
Tarihin en kanlı muharebesi
Sovyetler Birliği’nin Stalingrad şehrinde yaşanan büyük muharebe, İkinci Dünya Savaşı’nın dönüm noktasıdır. Stalingrad her iki taraf için de stratejik olarak çok önemli olmasa da şehir, ismi yüzünden hem Hitler hem de Stalin için saplantıya dönüşmüştü. Şubat 1943’te nihayet silahlar sustuğunda 1 milyondan fazla Wehrmacht ve Sovyet askeriyle birlikte sayısız sivil de canından olmuştu.
Stalingrad’ı ele geçirme fikri Nisan 1942’de Hitler’in zihninde şekillenmeye başladı. Bu fikir, Wehrmacht’ın Moskova’yı almasını engelleyen Sovyet karşı taarruzu yavaşlayınca ortaya çıktı. Hedef, Stalingrad’ı ele geçirip oradan Kafkasya’daki petrol sahalarına ilerlemekti. Böylece hem Alman ordularına önemli bir ikmal hattı sağlanacak hem de Sovyetlerin bu kaynağa erişimi kesilecekti. Mayıs ayında Harkov’daki Sovyet taarruzu bozguna uğratılınca Stalingrad’a giden yol açılmış oldu.
General Timoşenko’nun yıpranmış kuvvetleri, Ewald von Kleist komutasındaki 17. Panzer Ordusu ile Friedrich Paulus’un yönettiği 6. Panzer Ordusu’nun baskısı karşısında geri çekilirken Sovyetler bir “Stalingrad Cephesi” ilan etti. Bu cepheye Moskova’dan alelacele yedek birlikler gönderildi. Şehir Alman saldırısına karşı hazırlanmak zorundaydı. Ama sadece askerler değil, siviller de savunmanın bir parçası olacaktı.

200.000’e yakın sivil seferber edildi. Derinliği 1,8 metreyi bulan tank hendekleri kazmak için işçi gruplarına ayrıldılar. Bu sırada orduya bağlı mayıncılar şehre mayın döşüyor, okul çağındaki çocuklarsa Volga Nehri kıyısındaki yakıt tanklarını korumak için toprak duvarlar inşa ediyordu. Genç kadınlardan uçaksavar bataryaları oluşturuldu. Bu bataryalar Volga’nın her iki yakasına konuşlandırılarak Beketavka elektrik santralini ve meşhur Traktör Fabrikası gibi kritik noktaları savunmakla görevlendirildi. Bu fabrika, korkutucu T-34 tanklarının üretim merkezine dönüştürülmüştü. Yenilginin önüne geçmek için herkese iş düşüyordu.
Stalingrad’ı kurtarma harekâtının genel komutası acımasız General Vasili Çuykov’a verildi. Patlamaya hazır öfkesiyle meşhur olan Çuykov, hem yorgun askerlerinin moralini yükseltmek hem de geri çekilmeyi düşünen komutanlara korku salmak için yılmadan çalışıyordu. Firar edenler tereddütsüz kurşuna dizilecekti.
Çuykov’un bu umutsuz duruma yaklaşımı netti: “Vakit demek kan demektir.” Çatışmalar ne kadar uzarsa o kadar çok Alman kanı dökülecekti. Almanların önüne her türlü engel çıkarılmalıydı. Hareket edemeyen tanklar bile kazılan mevzilere gömülerek ateş desteği sağlıyordu. Stalingrad düşecekse de kanla kaplanmadan düşmeyecekti.

“ZAMANIMIZIN BARIŞI”
21 Ağustos’ta Don Nehri’ni geçerek ilerleyen Almanlar 23 Ağustos’ta Stalingrad’a saldırmaya başladılar. General von Richthofen komutasındaki 4. Hava Filosu 1.200 uçaktan oluşuyordu (Junkers 88 ve Heinkel 111 bombardıman uçakları). Filonun tamamı Stalingrad’ı cehenneme çevirmek üzere havalandı. Toplam 1.600 sorti yapan pilotlar yaklaşık 1.000 ton bomba bıraktı ve bu saldırıda sadece üç uçak kaybetti.
