Haber kapak görseli
Genel
5 dk okunma süresi
Pozitif

Umut etmek ve teslimiyet: Hayatın sessiz direnişi

Umut, geleceğe uzanır. Teslimiyet, bugünü kabullenir. Birlikte var olduklarında insan, geçmişe takılıp kalmadan, geleceği beklerken yorulmadan yaşayabilir.

DR. ERKAN SARIYILDIZ

Hayat gerçekten de bazen insanın üstüne üstüne geliyor. Olaylar, adaletsizlikler, “bu kadarı da olmaz canım” dediklerimiz her gün karşımızda, her an gündemimizde. Bazen içimdeki farkındalıksız alan isyan ediyor. “İyi bir şey olmayacak mı, iyi bir olay duymayacak mıyız artık?”, “yaşadığımız çağın özelliği mi?” diyorum ama tarihe bakınca insan deneyiminin hiç de kolay bir deneyim olmadığı çok açık. Sadece dünyada ya da toplumumuzda değil, kendi yaşantımızda da çıkmazlar, sorunlar… Bu sarmala girerse insanın yaşama tutunacak, yeni güne bir daha “günaydın” diyecek mecali kalmıyor. Biliyorum her şey geçer, her şey zamanın çarklarında bir hale dönüşür. Tabii sorgucu zihin hemen gelecekle ilgili sorularla ortaya çıkıyor. “Peki, ya geleceğimiz?” Neyse ki bu zamanlarda içimdeki farkındalık konuşmaya başlıyor ve toparlıyorum. Biliyorum ki hayat bazen sorularla doludur ama bazen cevapsızdır. Ve insan, cevabını bilmediği soruların içinde yürümeye devam eder. İşte o yürüyüşte ona eşlik eden iki büyük güç vardır: Umut ve teslimiyet.

Zaman, her şeyin ilacı derler ama zamanın ilaç olabilmesi için önce içimizde bir kıvılcımın yanması gerekir: Umut. Kimi zaman küçücük, kimi zaman sarsıcı bir güçle ortaya çıkar. Bir kelimede, bir bakışta, bir şarkıda ya da sadece bir gün doğumunda kendini belli eder. Umut, insanı ayakta tutan, onu geleceğe bağlayan görünmez iptir. Her şeyin çözüldüğünü sandığımızda bile içimizde bir yerden seslenir: “Devam et.” Ama umut, yalnız başına bir duygu değildir. Umudun yanında yürüyen, onu dengeleyen bir başka ruh hâli daha vardır: Teslimiyet. Umut ve teslimiyet, birbirinden çok farklı gibi görünse de aslında ruhun derinliklerinde aynı kaynaktan beslenir. Umut, ileriye doğru bir atılımken; teslimiyet, şimdiyle barış yapmanın, olanı olduğu gibi kabul etmenin erdemidir.

Umut etmek, “her şey iyi olacak” demek değildir. Umut etmek, “her şey kötü olsa da devam edeceğim” demektir. Bir insan ayağa kalkıyorsa, hâlâ bir ihtimal olduğuna inanıyordur.

Bu yüzden umut, bir lüks değil; ruhun derinliklerinden gelen bir direniştir. Gürültüsüz, ama kararlıdır. Teslimiyet, vazgeçmek değil; olanı olduğu gibi karşılamaktır. Elinden geleni yapıp, gerisini hayata, zamana, belki de Yaradan’a bırakmaktır. “Teslim olmak, bırakmak değildir. Bazen tutunmayı bırakmaktır. Daha doğru olana yer açmaktır.” Bazen ne yaparsan yap değişmeyen şeyler olur. İşte o zaman teslimiyet, insanın içini saran bir kabulleniş hâline gelir. Kabullenmek, boyun eğmek değildir. Kabullenmek, özgürleşmektir.

Helen Keller: Karanlığın içinden gelen ses

Helen Keller’in hikâyesi, hem umut hem teslimiyetin sessiz bir zaferidir. Kör ve sağır olarak büyümüş bir çocuk... Hiçbir iletişim kuramadan geçen yıllar… Ama öğretmeni Anne Sullivan’ın sabrıyla, parmaklarının ucunda başlayan bir öğrenme süreci… Avucuna yazılan “s-u” kelimesiyle uyanan dünya, onu bambaşka bir hayata taşır. Konuşur, okur, yazar. Ve bir gün şöyle der: “Hayattaki en güzel şeyler, ne görülebilir ne de duyulabilir. Onlar kalple hissedilir.”

Viktor Frankl: Anlam arayışının ortasında umut

Avusturyalı psikiyatr Viktor Frankl, II. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz dahil olmak üzere dört toplama kampında tutulur. Ebeveyni, kardeşi ve eşi kampta hayatını kaybeder. Kendisi ise açlık, hastalık ve ölümün gölgesinde hayatta kalmayı başarır. Peki, nasıl? Frankl, yaşadıklarının ardından “İnsanın Anlam Arayışı” adlı kitabını yazar. Ona göre, insanın hayatta kalabilmesini sağlayan şey sadece fiziksel güç değil, anlam duygusudur.

Frankl şöyle der: “İnsanın elinden her şeyi alabilirsiniz, bir şeyi hariç: Kendi tavrını seçme özgürlüğü.”

Frankl, umut etmeyi bir seçim olarak görür. Dış koşullar değişmese bile, insanın içsel tutumu değişebilir. Ve bu teslimiyet değil, hakiki özgürlüktür.

Frankl, acının içinde anlam aramayı ve bulduğu anlamla yaşamaya devam etmeyi seçmiştir. Bu, her insanın erişebileceği en yüksek ruhsal dayanıklılıktır.

Edith Eger: Dans etmek ve affetmek

Frankl’ın öğrencilerinden biri olan Edith Eva Eger, 16 yaşındayken Auschwitz’e gönderilir. Annesi ve babası orada öldürülür. Kendi ise ölümle burun buruna, korkunç şartlar altında yaşamak zorunda kalır. Bir gün, kamp komutanı Josef Mengele’nin isteği üzerine dans etmesi istenir. Ve Edith dans eder… Çünkü hayatta kalmanın tek yolu budur o an. Sonradan şöyle der: “Dans etmem gerekti. Çünkü yaşamayı seçtim.”

Savaş sonrası Amerika’ya göç eder, eğitim alır ve travma terapisti olur. Yaşamış olduğu her acıya rağmen, affetmeyi seçer. Çünkü onun için affetmek, bir lütuf değil; bir özgürlüktür. “Geçmişte yaşananlar değiştirilemez. Ama geçmişin bugünü mahvetmesine izin vermek, bir seçimdir.” Edith Eger’in hikâyesi, umudun sadece beklemek değil, eyleme geçmek, teslimiyetin ise sadece kabullenmek değil, iyileşmeye alan açmak olduğunu gösterir. Umut, geleceğe uzanır. Teslimiyet, bugünü kabullenir. Birlikte var olduklarında insan, geçmişe takılıp kalmadan, geleceği beklerken yorulmadan yaşayabilir.

Bazen hayat, sorularla doludur. Ama cevap hemen gelmez. İnsan o cevap gelene kadar, sadece beklemez, kendini dönüştürür. Umut etmek, güçsüzlük değil; kalbin hâlâ atabildiğinin işaretidir. Teslimiyet, pes etmek değil; hayata karşı içsel bir güven duymaktır. Helen Keller, Viktor Frankl, Edith Eger… Hepsi, koşullar ne olursa olsun insanın içindeki ışığı söndürmemeyi seçmişlerdir. Belki bugün olmaz. Belki yarın da olmaz. Ama ya olursa? Bu soruyu kalpte taşıyabilmek, yaşamaya devam etmek için yeterlidir. Son olarak, Desmond Tutu’ya kulak verelim: “Umut, her şeyin yolunda gittiğini değil, her şeyin anlam kazanacağını bilmektir.”

“Umut, yalnızca umutsuzluğun içinden doğabilir.” -Georges Bernanos

“Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Cevapları şimdi arama. Cevaplar sana şimdi verilmez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu her şeyi o an yaşama meselesidir. Su anda soruyu yaşaman gerekir. Daha ileride, belki farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın.” -Rainer Maria Rilke

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo