
Ünlü fotoğrafçıların işleri şehre geliyor
AYŞEGÜL SAVUR ÖZGEN
Ziyaretçileri bu yılki festivalde neler bekliyor?
212 Photography İstanbul’un sekizinci edisyonunda, uluslararası ölçekte tanınan sanatçılarla birlikte genç yeteneklere de yer veriyoruz. Bu yıl fotoğraf dünyasının önemli isimlerinden Steve McCurry, Frank Ockenfels 3; Erik Johansonn ve Cooper & Gorfer’in sergileri festivalin öne çıkan buluşmaları arasında yer alacak. Ayrıca, İzzeddin Çalışlar küratörlüğünde hazırlanan ve Tamer Yılmaz’ın geniş arşivinden yola çıkarak oluşturulan sergi, ilk kez izleyiciyle buluşuyor. Bu açıdan, festivalin en özel projelerinden biri. Sekizinci edisyonda fotoğrafın ötesine geçen ve mekâna özel yerleştirmelerle şekillenen bir seçki de sunuyoruz. Ecem Dilan Köse, Quayola, Maria Eugenia Diego, Tuba Geçgel, Ali Phi ve Elif Yücel gibi farklı disiplinlerden sanatçılar bu kapsamda festivalde yer alacak. Elbette program yalnızca sergilerle sınırlı değil. Fotoğrafa ve sanatsal üretimlere farklı bakış açıları getiren uluslararası ve yerel sanatçıların işlerinin yanı sıra; söyleşiler, atölyeler, konserler, dans ve performans gösterileri ile portfolyo değerlendirmeleri de ziyaretçilerimizi bekliyor. 212 Photography İstanbul, yine çok katmanlı ve keşiflerle dolu bir deneyim sunacak.
Dünyaca ünlü isimleri festivale dahil etme süreci nasıl işliyor? Onlardan ne tür geri dönüşler alıyorsunuz?
Festivalimizin yıllar içinde istikrarlı ve başarılı bir çizgide ilerlemesi, dünyaca ünlü sanatçılardan hızlı ve olumlu geri dönüşler almamıza olanak tanıyor. İstanbul’un enerjisinden, festivalin dinamizminden ve 212’nin sunduğu yaratıcı ortamdan etkileniyorlar. Bu karşılıklı heyecan ve güven, her yeni edisyonda izleyicilerle buluşturduğumuz projelerin kalitesini artırıyor ve festivali daha da özel kılıyor.

“Mutlaka görün” dediğiniz ilk üç sergi hangileri olurdu?
Açıkçası tüm sergilerin görülmesi için zaman ayrılmasını önereceğim. Yoğun bir çalışmanın sonucu olarak ortaya çıkan, mekânlarla özdeşleşen sergilerin her biri çok heyecan verici ve gezilmeye değer. İlla ki bir sıralama yapmam gerekirse Steve McCurry imzalı “Haunted Eye”, Tamer Yılmaz’ın retrospektif sergisi ve Frank Ockenfels 3’in David Bowie fotoğraflarından oluşan sergi önereceklerim arasında...
Festival her yıl farklı mekânlara yayılıyor. Bu yıl hangi mekânlar arasında dolaşacağız, bu noktaları belirlerken nasıl bir yol izliyorsunuz?
Evet, festivalimiz her yıl farklı mekânlara yayılıyor; bu sayede izleyicilerimize İstanbul’u farklı açılardan deneyimleme fırsatı sunuyoruz. Mekân seçiminde, festivalin ruhunu yansıtan, hem tarihî hem de çağdaş dokulara sahip alanları öne çıkarıyoruz. Her nokta, festival programının dünyasını ve ziyaretçiye sunmak istediğimiz deneyimi destekleyecek şekilde titizlikle seçiliyor. Bu seneki rotamızda Karaköy, Beyoğlu, Beşiktaş ve Kadıköy’deki mekânlar yer alıyor; ayrıca bu yıl ilk kez bir grup sergimizi Balat’a taşıyoruz.
Bu yıl ilgimizi çeken başlıklardan biri de moda fotoğrafçısı Tamer Yılmaz’ın, İzzeddin Çalışlar küratörlüğünde hazırlanan retrospektifine yer vermeniz. Yılmaz’ın kaç yıllık çalışmalarını izleyebileceğiz?
Tamer Yılmaz, kendine özgü dili ve vizyonuyla moda fotoğrafçılığının en önemli isimlerinden. Bugüne kadar gerçekleştirdiği tüm çalışmalarıyla da ülkemizdeki yakın dönem moda tarihine ışık tuttuğu çok değerli bir arşivi var. İzzeddin Çalışlar’ın küratörlüğünde hazırlanan bu özel çalışma, Tamer Yılmaz’ın moda fotoğrafçılığı alanında uzun yıllara yayılan üretimini, kariyerinin farklı dönemlerinden özenle seçilmiş eserleri bir araya getiriyor. İzleyicilerimiz, sanatçının kariyerinin farklı dönemlerinden fotoğrafları, neredeyse 30 yılı aşkın çalışmalarını bir arada deneyimleme fırsatı bulacak.
İstikrarlı şekilde gelişip büyüyen festivalin şehrin kültür hayatına katkısı hakkında ne tür bir gözlem edindiniz? Bu gözlem, gelecek yılları planlarken size nasıl yol gösteriyor?
Bu istikrardan heyecan duyuyoruz. Festival, şehrin sanat ve kültür hayatına sunduğu katkıyla sadece fotoğraf severleri değil, farklı disiplinlerden sanatçıları ve izleyicileri de bir araya getiriyor. Her yıl festivalin kapsamını genişletmek, yeni keşifler ve etkileşimler yaratmak mümkün oluyor. Bu gözlem, gelecek yıllarda programımızı şekillendirirken, hem yerel sanat sahnesini destekleyecek hem de uluslararası ölçekte ilgi çekecek etkinlikleri planlamada bize rehberlik ediyor.

Tamer Yılmaz
Moda Fotoğrafçısı
“Analog’da hatasız denebilecek fotoğraflar ortaya çıkardı”
Öncelikle tebrikler! Yaşarken, çalışmalarının retrospektifinin hazırlanması her sanatçıya kısmet olmaz. Sayısız fotoğraf arasından sergiye gidecekleri İzzeddin Çalışlar ile mi belirlediniz? Ya da siz arşivinizi açtıktan sonra seçimleri Çalışlar mı yaptı?
Çalışmalarımın çoğu analog olduğu için onları dijitale dönüştürüp tekrar seçmek gerekiyordu. 212 Photography Istanbul ekibi bu süreçte çok destek verdi; iki üç kişi benim stüdyomda üç ay boyunca çalıştı. Sonra seçki aşamasına geldik. Serginin küratörü İzzeddin Çalışlar eski dostumdur, bizim dönemimizi de çok iyi bilir. Analogu bilmeyen bir küratörün bu çalışmayı yapması pek mümkün olmazdı. İzzeddin seçmeye başladı, ben de benim için kıymetli olanları öne çıkardım. “Aslında beraber seçtik” diyebiliriz. İzzeddin’in retrospektif bir çalışma olabilmesi için sunduğu bakış açısıyla yol haritası çıktı.
Bu çalışmayla siz de geçmişteki işlerinizle ve o dönemlerin ruhuyla tekrar yüzleşmiş olmalısınız. Ne tür duygular yaşadınız?
Analog dönemin kendine has bir özelliği var. Dia’lar, negatifler, siyah beyazlar, renkli negatifler... Dijitalde ön izleme olduğu için, iyi olup olmadığına bakıyorsun. O sırada çok güzel bir enstantaneyi, yani kareyi kaçırabilirsin. Bence analogdaki kadrajlar daha sağlıklı, daha sağlam.
Ayrıca, biz analog zamanda çekerken ışığa çok dikkat ederdik. Dijitalde ise çok dikkat etmiyorsun. Çünkü “nasıl olsa şurayı düzeltirim, burayı düzeltirim” demeye başlıyorsun. Bir sürü hatayı zincirleme yapıyorsun ve evet, sonradan düzeltiyorsun; sonuçta normal bir fotoğraf çıkıyor ortaya. Eskiden analogda “hatasız” denilebilecek fotoğraflar çıkardı. Işık açısından söylüyorum bunu. Ve mutluyduk. Birazcık da fotoğraf makineleriyle uğraşmış olmanın, yani hobinin verdiği bir mutluluk vardı. Dünyada en sevdiğin işi yapabilmek büyük bir zenginlik. Ben de biraz öyleyim. Bu duygularımı tekrar yaşadım. Hep bir daha baktım, “ya bunu böyle mi çekmişiz, nerede çekmişiz, ne zorluklar yaşamışız” dedim. Hepsini yeniden yaşamaya başladım.
Festival ziyaretçileri mutlaka bu sergiyi gezerken, ünlülerin eski fotoğraflarını izlemekten çok daha fazlasını bulacak. Sizin gözünüzden; sergideki fotoğrafların tümü izleyiciye neler fısıldıyor?
Aslında, bu sergide çok fazla ünlü fotoğrafı yok. Sergiyi, bir dönemi anlatabildiğimiz için yaptık; o yüzden daha çok moda fotoğraflarına yer verdik. Tabii o moda fotoğraflarındaki Türk modellerin çoğu, daha sonra oyunculukla tanındı. Çok fazla ünlü fotoğrafı koymamaya dikkat ettim çünkü o başka bir anlatım olacaktı. Esasında fotoğraflar, “zamanın nasıl değiştiğini ve insanların nasıl geliştiğini anlatıyor.”

İzeddin Çalışlar
Küratör, Tamer Yılmaz Retrospektifi
“Benim için psikanalitik bir süreçti”
Festivalde Tamer Yılmaz retrospektifinin, sizin küratörlüğünüzde hazırlanması nasıl gelişti? Fikir, festival yönetiminden mi çıktı, yoksa sizin zaten böyle bir projeniz var mıydı?
Proje doğrudan 212 Photography Istanbul’un önerisi olarak geldi. Fotoğraf sanatıyla doğrudan ilgili olmayan bir küratörle, yine adı doğrudan sanat fotoğrafıyla anılmayan bir fotoğraf ustasını buluşturduğu için hemen benimsedim. Çoğunlukla sanat dışı konularda tematik sergiler hazırlayan biri olmamın yanında, Tamer Yılmaz’ın profesyonel performansına başından beri tanık olmamı da avantaj olarak görüp projenin moda fotoğrafçılığıyla sınırlı olmasını önerdim. Bu da kabul görünce Tamer’in arşivine dalıp çalışmaya başladık.
Bir moda fotoğrafçısının retrospektif sergisini hazırlamak nasıl bir süreç? En çok dikkate aldığınız başlıklar neler oldu?
Moda fotoğrafçılığı 1990’lardan beri gelişimini yakından takip ettiğim bir disiplin. Birçok dünyaca ünlü moda fotoğrafçısının setinde bulundum, birlikte çalıştıklarım oldu. Dünyadaki gelişimi ve moda trendleriyle ilişkisinin Türkiye’deki izdüşümünü de Tamer’de gördüm. Küratör gözüyle projeye bakarken önce moda fotoğrafını diğerlerinden ayıran özellik olan sipariş ve moda markası beklentisini analiz ettim. Sergi mekânının sunduğu olanaklarla sipariş motivasyonları arasında ilişkiler kurup Tamer Yılmaz arşivindeki on binlerce kare arasından alt başlıklara göre bir seçki yapıp anakronik bir kurguya yöneldim. Bu da kaçınılmazdı çünkü elimizdeki görüntüler zamansızdı. Konu çok değişken olan moda olsa bile, iyi moda fotoğrafı zamanla demode olmuyor. Başlıklar da tarz, renk, ifade, mesaj, cüret, hareket gibi bileşenlerden oluştu. Başlıklar arasında bir hiyerarşi yok ama her biri görüntüyü moda fotoğrafı kılıyor.
Moda fotoğrafları üzerinden Türkiye’nin yakın geçmişiyle de ilişki kuracağız. Yılmaz’ın fotoğrafları bu açıdan sizin üzerinizde nasıl bir etki bıraktı?
Benim için oldukça psikanalitik bir süreçti diyebilirim. Mekânlar, kişiler, ortak anılar yeniden canlandı. Dünyayla, şimdikinden çok daha fazla iç içe olduğumuzu fark ettik. Bu süreç sadece fotoğrafın değil, moda endüstrisinin de kendisini bulduğu ve Türkiye’yi tekstil ülkesi olmaktan moda yaratan markalar ülkesi olmaya götüren bir aralıktı. Buna tanık olduğumuzu, markaların, moda dergilerinin, fotoğrafçılığın nereden nereye geldiğini yeniden keşfettik. Eskiden olduğu gibi hep gülerek çalışırken bunca işi bir arada görünce, Tamer’in ne kadar büyük bir usta olduğunu bir kez daha gördüm.












