Haber kapak görseli
Genel
4 dk okunma süresi
History Of War

I. Dünya Savaşı'nda Afrika Cephesi: Güney Afrika'nın Alman kolonilerine seferi

İçeriği Paylaş

Avrupa'daki savaşın gölgesinde Afrika'da da kader belirleyen çatışmalar yaşandı. Güney Afrika'nın Alman Güney Batı Afrika'sına düzenlediği harekât, yalnızca bir koloninin el değiştirmesine değil, kıtanın siyasi geleceğinin yeniden şekillenmesine de zemin hazırladı.

Afrika’daki diğer Alman kolonilerinde olduğu gibi, Avrupa’daki felaket haberleri sonunda Alman Güney Batı Afrika’sına (Günümüzdeki Namibya) ulaştığı zaman, bölgedeki Alman yetkililerinde savaş için herhangi bir istek yoktu. Ancak bu durum, Alman yetkililerin savaşa kayıtsız kaldıkları anlamına gelmiyordu. Almanlar vatanseverlik duygularını korudular, ancak kolonilerinin kaderinin Avrupa’daki savaş meydanlarında belirleneceğini gördüler. Onlara göre Almanya Avrupa’da galip gelmesi durumunda, Afrika’daki sömürgeleri güvende olacaktı. Anavatan Almanya, Alman Güney Batı Afrika’sına fazla önem vermiyordu. Aslında Almanya, 19. yüzyılın sonunda, İngiltere ile savaş durumunda Alman Doğu Afrika’sını elde tutma çabalarına odaklanmak için bu koloniyi tamamen terk etme kararı alınmış ancak savaş çıktığında bu karar unutulmuştu. O dönemde koloninin valisi olan Theodor Seitz, Boer Savaşları’nın ardından Britanya İmparatorluğu’na yeni katılmış olan komşusu Güney Afrika ile iyi ilişkiler içinde kalmak için büyük çaba sarf etti. Bu maksatla askerî geçit törenlerinden ve güç gösterilerinden kaçınıldı ancak bölgede yaşanan gerginliklerden uzak kalma şansı çok düşüktü.

Güney Afrika bölünmüş bir ulustu. Süregelen İngiliz karşıtlığı bir sorundu ve Güney Afrika’da yaşayan birçok topluluk Avrupa’da büyük bir savaş çıktığına dair haberleri sevinçle karşıladı ve Almanya’nın savaşın erken dönemlerinde elde ettiği başarılara ilişkin hikâyeleri keyifle dinledi.

Hristiyanlığın yerli halklar arasında yayılması ülkenin beyaz yöneticileri arasında sıkıntı yarattı çünkü vaizler savaşın Hristiyan idealinden uzak olduğuna dikkat çekmeyi başarmışlardı. Nüfus içinde yer alan diğer topluluklar ise savaşı, yanlışların düzeltilmesi için bir fırsat olarak gördü. Bunlar arasında Güney Afrika’nın güneydoğu kıyısında yaşayan Zulular öne çıkıyordu. Bu halk, İngiliz yenilgisinin Güney Afrika’nın çöküşüne sebep olacağını ve bunun Zulu topraklarının daha cömert olan Alman yönetimi altında yeniden kurulmasına yol açacağını umuyordu.

Boer toplumu içinde de İngilizler tarafından aşağılanmalarının ve kendilerine gösterilen kötü muamelenin intikamının Avrupa’nın muharebe meydanlarında alınabileceğine dair benzer umutlar vardı. Bu duygu o kadar güçlüydü ki Maritz İsyanı olarak bilinen bir ayaklanma, savaşın patlak verdiği haberi gelir gelmez alevlendi. İsyanın adı liderlerinden biri olan Manie Maritz’e atfen verilmişti. 12.000 kadar hoşnutsuz Boer’in katıldığı bu hareket kısa süre içinde bastırıldı.

