
Manş Adaları için yapılan muharebe: Müttefiklerin gizli kurtarma planı
Yazan: Nate Drake
Luernsey Adası’ndaki Alman komutan Tümgeneral Siegfried Heine 9 Mayıs 1945 tarihinde, B sınıfı bir muhrip olan HMS Bulldog gemisine geldi. Kendisi, kimlik belgelerinin kontrol edilmesi gibi birkaç formalite işleminin ardından geminin subay salonuna götürüldü ve burada işgal güçlerinin koşulsuz teslimini kabul etti. HMS Beagle adlı gemideki bir heyetin Jersey Adası’nda benzer teslimiyet belgesini imzalanmasıyla, Nazi’lerin Manş Adaları’nda beş yıl süren işgali resmen sona erdi.
Ancak bundan birkaç saat öncesine kadar bu zafer belirsiz görünüyordu. Hatta bir gün önce, genç bir Nazi deniz subayı olan Üsteğmen Armin Zimmermann, üzerinde anlaşmaya varılan ateşkesin 9 Mayıs günü saatler gece yarısını bir geçerken başlayacak olması nedeniyle, bölgedeki İngiliz gemilerine sadece mütareke şartlarını görüşmek üzere güvenli geçiş izni verildiğini belirtmişti.
Bu gelişmeler esnasında, coşku içindeki yerel halkın sevinç gösterileri arasında İngiliz birliklerinin karaya çıkmaya başlamasıyla, Manş Adaları’nın işgal altından kurtarılması kan dökülmeden gerçekleşti.
Biraz geriye gidecek olursak, Koramiral Friedrich Hüffmeier, Şubat 1945’ten itibaren bunun işgalci birlikler ve sivil halk için ne anlama geldiğine bakılmaksızın, adaları savunmakla görevlendirilmişti. Bu durum, “Korgeneral Hüffmeier, Führer’in isteğini yerine getirmek için şevke kapılarak, birliklerine sonuna kadar savaşmalarını emretseydi neler olurdu?” sorusunu akla getiriyor.
Kraliyet Toprakları Feda Edildi Almanlar açısından bakıldığında, Manş Adaları’nın İngiliz kuvvetlerine geri verilmesinin büyük bir şaşaa içinde değil de bunun tam tersi bir sessizlik içinde gerçekleştiğini ifade etmek doğrudur. Ancak Nazilerin Kraliyet’e ait bu toprakları başlangıçta nasıl işgal ettikleri için aynı şey söylenemez. Manstein Planı olarak da bilinen ve Almanya’nın Fransa’yı istilasına yönelik hazırlanan “Fall Gelb” 1940 yılında başarılı olmuştu. Alman Panzer tümenleri Fransa’nın kuzey kıyılarına ulaşmıştı. Bölgenin biraz açığında Manş Adaları ve Birleşik Krallık bulunuyordu.

O yılın Haziran ayında yapılan bir Savaş Kabinesi toplantısında, “Deniz gücümüzü kullanarak düşmanın adaları istilasını önlemek mümkün olmalıdır. Başarılı bir direniş gösterme şansı varsa, orada düşmanla savaşmaktan kaçınmamalıyız.” diyen Başbakan Winston Churchill ardından şunu eklemiştir: “Normanların Fethinden beri Kraliyet mülkü olan bu İngiliz topraklarını düşmana terk etmek çok çirkin bir şeydir.”
Başbakan Churchill, Jersey Adası’nın Normandiya Dükalığı’nın bir parçası olmasından beri değişmeyen Manş Adaları’nın statüsü konusunda tamamen haklıydı. Kral John, 13. yüzyılda Normandiya’yı kaybettikten sonra bile, adalar Kraliyet’e bağlı kalmaya devam ettiler. Söz konusu adalar kendi yönetim sistemlerine sahip olsalar da sakinleri İngiliz vatandaşıdır ve bu da adaları terk etme fikrinin Churchill’i niçin öfkelendiğini açıklamaktadır. Bütün bunlara rağmen Churchill, adaların işgal altındaki Fransız limanları Brest ve Cherbourg’a çok yakın olduğunu belirten Deniz Kuvvetleri Komutan Yardımcısı’nın adaları terk etme yönündeki görüşüne boyun eğdi. Mevcut tüm uçaksavar silahları ve savaş uçakları da İngiliz anakarasını korumak için gerekliydi. Bu nedenle Churchill, istemeye istemeye adalardaki askerlerin çekilmesine razı oldu.
Bunun ardından Nazi Hava Kuvvetleri’ne (Luftwaffe) bağlı uçaklar tarafından gerçekleştirilen keşif uçuşları neticesinde, adalarda neredeyse hiç savunma tedbiri olmadığı hızla teyit edildi. İşte tam bu noktada Yeşil Ok anlamına gelen Grüne Pfeil Operasyonu uygulamaya konuldu. Bu operasyonun orijinal hali son derece geniş kapsamlıydı. Buna göre; Alman Deniz Kuvvetleri önce Manş Denizi’ndeki mayın tarlalarını temizleyecek, bunun ardından, Marrinesstruppabtrilung (Alman Deniz Kuvvetleri Hücum Birliği) tarafından desteklenen altı Alman taburu, adalara
yönelik iki gün süreli bir istila başlatacaktı. İlk olarak Alderney ve Guernsey Adaları, ertesi gün ise Jersey Adası istila edilecekti.
Ancak Alman Silahlı Kuvvetleri (Wehrmacht), adaların silahsızlandırıldığının henüz farkında değildi. Bu nedenle, Luftwaffe’nin 8. Staffel 1/Gruppe Kampfgeschwader 55 birliğine ait dokuz Heinkel He 111 bombardıman uçağı, 28 Haziran’da Paris yakınlarındaki Villacoublay’de bulunan üslerinden kalkarak Guernsey ve Jersey adalarını bombaladı. Bu saldırıda 44 kişinin hayatını kaybetmesine rağmen, Almanların karşılaştığı tek direniş bir hafif makineli tüfekten geldi.
Üsteğmen Liebe-Pieteritz 30 Haziran akşamı, bölgede rutin bir keşif uçuşu gerçekleştirdi ve Guernsey Adası’ndaki havaalanına indi. Orada kimse olmadığını rapor etti ve adadan ayrıldı. O akşamın ilerleyen saatlerinde, bir Alman taarruz birliği havaalanını ele geçirerek adanın teslim olmasını sağladı.
Luftwaffe 123 numaralı Keşif Grubu, 1 Temmuz 1940 gününün erken saatlerinde, Jersey Adası’nın başkenti St. Helier ve havaalanı üzerine içinde duyuru metni olan zarflar attı. Mesajlar bir ültimatom içeriyordu. Buna göre; tüm tahkimatlar, binalar ve evler teslim olduklarını belirten büyük beyaz haçlar asmalıydı, aksi takdirde bombardıman devam edecekti. Akşamın erken saatlerinde, Jersey’de konuşlandırılan 100’den fazla Alman askeri uçaksavarları yerleştirmeye başladı.

Cennet Adasından Kale Adasına
Churchill, 2 Temmuz’da Baş Kurmay Subayı olan Orgeneral Hastings Ismay’a bir not göndererek, mümkün olan en kısa sürede Manş Adaları’na bir baskın planlamaya başlamasını emretti. Kod adı Operasyon Ambassador olan bu baskın, yeni kurulan 3. Komando Taburu’ndan Yarbay John Durnford-Slater’in komuta ettiği 40 kişilik bir kuvvet tarafından gerçekleştirildi.
Operasyon, düşmanın elinde bulunan havaalanını yok etmek ve o sırada 469 askerden oluşan Guernsey’deki Alman garnizonunu vurmak için tasarlanmıştı.
Ancak operasyon başından sonuna kadar büyük ölçüde başarısız oldu. 3. Komando Taburu’na bağlı birliğin asıl amacı, bağımsız bir bölüğün havaalanına yapacağı saldırı sırasında dikkatleri başka yöne çekmekti. Fakat sadece komandolar karaya çıkmayı başardılar. Bir hücum grubu yanlışlıkla Little Sark adasına nakledildi. Diğer botlar ise teknik sorunlar nedeniyle arızalandı.
Guernsey Adası’na çıkan İngiliz komandoları herhangi bir Alman askeriyle temasları olmadı. Bu nedenle bölgede küçük bir barikat kurup telefon kablosunu kestikten sonra çekilmeye karar verdiler. İkinci Dünya Savaşı’nın ilerleyen yıllarında bu komando birlikleri birçok başarıya imza atsalar da Ambassador Operasyonu’nda İngilizler hedeflerine ulaşılamadı. Churchill daha sonra bu baskını ve benzeri operasyonları “aptalca fiyaskolar” olarak nitelendirecekti. Ancak Hitler bu tür faaliyetleri daha ciddiye aldı ve 20 Ekim 1941’de adaların “zaptedilemez kaleler” haline getirilmesini emreden bir direktif yayınladı.
Hitler iktidara geldikten sonra Almanya’daki otoyolların inşasından sorumlu olan Dr. Fritz Todt, kendi adını taşıyan örgüte bağlı 16.000 işçinin adaya gelişini bizzat denetledi. Yaşananlar büyük bir insani felaketti. Çalışma esnasında işçiler keyfi olarak dövüldü ve adada yaşayan diğer insanlara tahsis edilen tayının sadece yarısı kadar yiyecek alabildiler. Bütün bu olumsuz şartlara rağmen, zorla çalıştırılan işçiler, 1943 yılına kadar Alderney Adası’nda dört toplama kampı inşa etmişlerdi.
Bu çalışmalarda adalara toplam 484.000 metreküp takviyeli beton dökülmüştü. Atlantik Duvarı olarak adlandırılan ve Avrupa’nın batı kıyılarında 2687 km uzanan savunma mevzilerinde ise bu miktar yaklaşık 6.100.000 metreküptü. Adalardaki Alman garnizonlarındaki asker sayısı 42.800’e ulaşarak orada yaşayan sivil nüfusla eşitlenmişti. Bu adalara, işgal altında bulunan 965 km uzunluğundaki Normandiya sahil şeridinden daha fazla top yerleştirilmişti. Çevre sularda 114.000 mayın bulunuyordu. Yeni yeraltı komuta sığınakları ağı ve kesişen ateş sahaları sayesinde, adalar topyekûn bir amfibi saldırıyla ele geçirilmesi son derece zor bir yer haline gelmişti.

