
Toplama kamplarının kurtuluşu
Kapıdan içeri adım attığımda yürüyen ölülerle karşılaştım… Dövülmüş, aç bırakılmış, işkence görmüş, dünyayı yaşanabilir kılan her şeyden mahrum edilmiş insanlardı bunlar. Bir deri bir kemik kalmışlardı. Yüzleri iskelet gibi, gözleri derin çukurlara gömülmüş gibiydi. Saçları kazınmıştı ve çoğu ayakta durabilmek için birbirlerine tutunuyordu. Yetersiz beslenmeden vücutlarında yaralar çıkmıştı. Bir adam ellerini uzattı, parmakları bu yaralardan oluşan kabuklarla birbirine yapışmıştı. Bana doğru sendeleyerek yaklaştıklarında geri çekilip kendi kendime şöyle dedim: “Bu nasıl bir çılgınlık? Kim bu insanlar? Böyle bir cezaya layık görülecek ne yapmış olabilirler ki?”

Bu sözler, Nisan 1945’te Buchenwald toplama kampına ilk ulaşanlardan biri olan siyahi Amerikalı Çavuş Leon Bass’e ait. Bass’in birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde böyle manzaralarla karşılaşacak pek çok Amerikan, İngiliz ve Sovyet birliğinden sadece biriydi.
Temmuz 1944’te Polonya’daki Majdanek kampına ulaşan Rus birlikleri, Üçüncü Reich’ın en karanlık sırrının ilk tanıkları oldu. Sovyetlerin hızla ilerlemesiyle şaşkına dönen Almanlar kampı yıkmaya ve katliamların izlerini silmeye çalışmıştı. Cesetlerin yakıldığı büyük krematoryum bile ateşe verilmişti. Ancak kitlesel cinayetlerin işlendiği gaz odaları hâlâ yerli yerindeydi. Yaz bitmeden Kızıl Ordu; Belzec, Sobibor ve Treblinka’daki ölüm kamplarının bulunduğu bölgelere de ulaştı. Gerçi bu kamplar 1943’te dağıtılmıştı çünkü Polonya’daki 3 milyon Yahudi’nin büyük kısmı çoktan öldürülmüş, bu kamplara artık ihtiyaç kalmamıştı.

Ocak 1945’te Sovyetler güneybatı Polonya’daki Auschwitz kampına ulaştıklarında, Nazilerin cinayeti endüstriyel boyuta taşıdığını gösteren kanıtlara ulaştılar. Altı Nazi imha kampından biri olan Auschwitz, savaşın son aylarında hâlâ faal olan tek kamp olmasının yanı sıra, insanlık tarihindeki en büyük kitlesel katliamın gerçekleştirildiği yerdi. Burada 1,1 milyondan fazla insan öldürülmüştü.
Kaçan Almanlar, Auschwitz’te hayatta kalan mahkûmların çoğunu batıya doğru “ölüm yürüyüşüne” çıkarmıştı. Ancak Sovyet askerleri hâlâ hayatta olan, zayıf düşmüş ve hayalet gibi dolaşan 7.000’den fazla mahkûm buldu. Bu insanlar akıl almaz bir vahşete tanıklık ettiklerini anlatıyordu. Meşhur Dr. Mengele gibi sadist doktorların acımasız deneylerine maruz kalmış 180 çocuk da vardı.

Korkunç suçların başka kanıtları da vardı. Sovyetler kişisel eşyalarla dolu ambarlar buldu. Bavullar, gözlükler ve yedi ton insan saçı… Bunların hepsi artık yaşamayan insanların eşyalarıydı. Bedenleri yakılmış, külleri rüzgârla savrulmuştu. Peki ama bu kâbus gibi yerler nasıl ortaya çıkmıştı ve Bass’in de sorduğu gibi, bu insanlar ne yapmıştı da başlarına bunlar gelmişti?
Almanya’daki ilk toplama kampı, Hitler’in iktidara gelmesinden sadece 15 gün sonra, 1933’te açıldı. Toplama kampları yeni bir fikir değildi. Ana fikir, çok sayıda tutukluyu dar bir alanda bir araya toplamaktı. ABD hükümeti 1838’de Amerikan yerlilerini alıkoymak için bu yöntemleri kullanmış, Almanya da Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Namibya’da benzer kamplar kurmuştu. Ancak Alman topraklarındaki ilk kamp, Bavyera’daki Dachau’da, terk edilmiş bir fabrikanın içinde kurulmuştu. Başlangıçta rejime tehdit olarak görülen 5.000 tutukluyu barındırmak için tasarlanmış ve siyasi mahkûmlarla doldurulmuştu. Ancak Nazi rejimi yayıldıkça bu mahkûmlara eşcinseller, Yehova Şahitleri, Romanlar ve 1935’te yürürlüğe giren Nürnberg Yasaları’nın ardından çok sayıda Yahudi de eklendi.

