
Anın farkındalığı sevgi olsun
Yazar: Hande Akın
İyi kötü, doğru yanlış, güzel çirkin, anlamlı anlamsız diye bir uçtan diğer bir uca ayırdığımız kavramların, deneyimlerin hepsinin “bir” olduğu kavrayışına geçiyoruz. Elbette bu uzun bir yolculuk…
Anın farkındalığı ile yaşamak; yaşamda ustalaşmanın, bilgeleşmenin, keyifli olmanın, hem her şey olduğunun hem de hiçbir şey olmadığının bilinciyle bir yolculuk.
Bazı anlar var ki hayatımıza damgasını vuruyor, dönüm noktası oluyor. Kaza anı, karar anı, sevdiğimize evet dediğimiz an belki… Bazen de hiçbir rolümüzün olmadığı hayat filminin bir sahnesinde, bir başkasının hayat filmine figüran olduğumuz an belki de yaşamımıza damgasını vuruyor. Yaşamımız dönüm noktaları eşliğinde değişiyor, dönüşüyor.
Bazı anlar var ki ne olduğunu, ne yaşandığını bir boyutta bilmiyoruz. Başka bir boyutta her şeye şahidiz… Doğduğumuz, öldüğümüz an mesela bunlardan…
İşte doğum ve ölüm arasında kısa bir çizgi olan yaşamımızda, anın farkındalığını çocukken oyun oynarken yaşıyoruz. Zaman kayboluyor. Geçmiş ve gelecek yok oluyor. Sadece anda var olunuyor.
Sonra gelişimsel evrelerimize paralel; büyürken öğrendiklerimiz, etrafımızda görüp duyup etkilendiklerimiz ve yaşam deneyimlerimizle birlikte anın farkındalığını kaybedebiliyoruz. Bilincimizin değil, bilinçaltımızın kumandasında, farkında olmadan, hissetmeden yaşayabiliyoruz.
Bilinçaltı dipsiz bir kuyu, engin bir okyanus, göğe doğru yükselen sonsuz bir dağ gibi…
Zaten belli bir yaşa kadar kendisini, kendimizdeki “BEN”leri hiç bilmeden yaşıyoruz. Ben zannettiğimiz ise; öncelikle annemiz, babamız, çekirdek ailemiz ve geçmiş nesillerimizden aldıklarımız… Yaşamda deneyimlediklerimiz de eklenince bu uçsuz bucaksız gölgelerimizin de barındığı alanda; insan olma yolculuğunda bilinç kavramı fazlaca öne çıkıyor. Bilinçli olmanın kıymeti artıyor.
Kendini gerçekleştirmenin, hatta kendi benliğini aşmanın yegâne yolu; bilgiden bilince geçmek, kendi özünü deneyimlemek oluyor. Bundan dolayı bireyin, toplumların, anın farkındalığı ile yaşaması, yaşamını inşa etmesi mucizevi… Çünkü o zaman hastalıkların önü bile kesilebilir, depresyonlar son bulabilir. Kişi anın farkındalığı ile tatminkâr bir yaşam sürdürebilir. Zihni geçmişten ve gelecekten bağımsız anda kalabilir.
Peki bizi geçmişe, geleceğe sürükleyen, andan koparan nedir? Düşüncelerimiz diyebilir miyiz? Düşüncelerimizi besleyen, bir ağacın kökleri gibi tüm yaşam deneyimlerimizden, hatta ailemizin, atalarımızın yaşam deneyimlerinden gelen duygular olabilir mi?
Yok sayılan, görmezden geldiğimiz, geçmişte bir şekilde yaşadığımız, üstünü kapadığımız, hatta hiç hatırlamadığımız ve hiç bilmediğimiz hikâyelerimizin evrende, enerji bedenimizde, bilinçaltımızın derinliklerinde kalmış duyguları ve korkuları olabilir mi?
Cevap evet!
İstediğiniz kadar anda kalın, istediğiniz kadar bilinçli bir farkındalık ile yaşayın. Enerjiyi dönüştürmeden olmaz! Duyguları, korkuları, yaşamımıza hizmet etmeyen düşüncelerimizi sevgiye dönüştürmeden olmaz.
Yaşamın sevgiyle akabilmesi için yaşamda sevgiyle akabilmek ve en başta belirttiğim insan olma yolculuğunda BİRleyebilmek için değişiyoruz, dönüşüyoruz, yeni bilinç boyutlarında yaşıyoruz. Bunun anahtarı ise SEVGİ!
Anın farkındalığını yaşayabilmek için kalbinizi, yaşamınızı SEVGİ ile doldurun, besleyin. Her zaman özümüzün sevgi olduğunu hatırlayarak, bilerek, hissederek…
Anın farkındalığı sevgi olsun.
Ve de öyledir...
“İstediğiniz kadar bilinçli farkındalık ile yaşayın. Enerjiyi dönüştürmeden olmaz! Yaşamımıza hizmet etmeyen düşünceleri sevgiye dönüştürmeden olmaz.”












