Haber kapak görseli
Genel
13 dk okunma süresi
HELLO!

12 yıl sonra ikinci kez Türk izleyiciyle buluşan İtalyan yıldız Denise Capezza

Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar dizisinde Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın (Halikarnas Balıkçısı) ilk eşi olan Aniesi’ye hayat veren Denise Capezza, “Biz çok farklıyız. Aniesi’nin yaptığı pek çok şeyi ben yapmazdım. Ama onun yalnızlığını, görülme arzusu içindeki çaresizliğini anlayabiliyorum,” diyor.

Röportaj: Büşra Nazlan Üregül

Fotoğraf: Sezer İsmail Şentürk

Styling: Ali Arısoy

Makyaj: Gamze Tekin Alp

Saç: Talat Kıvrak

Prodüktör: Aşkın Tosun

Fotoğraf Asistanı: Mücteba Cihan, Furkan Irık

Styling Asistanı: Gönül Soyçeri, Tuğçe Oğuz

Makyaj Asistanı: Nilay Baş

Retoucher: Burak Büyükyıldız

Mekân için The Bank Hotel İstanbul’a teşekkür ederiz.

Hayat çoğu zaman planladığımız gibi gitmiyor. Biz başka planlar yaparken ilahi olan bize hangi tarafa yönelmemiz gerektiğini farklı aksaklıklarla fısıldıyor. Tıpkı Denise Capezza’nın hikayesinde olduğu gibi… Kariyerine klasik ve modern dans eğitimiyle başlayan ancak bir sakatlık sonucu dansı bırakmak zorunda kalan İtalyan genç yıldız Denise Capezza, daha sonrasında oyunculuğa yönelmiş. Napoli’deki Teatro Elicantropo ile Roma’daki Accademia Beatrice Bracco’da oyunculuk eğitimi almış. Yeteneğini bu yönde parlatan oyuncuyu şu anda severek ‘Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar’ adlı dizide ‘Aniesi’ karakterinde izliyoruz. Capezza ile yolculuğundan sanata, İtalya’dan ülkemize ve oyunculuktan gelecek planlarına kadar uzun bir sohbet gerçekleştirdik.

HELLO!: Şu sıralar hayat nasıl gidiyor diyerek başlamak istiyorum. Son dönemde can sıkıcı olaylar yaşadık ama hayat bir yandan da devam ediyor. Nasıl bir süreçten geçiyorsun?

Denise Capezza: Şehirde bir değişim arzusu hissediliyor. İçimde de aynı arzuyu hissediyorum. Kendi benliğimin bir parçasının evrim geçirdiğini hissediyorum; tıpkı buzun sıvı halden katı hale geçmesi gibi. Değişim kritik bir aşamadır. Rahatsızlık, huzursuzluk ve çoğu zaman da acı yaratır ama evrim için gereklidir. Bu aylarda, evimden ve en sevdiklerimden uzakta, her gün benim ana dilim olmayan bir dilde sürekli yoğun şekilde çalışıyorum. Sadece sahnede değil, gerçek hayatta da... Sık sık kendimle baş başa kaldım, beklenmedik durumlara uyum sağladım ve bu iyi oldu; çünkü kendimle ilgili birçok şeyi anlamamı sağladı: Neyi arzuladığımı ve hayatımda neyi istemediğimi. Bu, hem sanatsal hem de insani olarak verimli bir dönem.

HELLO!: Biraz geçmişe gideceğim, profesyonel olarak bale ve modern dansla ilgileniyorsun. Poz verirken doğal olarak estetik forma giriyorsun. Tüm karelere bayıldık. Normal hayatta ve düşüncelerinde, hayatı karşılarken de bu kadar esnek misin? Bale ya da modern dansla ilgilenmek hayat felsefeni nasıl değiştirdi?

D. Capezza: Gerçek hayatta, dansta olduğum kadar esnek olduğumu söyleyemem ama güçlü olduğumu söyleyebilirim. Bu, kırılganlıkla zenginleşmiş bir güç; kaba bir güç değil. Bu güç beni bazen çatışmaya götürür, bazen de dinlemeye. İçinde yaşadığı duruma uyum sağlayan ama başını eğmeyen bir güç. Dans da büyük bir güç gerektirir. Kendi bedeninin sınırlarını geliştirmek ve özellikle kabul etmek için büyük bir olgunluk ve kararlılık gerekir. Dans bana azmi, kaybetmeyi öğrenmeyi, sanatın güzelliğini, sınırları kabul etmeyi ve onları aşma iradesini öğretti. Bugün bile yanımda taşıdığım değerler bunlar.

HELLO!: Çocukluğundan bahsetmek istiyorum. Baleye başlaman ve daha sonrasında oyunculuk serüveni nasıl gelişti?

D. Capezza: Dört yaşındayken annemin beni yönlendirmesiyle klasik bale eğitimi almaya başladım. Utangaç ve biraz tembel bir çocuktum; ama meraklıydım. Yıl sonu gösterimde adımları hatırlamakta zorlanıyordum, sahnede ileri geri hareket edip çıkışın nerede olduğunu anlamaya çalışıyordum. Hâlâ o video kaset bende, arada açıp izlerim. Yavaş yavaş o dünya hayatım oldu ve her yıl biraz daha iyiye gittim; oldukça tatmin edici bir sanatsal olgunluk seviyesine ulaştım. On dokuz yaşıma kadar dans ettim; ama bir sakatlık sonrası antrenmanlara bir yıldan uzun süre ara vermek zorunda kaldım. Bu, çok yoğun bir dönemdi çünkü bale, hayatımın yarısından fazlasında benimleydi. Neredeyse bir meditasyon biçimiydi, arınmaydı, neşeydi, ilhamdı. Oboşluğu doldurmak için tiyatro okuluna yazıldım, uzun zamandır istediğim ama cesaret edemediğim bir şeydi. O kurslardan bir nebze kader, bir nebze irade, her şey doğdu. O dünyaya ait olduğumu hissettim. Ve haklıydım.

HELLO!: Ailede sanatın farklı dallarıyla ilgilenen başka üyeler var mı? Çocukken en çok kimi örnek alırdın?

D. Capezza: Ailemde sanatla uğraşan kimse yok ama annem her zaman meraklı ve hassastı. Müzik, dans ve güzelliğe aşkla bağlı bir kadındı. Beni ve kız kardeşimi sanat dünyasına o yaklaştırdı. Küçükken rol modellerim insanlar değil, dünyalardı: Kitaplar, müzik, resim, filmler. Belki de bu yüzden hayal gücü ve hikayelerle her zaman güçlü bir ilişkim oldu.

HELLO!: Vikipedi’de duyusal deneyim, metin ve karakter analizi, doğaçlama, hareket/ sahne, şarkı, konuşma ve beden dili dallarında birçok yönetmenden dersler aldığın yazıyor. Kendini bu konuda 360 derece geliştiriyorsun. Hayatta sevdiğin tüm konularda sonuna kadar giden bir insan mısın?

D. Capezza: Evet, bir şeye tutku duyduğumda onu asla yarım yaşayamam. Çalışırım, tamamen içine girerim, detay ararım, derinleşirim. Eğitimim hep devam etti ve hâlâ ediyor. Geliştiğimi hissetmeye ihtiyacım var; hiçbir zaman “Vardım” demem. Oyuncunun meraklı bir kaşif, yorulmak bilmeyen bir araştırmacı olması gerektiğine inanıyorum. Her teknik, her araç, her deneyim beni zenginleştiriyor ve dünyaya bakışımı genişletiyor. Sadece sanatta değil, hayatta da beden, ses, duygu ve zihin arasında çok boyutlu çalışmak benim için oldukça önemli

HELLO!: Aynı zamanda İstanbul’a hiç yabancılık çekmediğini de okudum. Burada yaşamak sana neler katıyor? İtalya ile benzer yanları var mı?

D. Capezza: Aslında tam olarak öyle olmadı... İstanbul seni hemen kucaklayan bir şehir değil, onu gerçekten anlayabilmek için bir süre orada yaşaman gerekiyor. Kendimi hemen evimde gibi hissetmedim, tam tersine başta çok korktum. Burada hiçbir şey sıradan değil ve işte tam da bu özgünlük ve öngörülemezlikte kendimi buluyorum. Güzellik ve kaos burada gelenekle modernitenin sürekli çatışmasında birleşiyor. Kalabalık sokakları, müziği, yemekleri, sürekli değişen havasını seviyorum. Her şey büyüleyici ve adeta psikedelik; durmaksızın hareket ediyor. Ama tüm bu nedenlerle, bir süre sonra buradan ayrılma arzusu da güçlenmeye başlıyor; yaşanan her şeyin fazla kontrolsüz olduğunu hissediyorsun. Bugün, bazen kaçma ihtiyacı hissetsem bile İstanbul’u biraz da olsa ikinci evim gibi hissediyorum.

HELLO!: İtalyanların aile yapıları ve kültürleri, aslında bizimkiyle çok benzeşiyor. Kalabalık aileleri sever misin, arkadaşlarınla sıkça zaman geçirir misin, yoksa tek başına kalmaktan mı daha çok besleniyorsun?

D. Capezza: Kalabalık ve gürültülü bir ailem olmadı, tıklım tıklım kuzen sofralarına alışkın değilim. Ama evet, aslında Türkler ve İtalyanlar arasındaki o paylaşımcılık kültürü, özellikle aile değerleri açısından birbirine çok benziyor. Ben Napoli’de büyüdüm; ki bu güney İtalya şehri doğası gereği insan sıcaklığına, birlikte olmaya çok önem verir. Özellikle aile içindeki paylaşım çok kıymetlidir. Arkadaşlarımla yapılan yemekleri, gece sohbetlerini, kahkahalarla dolu odaları seviyorum. Aynı zamanda yalnız kalmayı da öğrendim. Yalnızlık beni korkutsa da bazen iyi gelir. Beni merkezler, kendimi anlamamı sağlar. Derin, samimi ilişkiler ararım. Yüzeysel bağlar ilgimi çekmez. Benim için nicelikten çok nitelik önemlidir.

HELLO!: ‘Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar’ nasıl gidiyor? Role kabulün ve süreç nasıl işledi?

D. Capezza: ‘Şakir Paşa Ailesi: Mucizeler ve Skandallar’ projesi, süreçte maalesef birçok talihsizlik yaşadı. Çekimler çeşitli zorluklarla devam etti. Ana çekim platosunun yanarak kullanılamaz hale gelmesi gibi büyük bir yangınla karşılaştık, bu da yapımı durdurmamıza ve seti yeniden inşa etmemize neden oldu. Projeye dahil olmam, senaryoyu okuma ve Aniesi karakteri için seçmelere katılma fırsatı verilmesiyle gerçekleşti. Senaryoyu ilk okuduğumda beni hemen etkileyen şey, onun sertliği ve cesareti oldu. Alışılagelmiş bir anlatıdan çok uzaktı; retorikten arınmış, daha önce anlatılmamış ve rahatsız edici bir hikayeydi bu. Hande Altaylı’nın yalın ama gerçek karakterlerle dolu yazım tarzı beni gerçekten büyüledi. Türkiye’deki son projemin üzerinden 12 yıl geçmişti. Bu uzun sürede İtalya’da yoğun bir şekilde yaşayıp çalıştım; ama içimde hep bir gün Türkiye’ye dönme arzusu vardı. Elbette buna değecek, anlamlı bir proje olmalıydı. Bu otantik ve yargılamayan senaryo kararıma yön verdi.

HELLO!: Aniesi karakterine nasıl çalıştın? Nasıl bir yol haritası çizdin?

D. Capezza: Aniesi’ye hazırlanmak çok içgüdüsel bir süreçti. Bu, sadece bir karakter yaratmak değil; onun hikayesi ve duygusal karmaşıklığıyla iç içe geçmekti. Aniesi tutkulu, sevgiye aç, kırılgan ama bir o kadar da tehlikeli bir kararlılığa sahip bir kadın. Her zaman yaptığım gibi, önce çalışmaya başladım: Şakir Paşa Ailesi’yle ve dönemin tarihsel bağlamıyla ilgili bulabildiğim her şeyi okudum. Ama sonra fark ettim ki, Aniesi’yi gerçekten hayata geçirmek için sadece olgulara dayanamazdım. Onun gölgelerine girmeliydim. Dinlemeye başladım. Karakterlerimi asla yargılamam, onlar benim gibi düşünmese de... Oyuncunun görevi onaylamak değil, anlamaya çalışmaktır. Aniesi var olmak için korunmaya, sevilmeye ihtiyaç duyan bir kadın. Türkiye’ye ilk kez geldiğimde -dili bilmeden, kültürü tanımadan, her şeyden uzakhissettiğim o yabancılık duygusunu onda buldum. Bedenime de güvendim. Dans geçmişim sayesinde bedenimle çalışmaya alışığım. Aniesi’nin hareketleri zamanla değişti; önce neşeliydi, sonra daha kısıtlı, daha stratejik oldu. Türkiye’de set ortamı hızlı ve yoğun olduğundan, alıştığım geleneksel hazırlık süreçlerine fazla yer yok. Bu yüzden içgüdülerime daha fazla kulak verdim, kendime güvendim. Mükemmellik fikrinden vazgeçip hissetmeye başladım. Aniesi işte bu şekilde doğdu; akıl ve kaos, kural ve başkaldırı arasında hassas bir dengeyle. Yeni bir dünyaya götürdü beni. Sanırım bir karakterle yapılabilecek en güzel şey de budur: Onun seni az da olsa değiştirmesine izin vermek.

HELLO!: Role bürünürken en önemsediğin şey nedir? Ruhsal olarak hazır olmak ya da karakteri derinlemesine analiz etmek, hangisi senin için baş sırada yer alır?

D. Capezza: İkisi de. Çok analiz yaparım ama sonra içgüdülerime yer açarım. Analiz kökleri verir, duygu ise gerçeği. Hazırlık yapmalısın ama sonra her şeyi unutup bırakman gerekir. Bu, çok hassas bir dengedir. Her karakter bilinmeyene atılan küçük bir adım gibidir.

HELLO!: Aniesi karakteri, onu canlandırdığın süreçlerde sana neler öğretti?

D. Capezza: Aniesi bana kimsenin tamamen iyi ya da tamamen kötü olmadığını öğretti. Her yanlış kararın arkasında bir yara vardır. Ve sevgi açlığı doyurulmadığında, yıkıcı hale gelebilir. Bana şefkatin ne kadar önemli olduğunu hatırlattı.

HELLO!: Şakir Paşa Ailesi, çok derinlikli bir aile. Gerçek hayatta yaşamış bir karakteri canlandırmak, aynı zamanda ona bir saygı duruşu gibi. Aniesi ile ortak noktalarınız var mı ya da onu eleştirdiğin, “Böyle yapmasaydı” dediğin yerler?

D. Capezza: Biz çok farklıyız. Onun yaptığı pek çok şeyi ben yapmazdım. Ama onun yalnızlığını, görülme arzusu içindeki çaresizliğini anlayabiliyorum. Belki bu noktada benziyoruz: İkimiz de kendimizi ait hissetmediğimiz bir dünyada bir yer edinmeye çalıştık.

HELLO!: Dizide ve Şakir Paşa Ailesi özelinde aşk engel tanımıyor. Sence duygular her şeyden daha mı önemlidir? Aşk her yerde, kiminle olursa olsun yaşanabilecek bir duygu mudur?

D. Capezza: Duygular çok önemlidir ama her zaman yeterli değildir. Aşka inanıyorum, evet; ama aynı zamanda sorumluluğa da. Aşk her yerde doğabilir, bu doğru. Ama kalıcı olması için kök salması, özenle beslenmesi, saygı görmesi gerekir. Yoksa sadece bir fırtınaya dönüşebilir.

HELLO!: Sen aşkı nasıl tanımlarsın, aşık olduğunda gözlerine perde iner mi? Yoksa daha çok mantığınla mı hareket etmeye çalışırsın?

D. Capezza: Aşk benim için güçlü ve gizemli bir duygu. Ruh halini, günü, dünyaya bakışını değiştirir. Ben tutkulu, içgüdüsel bir kadınım ama zamanla kendimi korumayı da öğrendim. Aşk seni yok etmemeli, aksine desteklemeli. Aşk körlük değildir, tanınmadır.

HELLO!: Eğer yanılmıyorsam, 11 yıldır bir birlikteliğin var ve bir yıldır evlisin. Aşk değişen ve gelişen bir duygu. Bu 11 yıllık yolculuğu duygusal olarak nasıl tanımlarsın?

D. Capezza: Bu, çok güzel ama her zaman kolay olmayan bir yolculuk. 11 yılda insanlar büyür, değişir ve her gün birbirini yeniden seçmek gerekir. Alanlarımızı saygıyla korumayı, zor anlarda birbirimize destek olmayı öğrendik. Gerçek aşk, bazen sadece kalmaktır. Rahatsız edici olduğunda bile kalabilmektir.

HELLO!: Türk izleyicisi ve İtalyan izleyicisi arasında ne gibi farklar gözlemledin?

D. Capezza: Türk izleyicisi çok tutkulu, ilgili ve kendini ifade etmeyi seviyor. Takip ediyor, yazıyor, sevgisini hissettiriyor. İtalya’da belki biraz daha mesafeliyiz. Ama her iki ülkede de izleyici gerçeği tanır ve o gerçek onlara ulaştığında, her yerde etkisini gösterir.

HELLO!: Kendine 360 derece baktığında hangi huylarını sever, hangilerini eleştirirsin?

D. Capezza: Duygusal derinliğimi seviyorum, bir şeye gerçekten tutkuyla bağlandığımda içimde oluşan heyecanı ve her şeyin özüne inmeye duyduğum sürekli ihtiyacı... Yüzeyde kalamam; bu, bazen bir hediye, bazen de bir lanet. Gözlem yeteneğimi, detaylarda anlam arayışımı, başkalarının bakışlarında gizli hikayeleri fark edebilme becerimi seviyorum. Ama aynı zamanda kendimi çok eleştiririm; hatta bazen gereğinden fazla. İnsanlara güvenmekte zorlanırım, biraz kuşkucuyum. Bu, beni bazen korusa da bazen sınır koyar. Bazen kendimi çok ciddiye alırım. Daha fazla akışa bırakmak, hata yapmaktan korkmadan yaşayabilmek isterdim. Ve sabır, hâlâ öğrenmeye çalıştığım bir şey.

HELLO!: Hayat felsefen nedir? Bu zamana kadar hayattan öğrendiğin ve bize verebileceğin bir öğüt ya da tavsiye var mı?

D. Capezza: Her şeyin zamanında geldiğine inanıyorum. Zamanı zorlamanın faydası yok, çoğu zaman gerçekten istediğimizden bizi uzaklaştırıyor. Bugünlerde yaşam felsefem şu: Dinlemek. Kendimi, başkalarını, çevremi... Her zaman başaramıyorum ama çabalıyorum. Güzelliğin bir direnme biçimi olduğuna inanıyorum. Gerçek sanatın iyileştirme gücü vardır, rahatsız eder, soru sordurur; cevap vermez. Sessizlikten, yalnızlıktan, duraklamaktan korkmamayı öğrendim. Yıllarca, durduğum zamanlarda bir şeyleri kaçıracağımı hissederdim. Şimdiyse yalnızca durarak gerçekten nereye gitmek istediğimizi anlayabileceğimize inanıyorum.

HELLO!: Oyunculukta ruhunu doyuran, seni en mutlu eden şey nedir? Ve seni en zorlayan kısmı?

D. Capezza: Oyunculukta beni en çok besleyen şey empati. Kendi bakış açımdan çıkıp başkasının dünyasına girebilmek. Bir karakteri oynamak benim için başka hayatlar yaşamak gibi. Her yeni hikayeye girdiğimde, hayatımda belki hiç deneyimlemeyeceğim duygulara, düşüncelere, çatışmalara dokunma şansım oluyor. En mutlu olduğum an ise kendimi unuttuğum an. Nadirdir ama olduğunda sihirlidir. Zamanın durduğu bir dans gibidir. Sahne, gerçek ile kurgu arasındaki o ince çizgide asılı kalır. Bu mesleğin kalbi orasıdır. Beni en çok zorlayan kısımsa sürekli bir şey kanıtlama baskısı. Dış dünya, sektörün yapısı, yargılar bazen bu işin özünü unutturabiliyor. O zaman yeniden ilk aşık olduğum şeye dönüyorum: Prova salonunun sessizliği, çalışma disiplini, merak. Ancak o zaman kendimi kaybetmem.

HELLO!: Oyuncuların pek çok konuya farklı pencerelerden baktığı, hayata karşı daha sorgulayıcı olduğu, yüksek empati yetenekleriyle ruhlarını eğittikleri söylenir. Sen ne dersin?

D. Capezza: İdeal olarak, evet. Oyuncu insan ruhunun kaşifidir. Ne kadar çok gözlemlersen, o kadar çok anlarsın ve yargılamamayı öğrenirsin. Sürekli dinlemeyi, empatiyi ve bakış açısını ters yüz etmeyi gerektirir. Bu meslek, eğer samimi yapılırsa, seni daha insani yapar. Ama şunu da söylemeliyim ki, tüm oyuncular empatik değil. Bazıları bu işi yalnızca ego için yapar veya sadece güzel bir yüzün yeterli olduğunu sanır. Bazıları da başarıyla birlikte değişir. Bu yüzden içtenlik her şeydir. Gerçek niyet, her zaman görünür.

HELLO!: İstemediğin bir olay karşısında psikolojik olarak kendini nasıl rahatlatırsın, bu durumun üstesinden nasıl gelirsin?

D. Capezza: Yazarım. Kendimi izole ederim. Doğayı, müziği, sessizliği ararım. Kötü hissetmeme izin veririm ama batmam. Beklenmedik durumları ve hayal kırıklıklarını birer ders olarak dönüştürmeye çalışırım. Bazen sadece doğru kişiye açılan bir telefon, her şeyi yeniden harekete geçirebilir.

HELLO!: Yapay zekayı nasıl yorumluyorsun? Hayatının neresinde? Oyunculuk ve sinema sektörünün bundan nasıl etkileneceğini düşünüyorsun?

D. Capezza: Yapay zeka, sorumlulukla kullanıldığında düzen sağlama konusunda yardımcı olabilir ama özgünlüğün ve yaratıcılığın yerini tutamaz. Teknik alanlarda faydalı olabilir belki ama gerçek sanat kusurdan, hatadan, kalpten doğar. Ve bunu hiçbir makine asla taklit edemez.

HELLO!: Sosyal medyada ne kadar zaman geçirirsin? Oradaki yorumlar senin için ne kadar önemli?

D. Capezza: Sosyal medya bir vitrin ama gerçek değil. Elbette yorumları okuyorum ve samimi sözler geldiğinde onları memnuniyetle karşılıyorum. Ama onların kendi değerimi belirlemesine izin vermiyorum. Benim merkezim başka bir yerde olmalı.

HELLO!: Henüz açığa çıkmamış, bizi hayretler içinde bırakacak bir özelliğin ya da yeteneğin var mı?

D. Capezza: Gizli bir yetenekten çok, yavaş yavaş yüzeye çıkan bir hayalim var: Yönetmen olmak. Bunu yıllardır içimde taşıyorum; neredeyse çekinerek, sanki taşıyamayacağım büyük bir şeymiş gibi… Ama yavaş yavaş şekillenmeye başlıyor. Uzun zamandır yazıyorum: notlar, düşünceler, diyalog parçaları… İçimde doğmak isteyen bir hikaye var sanki. Bu hikaye benim deneyimlerimden çıkmalı ama herkese hitap edebilmeli. Samimi, kırılgan ama güçlü bir şey olmalı. O anın geleceğini biliyorum. Ve geldiğinde, oyunculukta olduğu gibi dürüstlükle yapmak istiyorum. Çünkü benim için yönetmenlik sadece hikaye anlatmak değil; aynı zamanda dinlemek, hikayelere derinleşecek bir alan açmak demek.

HELLO!: Kendini 10 sene sonra nerede ve nasıl hayal ediyorsun? Planların ve geleceğe yönelik yapmak istediklerin neler?

D. Capezza: Kendimi daha sessiz, daha az kaotik ama hayat dolu bir yerde görüyorum. Oyunculuğa devam etmek istiyorum ama yalnızca beni hem sanatsal hem insani olarak besleyen projeleri seçerek. Kendi hikayelerimi anlatmak, güzellik ve gerçeklik alanları yaratmak istiyorum. Umarım 10 yıl sonra hâlâ merak dolu, hayata aşık bir kadın olurum. Ve öğrendiğim her şeyi öğretebileceğim çocuklarım...

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo