
Umut, dua ve aşk: İnsan olmanın manevi yolculuğu
GÜÇLÜ METİN
İnsanın yaratılış gayesi bir ümide bağlamıştır tüm hayallerini -zira inanmak, her şeye rağmen var olduğunu hissetmek ötesinde bilmek ve her an seni yeniden dirilten yüce Yaradan’ın varlığını hatırla- zira öylesine bir umut halidir ki bu; yaratış ismine cisim giydirecek kadar büyük bir aşkla alemlerde var etmiştir tüm tezahürlerini…
Umudum Allah’ımın duası misali…
Tezahür eden Allah’ın sonsuz isimlerinin aşkla giyinmiş cisimlerine, diriliş ümidiyle açığa çıkartmış olduğu sonsuz kaynaktan var’ol’an sınırsız sayıda ins’an’ olabilme potansiyeline adanmış nihai var oluşun som gerçekliğinden, yolculuğun kendisi olduğu hatırlayan, hatta hatırlayan olma keşfini bile ona insan olma ümidiyle var etmiş Allah aşkını tüm cisimleşmiş atom zerreciklerinde tekrar tekrar zikr’eden isimlerin var oluşundaki mükemmel işleyişin sonlu sonuz var zan ettiği dünyasında, tekrar eden titreşimin anlayışında hep bir ümit vardır insan olabilmeye dair…
Dua’m umuduma dair…
İnsan olabilmek cismen değil, bir düşünce, bir oluş, bir umudun form kazandığı gerçekliğin var zannıyla hareket ettiği çokluklar alemindeki muazzam tek’in seyr’idir… Hiç sonu gelmeyen bir ezan sesi misali gönül ve aklı ‘birr’leyen anlayışın ‘hayy’alidir… Sonsuz bir seslenişin içerisinde sadece olmaktır! Olmak “kün fe yekün” ayetin oluşumunda daimi bir ümidin sesidir… Zira o ses her an ümit var bir şekilde beşerden insana yolculuğun daimi dönüşüm sahnesidir.

Umudum cesaretimdir…
Cesaret, var oluşun açığa çıkmaya meyl ettiği celali kuvvelerin cemali kuvveleri, yani isimleri açığa çıkarttığı, topraktan çıkmaya hazır, patladı patlayacak bir tohum misali köklerinden beslenir. Umudum cesaretimi besler ki; her an oluşumun insan olabilme gerçekliğini hatırladığım varlık sahnesinde açığa çıkan sonsuz tekamül yolculuğunda bilinmezliğin bilinir olmak için çabasında beşer oluşun insan olabilme ümidine sırt yasladığı deneyimler sahnesinde gölge oyunundaki bir gölge misali bu alemdeki seyr’im…
‘Aşk’ım umudumdur…
Sevmeye dair hepimizin ne kadar çok ümidi olmuştur. Hatta ümidine aşık olanlar topluluğuyuz desek; yanlış olmaz zannımca. Çünkü insan bir ümide aşık olur… Mutlu olabilmeye, ‘aşk’ın türlü çeşitli hallerine dair kocaman ümitleri vardır. Hayat yolculuğunda en mutlu zamanlarımız, birine sevebilme potansiyelimizi keşfe çıktığımız; o midemizde kelebekler uçuşan anlarımızdır. Sevebilmeye dair ümitlerini diri tutanlar asla sevmekten vazgeçmeyen Allah’ın ‘El Vedud, El Cemil, El Bedi’ isimlerin yansıtan ‘aşk’la hiç olabilen aşkın sonsuz duvarları aşan, dirilten, bazen şaşırtan kapılarından heyecan içinde geçen, her geçtiği kapının bir kendini seyrediş, bir tekamül, bir anlamını bilmediği ama onu çok mutlu eden isimlerin, yani esmaların açığa çıkışı olduğunu bilmeden ‘sevebilme ümidine’ gönül bağlamışlardır… Aşk bir mutluluk ümididir kabul edebilen gönüller için…
