Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
History Of War

Afrika’da Birinci Dünya Savaşı: Sömürgecilik, açlık ve kayıplar

İçeriği Paylaş

Birinci Dünya Savaşı’nın Afrika’daki çatışmaları kapsam olarak sınırlı görünse de, kıta üzerinde derin ve kalıcı yaralar bıraktı. Hamal olarak zorla çalıştırılan yüz binlerce Afrikalı, yakılıp yıkılan topraklar, açlık, salgın hastalıklar ve sömürgeci savaş politikaları nedeniyle milyonlarca insan hayatını kaybetti.

Afrika Birinci Dünya Savaşı’nın öncesinde de Avrupalı sömürgecilerin elinde büyük acılar çekmişti. Örneğin Alman Güney Batı Afrika’sında, 1904 ile 1908 yılları arasında yerli Herero ve Nama halklarına toplama kamplarında soykırım yapılmış ve bu nedenle 100.000 kadar insan ölmüştü.

Birinci Dünya Savaşı ise daha fazla acıyı beraberinde getirdi. Afrikalıların çoğunluğunun çatışmalardan büyük ölçüde etkilenmediğini söylemek doğru olsa da, askerî seferlerin yapıldığı bölgelerde yıkıcı bir etkisi görüldü.

Afrika gibi devasa bir kıtada, büyük bölgelerin muharebe sahası dışında kalması kaçınılmaz bir durumdu. Öyle ki bazı bölgeler kıtada savaşın devam ettiğinin farkında bile olmayabilirlerdi.

Ancak Avrupalıların savaştıkları yerlerde ortaya çıkan etkiler hemen hemen her zaman kıtaya zarar verdi ve çoğu zaman da yıkıcı oldu. Doğrudan etki açısından incelendiğinde; tüm Avrupalı güçler yerel sivilleri hamal olarak kullanmış, malzeme ve mühimmatlarını zorlu arazi şartlarında onlara taşıtmış ve bu çalışkan insanlar çok acı çekmiştir. Togoland ve Kamerun’daki seferler kısa sürmüş olsa da buralarda çalıştırılan 20.000 yerli hamalın neredeyse yarısı ölmüş ya da sakatlanmıştır.

Alman Doğu Afrika’sında durum çok daha kötüydü. Tahminen bir milyon erkek hamal olarak kullanıldı ve bunların 90.000 kadarı hizmet sırasında öldü. Bu insanların çoğuna sadece cüzi ücretler ödenmiş, bazılarına ise hiç ödeme yapılmamıştı. Bu uygulama aslında onları gerçek anlamda köle işgücü haline getiriyordu. Almanlar çalıştırdıkları yerel insanların resmî kayıtlarını tutmadıkları için ölü sayısının gerçek boyutu hiçbir zaman bilinemeyecektir.

İşin garip tarafı, çeşitli Avrupa kolonilerindeki genç erkeklerin çoğu hamal olarak askere yazılmaya hevesliydi. Verilen düşük ücretler onlar açısından hiç yoktan daha iyi olarak görülüyordu. Ayrıca bazılarında onları muharip birliklere yazılmaya teşvik eden olağan savaşçı ruh da vardı. Birçoğu topraklarını kontrol eden sömürgeci güç için savaşmaya istekli olduklarını göstermelerinin ardından savaştan sonra daha cömert bir muameleyle ödüllendirilebileceklerine inanıyordu. Ne yazık ki bunun boş bir umut olduğu daha sonra ortaya çıktı.

Yakılıp yıkılan topraklar

Tümgeneral Von Lettow’un hızlı hareket eden ordusu faaliyet yürüttüğü topraklardaki ürünlerden istifade ederek ayakta kalmak zorundaydı. Malzeme taşıyan hamallardan oluşan büyük bir kervan onları çok yavaşlatırdı. Bu durum von Lettow’un koloni boyunca yanıp yıkılmış bir kuşak oluşturarak ardında kıtlık ve çoğu zaman da açlık bırakmasına yol açtı. İngilizler tarafından kullanılmasını engellemek için yanında taşıyamadığı her şeyi yok etme alışkanlığı, yıkıcılığını daha da arttırdı. Almanların sert uygulaması büyük ölçüde gereksizdi çünkü İngiliz kuvvetleri erzaklarını yanlarında taşıyorlardı ve geleneksel olarak bölgede yetişen ürünlere bağımlı değillerdi. Almanların bölgede gerçekleştirdikleri yakıp yıkma eylemlerinin sonucunda, Alman Doğu Afrika’sında tahminen 300.000 sivil, orduların kendi topraklarından geçmesinin doğrudan bir sonucu olarak öldü.

Afrika’da yaşanan savaş aynı zamanda sömürgeci güçlerin yerli halka getirdiklerini iddia ettikleri “uygarlaştırıcı etki” mitinin de boş bir söylem olduğunu açığa çıkardı. Avrupa’daki savaşın boyutunu bu kadar uzaktan kavramak zor olabilir, ancak sömürgelerdeki sınırlı ama çoğu zaman vahşi çatışmalarda Avrupalıların savundukları yüce idealleri gerçekleştiremediklerini açıkça ortaya koyan pek çok kanıt vardı.

Ayrıca Afrika’daki savaşın anlamsızlığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Alman sömürgelerinin İngiliz, Fransız ve Güney Afrika güçlerinin saldırganlığına karşı koyma şansı yoktu. Aslında Almanların sergileyeceği daha pragmatik bir yaklaşım bu kaçınılmazlığı kabul etmek olurdu. İklimin, arazinin ve vahşi yaşamın Afrika’yı büyük bir savaş için kâbus gibi bir yer haline getirdiği yaygın olarak anlaşılmıştı; ancak bu gerçekler komuta zincirinin tepesine hiçbir zaman tam olarak ulaşamadı.

Sömürgecilerin tarafsız kalma isteklerine saygı gösterilmiş olsaydı yüz binlerce Afrikalının hayatı kurtarılabilirdi. Bu, özellikle Alman Doğu Afrika’sında gerçekleştirilen harekât için geçerlidir. Tümgeneral Von Lettow gerçekten de kendi kuvvetleriyle orantısız sayıda çok Britanya askerini kendi cephesine bağladı. Ancak bu askerlerin Batı Cephesine gönderilmesi zaten pek olası değildi. Her halükarda, İngiliz kuvvetlerinin verdiği 11.000 kayba karşılık bölgedeki çatışmalarda 300.000 sivilin ölmesiyle ortaya çıkan acımasız hesaplama, kabul edilebilir bir bedel olarak görülüyordu. Kıtaya diğer yerlerden kitleler halinde getirilen askerler de muhtemelen başka bir trajediye yol açmıştı. Yıllar süren seferberlik, açlık ve 1917’de yağmurların kesilmesinin ardından zaten zayıf düşmüş olan sivil halk, en büyük sınavıyla karşı karşıya kalacaktı. Von Lettow’un askerleri seferlerinin sonuna yaklaşırken, İspanyol Gribi olduğu ortaya çıkan gizemli ve ölümcül bir hastalığa yakalanmaya başladılar.

Avrupa’da olduğu gibi, İspanyol Gribi de savaşın kendisinden daha fazla ölüme sebep olacaktı. Bu hastalık nedeniyle Sahra altı Afrika’da tahminen iki milyon insan öldü.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo