Haber kapak görseli
Genel
7 dk okunma süresi
All About History

Uğursuz ruhlar: Gullah Geechee hayalet inancı

Amerika’daki Gullah Geechee topluluğunda, Batı ve Orta Afrika’nın köleleştirilmiş halklarının torunları, atalarının geleneklerini ve inançlarını yaşatmaya devam ediyorlar.

Yazan: Catherine Curzon

ABD’nin güneydoğusunda, yaklaşık 31 bin kilometrekarelik bir alanda, Gullah Geechee halkı köklerini yaşatmaya devam ediyor. Batı ve Orta Afrika’dan getirilip köleleştirilmiş insanların torunları olan bu topluluk, atalarının inançlarını, ritüellerini ve geleneklerini bugüne taşıyor. Gullah Geechee kültürünün ayrılmaz bir parçası olan Hoodoo, doğayla ve ruhani dünya ile iç içe geçmiş, bedeni, ruhu ve zihni merkezine alan bir halk geleneği. Üstelik bu mistik inanç sisteminin yanı sıra, topluluğun hâlâ yaşatılan hayalet hikâyeleriyle dolu zengin bir anlatı dünyası var.

Afrika’dan uzun ve meşakkatli yollarla Amerika’ya zorla getirilen insanlar, yanlarında kültürlerini ve inançlarını da taşıdılar. Hoodoo da işte bu zorunlu göçle birlikte Amerika’ya ulaştı. Bu gelenek, ruhani ritüellerin yanı sıra, “rootwork” adı verilen özel bir bitki ilimini de içeriyor. Afrika’da nesilden nesile aktarılan bu kadim bitki ilimi, köleleştirilen insanların Amerika’daki bitki örtüsünü hızla tanıyıp, Hoodoo uygulamalarına dahil etmesiyle yeni topraklara adapte oldu.

Ancak, köle sahipleri ve dönemin yasaları, bu inançların açıkça uygulanmasını yasaklıyordu. Bu yüzden birçok ritüel gizlice gerçekleştirildi. Hatta bazı Hoodoo uygulamaları, köleleştirilmiş insanların özgürlüğü için bir direniş aracı haline geldi. 1712’de, sömürge dönemi New York’unda, Peter the Doctor isimli özgür bir Hoodoo büyücüsü, bir köle ayaklanmasını yönetti. Ayaklanmaya katılanlara, kendi hazırladığı büyülü bir toz verdiği biliniyor. Bu gizemli karışımın onları zarar görmekten koruyacağına inanılıyordu. Akademisyenler, bu tozun içeriğinde büyük ihtimalle Afrikalı mezarlarından alınan toprağın bulunduğunu düşünüyorlar. Zira yaygın inanca göre mezar toprağı, ata ruhlarını direnişçilerle birlikte savaşmaya davet ediyordu. Mezar toprağı, sadece isyanlarda değil, kaçışlarda da kullanılıyordu. Kölelikten kaçanlar, izlerini kaybettirmek için yer altı kaçış ağı “Underground Railroad” boyunca ilerlerken bu toprağı ayak tabanlarına sürerlerdi. Bunun, peşlerindeki köpekleri şaşırtıp izlerini kaybettirdiği söylenirdi. Hoodoo pratiğinin temel taşlarından biri olan bitki ilimi, büyü ve ruh çağırma ritüelleri (conjure olarak da bilinir), köleleştirilmiş insanlar için yalnızca bir inanç sistemi değil, aynı zamanda hayatta kalmanın, direnmenin ve kendilerini korumanın bir yolu oldu. Tarlalarda çalışan Hoodoo büyücüleri, bitkilerden hazırladıkları sihirli tozlarla efendilerine karşı sessiz ama etkili bir savaş verdiler. Kötü muameleye maruz kalan köleleştirilmiş insanlara, çiğnemeleri için kökler verilir ve bu çiğnenmiş köklerin posasını, efendilerinin yönüne doğru tükürmeleri öğütlenirdi. Bu ritüelin, onları zulümden koruyacağına inanılırdı.

En iyi bilinen mistik savaşçılardan biri, Yaşlı Julie adında bir Hoodoo uygulayıcısıydı. Anlatılanlara göre, kendisine zarar verenleri lânetleme gücüne sahip olduğuna inanılır, bu yüzden adı, hem saygı hem de korkuyla anılırdı. Hatta bir noktada, çiftlik sahibi lânetlerinden korktuğu için Julie’yi satmaya karar verdi. Yeni bir plantasyona gönderilmek üzere bindirildiği buharlı gemi ise, tam yol alırken gizemli bir şekilde rotasından sapıp başladığı noktaya geri döndü. Geminin nasıl olup da geri döndüğü açıklanamasa da, bu olayın ardından çiftlik sahibi, Yaşlı Julie’yi bir daha satmaya cesaret edemedi ve hayatının sonuna kadar topraklarında kalmasına izin vermek zorunda kaldı.

Conjure sadece fiziksel olarak değil, psikolojik olarak da köleleştirilmiş insanlara güç verdi. Beyaz efendiler tarafından tam olarak anlaşılamayan bu gelenek, Afrikalıların elinde güçlü bir direniş aracı haline geldi. Köleliğin kaldırılmasının ardından da Hoodoo geleneği gücünü korudu, nesilden nesile aktarıldı ve özellikle seyahatlerin yayınlaşmasıyla Amerika’nın dört bir yanındaki siyahi topluluklara yayıldı. Bu gelenekten gelen en ilginç figürlerden biri, sahne büyücüsü olarak ün kazanan Black Herman, Hoodoo’yu bir iş modeline dönüştürdü ve dükkânlar açıp posta yoluyla siparişler alarak bu benzersiz bilgi birikimini geniş bir kitleye ulaştırdı.

Tıpkı Hoodoo uygulayıcılarının doğayla uyum içinde çalışarak görünmeyen güçlerden faydalanabileceğine inanması gibi, Gullah Geechee topluluğu da varoluşun yalnızca fiziksel dünyayla sınırlı olmadığına inanır. Onların hayalet anlatılarında, bir insanın üç temel bileşenden oluştuğu kabul edilir: beden, ruh ve manevi öz. Ölüm gerçekleştiğinde beden toprağa karışır, ruh huzura erer, ancak manevi öz, dünyada kalmaya devam eder.

Sözü edilen “öz”ler de insanlar gibi çeşitlidir; bazıları huzurlu ve zararsızken, diğerleri rahatsız edici varlıklara dönüşebilir. Gullah Geechee halkı, sürekli sorun çıkaran bu ruhları, İngilizce haunt (musallat olmak) kelimesinden türettikleri “haint” ismiyle anar. Huzursuz ruhları hafife almak a ğır sonuçlar doğurabilecek ciddi bir hata olabilir, zira bir haint bir eve girdiğinde, oraya musallat olur. Hatta bazı hikâyelere göre, insanlar uyurken sırtlarına tünemiş halde bekleyerek onları hareketsiz bırakabilirdi. Ama Gullah Geechee halkının inancına göre, musallat olan ruhları uzak tutmanın ve evleri korumanın bir yolu vardı: renk.

“Haint blue”, yani haint mavisi, yüzyıllardır Gullah Geechee halkı tarafından koruyucu bir boya olarak kullanılıyor. İndigo bitkisine dayalı bu mavimsi ton, gökyüzü ya da suyun rengine çok benziyor. Efsaneye göre haint’ler ya bu rengi gökyüzü sanıp içinden geçip giderdi, ya da suya duydukları korkudan ötürü bu renge hiç yaklaşmazdı. Yüzyıllar önce, indigonun işlendiği plantasyonlarda çalışan Gullah Geechee halkı, boyama kazanlarına bezlerini batırıp pencere pervazlarından kapı eşiklerine kadar evlerinin tüm açıklıklarını bu maviyle boyardı. Bir haint’in içeri sızabileceği her yere bu koruyucu ton sürülürdü. Bu gelenekten kalan izlere bugün hâlâ eski köle barakalarında rastlamak mümkün. Haint mavisi, günümüzde Güney eyaletlerinde kapılarda, sundurmalarda ve pencere çerçevelerinde hâlâ yaygın olarak kullanılıyor. Kimi bu rengi koruyucu gücü için, kimi de atalara saygı göstermek adına tercih ediyor. Ayrıca Gullah Geechee topluluğu, Afrika kökenli bir gelenek olan “şişe ağaçları”nı da yaşatıyor. Evlerinin önündeki ağaçlara indigo mavi cam şişeler asıyorlar. İnanışa göre haint’ler bu şişelere çekilip içinde hapsoluyor ve sabah güneş doğduğunda gelen ilk ışıkla yok olup gidiyorlar.