Plan Hazırlıkları
Manş Adaları’nın kurtarılmasına yönelik planlamalar aslında 1943 yılının başlarında Rankin Case C kod adıyla başlamıştı. “C” harfi “A” ve “B” olarak kodlanan iki başka acil durum planı daha olduğu için kullanılmıştı. Case A Planı, Müttefiklerin Fransa’yı işgalinden önce Mihver Devletleri’nin güç ve moralinin büyük ölçüde düşmesi halinde daha küçük ve daha erken bir saldırının yeterli olacağı durumda uygulanacaktı. Rankin Case B ise Alman kuvvetlerinin kendiliğinden geri çekilmesi senaryosuna dayanıyordu. Manş Adaları bağlamında, Rankin Case C olarak adlandırılan plan, bölgedeki Alman garnizonlarının silahsızlandırılmasını ve böylece yönetimin sivil işlerinden sorumlu birimlere devredilebilmesini amaçlıyordu.
Adaların güçlü bir şekilde tahkim edilmiş olması ve hâlâ büyük bir nüfus barındırması nedeniyle, Mart 1944’te Müttefik Seferi Kuvvetleri Yüksek Komutanlığı (SHAEF) Haziran ayında gerçekleştirilecek Overlord Operasyonu (Normandiya Çıkarması) sırasında adalara saldırı yapılmamasını kararlaştırdı. Bununla birlikte, gerekirse adaları güç kullanarak geri almaya yönelik bir plan çalışması da başlatıldı.
SHAEF ayrıca, adaları kurtarmak için hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, Alman kuvvetlerinin koşulsuz teslimiyetin ön koşul olacağına karar verdi. Bunun üzerine Rankin Case C, SHAEF’in ön koşulu göz önünde bulundurularak Operation Nestegg adlı yani bir plana dönüştürüldü. 1944 sonbaharında, operasyonun bir kısmı, Alman askerî personeli için Müttefikler tarafından çıkarılan günlük Nachrichten für die Truppe (Askerler için Haberler) adlı günlük gazetede gündeme alınan bir propaganda kampanyasıyla başlatıldı.
Jersey, Guernsey ve Alderney adalarının üzerine, garnizonların en yoğun olduğu yerlere, havadan defalarca el ilanları atıldı. Bunların birinde SHAEF, o dönemde Alman işgal güçlerinin komutanı olan Korgeneral Rudolf Graf von Schmettow’u Manş Adaları telli haberleşme sistemine bağlanarak önemli bir mesaj beklemeye davet ediyordu. Plan, ele geçirilen bir Alman generalini beyaz bayrak altında adalara götürerek teslim şartlarının müzakeresine yardımcı olmasını amaçlasa da atılan el ilanları Almanlar tarafından görmezden gelindi.
Bu olaydan haftalar önce, Nazi işgal güçleri İngiltere Savaş Kabinesi’ne bir mektup yazarak, savaşacak yaştaki erkekler hariç olmak üzere, tüm sivillerin Manş Adaları’ndan tahliye edilmesi için yardım talebinde bulunmuştu. Başbakan Churchill, Savaş Kabinesi’ne sunduğu raporun altına şu ünlü cümleyi yazmıştı: “Bırakın açlıktan ölsünler. Savaş yok. Bırakın keyiflerince çürüsünler.”
Yaşanan bu olay, gıda kaynaklarının çok kıt olduğu Manş Adaları’ndaki vahim durumu yansıtıyordu. Yukarıda geçen sözlerle Churchill muhtemelen sadece Alman kuvvetlerinin açlıktan ölmesine dair dileğini dile getirmişti. Gelen talep üzerine İngiliz hükümeti Almanlara Cenevre Sözleşmesi uyarınca sivilleri besleme yükümlülüklerini hatırlattı. Churchill’in “Savaş yok.” şeklindeki sözleri ise adalarda konuşlanmış on binlerce Alman askerinin, Müttefiklerin hedeflerini engellemek için aktif rol alacak durumda olmamaları nedeniyle fiilen savaş esiri oldukları gerçeğini de yansıtıyordu. Somerset Hafif Piyade Alayı’ndan Tuğgeneral Alfred Snow, Nestegg Operasyonu’nun askerî yönünden sorumlu komutan olarak atandı.
Adaları geri almak için yapılan ilk planlarda, HMS Bulldog ve HMS Beagle gemilerinin Jersey ve Guernsey adalarına aynı anda ulaşarak asıl taarruz vasıtası olarak kullanılmaları; bu maksatla her biri 700 mevcutlu üç taburdan oluşan bir kuvvetin görevlendirilmesi öngörülmüştü. Bu hamle, Nestegg Planı’nın keşif kısmını teşkil eden Omelette Operasyonu ile birlikte yapılacaktı. Adalardaki Alman birliklerinin direniş seviyesini tespit etmek için her iki adaya da “deneme” amaçlı birlikler çıkarılacak ve teslim ile yeniden işgal arasındaki süre mümkün olduğunca kısa tutulacaktı.
5 Mayıs 1945’te Orgeneral Dwight D. Eisenhower, SHAEF’e şu direktifi verdi: “Alman komutanının niyetinden emin olmanız halinde, Manş Adaları’na yönelik Nestegg Operasyonu’nu mümkün olan en kısa sürede tamamlamalısınız.” Ertesi gün, adalardaki Alman kuvvetlerine İngiliz Güney Komutanlığı’nın işgal kuvvetinin koşulsuz teslimiyetini kabul etme yetkisi verildiğini belirten bir mesaj gönderildi. O akşamın ilerleyen saatlerinde, Guernsey’deki St. Peter Port radyo istasyonu “Manş Adaları komutanı, yalnızca kendi hükümetinden emir alır.” şeklinde kısa bir mesaj yayınladı.

Kansız Kurtuluş
Almanya’nın geçici Devlet Başkanı Karl Dönitz, 7 Mayıs 1945’te Alman kuvvetlerine teslim olmaları için emir vermişti. Ancak Manş Adaları’nda görevli olanların bu haberi duyup duymadığı belli değildi. Ayrıca adaların yeni komutanı Koramiral Friedrich Hüffmeier sıkı bir Nasyonal Sosyalistti. Bu durum, Alman Yüksek Komutanlığının aldığı kararlardan bağımsız olarak, Hüffmeier’in askerlerine savaşa devam emri verebileceği endişesini doğuruyordu.
Bu nedenle Koramiral Hüffmeier’e, Almanya’nın koşulsuz teslim olduğunu ve 8 Mayıs öğlen saatlerinde gerekli belgeleri imzalamak üzere Guernsey Adası’ndaki Les Hanois deniz fenerinin 6 km güneyindeki noktaya bir temsilci göndermesi gerektiğini bildiren bir başka telsiz mesajı gönderildi.
HMS Bulldog ve HMS Beagle gemileri saat 10’da Plymouth’tan birlikte ayrıldılar. İlki Guernsey, ikincisi ise Jersey Adası’na doğru seyre başladı. Tümgeneral Siegfried Heine, 9 Mayıs günü saat 7.14’te HMS Bulldog’un güvertesinde işgal güçlerinin koşulsuz teslimiyetine ilişkin belgeyi imzaladı. Tuğgeneral Alfred Snow, daha sonra adadaki Alman garnizonunun teslimini kabul etmek üzere Jersey’deki St. Helier’de demirlemiş olan HMS Beagle’a geçti. Küçük bir grup, olayları sevinçle alkışlayan halkın arasından hızla ilerleyerek liman binasına İngiliz bayrağını astı. O günden beri Manş Adaları’nın Kurtuluş Günü olarak kutlanan 9 Mayıs, adalıların Nazi zulmünden kurtuluşlarını anmak için resmî tatil ilan edilmiştir.
Images: Alamy
Benzer Haberler

Büyük tren akını: SAS'ın tarihe geçen Pisticci kurtarma operasyonu

İlk barut savaşları: Orta Çağ kalelerini yıkan devrim

Göklerin efendileri: II. Dünya Savaşı’nda avcı uçaklarının stratejik rolü









