
Amazon’da iklimi konuşmak
Kısaca COP30 olarak adlandırılan 30’uncu Taraflar Konferansı yine hükümetleri, bilim insanlarını, sivil toplum ve özel sektör temsilcilerini bir araya getirdi, küresel iklim değişikliği ve doğa koruma alanlarında uluslararası işbirliği sağlamaya çalıştı.
BM Genel Sekreteri António Guterres, zirvenin kapanışında “COP30 ilerleme sağladı ama bilimin bizden istedikleriyle aramızda hâlâ tehlikeli ölçüde geniş bir fark var” diyerek dengeli bir uyarıda bulundu. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) ise daha açık sözlüydü: Atmosferdeki sera gazı seviyeleri 800 bin yılın zirvesinde ve artık 1.5 derece hedefine ulaşılması daha da zor. Bu eşik, küresel ısınmayı Sanayi Devrimi öncesine göre en fazla 1,5 derece artışla sınırlandırmayı amaçlıyor. Ama şimdiye dek düzenlenen konferanslarda hedefi tutturma yönünde kalıcı adımlar atılamadı. Brezilya’daki COP30 sonrasında da eleştiriler fosil yakıtların aşamalı olarak terkedilmesine dair bir taahhütte bulunulmadığı, somut ve bağlayıcı hedefler belirlenmediği ve sivil toplumun yeterince temsil edilmediği üzerinde yoğunlaştı. Fosil yakıt üreten ülkeler ve iş dünyası ise daha iyimserdi, onlar konferansın sonucunu “yavaş ve gerçekçi” buldu.
Ama “yavaşlık”, küresel ısınmanın sonuçları düşünüldüğünde en çok kaçınılması gereken nokta. 1,5 derece hedefi sadece yarım derece aşılıp 2 dereceye çıktığında bile dünyada aşırı sıcaklara maruz kalan insan sayısını üç katına çıkaracak. Bilim bu noktada küresel emisyonun 2030’da en az yüzde 50 azaltılması ve çok geçmeden de sıfıra inmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.
COP30’un Belém’de, Amazon ormanlarının yanı başında düzenlenmesinin de ayrı bir anlamı vardı. Amazon Havzası’nda doğa tahribatı son yıllarda hızlandı ve bölge koruma çalışmalarının öncelikli konularından biri haline geldi. Zira Amazonlar’da madencilik, ormancılık ve petrol arama çalışmaları tüm hızıyla sürüyor, yerli topluluklar topraklarından ediliyor.












