
Verdikçe vermenin, paylaştıkça çoğalmanın hazzı
Yazı: Pia Pınar Ercan
Hatırlarsanız geçen sayıda insana en yakışan erdemden, merhamet duygusundan bahsetmiştik. Merhametin yanına en çok yakışan eylem ise paylaşmak...
Bana çok sorulan sorulardan biridir: “Bu dünyaya geliş amacımız nedir?” Ben de hep aynı cevabı veririm: “Yardım etmek, iyilik yapmak, sevgi dolu, vicdanlı, merhametli olabilmek.”
Nedendir bilmem, bu cevap bazısına basit gelir. Oysa öyle derin ve alt katmanları olan bir cevaptır ki bu!
“Ben gizli bir hazine idim; bilinmek istedim, mahlukatı yarattım” kudsi hadisine baktığımızda, “Mahlukatı yarattım ki bana bir ayna olsun ve o aynada cemalimi göreyim” demiştir. (1) İşte o aynadaki cemali yaratılan bütün alemler, varlıklar ve bizler yani eşref-i mahlukat (varlıkların en şereflisi) sıfatıyla burada var olan insanlardır. Bu dünya, tekamül okulunda öğrenci sıfatıyla yol alırken; varoluş amaçlarımızdan ilki cenab-ı hak’kı tanımak, bize verilen eşref-i mahlukat sıfatına layık olarak yaşamaktır. Buradaki “bilinmek istedim” kelâmının arkasında ise sevme filli vardır. Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda, Allah Teâlâ’nın kendisini İhlas ve Rahman sureleriyle anlattığını görürüz. Surenin içinde “İhlas” kelimesi geçmediği halde, neden adı İhlas’tır? İhlas, kelime anlamı olarak; yürekten bağlılık, samimiyet, içten ve temiz sevgi demektir. “Kullarım beni riyadan, gösterişten uzak, kalpten, samimiyetle sevsinler” demiştir bizlere. Yani sevginin oluş hali! Zihinden kalbe, dilden eyleme geçiş hali. Peki, sevginin yanına en çok ne yakışıyor? Bence merhamet, şefkat, anlayış ve paylaşmak...
Bolluk ve bereketinde sıkıntı yaşayanlara verilen en önemli tavsiye, veren el olmaya özen göstermeleri ve paylaşmalarıdır; paylaştıkça artacağıdır. Bu konuya dikkat çeken ayetlerden birisi de Sebe’ suresi, 39. ayettir:

“De ki: ‘Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine ise az verir. Şunu bilin ki hayır yolunda ne harcarsanız, Allah onun yerine yenisini lütfeder. Çünkü o, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”
Gönül rızâsıyla veren kişi, bundan ötürü bir kayba da uğramaz. Allah Teâlâ tarafından onların yeri, güzel bir şekilde yenileriyle doldurulur. Kişinin bereketinin bu şekilde artacağı bizlere anlatılmaktadır.
Bu konuda aktarılan şu hadis-i kudsiyi de çok değerli buluyorum:
“Ey Âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen, senin için iyi; vermemen ise kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla. Veren el, alan elden daha üstündür.” (Müslim)
Burada geçen vermek/veren el olma eylemi yani infak, kişinin sahip olduğu maddi ve manevi her türlü nimetten başkalarını da yararlandırmanın ifadesidir. Sadece para, maddiyat ile ölçülmemelidir. O güzel selamla, yüzünüzde tatlı bir gülümsemeyle kapılardan girmek, sevgiyle edilmiş sözler, komşunuza kapıyı tutmak, esnafınızın halini hatırını sormak, sahip olduğunuz bilginin, ilmin zekatını verip anlatıp, paylaşmak da birer infaktır.

Sadece ibadet yetmez
İnsan ve kul olabilmek, Rabbine yakın olabilmek nedir, bilir misiniz? Bu hediye eşref-i mahlukat sıfata, altın değerindeki varlığına (Ve nefahtu fihi min ruhi-Ona kendi nefesimden üfledim) layık en saf hayırlar yaparak yaşamaktır. İyi insan (söylemesi kolay, uygulaması zor) olabilmektir.