Savaş yaklaştıkça Almanya genelinde daha fazla kamp inşa edildi: 1936’da Sachsenhausen, 1937’de Buchenwald, 1938’de Flossenbürg, ertesi yıl da Bergen-Belsen. Eylül 1939’da Polonya işgal edilince, Alman halkının gözünden uzakta çok daha büyük komplekslerin inşa edilebileceği yeni topraklara ulaşılmış oldu. 1933 ile 1945 arasında Nazilerin yaklaşık 40.000 kamp ve gözaltı merkezi kurduğu tahmin ediliyor. Bu kampların birçoğu rejime köle işçi temin etmek veya çeşitli yıldırım harekâtlarında ele geçirilen savaş esirlerini tutmak için kullanıldı. Ancak
Auschwitz gibi bazıları doğrudan kitlesel cinayet işine adanmış yerlerdi.
Mayıs 1940’ta Polonyalı savaş esirleri için inşa edilen Auschwitz, kısa sürede siyasi mahkûmlar ve “istenmeyen” kişiler için de bir gözaltı merkezine dönüştü. Başlangıçta bir çalışma kampı olan Auschwitz, Ocak 1942’de “Yahudi Sorununa Nihai Çözüm”ün resmi devlet politikası haline gelmesiyle Nazi sisteminin en meşhur ölüm merkezine dönüştü.

Gaz odaları ve krematoryumlar başka kamplarda da vardı ama devasa Auschwitz kompleksinde tam 8 gaz odası ve 46 fırın bulunuyordu. Burası haftada 42.000 kişiyi yok edebilecek kapasitedeydi. Zyklon B gazının kullanımına burada başlandı. Topluca duş alacakları söylenen mahkûmlar gaz odalarına sokuluyor, kapılar kilitleniyor ve SS muhafızları duvarlardaki bacalardan Zyklon B kapsüllerini içeri atıyordu. Bu kapsüller havayla temas edince buharlaşıp siyanür gazı salıyordu. Bu son derece etkili öldürme yöntemini kamp komutanı Rudolf Höss’ün yardımcısı SS Yüzbaşı Karl Fritzch, Ağustos 1941’de Sovyet savaş esirleri üzerinde yaptığı deneysel infazlar sırasında geliştirmişti.
Auschwitz’in keşfi, Holokost’un ulaştığı dehşet verici boyutların en net örneği olsa da son örneği olmayacaktı. Sonraki aylarda Sovyetler Polonya’da, Baltık ülkelerinde ve Almanya’daki başka kamplara da ulaştı. Batı’da ise ilerleyen Amerikan birlikleri diğer Alman kamplarını kurtardı. 11 Nisan 1945’te Buchenwald ele geçirildi, bu sayede 20.000’den fazla mahkûm özgürlüğüne kavuştu. Ardından Dora-Mittelbau, Flossenbürg, Malthausen ve 29 Nisan’da Dachau kurtarıldı. Dachau o güne kadar yaklaşık 32.000 cinayete tanıklık etmişti.

İngiliz kuvvetleri ise 5 Nisan 1945’te Kuzey Almanya’daki kampları kurtardı. Bunlardan biri olan Bergen-Belsen’de yaklaşık 60.000 mahkûm bulunuyordu. Çoğu tifüs salgını yüzünden ağır hastaydı. Serbest kaldıktan sonraki birkaç hafta içinde 10.000’den fazlası hayatını kaybetti.
Ancak Hamburg yakınlarındaki Neuengamme kampının mahkûmları en trajik kaderlerden birini yaşadı. 26 Nisan’da yaklaşık 10.000 mahkûm, Baltık Denizi’ndeki Lübeck Körfezi’ne demirlemiş dört hapishane gemisine bindirildi. Bu gemilerin Norveç’e giden SS askerleriyle dolu olduğuna dair yanlış istihbarat alan İngiliz uçakları, 3 Mayıs’ta silahsız gemilere saldırarak üçünü batırdı. Hayatta kalıp kıyıya doğru yüzmeye çalışanlara pilotlar makineli tüfeklerle ateş açtı. Su yüzeyinde hiçbir canlı kalmayana kadar onları taradılar. Kısa süre sonra bölgeye ulaşan İngiliz birlikleri, kıyıya vuran binlerce cesedi karşılarında buldu. Savaş, bu trajediden sadece beş gün sonra sona erdi.