Aşk bir yolculuk ‘ümidi’dir…
‘Aşk’la Dünya’ya gelen isimlerin cisim giymesi sonucu insan suretinde görünmeye başlayan isimlerin, kendi öz varlıklarını Rabb’in tekamül ettiren, yani eğiten, geliştiren, deneyimleten kuvvesiyle beşerden insana yolculuk ettirmesi halidir ki… Bunun adı ‘aşk’ın hicretine ümit bağlamasıdır…
Aşk, bir hicret halidir. Bu, öylesine merkeze ama bir o kadar herkesin kendi bilişsel anlayışına özel bir gelişim sürecidir ki sahip olduğun yaryüzünde var zan ettiğin isimlerin hepsinin sahibinin Allah olduğu gerçeğine yolculuktur. Belki yolculuk ettiğin, uzağa gittiğini zan ettiğin bedensel yolculuk sürecindeki ‘ben’den kaçış ‘öz’e varışın bir ümididir…
Umut etmek her şeye rağmen…
İnsanın ‘öz’ündeki ‘Muhammedi şuur’un sesi olan vicdanın, her olanın Allah’ın “ol der ve olur” hükmüne bağlamak suretiyle sonucun hayr olacağı gerçeğini idrak etmesi halidir ki; ins’an’ umut ettiği, yani her an onu işiten, kendisine kendinden daha yakın bir yaratıcı ile konuşma ümidi üzerine inşa etmiş olduğu hayatında emniyet, yaşam gücü ve ilerleme şevki ile yaşantısına şekil verir….
Varlık sistematik olarak ‘hayy’al ettiği her an içinde ümidine bilinç ve gönül iplerini bağlamak suretiyle ümitvar, yani geleceğe ‘aşk’ ile bakan gözlerin farkında bir şuur ile daimi bir ümidin yolcusu oluyor zira…
Cennet ümidi…
İns’an’ yaradılış kapasitesi gereği cennet şuurunda bir bilince sahiptir. Fakat beden sınırları gereği cehennem şuuru dediğimiz vesvese, ayrıştırma, kilitlenmişlik gibi dünyasal haller sebebiyle hep bir negatife eğilim gösterir. Zira nefs, yani beyin tekamülü bu dünya hayali içerisindeki (hayali açığa çıkartan beyin/nefs sistemidir) kendi dünyasında yaşamak suretiyle her an, o ‘hayy’ali Dünya’nın arkasındaki ‘hakk’ikat penceresini seyredebilme ümidi ile ‘öz’ünde ona sunulmuş manevi anahtarları, bu Dünya bedeni sınırı içinde değerlendirme eğilimi gösterir bazen pozitif bazen negatif…
Tekamül ümidi ötesinin oluş zemini…
Tüm bu insana dair öğretilerin çalışma kısmında sonsuz bir inanç ile ortaya çıkan ümit etme eğilimi yatar. Çünkü insan inanmak, ümit etmek üzerinden hayal etme kabiliyetine haiz olan bir sisteme sahiptir. Ümit, insanı bu dünyada yaşama gücü açığa çıkartan muazzam bir güçtür. Dışarıdan değil tam olarak içeriden üretim sağlayan bir mekanizmanın kusursuz işleyen halidir…
Umut et…
Umut etmek, yaşam gıdası olmasının yanı sıra yaşam inşasını ortaya çıkartan en önemli zemin taşıdır. Bu zemin taşının en temeli ilim, yani ‘nur’ olarak ifade edilen ismin tezahürü olması sebebiyle bu bilgiyi açığa çıkartan muazzam beyin, resul ve nebi Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhivessellem’dir… Çünkü ‘Muhammedi Şuur’ tamamıyla umut etmek üzerine çalışan bir dua sistematiği şeklinde kula gerçeğin ötesinde var olan ‘Hakk’ın yansıması olan Dünya hallerini yine ‘Hakk’ın kendisi olarak görebilme en’el Hakk’ın duasıdır… Anlayana, görene, bilene vesselam…












