
Tahttan indirilen hükümdarlar
Yazan: Scott Reeves
Kâğıt üstünde kural çok basit görünüyor: Bir hükümdar, son nefesini verene dek tahtta oturur, sonra tacı bir sonraki kuşağa geçer. Ama tarihe bakınca işlerin hiç de öyle yürümediği bir gerçek. Bazı hükümdarlar, kendi halkı tarafından alaşağı edilmiş. Kimisini yabancı güçler zorla tahtından indirmiş ya da komploların kurbanı olmuşlar. Kimi zamansa hanedanlarının son temsilcisi olarak kalmışlar ve ülkeleri monarşiyi terk ederek cumhuriyeti seçmiş. Tahtını kaybeden bazı hükümdarlar sürgünde yaşamaya devam etse de çoğunun sonu epey kanlı olmuş. Orta Çağ’da halkın öfkesine yenik düşen krallardan, dünya savaşlarının gölgesinde tahtını kaybeden 20. yüzyıl monarklarına kadar, tacı başından kayıp giden talihsiz hükümdarlardan bazılarını gelin birlikte tanıyalım.
II. OSMAN
Kızgın yeniçeriler
Osmanlı İmparatorluğu 1618-22
II. Osman, namıdiğer Genç Osman, Osmanlı İmparatorluğu tarihinde tahttan indirilip öldürülen ilk padişah olarak bilinir. 1618’de tahta çıktığında henüz 14 yaşındaydı. Cesur ama aceleci kararlarıyla tanınan padişah, 1621’de Lehistan Seferi’nden döndüğünde yeniçerilerin disiplinsizliğinden öylesine rahatsız olmuştu ki orduda köklü ıslahatlar yapmaya karar verdi. Yeniçeri ocağını dağıtıp yerine Anadolu’dan toplanacak yeni bir ordu kurmayı planlıyordu. Ancak bu niyeti kısa sürede duyularak ocak içinde yayıldı ve öfkeye yol açtı. 1622 baharında patlak veren yeniçeri isyanı sırasında Topkapı Sarayı’na baskın yapıldı. Osman, tahtı bırakmaya zorlandı ve yerine amcası I. Mustafa geçirildi. Tahttan indirilmesiyle yetinmeyen yeniçeriler, onu Yedikule Zindanları’na götürdü. Burada, Osmanlı tarihinde eşi benzeri olmayan bir şekilde, genç padişah boğularak öldürüldü. Henüz 18 yaşındaki II. Osman’ın bu trajik sonu, Osmanlı İmparatorluğu’nda tahtın dahi yeniçeri öfkesine karşı güvende olmadığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak tarihe geçti.
XVI. LOUIS
Madam Giyotin’in kurbanı
Fransa, 1774-92
Fransa Kralı Louis, Amerikan kolonistlerin Britanya’ya karşı bağımsızlık mücadelesine destek verince, kendi halkının aklında şu soru belirdi: “Onlara yardım ederken, bizi neden görmüyorsun?” Kral Pandora’nın kutusunu açmıştı. Fransa hâlâ büyük ölçüde mutlakiyetçi monarşiyle yönetiliyordu ancak halk ve soylular, şikâyetlerini dile getirebilmek için Louis’yi Genel Meclis’i (Etats-Généraux) toplamaya zorladı. Toplantılar kısa sürede, Louis ve eşi Marie Antoinette’e sert eleştirilerin yöneltildiği bir arenaya dönüştü. Çift, halkın çektiği acılardan bihaber ve umursamaz olmakla suçlanıyordu. Siyasî söylem giderek radikalleşince, Louis ve Marie Antoinette Paris’ten aceleyle kaçmaya kalkıştı ancak yakalanıp utanç içinde geri getirildiler. Louis tutuklandı, yargılandı ve vatan haini yaftasıyla idama mahkûm edilip Madam Giyotin’e (Fransız Devrimi sırasında halk arasında giyotin için kullanılan takma isim) gönderildi. Fransa devrime kucak açarken monarşi de tamamen tarihe karıştı.
II. JAMES
İtibarını kaybeden kral
Birleşik Krallık, 1685-88
Britanya Kralı II. James’in halkıyla arasındaki en büyük sorun, Katolik olmasıydı. Halkın çoğunluğunu oluşturan Protestanlarla, Katoliklerin hâlâ barış içinde bir arada yaşamakta zorlandığı bir dönemde tahtta Katolik bir kralın oturması ve onun hanedanının devam etme ihtimali toplumda büyük bir huzursuzluk yaratıyordu. James’in oğlu, yani varisi doğduğunda, aristokrasi artık harekete geçilmesi gerektiğine karar verdi ve James’in Hollanda’da yaşayan Protestan kızı Mary’ye tahta çıkması için çağrı yapıldı. Mary ve eşi Orange Prensi William’ın başında olduğu ordu İngiltere topraklarına girerken, kralın ordusu savaşmayı reddetti. Eli kolu bağlanan James, çareyi Kıta Avrupası’na kaçmakta buldu ve meclis, onun tahtı gönüllü olarak bıraktığına hükmetti. II. Mary ve III. William, Britanya tarihinin ilk ve tek eş-hükümdarları olarak taç giydiler. Bu olay, tarihte “Şanlı Devrim” olarak anılır.
VI. HENRY
Lancaster gülü
İngiltere, 1422-61 & 1470-71
Takvimler 1452 yılını gösterdiğinde, Lancaster Hanedanı mensubu Kral VI. Henry’nin zayıf ve silik bir hükümdar olduğu çoktan anlaşılmıştı. Ancak durum daha da kötü bir hâl aldı; zira kral, aniden bir akıl hastalığına yakalanmış ve görevlerini yerine getiremez hâle gelmişti. Bu boşluğu fırsat bilen kuzeni York Dükü Richard, taht üzerindeki emellerini hayata geçirmek için harekete geçti ve böylece Lancaster ile York aileleri arasında 32 yıl sürecek, tarihe Güller Savaşı olarak geçen iç savaş başladı (Lancaster ailesinin sembolü kırmızı, York ailesinin sembolü ise beyaz gül olduğundan savaş bu isimle anılır). Richard bir muharebe sırasında öldürülünce, oğlu davayı devraldı ve Henry’yi tahttan indirerek yerine geçti. Lakin yeni kral IV. Edward, Warwick Kontu’nun taraf değiştirmesiyle kısa sürede tahtını kaybetti ve Henry bir kez daha kral oldu. Fakat iktidarı uzun süre elinde tutamayacaktı. Tewkesbury Muharebesi’nde yenilgiye uğradı, oğlu ve varisi çatışmalar sırasında öldürüldü. IV. Edward tekrar tahta geçti ve Henry, ikinci saltanatının başlamasından sadece üç hafta sonra, ünlü Londra Kulesi’nde esrarengiz bir şekilde öldü.
HAILE SELASSIE
İki kez tacından olan imparator
Etiyopya, 1930-36 & 1941-74
İtalyan diktatör Benito Mussolini, “yeni bir Roma İmparatorluğu” kurma hayalini gerçeğe dönüştürmek istiyordu. Gözünü diktiği coğrafya Afrika’ydı ancak kıtanın büyük kısmı çoktan İngiltere, Fransa ve diğer Avrupalı rakiplerinin sömürgesi altına girmişti. Sömürgeleştirilmemiş nadir topraklardan olan Habeşistan (bugünkü Etiyopya) onun için cazip bir hedef hâline geldi. İtalyan ordusu 1935’te ülkeyi işgal etti, İmparator Haile Selassie’yi tahtından indirdi ve kendi yönetimini kurdu. Ancak II. Dünya Savaşı’nda İtalya’nın teslim olmasının ardından Selassie 1941’de yeniden tahta çıktı ve ülkesini otuz yıl daha yönetti. Her ne kadar modernleşme adımları atsa da muhalefeti bastırmaktan geri durmadı. 1970’lerin ortasında yaşanan büyük kıtlık, insanların gözünde onu, acı çeken halkından kopuk bir lider hâline getirdi. 1974’teki bir darbeyle ikinci kez tahttan indirildi. Bir yıl sonra, “ameliyatın ardından gelişen komplikasyonlar nedeniyle” öldüğü açıklandı ancak daha sonra bazı askerî subaylar onu öldürmekten suçlu bulundu.
I. CHARLES
Mutlakiyetçi kral
Birleşik Krallık, 1625-49
I. Charles, kralların Tanrı tarafından seçildiğine ve görevlendirildiğine yürekten inanan katı bir monarşistti. Ancak İngiliz ve İskoç halkı aynı fikirde değildi. Tahta çıktığında halkın pek de sevmediği Katolik bir Fransız prensesiyle evlenen Charles, hemen ardından, politikalarına müdahale etmeye çalışan Parlamento’yu feshetti. Tam 11 yıl boyunca mutlakiyetçi bir hükümdar olarak ülkeyi tek başına yönetti ancak para sıkıntısına düşünce Parlamento’yu yeniden toplamak zorunda kaldı. Parlamenter monarşi isteyen meclis ile mutlakiyet yanlısı kral, kimin söz sahibi olduğu konusunda uzlaşamadığı için ülke hızla iç savaşa sürüklendi. Savaşın galibi Parlamento ve müttefiki ordu oldu. Charles, Westminster’da kurulan sehpada celladın baltasıyla boynu vurularak idam edildi. Onunla birlikte monarşi de sona erdi ve ülke, “Commonwealth” adıyla kralsız ve lordlar kamarasız bir cumhuriyet rejimine geçiş yaptı. Ancak kısa sürede yönetimin ipleri, Parlamento’nun en güçlü destekçisi olan siyasetçi ve askerî lider Oliver Cromwell’in eline geçti. 1653’te “Koruyucu Lord” unvanını alan Cromwell, hem Parlamento hem de orduyu arkasına alarak otoriter bir rejim kurdu. Cromwell’in 1658’deki ölümünün ardından yerine oğlu Richard geçtiyse de gerekli siyasi yetenekten yoksun olduğu kısa sürede anlaşıldı. Yönetimdeki istikrarsızlık ve ordu içindeki huzursuzluk, monarşiyi yeniden isteyenlerin elini güçlendirdi. Sonunda, 1660’ta I. Charles’ın sürgündeki oğlu tahta çağrıldı ve II. Charles olarak taç giydi. Böylece 11 yıllık cumhuriyet dönemi sona erdi ve monarşi geri döndü.
MUHAMMED RIZA PEHLEVÎ
Diz çöktürülen şah
İran, 1941-79
II. Dünya Savaşı sırasında, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin ortaklaşa düzenlediği bir işgal, babasının tahttan çekilmesine yol açınca Muhammed Rıza Pehlevî İran tahtına çıktı. 1950’lerin başında Başbakan Muhammed Musaddık, İran petrol endüstrisini millileştirmeye çalıştı ancak İngiltere ve ABD’nin desteklediği bir askerî darbeyle görevden alındı. Bu müdahale, şahın yetki ve otoritesini pekiştirmesini sağladı. Pehlevî, “Beyaz Devrim” olarak bilinen modernleşme hareketini başlattı ve bu program, İran’ın ekonomik ve askerî gücünü hızla artırdı. Ülke, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (Organization of the Petroleum Exporting Countries - OPEC) içindeki etkili konumuyla, küresel petrol fiyatları üzerinde söz sahibi oldu. Ancak 1979’da İslâm Devrimi patlak verdi ve tahttan indirilen şah, Mısır’a sürgüne gönderildi. Bir yıl sonra burada hayatını kaybetti.
II. NİKOLAY
Son çar
Rusya, 1894 – 1917
II. Nikolay, Avrupa’daki diğer büyük güçlerin gerisinde kalmış bir imparatorluğu miras aldı ve bu açığı kapatmak için ekonomik reformlara yöneldi. Fakat Britanya, Fransa ve Almanya’da çoktan terk edilmiş olan mutlak monarşiyi bırakmaya niyeti yoktu. Bu sebeple, 1905 Devrimi’nde ayaklanan halka çok sert bir şekilde karşılık verdi. Tahtta 12 yıl daha kalmayı başardı ancak Birinci Dünya Savaşı Rus halkı için hayatı iyice katlanılmaz hale getirmişti ve Petrograd’da (günümüzde St. Petersburg) çıkan bir isyan sonucunda tacını bırakmak zorunda kaldı. Onu devirenlerse, dokuz ay sonra Bolşevikler tarafından devrildi. Yeni rejim açısından Romanov ailesinin artık bir işlevi kalmamıştı. II. Nikolay ve ailesi, hapsedildikleri bir evin bodrum katında kurşuna dizilerek öldürüldü.
II. MANUEL
Beklenmedik varis
Portekiz, 1908-10
Manuel aslında tahta geçmesi beklenen kişi değildi ancak ailesine düzenlenen bir suikast, henüz 18 yaşındayken onu bir anda Portekiz tahtına taşıdı. Babası ve ağabeyi öldürülmüş, kolundan vurulan Manuel ise yaralı olarak kurtulmuştu. İlk icraatı, halkın pek sevmediği başbakanın istifasını istemek ve nispeten daha halk yanlısı bir monarşi modeli sunmak oldu. Fakat bu çabaları cumhuriyetçi kesimi memnun etmeye yetmedi. Ülke kronik bir siyasi istikrarsızlık yaşıyordu; yalnızca iki yılda tam yedi hükümet değişti. Bu süreçte Cumhuriyetçi Parti giderek güçlendi ve sonunda liderleri bir darbe girişimi başlattı. Devrimciler başkente yaklaşırken, Manuel saraydan ayrılıp kraliyet yatına binerek ülkeden kaçtı. Eski kral, hayatının geri kalanını sürgünde geçirdi. Memleketine geri dönme umudunu hiç yitirmese de bu dileği asla gerçekleşmedi.
II. WILHELM
Hatalarının kurbanı
Almanya, 1888 – 1918
Kaiser II. Wilhelm’in zorla tahttan indirilişi, Prusya ve Brandenburg’da yüzyıllardır hüküm süren Hohenzollern Hanedanlığı’nın da sonunu getirdi. Bunun için suçlayabileceği tek kişi ise kendisiydi. 1890 yılında, 31 yaşındayken, deneyimli şansölye Otto von Bismarck’ı görevden aldı ve haleflerine Almanya’yı küresel bir güç haline getirme emrini verdi. Almanya, bir imparatorluk kurmaya girişti, silahlı kuvvetlerini büyüttü ve uluslararası sahnede güç gösterisi yapmaya başladı. Fakat bu yeni rota, Avrupa’daki güç dengelerini altüst etti. Wilhelm’in izlediği kışkırtıcı siyaset, Balkanlar’daki yerel bir çatışmanın Birinci Dünya Savaşı’na dönüşmesine katkı sağladı. Savaş sırasında fiili iktidarı askerî yönetime bıraktı. Savaşın son iki yılı boyunca Almanya anayasal monarşi görünümünü korusa da bir tür askerî diktatörlükle yönetildi. Wilhelm, generallerin ve halkın desteğini kaybettikten sonra, Kasım 1918’de tahttan indirildi. 1941’de, sürgün yıllarını geçirdiği Hollanda’da öldüğünde İkinci Dünya Savaşı çoktan başlamıştı ve yaşadığı bölge Alman işgali altındaydı.
“WILHELM, HEM GENERALLERİNİN HEM DE HALKININ DESTEĞİNİ KAYBETTİ VE TAHTTAN İNDİRİLDİ”
Görseller: © Alamy, © Getty Images, © Shutterstock