Kampların kurtuluşu
- Majdanek İmha Kampı, Polonya
Sovyetler hızla ilerleyince Naziler Majdanek’i yok edecek zamanı bulamadı. Burası endüstriyel katliamın ilk kanıtıydı. Kampta 78.000 kişinin öldüğü düşünülüyor. 22 Temmuz 1944
- Belzec İmha Kampı, Polonya
1944 yazında Kızıl Ordu Belzec’i ele geçirdi. Ancak kamp çoktan parçalanmış, tahminen 600.000 kişinin hayatını kaybettiği bu yer boşaltılmıştı. Temmuz 1944
- Treblinka İmha Kampı, Polonya
Nazi hapishane sistemindeki altı imha kampından biri olan Treblinka da Sovyetler ulaşmadan önce yok edilmişti. Burada 900.000 kişi öldürülmüş olabilir. Temmuz 1944
- Sobibor İmha Kampı, Polonya
Kızıl Ordu bu bölgeyi 1944 yazının sonlarında ele geçirdi. Kamp, bir yıl önce mahkûmların isyanı sonucu kapatılmıştı. Burada yaklaşık 250.000 kişi öldürüldü. Ağustos 1944
- Natzweiler-Struthof Toplama Kampı, Fransa
Fransız Birinci Ordusu tarafından özgürleştirildi. Kamp, 52.000 tutukluya ev sahipliği yapmış ve 22.000 cinayete tanıklık etmişti. SS Binbaşı August Hirt burada bir “Yahudi iskeleti koleksiyonu” tutuyordu. 23 Kasım 1944
- Chełmno İmha Kampı, Polonya
Sovyetlerin bölgeye ulaşmasının hemen öncesine kadar faal olan kamp, Naziler tarafından suç delillerini yok etmek amacıyla ortadan kaldırıldı. Burada 340.000 kişi öldürülmüş olabilir. 17 Ocak 1945
- Auschwitz-Birkenau İmha Kampı, Polonya
En büyük kamp olan Auschwitz-Birkenau’da 7.000 SS subayı görev yapıyordu. Ünlü tutuklular arasında Anne Frank, yazar Primo Levi ve Nobel Ödüllü Imre Kertész de vardı. 27 Ocak 1945
- Bergen-Belsen Toplama Kampı, Almanya
İngiliz 11. Zırhlı Tümeni askerleri kampın dört bir yanına dağılmış 13.000 gömülmemiş cesetle karşılaştı. Toplam 50.000 kişinin burada hayatını kaybettiği sanılıyor. 15 Nisan 1945
- Sachsenhausen Toplama Kampı, Almanya
Kızıl Ordu tarafından kurtarıldığında kampta yalnızca 3.000 mahkûm kalmıştı. Diğer 33.000 kişi birkaç gün önce ölüm yürüyüşüne zorlanmıştı. 22 Nisan 1945
- Flossenbürg Toplama Kampı, Almanya
Kurtarılmadan hemen önce Flossenbürg’de bir dizi infaz gerçekleştirildi. Kurbanlar arasında 13 İngiliz ajanı, Hitler’e suikast planlayan yedi Alman subayı ve teolog Dietrich Bonhoeffer vardı. 23 Nisan 1945
- Dachau Toplama Kampı, Almanya
Amerikan birlikleri ilk Nazi toplama kampını kurtarmadan sadece üç gün önce 10.000 mahkûm Avusturya’ya doğru yürümeye zorlandı. Yürüyüşte 1.000’den fazla kişi öldü. 29 Nisan 1945
- Ravensbrück Toplama Kampı, Almanya
Çoğunlukla kadın ve çocuklara ev sahipliği yapan bu kampta 117.000 kişinin ölmüş olabileceği düşünülüyor. Kurtarma sırasında Kızıl Ordu 3.500’den az kişiyi canlı bulabildi. 30 Nisan 1945
- Neuengamme Toplama Kampı, Almanya
İngilizlerin kurtardığı bu kampta “ölümüne çalıştırma” politikası uygulanıyordu. 42.900 tutuklunun ağır iş, hastalık, yetersiz beslenme ve insanlık dışı muamele sonucu öldüğü tahmin ediliyor. 4 Mayıs 1945
- Mauthausen-Gusen Toplama Kampı, Avusturya
ABD ordusu kampı özgürleştirmeden önce burada 320.000 kişi ölmüş olabilir. Kurtulanlardan Simon Wiesenthal, yaşamını Nazi savaş suçlularını yakalamaya adadı. 5 Mayıs 1945
- Stuffhof Toplama Kampı, Polonya
Sovyet kuvvetleri Stuffhof’u kurtardığında sadece 100 mahkûm hayattaydı. Daha önce kamptan çıkarılan 50.000 kişinin çoğu Baltık Denizi’ne yürütülmüş, orada suya sokulup vurulmuştu. 9 Mayıs 1945