İndigo renkli şişeler sadece haint’leri yakalayıp hapsetmekle kalmıyor, aynı zamanda Gullah Geechee halk anlatılarının en ürkütücü figürlerinden biri olan boo hag’leri yakalamakta da işe yarıyor. Diğer kültürlerdeki “hag” (yaşlı, kötü niyetli cadı) figürleriyle benzerlik gösteren bu varlıklar hakkında en çok yazanlardan biri, 1849’da Güney Karolina’da köleleştirilmiş bir annenin çocuğu olarak doğan Jacob Stroyer idi.

Plantasyonda duyduğu efsaneleri ve halk hikâyelerini anılarında aktaran Stroyer, “Jack Lanterns” ya da “Old Hags” olarak bilinen kadınlı erkekli cadılardan söz eder. Bu varlıklar çoğu zaman yaşlı, sıra dışı görünümlü olur ve köleler arasında cadılıkla suçlanırlardı. Eğer gecenin karanlığında plantasyonun sınırlarında gizemli ışıklar görülürse, bu genellikle bir hag, yani kötü niyetli, güçlü bir cadının geldiği anlamına gelirdi. İçeri sızdığında insan kılığına girer, topluluğun arasında dolaşır, geceleri kurbanını belirlerdi. Gün batımıyla birlikte yeniden cadıya dönüşür, kurbanının sırtına biner, tüm gece onu bir at gibi sürerek yorar, sabah da onu tükenmiş ve tedirgin halde bırakırdı.

Boo hag’ler, kurbanlarının yaşam enerjisini vampirler gibi kan içerek değil, geceleri yaptıkları bu “hayalet yolculuklarla” emerdi. Rivayete göre, şekil değiştirme yeteneği kazanma uğruna ruhlarını şeytana satmışlardı. Bu yüzden çok korkulan varlıklardı. Onlara karşı iki temel savunma yöntemi vardı: Biri İncil, diğeri ise odanın köşelerine serpiştirilen tuz ve kırmızı biberdi. Bu karışımın cadılara karşı görünmez bir kalkan oluşturduğuna inanılırdı. Tabii haint mavisiyle boyanmış yüzeyler ve indigo cam şişeler de, tıpkı haint’lerde olduğu gibi, boo hag’leri yakalayıp Güneş’in ilk ışıklarıyla bu dünyadan tamamen silme gücüne sahipti. Gullah Geechee topluluğu arasında bu geleneksel inanç ve uygulamalar nesiller boyunca yaşamaya devam etti. En karanlık zamanlarda bile güç kaynağı oldu ve bugün hâlâ yaşatılıyorlar. Geçmişle bugünün, kadimle çağdaşın birleştiği bu dünyada, rootwork (bitkisel büyü geleneği), atalara duyulan saygı ve hayalet anlatıları, köle sahiplerinin yok edemediği zengin bir kültürel mirasın temel taşlarını oluşturuyor.

Çember dansı

Bu cenaze geleneği, ölenin geçişini hızlandırır ve yaşayanları korur

Gullah Geechee topluluğundaki Hoodoo uygulayıcıları, ruhların fiziksel dünyadan spiritüel aleme güvenli bir şekilde geçiş yapmasını sağlamak için çeşitli ölüm ritüelleri gerçekleştirir. Bu ritüellerden biri de “ring shout” (çember dansı) olarak bilinen törendir. Katılımcılar, saat yönünün tersine doğru ayaklarını sürüyerek dans eder, ellerini çırpar ve ayaklarını yere vurarak ya da ellerindeki malzemelerle ritim tutar. Bazı katılımcılar bu sırada şarkı söylese de, törenin bir parçası olarak bağırmak ya da herhangi bir ses çıkarmak zorunlu değildir.

Geleneksel uygulamalar arasında yer alan “ring shout” (çember dansı), ABD’deki Gullah Geechee topluluğu üyeleri tarafından halen icra ediliyor.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo