
Tarihe kürek çekmek
Yazı: Deniz Kilislioğlu
“Güneşin doğuşuna hiç şahit olmayanlar, batışını romantizm sanırlar.” Friedrich Nietzsche’ye ait olduğuna inanılan bu sözleri ilk duyduğumda gülenlerdendim. Büyük bir gün batımı sevdalısı olarak her türlü telkine de kapalıydım. Ta ki, gün doğumuyla tanışana kadar. Beni gün doğumuyla tanıştıran ise deniz küreği sporu oldu. Hiç kuşkusuz benim gibi uyumayı seven biri için ilk gün epey zordu... “Ne yapıyorum ben” diye sayıklıyor, uyku ihtiyacıyla gün doğumu arasına sıkışmış gibi hissediyordum. Bu çekişmeler, Haliç kıyısına indiğimde bitmişti. “Nietzsche galiba haklı” diye düşünürken, tekneye biniyordum. İstanbul’un uyanışı, güneşin aklınızı başınızdan alacak bir kızıllıkla doğuşu, o rengin suya yansıması, denizin çarşaf gibi dokusu, sonsuz bir sessizlik ve o sessizliği bozan kürek, su sesleri… “Hayatımda bu büyüleyici anı kaç kez yaşadım” diye düşündüğümde, çok fazla şahit olmadığıma kanaat getirdim. Beni aslında kürek sporuna bağlayan da bu büyüleyici tablo oldu.

Bilmediklerinizi kürek çekerken öğreniyorsunuz
Elbette ilk birkaç ders kürek kurallarını öğrenmek ve takıma uyum sağlamak için çok da etrafa bakamıyorsunuz. Zira kürek sporu, senkronizasyon demek. Önünüzdeki kişinin kol, bel, bacak hareketlerine odaklanmazsanız, o senkronizasyonu asla yakalayamıyorsunuz. Birkaç dersten sonra ise bu takip otomatik bir hale dönüşüyor, işte o zaman Haliç’in keyfine de varabiliyorsunuz ve bilmediğiniz pek çok yeni şeyi görüyor, yaşıyorsunuz. Örneğin, Galata istikâmetinde giderken Atatürk Köprüsü’nün sadece iki ayağının açık olduğunu, biri kırmızı, biri yeşil iki trafik ışığını olduğunu, bunun geliş ve gidiş yönünü belirlediği, aslında bir trafik kuralı olduğunu ancak bir ay sonra öğrendim. Yine Haliç’in Eyüp sahili istikametinde, biri büyük biri küçük iki ada olduğunu da küreğe başladıktan sonra fark ettim. Bilmeyenler için isimleri ‘Tavşan Adaları.’ Bu kadar çok kazın, ördeğin, karabatağın orada olduğunu görmek de heyecan vericiydi. Koç Müzesi’nin hemen rıhtımındaki denizaltıya neredeyse dokunarak geçmek, Tersane İstanbul’da Contemporary İstanbul’u senede bir kez de olsa denizden gezmek istemez misiniz? Ya da Haliç Köprüsü’nün altından geçerken başınızı yukarı kaldırdığınızda, İstanbul’un sadece trafikten ibaret olmadığını görmek? Ben küreğe çıktığım her gün Haliç’in farklı bir köşesini, farklı bir anını fotoğraflamaya bayılıyorum. Dahası güneşin Haliç’e, Galata Kulesi’nin hemen arkasından her gün farklı doğduğuna şahit olduğum için şükrediyorum. Hatta bazen kürek çekmeye ara verip, hocadan fotoğraf çekmek için mola istediğim bile oluyor. Çoğunlukla bana “Keşke kürek değil de fotoğrafçılık kursuna gitseydin” diye takılmasına rağmen, ne talep etmekten ne de o kareleri çekmekten sıkılıyorum. Ayvansaray’dan çıktığınızda, denizden tüm kızıl rengiyle Balat’taki Fener Rum Ortaokulu ve Lisesi’ni, altın kubbesiyle Bulgar Kilisesi Sveti Stefan’a selam vererek geçmek, Galata Köprüsü’ne kan ter içinde kürek çekmek, bir gün Boğaz’a açılabilme ihtimali bizi hep diri tutuyor. Bir saat boyunca işteki sorunlarınızdan, kişisel hayatınızdaki çıkmazlardan, sosyal hayatınızdaki tıkanmalardan kurtulup, tek başınıza Haliç ile, İstanbul ile baş başa kalmanın, ruhunuza kattığı değere paha biçemezsiniz. Kürek sporunu dünyanın pek çok farklı yerinde yapmak keyif verebilir, ama özellikle Tarihi Yarımada’da bu sporu yapmak herkese nasip olmaz. Dolayısıyla İstanbul’da yaşıyorsanız, hele ki bulutlar gökyüzüne her gün bambaşka bir tablo çizerken, bu fırsatı ömrünüzün geri kalanında daha kaç gün kaçırabilirsiniz?

Yeni başlayanlar için
İstanbul’da kürek sporu birkaç farklı noktada yapılabiliyor. Kısa bir Google aramasıyla hepsini listelemek mümkün. Neredeyse hepsi eski milli kürekçiler ya da kürek sporuyla profesyonel olarak ilgilenmiş hocaların açtığı kulüpler. Anadolu yakası için Caddebostan sahili, Avrupa yakasında için Haliç, Boğaz hattı, Büyükçekmece Gölü diğer alternatifler. Evinize ya da işyerinize yakın lokasyonu seçmek iyi olabilir. Sosyal medya hesaplarında ya da web sitelerinde bulunan iletişim numaraları üzerinden ulaştığınızda, size uygun ilk gün ve saati hemen ayarlayabiliyorlar. Kulüpten kulübe değişebilir ama ortalama ücret, aylık 500 TL ile 750 TL arasında değişiyor. Bir başka hesaplamayla sekiz ders için bu ücreti ödüyorsunuz, bu da haftada iki saat suya inmek demek. Spor rutini açısından bakıldığında ideal bir antrenman saati. Son bir notla bitirelim; genellikle kürek sporuna başlamak için bahar ya da yaz ayları tercih edilir ama havanın ısınması sebebiyle aslında sporcular açısından yaz ayları çok daha zorlayıcıdır. Kış aylarında başlamak vücut ve dış ısı dengesi açısından tercih edilebilir. Termal kıyafetler hayatınızın vazgeçilmezi olunca her şey daha da kolay oluyor. Zaten üşüme hissi, tekneye binene kadar. Fakat şunu da hatırlatalım kışın yağış ve kuvvetli rüzgâr derslerde iptallere yol açabiliyor. Bazen sahile kadar gidip tekneye binemediğiniz ve geri döndüğünüz de oluyor. Çıkamadığınız dersleri ise kulüpler mutlaka telafi ediyor. Özetle hayatınızı değiştirmek için bence geç kalmayın, kararınızı verin ve harekete geçin.