Stalin büyük bir panik yaratmaktan çekindiği için sivillerin tahliyesine izin vermemişti. Bu yüzden şehirde kalan binlerce sivil hayatını kaybetti. Ahşap evler kül olurken apartmanlar ya tamamen yıkıldı ya da harabeye döndü. Bütün şehre rastgele bomba yağdıran Luftwaffe, hastaneyi, su tesislerini, telefon hatlarını ve nehir kıyısındaki yakıt depolarını vurdu. Patlayan tanklardan çıkan alevler kararmış gökyüzünde 450 metreye kadar yükseldi.
Bu bombardımanın gölgesinde 16. Panzer Tümeni bozkırdan şehre doğru atıldı. Uçaksavar bataryaları Almanların üzerine 37 mm’lik mermiler yağdırmaya başladı ama bu direnişe rağmen panzerler Stuka bombardıman uçaklarının da yardımıyla ilerlemeye devam etti. 23 Ağustos’ta öğleden sonra Almanlar Volga Nehri’ne ulaştı.

Bu denli ağır bir bombardımanın ardından Sovyetlerin artı direnemeyeceğini düşünen Almanlar hızlı bir zafer bekliyordu. Ama trajik bir ironi olarak, şehirde bıraktıkları harabe alanlar aslında kendi çöküşlerinin temellerini atacaktı. Stalingrad’ın dar sokakları, yakın mesafe çatışmaların hâkim olduğu ve keskin nişancıların görev yaptığı bir ölüm tuzağına dönüşmüştü. Almanların alışık olduğu hızlı ve geniş çaplı manevralar burada işe yaramıyordu.
Bombardımandan sonraki günlerde General Hoth’un birlikleri yavaş yavaş ilerleyerek Rus 64. Ordusu’nu geri püskürttü. Saldırıdan önce karşılaştıkları zayıf direnişten cesaret alan Paulus, adamlarının dinlenmesine fırsat vermeden onları doğrudan çatışmaya soktu. Alman askerleri sokaklara dolarken Sovyet takviyeleri de aynı sokaklara yayılıyordu.
Sovyetler için durum umutsuzdu. O kadar çaresizlerdi ki düşmana doğru hücuma koşan askerlerin arkasına makineli tüfek mevzileri kurmuşlardı. Askerlerin seçenekleri netti: ya savaşarak ölmek ya da geri çekilerek ölmek. Üstelik bu askerler nehrin öte yakasından ağır Alman ateşi altında taşınan ikmallerle ayakta durmaya çalışıyordu.
Panzer birlikleri havadaki uçakların desteğiyle şehirde savaşarak ilerlemeye çalıştı. Ama dar sokaklar tankları çok savunmasız bırakıyordu. 31 Ağustos’a gelindiğinde Almanlar Stalingrad-Morozask demiryoluna ulaşmıştı. Paulus artık Sovyet 62. ve 64. Ordularını bölüp yok edebileceğine inanıyordu.
İki gün önce Mareşal Georgiy Jukov’un gelişi, Sovyetlerin karşılaştığı devasa zorluğu bir kez daha gözler önüne sermişti. Dur durak bilmeyen hava bombardımanları altında moraller çökmek üzereydi. Hatta bir tümen komutanı, adamlarını sıraya dizip her on kişiden birini vurduktan sonra silahındaki mermi bitene kadar bu uygulamayı sürdürdü. Sovyetler panzer ilerlemesini durdurmak için karşı saldırıya hazırlanırken Jukov bu saldırıyı ertelemek için Stalin’e yalvarmaya başladı.
Mareşal, askerlerin teçhizat ve cephanelerinin eksik olduğunu, birliklerin ağırlıklı olarak yaşlı yedek askerlerden oluştuğunu görmüştü. Buna rağmen Stalin, Alman tanklarının yaklaşmasını gerekçe göstererek, gecikmenin ölümcül olabileceğini savundu. Jukov nihayetinde iki günlük bir erteleme almayı başarsa da bu pek bir fark yaratmadı, çünkü sonrasında gerçekleşen taarruz kısa ömürlü olacaktı.

DİŞE DİŞ
Sovyet 1. Muhafız Ordusu Rus steplerinde yalnızca birkaç kilometre ilerleyebildi, Alman 24. Ordusu ise âdeta başladığı noktaya geri döndü. Almanlar bir karış toprak bile kazanamamıştı. Yine de Sovyetlerin saldırısı tamamen boşa gitmedi. Alman 62. ve 64. Ordularından geriye kalanlar şehir sınırlarına çekilirken Paulus yedek birliklerini başka yöne kaydırmak zorunda kaldı. Almanlar ağır bir bedel ödedi: Sadece bir günde 6 tabur komutanını kaybettiler, birçok bölük yok oldu, bazıları yalnızca 40 askerle kaldı.
Sovyetler el bombasından Molotof kokteyline kadar ellerindeki her aracı kullandı. Pek çoğu silahsız şekilde cepheye koştu. Yoldaşlarından biri ölürse onun silahını alıyorlardı. Şehre yeni gelen askerlerin ortalama yaşam süresi 24 saatten azdı. Alman 6. Ordusu ve 4. Panzer Ordusu’na karşı artık 40.000’den az Sovyet askeri kalmıştı. Almanlar Stalingrad’ın düşmesinin an meselesi olduğuna inanıyordu.
Hitler’le Vinnitsa’daki karargâhında yaptığı zirvenin ardından Paulus, 12 Eylül’de bir sonraki büyük saldırıyı başlattı. Yeni bir topçu bombardımanı ve hava saldırısının ardından Wehrmacht ilerlemeye başladı. Hedef, Volga Nehri’ne bakan Mamayev Kurganı adlı tepeydi. (Rakımı 102 metre olduğu için bazı haritalarda adı “Rakım 102” olarak geçiyordu.) Askerler demiryolu istasyonuna yönelirken, Hoth’un panzer ve piyade birlikleri ise tahıl silosunu hedef almıştı.
Stalin, Volga’nın batı kıyısını güvence altına almak üzere adam gönderilmesini emretti. 13. Muhafız Tümeni Alman ateşi altında nehri geçmek için sıraya girdi. Kıyıya ulaşanlar en küçük bir gecikmenin bile ölüm demek olduğunun farkındaydı. Bu sebeple, botlardan atlar atlamaz düşmana saldırıyorlardı. Her iki taraftan da takviye birlikleri gelmeye devam ederken yakın mesafeden çatışmalar başladı. Mamayev Kurganı’nın stratejik önemi çok büyüktü. Bu tepe kaybedilirse Almanlar nehrin kontrolünü ele geçirecek ve Sovyet tedarik hattı tamamen kesilecekti.

ÖLÜM FABRİKALARI
Almanlar ilerledikçe karşılaştıkları direniş daha da sertleşti. Her bina için dişe diş çatışmalar yaşandı, sayıca çok az olan Sovyetlerin dalga dalga gelen saldırılara direndiği sayısız hikâye ortaya çıktı. Bunların en bilinenlerinden biri “Pavlov’un Evi”dir. Bu binanın Almanlara Fransa seferinin tamamından daha fazla askere mal olduğu söylenir. Bu gibi çatışmalarda alev makineleri oldukça etkili olsa da yıkıntılar arasında üstünlük kuranlar keskin nişancılardı. Meşhur keskin nişancı Vasili Zaytsev de bu savaşta ünlenmişti. Almanlar bu acımasız savaşlara “Rattenkrieg” yani “Sıçan Savaşı” adını vermişti.
Ekim ayının başlarında Almanlar şehrin kuzeyindeki fabrika bölgesine saldırıya geçti. Kızıl Ekim Kompleksi ve Traktör Fabrikası da dahil olmak üzere bu fabrikaların çoğu kaleye dönüştürülmüştü ve sürekli el değiştiriyorlardı. Bazı durumlarda panzerler içeri girebilmek için binalara bodoslama çarpmak zorunda kalıyordu.
Ekim sonuna gelindiğinde kilit noktalar nihayet Almanların eline geçmiş ama bunun bedeli çok ağır olmuştu. Saldırının son dalgası, Katyuşa ve havan ateşi yağmuru altında kesintiye uğradı. Kış yaklaşırken Wehrmacht’ın gücü tükenmişti.
11 Kasım’da son bir hamleyle nihai bir kırılma noktası yaratmayı denediler. Luftwaffe fabrika bacalarını yerle bir ederken piyade birlikleri ise binaları ele geçirdi ama kısa sürede geri çekilmek zorunda kaldılar. Stalingrad’ın sokakları yanmış tanklarla doluydu, Sovyetler siper kazmıştı ve son mermilerine kadar direniyorlardı. Öyle ki, sadece 15 kişilik bir birlik, Volga’daki yakıt tanklarına yönelen saldırıyı püskürtebildi. Bu yiğit adamların azmi sayesinde Almanlar “canavarlarla” savaştıklarına inanmaya başlamıştı. İşte bu canavar savaşçılar yakında muazzam bir intikamın da başını çekecekti.
Sovyetler sanayi tesislerini Volga’nın gerisine taşıdıkları için fabrikalarda büyük miktarlarda üretim sürüyordu. Bu fabrikalar, aralarında T-34’ün de bulunduğu tanklardan ayda 2.200 civarında üretiyordu. Hitler, Sovyetlerin sanayi kapasitesini hafife almıştı ve onların tüm güçlerini tükettiklerini sanıyordu. Bu kibir, Uranüs Harekâtı’nı daha da sarsıcı hale getirdi.
Tükenmiş görünen Sovyetler aslında gizlice devasa bir ordu toplamıştı. Bu ordu, basit ama vahşi bir yandan kuşatma saldırısıyla harekete geçecekti. Ana saldırı kuvveti Stalingrad’ın 160 km batısından yola çıkarken bir diğer büyük birlik de Don Nehri’nin güneyinden ilerliyordu. Güneyden ise zırhlı birlikler hücuma geçmişti. 19 Kasım sabahı kar yağarken büyük bir Sovyet bombardımanı başladı. Almanlar ve yanlarında savaşan İtalyanlarla Rumenler neye uğradığını anlayamadı. 6. Ordu’nun kuşatılması başlamıştı ve bu harekât, ordunun yok edilmesiyle son bulacaktı. Hitler, Paulus’un geri çekilmesine izin vermemişti. Göring ise kuşatma altındaki birlikleri Luftwaffe’nin ikmal edilebileceğini söylüyordu. Bu iki hata, 6. Ordu’nun kaderini belirledi ve 1943 Şubat’ının ilk günlerinde Stalingrad sessizliğe gömüldü.
Akıl almaz bir şiddete tanıklık eden bu korkunç muharebe, insanlık tarihinin en kanlı muharebesi olarak kabul edilir. Winston Churchill, “Stalingrad başlangıcın sonuydu.” demiştir. Bu muharebe, Wehrmacht’ın bir daha asla toparlanamayacağı travmatik bir zayıflamanın da işaretiydi. Ardından Kızıl Ordu Berlin’e yürüyecek, iki yıldan fazla sürecek bir çatışma daha yaşanacaktı ama İkinci Dünya Savaşı’nın kaderi Stalingrad’ın harabelerinde çoktan belirlenmişti: Hitler’in Üçüncü Reich’ının sonu gelmişti.

PAVLOV’UN EVİ’NDE NE OLDU?
“Pavlov’un Evi” ismi, evin savunmasına katkı sağlayan Çavuş Yakov Pavlov’dan geliyor. Bu binanın kuşatılması Almanlara ağır kayıplar verdirdi ve Kızıl Ordu’nun azim sembolüne dönüştü.
Almanlardan geri alınan dört katlı binaya yerleşen 13. Muhafız Tümeni askerleri her pencereye makineli tüfekler yerleştirdi, binayı dikenli teller ve mayınlarla çevreledi. Ayrıca binanın çatısına yerleştirilen bir tanksavar topunun, düşman tanklarının atış menzilinin dışında kaldığını fark ettiler.