Boer Savaşı gazileri olan Louis Botha ve Jan Smuts bu yeni savaşı uluslarının gücünü sergilemek için bir fırsat olarak görüyor ancak aralarında yer aldıkları Güney Afrika siyasi elitleri arasında bu tür İngiliz karşıtı duygular yer almıyordu. Bununla birlikte işler pek de iyi başlamadı. Güney Afrika’nın Alman Güney Batı Afrika’sına ilk saldırısını teşkil eden Sandfontein Muharebesi (26 Eylül 1914) yenilgiyle sonuçlandı. Bunun üzerine Almanlar inisiyatifi ele geçirerek 1915 başlarında başarısız bir taarruz başlattı.

İkinci Saldırı

Daha sonra, Botha ve Smuts’un ayrı kuvvetlere komuta ettiği daha iyi organize edilmiş bir istila hareketi gerçekleştirildi. Bu kapsamda Botha Swakopmund, Smuts ise Luderitzbucht kıyı kasabasına çıkarma yaptı. Hızlı hareket etmeye önem veren her iki çıkarma kolu, koloninin içlerine kadar girerek toplam sayıları 2.200 civarında olan küçük Alman kuvvetlerini defalarca geri çekilmeye zorladı. 5 Mayıs 1915’e gelindiğinde Botha’nın başında olduğu birlik koloni başkenti Windhuk’u ele geçirdi. Almanlar teslim olmayı önerdikleri için aslında harekât o zaman sona erebilirdi, ancak Botha Almanların önerdiği şartları dikkate almayıp operasyona devam etmeyi seçti.

Smuts da güneye doğru sorunsuz bir şekilde ilerleyerek 20 Mayıs’ta Keetmanshoop’u ele geçirdi. Daha sonra Güney Afrika ile kara sınırı üzerinden Alman Güney Batı Afrika’sını işgal eden diğer iki birlik de Smuts’a katıldı. Bu güç toplu halde kuzeye doğru ilerleyerek geri çekilen Almanları Botha’nın birliklerinin üzerine sürdü. Bu gelişmeler üzerine umutsuz bir duruma düşen Almanlar 9 Temmuz’da koloniyi teslim etti.

Koloninin teslimiyeti aynı zamanda Almanların Portekiz’in Güney Batı Afrika’sına (Günümüzdeki Angola Cumhuriyeti) el uzatma çabalarına da son verdi. Portekiz ve Almanya arasında resmî olarak savaş ilan edilmemişti ve Mart 1916’ya kadar da edilmeyecekti. Ancak Almanya’nın uzun zamandır Portekiz’e ait bu topraklarda gözü vardı ve hatta İngiltere ile burayı aralarında paylaşma konusunda görüşmelere başlamıştı.

Almanlardan düşmanca bir hareket bekleyen Portekizliler tarafından Angola’ya bir seferi kuvvet gönderildi. Bu kuvvet, 18 Aralık 1914’te yaklaşık 2.000 kişilik bir Alman istila gücüyle karşılaştı. Yenilgiye uğrayan Portekizliler geri çekildi. Portekiz ancak Almanların Temmuz 1915’te Güney Afrika kuvvetlerine teslim olmaları sayesinde kolonisini kurtardı.

Sonuç olarak Güney Afrika, 266’sı ölü ve 263’ü yaralı olmak üzere, nispeten az kayıp vererek bu yeni ve geniş toprakları ele geçirdi. Ancak ele geçirilen bölgeler hiçbir zaman resmen Güney Afrika’nın bir parçası olmadı. Yine de Güney Afrika’nın savaşı henüz bitmemişti. Bu devletin silahlı kuvvetlerinin başarısı ve askerî kapasitesinin büyüklüğü, Doğu Afrika’daki operasyonlar için taze birliklere ihtiyaç duyulduğunda Güney Afrika’yı İngiltere’nin bakacağı bariz yer haline getirdi.

© 2025 bmag - Tüm hakları saklıdır.

Iyzico ile ÖdeIyzico Logo