Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Zindandan vuslata uzanan manevî yolculuk

Tüm zamanların en beğenilen filmlerinden The Shawshank Redemption’ın Mevlânâ’nın tasavvufî kavramlarıyla yorumu…

DR. HASAN KERİM GÜÇ

Frank Darabont’un 1994 yapımı The Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli) filmi, yalnızca bir hapishane hikâyesi değil; insan ruhunun umut, sabır ve dirençle nasıl özgürleşebileceğini anlatan derinlikli bir içsel yolculuktur. Film IMDB’nin “Tüm Zamanların En İyi Filmleri” listesinde uzun süre birinci sırada yer alarak sinema tarihinin en çok beğenilen yapımlarından biri hâline gelmiştir.

Stephen King’in Rita Hayworth and Shawshank Redemption adlı kısa öyküsünden sinemaya uyarlanan film, haksız yere ömür boyu hapis cezası alan bir banka müdürü olan Andy Dufresne’in (Tim Robbins) Shawshank Hapishanesi’nde geçirdiği yaklaşık yirmi yılı ve bu süreçte yaşadığı dönüşümü konu alır. Filmde Andy’nin yakın dostu ve anlatıcı karakter Red’i ise Morgan Freeman canlandırır. Andy, mahkûm edildiği karanlık dünyada içsel bir aydınlıkla var olur. Zekâsı, ahlâkı ve kararlılığı sayesinde hem hapishane koşullarını dönüştürür hem de etrafındaki insanların hayatına dokunur. Özellikle Red ile kurduğu dostluk, filmin duygusal ve felsefî merkezini oluşturur. Andy’nin yıllar süren sabrı, gizli planı ve sonunda gerçekleştirdiği büyük kaçış; yalnızca fiziksel bir özgürleşmeyi değil, insan ruhunun zincirlerinden sıyrılışını temsil eder. Şimdi bu filmle tasavvufun ne alakası var diye sorabilirsiniz.

İnsanın iç alemine derin yolculuk

Tasavvuf, insanın iç âlemine yaptığı derin yolculuğu konu edinen bir irfan disiplinidir. Bu yolculuk, nefsin terbiyesi, hakikatin bilgisi, Allah’a kurbiyet (yakınlaşma) ve nihayetinde vuslatla neticelenen bir süreçtir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin öğretisinde bu yolculuk; aşk, sabır, tevekkül, recâ (ümit), fenâ (benlikten arınma) ve bekâ (hakikatte kalıcılık) gibi temel kavramlar çerçevesinde şekillenir. Onun nazarında insan, zindanda bile olsa eğer içsel bir uyanışa sahipse hürdür; çünkü asıl zindan nefsin ve cehaletin karanlığıdır.

Modern Batı sinemasının nadir örneklerinden biri olan The Shawshank Redemption, bu tasavvufî ilkelerle derin benzerlikler gösteren bir içsel yolculuğun hikâyesidir. Filmdeki ana karakter Andy Dufresne’in zindandan kurtuluşu, sadece fiziksel bir özgürlük değil, nefsaniyetin aşılması, sabırla yol alınması ve hakikate varılması gibi anlamlarla yüklüdür. Şimdi filmi, Mevlânâ’nın tasavvufî öğretileri bağlamında yorumlayalım ki, filmdeki içsel dönüşümün, tasavvufun altı temel kavramıyla nasıl örtüştüğünü görelim.

“Modern Batı sinemasının nadir örneklerinden biri olan The Shawshank Redemption, tasavvufî ilkelerle derin benzerlikler gösteren bir içsel yolculuğun hikâyesidir.”

1- HALVET: İÇE DÖNÜŞ

Mevlânâ’ya göre hakikat arayıcısı, zaman zaman halktan uzaklaşıp Hakk’la baş başa kalmalıdır. Bu halvet hali, fiziksel yalnızlıktan çok, içsel bir toplanmayı ve tefekkürü ifade eder. Zindan, bu anlamda bir mecaz olarak salik’in (manevî yolcunun) nefsinden, arzu ve korkularından soyutlanma sürecine tekabül eder. Andy Dufresne, zindana düştüğünde ilk olarak yalnızlaşır. Ancak bu yalnızlık onu umutsuzluğa değil, derinleşmeye götürür. Kütüphaneyi kurması, mahkûmları eğitmesi, müzikle iç dünyasını beslemesi gibi eylemleri, dış şartların sınırlarını aşan bir içsel özgürlük halini yansıtır.

2- RECÂ: UMUDUN HAKİKATE AÇILAN KAPISI

Tasavvufun ana damarlarından biri olan recâ (ümit), kişinin Allah’ın rahmetinden asla ümidini kesmemesini öğütler. Mevlânâ, umudu bir kandil gibi tasvir eder; karanlıkta yolumuzu onunla buluruz. Andy’nin hapishane yönetimine mektup üstüne mektup yollayarak kütüphane kurmaya çalışması, yıllarca tünel kazması ve sabırla beklemesi, dışarıdan anlamsız görülebilir. Ancak onun içindeki inanç, “bir gün sabah olacak” düşüncesi, gerçek bir tasavvufî recâ halidir.Morgan Freeman, Red rolünde.

3- TEVEKKÜL: ÇABADA ISRAR, NETİCEDE TESLİMİYET

Mevlânâ için tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Aksine insan, yükümlülüğünü yerine getirir ama sonucu Allah’a teslim eder. Andy, tüneli yıllarca kazarken başaracağına dair bir kesinlik içinde değildir. O, sadece yapması gerekeni yapar. Tıpkı tasavvuf yolcusunun her gün kalbini arındırması gibi.

4- FENÂ: BENLİKTEN ARINMA VE YENİ DOĞUŞ

Tasavvufun en derin kavramlarından biri olan fenâ, kişinin ‘ben’ duygusundan, ego ve nefsinden geçerek Allah’ta yok olmasıdır. Andy, zindanda toplumun ona biçtiği kimliklerden, geçmişinden, hatta ispat etme ihtiyacından arınır. Yağmur sahnesinde ellerini göğe açması, onun eski benliğinden sıyrılıp yeniden doğduğunu simgeler.

“Mevlânâ için tevekkül, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Aksine insan, yükümlülüğünü yerine getirir ama sonucu Allah’a teslim eder. Andy, tüneli yıllarca kazarken başaracağına dair bir kesinlik içinde değildir. O, sadece yapması gerekeni yapar. Tıpkı tasavvuf yolcusunun her gün kalbini arındırması gibi.”

5- MÜRŞİD-MÜRİD İLİŞKİSİ: MANEVÎ DÖNÜŞÜM

Mevlânâ’ya göre mürşid, yalnızca bilgi aktaran değil, hâliyle irşad eden (öğreten) kişidir. Andy, Red’in hayatına dokunur ama bunu doğrudan telkinle değil, varlığıyla yapar. Red, ilk başta umuda karşıdır. Ama Andy’nin sabrı ve yaşam biçimi onu dönüştürür. Film boyunca Red’in dönüşümü, Mevlânâ’nın tasavvur ettiği mürid tipolojisinin sinemasal bir karşılığı gibidir.

6- VUSLAT: SABIRLA BEKLENEN KAVUŞMA

Tasavvufta vuslat, uzun bir hasretin ardından Allah’a kavuşma, hakikate erme halidir. Filmin sonunda Andy ve Red’in deniz kıyısında buluşması yalnızca fiziksel bir kavuşma değil, tasavvufî anlamda bir ‘kâmil insanla mülaki olma (kavuşma)’ ânıdır. Bu sahne, sabırla yaşanan bir ömrün sonunda gelen rahmet ânını temsil eder.

Yönetmen Frank Darabont.

Ezcümle, The Shawshank Redemption filmi, bir zindandan kaçış öyküsünden öte, Mevlânâ’nın tasavvufî öğretisinde anlatılan manevî kurtuluşun sinematografik temsiline dönüşmektedir. Andy Dufresne, halvetin, recânın, tevekkülün ve fenânın örneği olurken; Red ise mürid olarak bu hâlden etkilenip dönüşen bir ruh durumunu temsil eder. Her ikisinin kavuşması ise vuslatın simgesidir. Mevlânâ’nın öğretileriyle film arasında kurulan bu bağ, Batı anlatı sanatında dahi hakikatin evrensel doğasının yansıdığını gösterir. Çünkü “Ne olursan ol, yine gel…” çağrısı, her dönemde, her coğrafyada yankılanan bir çağrıdır. The Shawshank Redemption, adeta bu çağrının beyaz perdedeki yankılarından biridir.

“Tasavvuf, insanın iç âlemine yaptığı derin yolculuğu konu edinen bir irfan disiplinidir.”

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo