Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
Pozitif

Zümrüt taşı

İnsan, ipin ucuna bağlanarak zifiri karanlık bir kuyuya indirilen fenerdir. En zor görev, en ağır yük insandadır. İnsan yüce bir sentezdir. İnsan, O’nun kâinata inen gölgesidir…

İnsan, ipin ucuna bağlanarak zifiri karanlık bir kuyuya indirilen fenerdir. En zor görev, en ağır yük insandadır. İnsan yüce bir sentezdir. İnsan, O’nun kâinata inen gölgesidir…

Yüce bir dağın eteğinde kurulu, muhteşem güzellikte bir ülke varmış… Bu ülkenin halkı barış, sevgi, uyum ve mutluluk içinde yaşarlarmış. Hayatın her anının büyük evrensel yasalar çerçevesinde yaşandığı, hiçbir kirliliğin, düzensizliğin, uyumsuzluğun, çirkinliğin olmadığı bu ışık ülkesinin tüm yaşam enerjisi ülkenin tam ortasında bulunan devasa bir zümrüt taşından sağlanırmış. Zümrüt taşı, olağanüstü güzellikteki yemyeşil ışıklarını ülkenin her yanına dağıtır, evlere enerji, ülke halkına ise yaşam gücü ve şifa dağıtırmış. Ülke toprakları ve ülkenin eteklerine kurulu olduğu yüce dağın zirvesine kadar her yer, her nokta, her varlık bu enerjiyle beslenir, büyür, gelişir, güzelleşirmiş. Ancak ülkenin yönetim konseyi üyelerinin kafalarını nesillerdir kurcalayan, onları düşündüren bir mesele varmış. Ülkenin bilim insanları kısa bir süre önce, nesilden nesile aktarılan o ‘mesele’ ile ilgili bir keşifte bulunmuşlar ve o efsanenin gerçek olduğu sonucuna varmışlar. Mesele şuymuş: Dev zümrüt taşı sadece etrafına ve yukarıya ışık dağıtıyor, ancak ışıkları ve enerjisi yerin altına ulaşmıyormuş. Yeryüzünde gayet mutlu bir yaşam süren ülke halkı da doğrusu yerin altına doğru uzanan galerilere inmek ve oralarda yaşam sahaları kurmak gibi bir çabaya girişmeyi daha önce akıllarına dahi getirmemişler.

Yönetim konseyi acilen toplanmış ve zümrüt taşının ışığının sadece çevresine ve yukarıya yayılmasının varoluş ilkelerine ve ruhsal yasalara uygun olmadığı, yerin altının da bu yüce ışıktan nasibini alması gerektiği kararına varmışlar. Alınan karar uyarınca, dev zümrüt taşından büyük bir parça yeraltına yerleştirilecekmiş. Ancak bir sorun varmış. Yeraltına inen galeri ve tüneller çok dar olduğundan, böylesine büyük bir parçanın aşağıya taşınması pek de mümkün görünmüyormuş.

Bunun üzerine konsey, yoğun görüşmeler ve toplantılar sonucunda, ülke halkının en cesur olanlarından bir ‘gönüllü grubu’ oluşturulmasına ve bu grubun yeraltının doğal tünel ve galerilerine inerek, dev zümrütten koparılacak küçük parçaları aşağıya taşımalarına karar verilmiş. Hazırlıklar derhal başlamış. Gönüllü kahramanlar öne çıkmışlar, göreve hazır olduklarını söylemişler.

Eskisinden de güzel, eskisinden de parlak…

Ülke tarihinde ilk defa dev zümrüt taşından parçalar koparılacakmış. Doğrusu konsey üyelerinde ve halkta biraz endişe varmış. Görevliler, taşın etrafına toplanan ülke halkının gözleri önünde ilk parçaları koparmaya başladıklarında, taşın kendi kendisini onardığını, eksik yerleri hemen tamamladığını, hatta yeni oluşan kısımların eskisinden de güzel, eskisinden de parlak olduğunu sevinçle görmüşler. Her bir gönüllüye, aşağı yukarı iri bir yumurta büyüklüğünde ikişer adet zümrüt taş verilmiş. Tünellerde sürünerek ilerleyecek olan gönüllüler, karanlıkta önlerini görebilmek ve ellerini de rahat kullanabilmek için zümrüt taşlarından bir tanesini alınlarının tam ortasına, iki kaşlarının ortasına gelecek şekilde bağlamışlar. Diğer zümrüt taşını da bellerine bağladıkları kuşağın içine yerleştirmişler. Nihayet görev günü gelmiş… Alınlarında zümrüt taşları bağlı gönüllüler, doğal tünellerden girip aşağılara doğru inmeye başlamışlar. Zümrüdün ışığı önlerini aydınlatıyormuş. Her biri ayrı bir galeriye girmiş, zümrüdün yemyeşil ışığını oraya taşımış. Bellerine bağladıkları kuşağın içinden çıkardıkları taşı da keşfettikleri yere bırakıp geri dönmüşler. Her defasında yeni gönüllüler, yeni zümrüt taşlarını, yeni yerlere yerleştirip yukarıya dönmüşler.

Yıllar geçtikçe daha derinlere inilmiş, zümrüdün ışığı yeraltının en koyu derinliklerine kadar taşınmış. Oralarda yerleşim alanları kurulmuş, korkusuz maceracılar, zorluklarla da olsa yerin altında yaşamayı seçmişler. Çünkü bu, onlar için büyük bir meydan okuma ve kendi güçlerini test etme fırsatıymış. Daha önce hiç bilmedikleri bazı duyguları aşağıda yaşamışlar. Acının, ızdırabın, mücadele etmenin, bir şeyleri çabayla elde etmenin ne kadar değerli olduğunu öğrenmişler. İlk defa ağlamışlar… Gözyaşının ne kadar kutsal olduğunu görmüşler…

İşte insan budur…

İnsanın yaratılışının sebebi, ruh enerjisini fizik evrenin en yoğun katmanlarına ulaştırmak, ruh ve maddeyi, insan formu içinde bir araya getirmektir. Yaratıcı kudreti ‘aşağılara’ nakletmektir. Fizik evrende yaşam ve deney sahaları kurmaktır. İnsan fizik kâinatta, o yüce ışığın, o ilâhi ışığın en uç noktasıdır. İnsan, ipin ucuna bağlanarak zifiri karanlık bir kuyuya indirilen fenerdir. En zor görev, en ağır yük insandadır. İnsan yüce bir sentezdir. İnsan, O’nun kâinata inen gölgesidir…

Bu yazı, Erhan Kolbaşı’nın “77 - Ruhun ve Varoluşun Büyük Yasaları” kitabından yazarın izniyle yayımlanmıştır. Kitabın tamamına Destek Yayınları’ndan ve www. destekdukkan.com adresinden ulaşabilirsiniz.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo