklaşarak doğanın kucağında vakit geçirmek, ruhsal dengeyi sağlama ve içsel dinginliği yeniden keşfetme fırsatı sunuyor.
Doğada yapılan uygulamalar, meditasyon ve yoga gibi ruhsal pratiklerle birleştirildiğinde, ruhsal dengeyi yeniden kazanma süreci daha da güçleniyor. Doğal ortamların sükûneti ve dinginliği, meditasyon pratiğinin derinleşmesine ve ruhsal olarak iyileştirici bir deneyim yaşanmasına yardımcı oluyor.
Doğa ile temas, insanların kendilerine yeniden bağlanmasını sağlıyor. Modern yaşamın hızı ve karmaşıklığı içinde, insanlar genelde kendilerini ve gerçek değerlerini kaybettiklerini hissediyorlar. Ancak doğada geçirilen zaman, insanların kendileriyle ve iç dünyalarıyla yeniden bağlantı kurmasını sağlıyor.
Kendine yeniden bağlanma süreci, içsel bir keşif yolculuğu içeriyor. Doğada yapılan tüm aktiviteler ve uygulamalar, insanların iç seslerini dinlemelerine yardımcı oluyor.

Teknoloji bağımlılığının azaltılması ve doğal dünyaya dönüşün önemi
Günümüzün dijital çağında, teknoloji hayatımızın her alanını kaplamış durumda. Akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve diğer dijital cihazlar, günün büyük bir kısmını geçirdiğimiz önemli araçlar halini aldı. Ancak bu teknoloji bağımlılığı doğal dünyayla olan bağlantımızı zayıflatıp, ruh sağlığımız üzerinde olumsuz etki yaratabiliyor.
Teknoloji, sürekli bilgi akışı ve dikkat dağıtıcı unsurlar sunuyor. Sürekli olarak ekranlara bağlı kalmak, zihinsel yorgunluğa ve stresin artmasına neden olabiliyor. Doğaya dönüş, zihinsel olarak dinlenme ve yeniden şarj olma fırsatı sunuyor. Teknolojinin aksine, doğaya dönüş insanların gerçek dünya ilişkilerini güçlendirmesine ve doğal çevreyle duygusal bir bağlantı kurmasına yardımcı oluyor.
Özellikle teknolojik aletlerin vücudumuza yüklediği radyasyon ve tüm negatif enerjilerden çıplak ayakla toprak üstünde yürüyerek, bir ağacın gövdesine sarılarak ya da ağacın altına omurgamız ağaca yaslanacak şekilde oturarak kurtulabileceğimizi biliyor muydunuz? Topraktan taze olarak alıp yediğimiz sebze-meyveler, doğal olarak toplanıp farklı şekillerde hastalıklara deva olan bitkiler, aslında doğanın insanoğlunun sağlıklı bir hayat sürmesi için sonsuz bir kaynak olduğunu yüzyıllardır bize gösteriyor.
Bizler ne kadar uzun süre doğa ile temas edersek, doğada vakit geçirirsek, kendimizle ve toprak anayla olan bağlantımız o denli güçlenip, dengeye geliyor ve hizalanıyoruz.
Unutmayalım ki doğa en büyük şifacımızdır. Bize, görünenin arkasındaki görünmeyeni öğretmek için bir aynadır. Doğa en yüce eğitmenlerden biridir. Kutsal bir öğreticidir. Doğanın aklı, matematiği, geometrisi, biyolojisi, kimyası ve fizik yasaları, sezgisel yönü, duygusu, renkleri, desenleri, müziği ve sayısız türleri vardır. Onunla kuracağımız ilişki bizde de olan bu özellikleri harekete geçirip şifalandırır, geliştirir, sakinleştirir ve yeniler.
Şimdi sakin ve derin bir nefes al. Doğa annenin kollarında güvende olduğunu hatırla. Yaşamaktan korkma ve korkutmalarına müsaade etme. Doğa anne en büyük güvencendir unutma! Kendi ritmini, duygularını, aklını, sezgilerini doğa anneye göre uyarla. Çünkü;
Doğa görür,
Doğa karşılık verir,
Doğa iyileştirir.
Sevgilerimle...