Volga Nehri’ne bakan bina, savunmacılara kuzey, güney ve batı yönlerinde 1 kilometrelik net bir görüş alanı sağlıyordu. (İkmal malzemeleri bir siper aracılığıyla nehirden getiriliyordu.) 27 Eylül’den 25 Kasım’a kadar dalga dalga gelen Alman saldırılarını püskürtmeyi başardılar.
ZAMAN ÇİZELGESİ
- 23 Ağustos 1942
Molotov-Ribbentrop Paktı’nın üçüncü yıldönümünde Stalingrad’a havadan saldıran Almanlar binlerce insanı öldürdü.
- 23 Ağustos 1942
Saldırı öyle şiddetliydi ki Almanlar gün batımına doğru Volga Nehri’ni görebiliyordu, çünkü manzarayı kapatan binalar artık yoktu.
- 31 Ağustos 1942
Almanlar kilit demiryolu hattına ulaşmak için kanlı bir şekilde ilerliyor ve Sovyetleri geri çekilmeye zorluyordu.
- Eylül 1942
Sovyetler Eylül ayının başlarında umutsuz bir karşı saldırı başlattı. Büyük bir ilerleme kaydedemediler ama 62 ve 64. Ordulardan geriye kalanları kurtardılar.
- 12 Eylül 1942
Paulus yeni bir saldırıya başladı. Şehir topçu ateşi ve hava bombardımanıyla yerle bir edildikten sonra birlikler Mamayev Kurganı’na ulaştı.
- Kader Anı
Mamayev Kurganı Muharebesi
12 Eylül itibarıyla
Bu stratejik tepe kaybedilirse Almanların Volga üzerinde hâkimiyet kazanacağını bilen Stalin, tepeyi geri almak üzere asker gönderdi. Böylece Mamayev Kurganı için kanlı bir mücadele başladı.
- 4 Ekim 1942
Almanlar şehir içinde daha da ilerleyerek sanayi bölgesine ulaştı. Sovyetler Traktör Fabrikası gibi önemli binaları savunmak için yoğun çatışmalara girdi.
- Ekim 1942 ortası
Ekim Devrimi’nin yıldönümü yaklaşırken Vasili Zaytsev önderliğinde bir keskin nişancı kültü ortaya çıktı. 225 düşman askeri öldüren Zaytsev, genç keskin nişancıları eğitmeye başladı.
- Ekim 1942 sonu
Neredeyse bir ay süren çatışmaların ardından Almanlar genel kontrolü ele geçirdi. Ancak Sovyet savunmacıları hâlâ yakınlarda, bazıları Traktör Fabrikası’nın içindeydi.
- Kader Anı
Almanlar son bir darbe vurmaya çalışıyor
11 Kasım
İkmal maddeleri tükenmekte olan General Paulus savaşı bitirmek için son bir girişimde bulundu. Almanlar ileri atılıp birçok binayı ele geçirdi ama öldürücü darbeyi indiremediler.
- 19 Kasım 1942
Stalingrad’dan 160 km uzakta 1 milyon asker toplayan Sovyetler büyük bir kuşatma başlattı. Amaçları şehirdeki ve bozkırdaki Alman birliklerini kapana kıstırmaktı.
- 21 Kasım 1942
Paulus, yaklaşan Sovyet birliklerinin artık 6. Ordu’nun her iki kanadını da tehdit ettiğini duyunca dehşete kapıldı.
- 21 Kasım 1942
Paulus, Sovyet tankları yaklaşırken karargâhını terk etti. General Walther von Seydlitz, iki piyade tümenine ikmal malzemelerini yakıp Stalingrad’dan geri çekilmelerini emretti.
- 22 Ocak 1943
Kuşatmayı yarma umutları tükenirken Hitler, tuzağa düşmüş 6. Ordu’ya şu emri gönderdi: “Teslim olmak söz konusu değildir. Askerler sonuna dek savaşmalıdır.”
- 31 Ocak l - 2 Şubat 1943
Kuşatılmış birlikler teslim olmaya başladı. Yaklaşık 91.000 asker esir alındı. Bunların sadece 5.000 kadarı Almanya’ya dönebilecekti.