Güne başlarken, “Bugün Rabbim için ne yapabilirim?” diye sormak (kafa yormak) ve gece yatağına girerken, “Bugün Rabbim için ne yaptım?” sorusunu kalbimiz mutmain cevaplayabilmektir. Bu soru, sadece ibadet etmeyi kapsamaz.
- Duamız ve ibadetimiz çok önemli ancak halimle, konuştuklarımla, eylemlerimle ne yaptım?
- Çalışıp katkı oldum mu? Kazancımla infak ettim mi? Paylaştım mı?
- Şu emanet bedenime iyi ve hakkıyla baktım mı? Onu sağlıklı besleyip, hareket ettirdim mi?
- Çalışırken, yürürken, hayatın içinde akarken kendime, çevreme saygılı oldum mu?
- Kendim ve başkalarının kul haklarına özen gösterdim mi?
- Bir kedinin başını okşayıp; köpeğin, kuşun karnını doyurdum mu?
- Allah’ın o güzel selamıyla gezip, bir ihtiyacı olana uzandım mı?
- İş arkadaşımın, komşumun, esnafımın, ailemin güzel bir sözle kalbine inşirah oldum mu?
- Belki bir derdi var, sordum mu?
- Ya da yargılamadan önce kim bilir ne yaşıyor ki böyle katılaştı, böyle yüzü düştü dedim mi ona kızmadan önce?
Ancak sadece dua ile bitmiyor. Kul tembel, kul çalışmıyor, kul ne kendine ne topluma katkı değil, üretmiyor? Üretmediği için infak etmiyor? Yardım nedir bilmiyor?
Nasıl olacak?
Bu değerli hadisi çok duymuşsunuzdur:
“Hiç ölmeyeceğini zanneden biri gibi çalış, yarın ölecek biri gibi de tedbirli ol.”
(Câmiu’s-Sagîr)
Yani sadece bu geçici dünya için değil, ruhun yolculuğunun asıl başlayacağı ahiret alemi için de çalış.
Dünya okulunda öğrenciyiz diyoruz. Belli ki buraya piknik yapmaya gelmedik. Ya da birçoğunun düşündüğü gibi sadece ev, iş, kariyer, aile, mal, mülk sahibi olmaya... Bunlar öğrencilik simülasyon oyunundaki yan faktörler. Onlar olmadan bu oyun olmaz, sadece onlara bağlanarak da bu okuldan mezun olunmaz. Bu nedenle canım cananım filmin sonu deyip geçme, kalp kırma, temiz ve ilkeli yaşa. Zahir ve batin, madde-mana arasındaki dengeyi kurmak olsun hedefin. Ne bu dünyayı boşver, ne de ahireti! Bizim güzel dinimiz çok çalışmayı öğütler. Çalışmayan adam nasıl infak etsin? Kazanmayan adam, kazancının hangi yüzdesini sadaka ve zekat versin? Yetime, yaşlıya, hayycana gitsin. Oturur sabah-akşam ibadet (tabii ki çok değerli) ancak çalışmıyor; katkı değil, üretmiyor? Nasıl olacak?
Olmuyor zaten çünkü ölüm yok. OL-mak var.
Ben bu yolda yokum desen de buradasın.
Sadece sen olarak.
Sadece kalbinden geçeni yansıtarak.
Sen güldüğünde dünya güler, sen bir eli tuttuğunda dağlar titreşir, sen bir kalbe dokunduğunda bilge ağaçlar hisseder.

Yunus der ki...
Dünyayı tek başına kurtarman, büyük işler yapman beklenmiyor. Sadece sen olman, özüne sahip çıkman bekleniyor. Özünde olanı, o sevgiyi, şefkati, paylaşmayı aktarman bekleniyor.
Burada tatlı bir parantez açayım. Biliyorsunuz, 1991 yılı Yûnus Emre’nin doğumunun 750. yılı anısına UNESCO tarafından “Yûnus Emre Sevgi Yılı” olarak ilan edilmişti. Bunun yanında her yıl mayıs ayının ilk haftası ülkemizde “Yûnus Emre Kültür ve Sanat Haftası” olarak kutlanmaktadır. Ben de bu yazımı onun dizeleriyle taçlandırmak istedim.
Ben gelmedim dâvî için, benim işim sevî için,
Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim...
Gönül sultanı, Anadolu dervişi Yunus Emre Hazretleri de dünyaya geliş amacını “Dost’un evi olmaya lâyık gönüller inşâ etmek” diye açıklar. Yani sen-ben kavgasını, varlık ve benlik iddialarını bir kenara bırakarak, büyük bir muhabbet, şefkat ve merhametle yani seve seve, kendini hizmete adamak gerektiğini ifade eder. Ben hizmeti sadece benden olana değil; olmayana da vermek, paylaşmak, yardım etmek, infak etmek olarak yorumluyorum. Yunus Emre ayrıca infak etmek ve cimri olmamak üzerinde de hassasiyetle durmuştur.
“Kazancın kendinin kendüye vermez. Eli bağlı durur yemeğe ermez.”
Yani cimri olan kişi kendi kazandığını kendisine bile vermez. Sanki eli bağlanmış gibidir. (2)
Bu dünyaya katkı olmak, iyilik yapmakla ilgili en temel soruyu ise şu dizeleriyle sorar bize Yunus:
“Bir gönül mü ele aldun ya bir açı mı doyurdun?”
“Çalış kazan yi yidür. Bir gönül ele getür, Yüz Kabe’den yigrekdür bir gönül ziyareti.”
Bir fakiri, ihtiyaç sahibini doyurmanın yüz Kabe ziyaretinden daha hayırlı olduğundan dem vurmuştur.
“Bir hastaya vardun ise bir içim su virdün ise,
Yarın anda karşu gele Hak şarabın içmiş gibi”
dizelerinde ise yardım etmekle hissedilen kalpteki huşuyu bizlere ne de güzel aktarmıştır.
Şimdi derin bir nefes al ve o mucizevi nefesinle kalp evine gir.
Umudun da orada, ihtiyacın olan güç de, yolunu aydınlatacak bilgelik de, başkalarına duyacağın saygı da, empati de, yardım uzatacak elin de...
Canım cananım yeter ki sen iradeni, gayeni ondan yana, iyilikten yana koy. Sen vicdanını sakın bırakma şu zalim çağda, ahir zamanda!
Korkma, Allah bizimle beraberdir. İyilerle beraberdir.
Yardım ettiğimizde, bir çocuğun ihtiyacına dokunduğumuzda, aç hayycanları doyurduğumuzda (benim kalbim büyüyor, sokakta beslediğim kedi ya da köpeklerin karnı doyarken), dolu dolu kalpten güldüğünüzde, karşılıksız bir iyilik yaptığınızda açılır kalp evinizin odaları.
İyilikten, yardımdan, paylaşmaktan, güzellikten vazgeçme! Hayycanları, doğayı, çocukları, insanları, onun yarattıklarını, tecellilerini sev. Sen bu yolda yürümeye niyet et, adımlarını at, gerisi ona teslim.
Yaptığınız iş, yolunuz ne olursa olsun bu manevi doyumla tamamlansın. Hem size hem bütüne maddi-manevi katkı olsun. Veren el olabilmenin (hayycanlara, çocuklara, canım yetimlere, yaşlılarımıza, komşumuza) doyumunu sizlere de yaşatsındır dileğim, duam.
Hayırdan hayra olacak şekilde kolaylıkla, neşeyle, huzurla, aşkla açılsın yollarımız...
Dünyamızın ve ülkemizin geçtiği bu zor zamanlarda hatırlayalım: Bölüşürsek TOK, bölünürsek YOK oluruz.
Siz iyilerle, Allah dostlarıyla yürüyün, üretin, yardım edin, sevginizi, bilginizi, bilgeliğinizi, iyiliğinizi, şefkatinizi cömertçe paylaşın diye ekler ve Abdurrahim Karakoç’un sevdiğim bu şiiriyle yazımı sırlamak isterim:
“Beden ölür, çürür, cana bakın siz,
Kim kiminle yürür, ona bakın siz,
Bırakın dönsün dönme dolaplar,
Haktan, hakikatten yana bakın siz.”
Abdurrahim Karakoç
Paylaştığın senindir, biriktirdiğin değil! Yunus Emre
(1) İşârâtü’l-İ’câz, Fâtiha Suresi
(2) Mustafa Tatcı / Yunus Emre: Hayatı ve Divanı












